2 Temmuz 1993 tarihinde, Sivas’taki Madımak Oteli’nde gerçekleştirilen katliam, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık olaylarından biri olarak kayıtlara geçti. Bu trajik olayda, 33 aydın, sanatçı, yazar ve ozan ile iki otel çalışanı, inançlarına yönelik bir nefret saldırısıyla hayatını kaybetti. Saldırıya katılan binlerce kişi, güvenlik güçlerinin müdahale etmemesiyle birlikte oteli kuşattı ve içeride mahsur kalanlar ateşe verildi. Bu olay, yalnızca Türkiye için değil, uluslararası insan hakları açısından da ağır bir ihlal olarak değerlendirildi.
Aradan geçen 33 yıl boyunca, Madımak Katliamı’nın failleri arasında yer alan dokuz firari sanık, Almanya’da yaşamaya devam etti. Bu sanıklar, yıllardır yargılanmadı ve Türkiye, bu kişilerin iadesi konusunda yeterince etkin bir adım atmadı. Türkiye’nin hazırladığı iade dosyalarının, katliamın insanlığa karşı suç niteliğini yeterince ortaya koymadığı iddiaları gündeme geldi. Dolayısıyla, bu durum hem Türkiye hem de Almanya açısından ciddi soruları beraberinde getiriyor.
Madımak Katliamı’nın hukuki niteliği, Alevi kurumları, insan hakları savunucuları ve hukukçular tarafından yıllardır tartışılıyor. Bu katliam, yalnızca bir cinayet davası olarak değil, inanç kimliği nedeniyle hedef alınan bireylerin sistematik bir şekilde öldürülmesi olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle, insanlığa karşı suçlar kapsamına alınması gerektiği ve bu tür suçlarda zamanaşımı uygulanamayacağı görüşü savunuluyor.
Geçmişte yaşananların aydınlatılması ve adaletin sağlanması için uluslararası hukuk mekanizmalarının devreye girmesi gerekmektedir. Almanya, geçmişteki ağır insan hakları ihlalleri için evrensel yargı ilkesini kullanarak birçok davayı incelemişken, Sivas Katliamı’ndaki firari sanıklar konusunda neden aynı iradeyi göstermediği sorusu yanıt bekliyor. Bu bağlamda, Madımak dosyası yalnızca Türkiye’nin değil, aynı zamanda uluslararası hukukun da sınandığı bir dava olarak niteleniyor.
Bugün, Madımak Katliamı’nın adalet arayışı, yalnızca Alevi toplumunun değil, insan haklarına inanan herkesin ortak sorumluluğudur. Bu nedenle, cezasızlığın sona erdirilmesi ve tüm sorumluların hesap vermesi için mücadele etmek, toplumsal hafızayı korumak ve adil bir geleceği inşa etmek adına büyük önem taşımaktadır.
📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU
Madımak Katliamının faillerinin hala yargılanmaması, Türkiyenin insan hakları konusundaki kararlılığını sorgulatıyor. Alevilik inancına sahip bireylerin, geçmişte yaşadıkları bu ağır travmanın adaletle sonuçlanmaması, toplumda derin bir yaraya neden olmaktadır. Türkiyenin uluslararası hukuk karşısındaki sorumluluğunu yerine getirmemesi, yalnızca Alevi toplumu için değil, tüm mazlumlar için bir utanç kaynağıdır. Bu durum, adaletin yerini bulması için gereken mücadeleyi daha da anlamlı kılmaktadır.
— Alevi Gazetesi Editörü