2 Temmuz 1993’te Sivas’ta meydana gelen Madımak Katliamı, yalnızca bir otelin alevler içinde kalmasından ibaret değildi. Bu olay, Türkiye’nin laiklik ilkesi, inanç özgürlüğü ve birlikte yaşama iradesine yönelik bir saldırıydı. Katliamda 33 aydın, sanatçı ve yazar ile iki otel çalışanı yaşamını yitirdi. Aradan geçen yıllara rağmen Madımak, henüz kapanmamış bir yaradır; vicdanlarda ve hukukun gözünde derin bir acı olarak kalmaya devam etmektedir.
Madımak Katliamı’nın kapanmamasının asıl nedeni, o gün yaşananların hakikatinin tam anlamıyla ortaya çıkarılamamış olmasıdır. Sorumluların adalet önüne çıkarılmaması, Türkiye’de cezasızlık kültürünün kök salmasına zemin hazırlamıştır. Anayasa Mahkemesi’nin Sivas Katliamı davasına ilişkin verdiği “yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği” kararı, devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünü yerine getirmediğini ortaya koymaktadır. Ancak bu karar, adaletin zamanında sağlanmadığı gerçeğini değiştirmemektedir.
Madımak, sadece birkaç faile yönelik bir yargılama sürecinin ötesinde, Türkiye’nin demokrasi ve hukuk devleti anlayışının sorgulanmasına neden olan bir olaydır. Katliamın nasıl gerçekleştiği, kimlerin sorumluluğu bulunduğu ve bu tür bir nefret saldırısının nasıl mümkün hale geldiği soruları hala yanıt beklemektedir. Hukuk ve adalet arayışında toplumun vicdanını tatmin edecek açıklıkta cevaplar verilmediği sürece, yaşananların tekrarlanma ihtimali her zaman mevcut olacaktır.
Gerçek bir toplumsal barış sağlamak, geçmişte yaşanan acıların üstünü örtmekle değil, o acıların bir daha tekrarlanmaması için gerekli demokratik ve hukuki güvenceleri yaratmakla mümkündür. Madımak, sadece Alevi toplumunun hafızasındaki bir yara değil; Türkiye’nin farklı inançlarla ve kimliklerle kurduğu ilişkinin bir yansımasıdır. Bu nedenle Alevilerin eşit yurttaşlık talepleri, inanç özgürlüğü ve bağımsız yargı mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Sonuç olarak, Sivas Madımak Katliamı’nın üzerinden geçen yıllar, sadece bir acının değil, tamamlanmamış bir yüzleşmenin tarihini göstermektedir. Anayasa Mahkemesi’nin kararı önemli bir adım olsa da, bu kararın gerçek değeri, yeni ve samimi bir yüzleşme sürecinin başlangıcına dönüşmesindedir. Adalet, yalnızca geçmişin hesabını görmek için değil; ortak geleceği korumak ve güvenle inşa etmek için de gereklidir.
📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU
Madımak Katliamı, sadece bir cinayet değil, Türkiyenin demokrasi ve insan hakları açısından bir dönüm noktasıdır. Bu olayın üzerindeki karanlık örtü, Alevi toplumunun yaşadığı adaletsizliğin ve ayrımcılığın bir sembolü haline gelmiştir. Sorumluların hâlâ yargı önüne çıkarılmaması, cezasızlık kültürünün kök salmasına neden olurken, bu durum Alevilik ve inanç özgürlüğü mücadelesini daha da güçlendirmektedir. Adaletin sağlanması, yalnızca geçmişin yaralarını sarmakla kalmayacak; aynı zamanda gelecekte benzer acıların yaşanmaması için de elzemdir.
— Alevi Gazetesi Editörü