Son günlerde Alevilere yönelik tartışmalar yoğunlaşmış bulunmaktadır. İşin ilginç tarafı bazıları, her yolu deneyerek bu tartışmaların devam etmesini sağlamaya çalışmaktadırlar. Alevilerin tartışması, Aleviliğin tartışılması gerekli ve önemlidir. Hatta Alevilerin tartışmaları gereken hayati konular bulunduğunu özellikle belirtmek gerekir. Ancak bu tartışmaların kazandırıcı ve ilerletici olması, Alevilerin demokratik hak mücadelesini geliştirmeye hizmet etmesi gerekmektedir. O nedenle Alevi toplumunun hem bölgenin yeniden yapılandırılmasını hem ilgili gelişmeleri dikkatle ele alması, yakında takip etmesi gerekmektedir.
Bilindiği gibi İran, Irak, Suriye, Azerbaycan, Türkiye, Kürdistan ve Balkanlar Alevilerin otantik ve kadim coğrafyasıdır. Diaspora dışında kalan Alevilerin ezici çoğunluğunun belirtilen coğrafyada yaşadığı bilinmektedir.
Sözü edilen Alevi, Bektaş’ı ve Kızılbaş toplum, bulundukları coğrafyaya hükmeden devletlerin tamamı tarafından düşman kabul edilmektedirler. Ne söz konusu devletlerin farklı politik özelliklerde olması ne de adı geçen Alevi toplumsal gruplarının değişik süreklerde olmaları bu düşmanlığı ortadan kaldırmamıştır. Tarihsel olarak yüzlerce yıldır sürdürülen bu düşmanlık, bugün de devam etmektedir.
Bu gerçeklikle birlikte, bölgenin yeniden dizayn edildiği bu aşamada, Alevilere yönelik önemli saldırılar olduğu, sürekli ve sistemli olarak saldırı tehdidi altında bulundukları bilinen bir gerçekliktir. Aleviler bu konularda neler yapmalıdırlar, neler yapabilirler? Hem sözü edilen saldırılar hem ifade edilen sorular, Alevilerin ve demokrasi güçlerinin gündeminde olması gereken sorulardır.
Bölgede yaşanan mevcut durum göz önüne alınarak konu incelenebilir. Bu anlamda her ne kadar bölge devletlerinin hepsi, Alevi, Bektaş’ı ve Kızılbaş düşmanı olsalar da aralarında farklılıklar da bulunmaktadır. Bu anlamda Türkiye ve İran dışındaki devletlerin, bölgesel hesapları bulunmadığı için kendi sınırları dışındaki Alevilere yönelik bir düşmanlıkları söz konusu olmamaktadır.
Ancak en yoğun biçimde Alevi düşmanlığı yapan ve bölgenin dizayn edilmesinde çok aktif bir rol oynamaya çalışan Türk Devleti, Alevi düşmanlığını ve Alevilere saldırıları, bütün bölgeye yaymak istemektedir. Bunun Aleviler açısında anlamı şudur; Aleviler, bölge ölçeğinde daha çok ve daha yaygın saldırılara maruz kalabilirler.
Çünkü mevcut Türk devleti, bölgede Osmanlıcı, İslamcı ve Türkçü bir devlet oluşturmaktadır. Böyle bir devlette ise Alevilerin bulunması istenmemektedir. Dolayısıyla söz konusu yeniden yapılandırma sürecinin ortaya çıkartacağı imkanlar ve fırsatlar değerlendirilerek, sadece Türkiye’de değil, bölgede “Alevisiz” bir gelecek tasarlanmaktadır.
Bu demektir Türk Devleti, gelecekte Alevilerin, Kızılbaşların, Bektaşilerin ve her sürekte Alevinin, iradi, örgütlü bir toplumsal güç olarak bölgede varlığını istememektedirler. Bölgeyi yeniden yapılandıran diğer güçler ise Türk devletinin sözü edilen politikasına, sessiz kalarak onay vermektedirler. Türk devleti, bu politikasını uygulamak için, bölgenin dizayn edilmesini ve bu süreçte aktif rol almış olmayı, fırsata ve imkana çevirerek, klasik ve değişmez Alevi düşmanlığını, bölge çapında uygulanacak pratik bir politikaya dönüştürmek istemektedir. Alevi düşmanlığının güncellenmesi ve tırmandırılması, DAİŞ’in, El- Nusra’nın HTŞ’nin ve benzerlerinin desteklenmesi bu amaçladır.
Bu tespitin ürkütücü olduğu, ayrıca böyle olmasından dolayı, inandırıcılığının zayıfladığı açıktır. Ancak hiç kuşku duyulmasın ki gerçek bütün çıplaklığıyla böyledir.
Öte yanda Alevilerin yok edilmek istenmesinin nedeni, farklı ve sisteme uymayan bir toplumsal grup olması ve aynı zamanda her türlü yok etme saldırılarına karşı, azımsanmayacak bir direnme potansiyeline sahip olmasıdır. Bu yok etme sürecinde asimilasyon ve taciz saldırılarının yanında, fırsat ve imkânlara bağlı olarak, katliam ve soykırım yöntemlerinin de kullanılabileceği açıktır. Bu baskı yöntemleriyle Alevilerin varlığı, belli bir süreçten sonra, folklorik bir topluluk düzeyine indirilmek istenmektedir.
Gerek DAİŞ, HTŞ ve benzeri güçlerin gerekse Türk Devleti’nin bölgenin dizaynı kapsamında, Alevilere ilişkin olarak geliştirdikleri bu programa karşı, elbette Alevilerin de yapabilecekleri, yapmaları gerekenler de vardır. Tabii ayrıca olanakları ve imkansızlıkları da.
Bu çerçevede, yok etme saldırılarının hedefi olan Aleviler, tarihsel olarak önemli bir mücadele birikimine ve büyük bir demokratik bilince sahip oldukları bilinmektedir. Ayrıca bulundukları bütün ülkelerde yetersiz de olsa birçok kurumları bulunmaktadır. Görmezden gelinemeyecek kadar, ciddi bir nüfusa sahiptirler. Bölgede bulunan demokrasi güçleri, ezilenler ve Kürt siyasal hareketi, Alevilerin yanında yer almaktadırlar.
Bütün bunlarla birlikte değerlendirildiğinde şu gerçeklerin bir kez daha altını çizmek gerekiyor. Birincisi, bulundukları bölgelerdeki devletlerin tamamı Alevi düşmanıdırlar. İkincisi, bu devletlerin içinde Türk Devleti, Alevi düşmanlığında başı çekmektedir. Üçüncüsü, toplumsal- siyasal sorunları çözme kapasitesi sınırlı olan demokrasi güçleri ve Kürt siyasal hareketi dışında, Alevilere dost olan hiçbir siyasal güç söz konusu değildir.
İfade edilen gerçeklerden bakıldığında bölge çapında ve her sürekte Aleviler, çeşitli imkânları bulunmasına rağmen, güvende değillerdir.
Mevcut durumda, “Aleviler neler yapmalı neler yapabilirler” sorusuna bakmak gerekiyor. Öncelikle bütün süreklerdeki Alevi toplumu ve kurumları, barış ve demokratik toplum sürecinin sunduğu imkânları da değerlendirerek, “güvenlik, gelecek ve örgütlenme” konularında yaygın ve kapsamlı tartışmalar geliştirebilirler. Suriye’de ve Türkiye’de Alevilere yönelik saldırılar konusunda, bilinenler dışında, farklı mücadele araç ve yöntemleri geliştirmek için çalışmalar yapılabilir.
Geleceği kazanmak için yapılacak çalışmalarda hem Alevi kitlesiyle hem Alevi dostlarıyla birlik olunmasına özellikle dikkat etmek, önemlidir, kazandıracak olan bu yoldur. Yani Aleviler, belirtilen bu tehlikelere karşı ve mevcut imkânları değerlendirerek, bugüne kadar yaptıklarından daha fazlasını yapmaya yönelmelidirler. Nasıl ki Alevi düşmanları, Alevileri ve Aleviliği yok etmek için bölgenin yeniden yapılandırılmasını kullanmak istiyorlarsa Aleviler de yeni dönemin imkanlarını değerlendirerek kazanımlar edinmelidir. Böyle bir sonuç elde etmek hem hayatidir ve hem mümkündür,