Ana SayfaGüncel HaberlerAlevilik felsefesinde "devlet ve...

Alevilik felsefesinde “devlet ve toplum” kavramı

MEHMET KÖMÜR/ Felsefeci 

Alevilik, merkeziyetçi hegomonik devlet anlayışına karşı, demokratik özerkliği savunur.     

İlk ve ortaçağ devletlerinde gücünü tanrıdan aldığını söyleyen kral ve hükümdarlar, tüm insanlık için tanrısal adaleti gerçekleştirme iddiasında bulunarak, iktidarlarını bu yolla meşru kılmak istemişlerdir. Birey ise yalnızca bir uyruktur. Özcesi demokrasi öncesi toplumlarda birey-devlet ilişkisi bir tür efendi-kul ilişkisi şeklindedir. Günümüz ulus-devlet biçimlerinde ise her ne kadar kavramlar değişse de, devlet bütünle özdeşleştirilerek, bütünün iyiliği adına birey ve bireyin hakları baskı altında tutulmaya devam edilmektedir.

Klasik devlet biçimleri kendilerini tartışmasız en büyük otoriter güç olarak örgütler. Bu, toplumda egemen bir gücün ve bu gücün koyduğu kurallara uymak zorunda olan yönetilenlerin bulunması demektir. Otorite, erk. güç, kural ve buyruk gibi kavramlar, özü itibariyle insan tabiatına aykırıdır. Çünkü özgür olmak isteyen insan, başına buyruk istemez. Bu yüzdendir ki, tarihin her döneminde, filozoflar bilgi, erdem, adalet ve demokrasi gibi kavramları devlet erkinden daha önemli görmüşlerdir. Diyalektik düşüncenin temsilcisi kabul edilen, antikçağın ünlü filozofu Herakleitos, (İ.Ö.540-480) kral rahipliği kendisine kalmasına rağmen kabul etmeyerek, küçük kardeşine bırakır ve ülkesini tiranlıkla yöneten Melankomas’ı demokrasiye geçmesi konusunda ikna eder. Efeslilerin kendisinden yasaları yapmasını istedikleri, onun ise buna cevap bile vermediği söylenir. Bir gün Artemis tapınağında çocuklarla oyun oynarken kendisine şaşkınlıkla bakanlara “Ne şaştınız reziller; sizinle devleti yönetmek daha mı iyi sanki?” dediği söylenir. Antikçağ Yunan materyalizminin ve atomculuğunun en büyük isimlerinden Demokritos (İ.Ö.460-370) “Bir tek doğa olayının nedenini bulmayı Pers Kralı olmaya yeğlerim” diyerek, iktidar ve devlet olgusunu küçümser. Tarihin en büyük askeri komutanlarından İskender’in bir gün Sinop’lu Diogenes’e “Dile benden ne dilersen” sözüne karşılık, Diogenes’in “Gölge etme başka ihsan istemem” diyerek, verdiği cevap ise tarihe geçmiştir.

Antikçağ Yunan filozoflarının bir diğer özellikleri de doğal olanı büyük bir saygıyla karşılamaları, yapay olanı ise şiddetli eleştirmeleridir. “Doğal olan hiçbir şey utandırıcı değildir” diyen Aristipos’a  “Neden filozoflar kral saraylarına giderler de, krallar filozofların evine gitmezler”sorusuna “Çünkü filozoflar kendilerinden olanları bilirler, krallarsa bilmezler” diye karşılık verir. Doğa filozoflarından sonra gelen ve felsefi düşünceyi insan ve toplum sorunlarına yönelten sofistler, devlet kurumunun ve yasaların yapay olduğuna ve bunların insanların “doğal” durumlarına aykırı olduğu yönündeki eleştirilerini sürdürürler. Filozofların devlet erkine eleştirileri ortaçağın karanlık döneminden günümüze kadar devam eder. Gelinen aşamada her ne kadar kapitalist devlet anlayışı reel sosyalist devletlere karşı bir zafer sarhoşluğu yaşasa da, küresel ölçekte yaşadığı sorunlar, derinleşerek devam etmektedir. Buna paralel olarak farklı araç ve kavramlarla sistemi ayakta tutma çabaları da sürdürülmektedir. Güçsüzleri güçlüler karşısında koruma amacıyla ortaya konulan “sosyal devlet” anlayışı, bir nevi bakıcı sistemlerin kendilerine yönelecek tepkileri önleme çabasıdır. Buna karşı ezilen geniş halk kitlelerinin mücadele arayışları da devam etmektedir. Ezilen halklar, ulus-devlet anlayışının bir ürünü olan kapitalist moderniteye karşı, yeni bir yönetim biçimi olan demokratik özerk devlet anlayışını ortaya çıkarmıştır.

Alevilikte devlet amaç değil araçtır.

Alevilik düşüncesi tarihin her döneminde insanı özne bilmiştir. Bireyin temel hak ve özgürlüklerini baskı altında tutan kapalı ulus-devlet anlayışına karşıdır. “Devlet baba”, “kutsal devlet” gibi insan haklarını öteleyen ve demokrasi ile bağdaşmayan bir devlet anlayışının Alevilik düşüncesinde yeri yoktur. Bu ve benzeri kavramlar, bireyin hak ve özgürlüklerine müdahale olarak değerlendirilerek, şiddetle karşı çıkılır.

Bireyin devlet karşısında özgürlük alanını genişletmesinde felsefenin ve filozofların katkıları elbette ki göz ardı edilemez. Alevi filozoflar sınıflar arası savaşımın bir ürünü olan despotik devlet anlayışını reddeder. Devlet halkların dışında, onların üstünde bir varlık değildir. Devlet, yasaların ve hukukun yapay örgütlenmesidir. Haklar doğal, yasalar ise yapaydır. Dolayısıyla öncelik yapay bir kurum olan devlet değil, birey ve bireyin doğal haklarıdır. Alevilere göre klasik ulus-devlet anlayışı çıkar çatışmalarını derinleştirdiği için evrensel dayanışmayı da ortadan kaldırır. Hakikatçi Aleviliğin önemli filozoflarından İbreti, bu düşünceyi şu deyişi ile dile getirir;

İbreti’der varlığımız bitmezdi / İnsanoğlu yanlış yere gitmezdi / Ayrı gayrı devlet icat etmezdi / Dünyaya bir bayrak diker giderdim

Alevilik, klasik devlet-iktidar dışı bir örgütlenmedir

Alevilik düşüncesinin bir diğer özelliği de devlet ve iktidar dışı bir örgütlenmeye sahip olmasıdır. Başka bir deyişle Alevilerin uzun süre ocak kültürü ve kendine özgü normlarla otonom bir toplumsal sistem oluşturmuşlardır. Özellikle Kızılbaş Aleviliğin resmiyetten uzak, yüz yüze ilişkilerin hüküm sürdüğü, “ben” duygusundan çok “biz” duygusunun yaşandığı, kırsal kesimlerde geliştiğini biliyoruz. Dolayısıyla Alevilik düşüncesinde bu günkü anlamıyla tabaklaşma dediğimiz sınıflaşma olgusu ve yazılı bir hukuk sistemi yoktur. Fakat bu toplumun devam ve düzenini sağlayan denetim mekanizmalarının olmadığı anlamına gelmez. Alevilikte sosyal kontrol, genellikle resmi olmayan sosyal değer ve normlarla sağlanır. Bu durum kır toplumların sosyolojik bir özelliğidir. Aynı zamanda kır toplumlarda her ne kadar yazılı ve yazısız normlar birlikte yürütülse de, yazısız normlar genellikle yazılı normlardan daha baskındır.

 Kızılbaş Alevilikte yazısız normlar, uzun süre bir sosyal kontrol aracı olarak, grup bireyleri arasında bir davranış birliği sağlamıştır. Yine normlar toplum içerisinde genel bir uygulama biçimi olarak herkese eşit bir biçimde uygulanmıştır. Kurallara uymayanlar ise düşkün ilan edilerek, toplumda dışlanmıştır. Özcesi Osmanlıdaki “şerri hukuk” sistemi, Kızılbaş Alevilerde yerini “dara durma” olarak bilinen halk mahkemesine bırakır. Bu yüzdendir ki, Aleviler zorunlu olmadıkça Osmanlının şerri mahkemelerine gitmeyerek, sorunları kendi normlarıyla çözmeye çalıştılar. Bu gerçekliği merkezi teşkilatın taşrada gösterdiği politikaları açıklayan Ahkâm Defterlerinde de görmek mümkündür. İç-toroslar’da önemli bir alevi kitlesini barındıran Maraş bölgesinin Ahkâm defterleri bu bağlamda ele alındığında bizi şu tespitlere götürür: Maraş Ahkâm Defterleri Hicri 1155 / Miladi 1742 de tutulmaya başlanmış ve 140 yıl sonra Hicri1294 / Miladi 1877 de son bulmuştur. Bu süre zarfında Maraş’a ait 6 adet Ahkâm defteri tutulabilmiştir. Aynı dönemde diğer eyaletler için tutulan Ahkâm Defterlerinin sayılarıyla Maraş’a ait Ahkâm Defteri’nin sayısını karşılaştırdığımızda en az Ahkâm Defteri’nin Maraş’a ait olduğunu görmekteyiz. Sosyal problemlerin en çok yaşandığı yer olmasına rağmen, dava sayısının diğer eyaletlere göre az olması dikkat çekicidir. Bu durumun nedeni, yukarıda da değindiğimiz gibi bölgedeki Alevi aşiretlerinin ­-yönetimle olan çelişkilerinden dolayı- sorunları kendi kuralları ile çözme yollarına başvurmalarıdır.

Tarihsel baskılara karşı özsavunma ve özyönetim modeli ile varlığını günümüze taşıyan aleviler, gelinen aşamada tekçi ulus-devlet anlayışına karşı özgünlüklerini korumak için güçleri oranında sesini yükseltmeye çalışıyorlar. Amaç yeni bir toplumsal sözleşme ile özgünlüklerini korumak ve garanti altına almaktır. Bu da ancak toplumun tüm farklılıklarına (dil, inanç, kültür, yaşam biçimi) vb. eşit yaklaşan demokratik özerk bir yönetim anlayışı ile mümkündür. Bu bilinçle hareket eden Alevilerin en büyük müttefiki, kuşkusuz aynı taleplerle ortaya çıkan Kürt halkı ve demokrasi mücadelesi veren güçlerdir. Sistem bu birlikteliğin ortaya çıkaracağı gücün önüne geçmek için -geleneksel yöntemler dâhil- alevi çalıştayı adı altında her yola başvurmaktadır. Kavram kargaşası yaratılarak, Alevilik düşüncesi ile ilgili bir çok uygulama ve ritüel tarihsel bağlamından koparılarak, özden çok biçimsel yöntemlerle sürdürülmek istenilmektedir. Bu yüzdendir ki, kırdaki kominal ve yardımlaşmaya dayalı dayanışma biçimi, günümüzde yerini şehirlerde bireysel çıkarlara dayalı bir yaşam biçimine bırakmıştır.

Alevilik, demokratik-ekolojik toplumdan yanadır

Alevilik, Tanrı-insan-doğa sevgisine bir bütün olarak yaklaşır. Bu yüzdendir ki çevreyi, kültürleri ve farklılıkları reddeden hegomonik üniter devlet anlayışına karşı çevreye, bireyin hak ve özgürlüklerine önem veren demokratik-ekolojik devlet anlayışını savunur. Bu da ancak günümüz çağdaş ve demokratik ülkelerde görüldüğü gibi merkezi devlet yapılarının aşılmasıyla, başka bir deyişle devletin küçültülerek, yerel yönetimlerin özerk bir yapıya kavuşturulmasıyla mümkündür. Günümüzde Alevilerin iktidar dışı sivil toplum örgütleriyle -gerek birey-devlet ilişkisinde, gerekse çevrenin korunması konusunda- birlikte hareket etmesinin en önemli nedeni, demokrasi güçleri ile bu anlamda görüşlerinin örtüşmesidir.

Alevilik, “ölmeden önce ölmektir”

Alevi filozofların deyişlerinde sıklıkla vurgu yaptıkları “ölmeden önce ölmek” kavramı her ne kadar manevi bir çağrışım yapsa da, toplumsal boyutları olan önemli bir kavramdır. Özel mülkiyet tutkusunu öteleyen Alevilik düşüncesi, insanları mülk meydanına değil, özgürlük ve aşk meydanına davet eder. Başka bir deyişle alevi filozoflar, terazide malı değil, nefsi tartmamızı isterler.

Alevilik düşüncesinde ilk toplumsal dayanışma biçimi kendisini musahiplik olayında gösterir. “Canı cana, malı mala katmak” özdeyişi ile özetlenen musahiplik, başlangıçta aynı köyde yaşayan insanlar arasındaki dayanışma duygusunu geliştirmek için uygulanmıştır. Aleviler çağa ve değişen koşullara uygun olarak, bölge konusunda getirilen sınırlandırmaları kaldırmışlardır. Bir anlamda musahiplik tasarımı özünü kominal toplumun eşitlikçi özelliğinde alan, ortak irade ve ortak mülkiyete dayalı özerk bir toplumsal sisteme taşınmıştır.

Alevilik özünde kominal toplumun eşitlikçi özelliklerini taşıdığı için, insanlar arasındaki derece farkını kaldırır. Her ne kadar toplumsal örgütlülük hiyerarşik olarak pir, mürşit, talip vb. kavramlarla ifade edilse de, meclislerde herkes eşit haklara ve statüye sahiptir. Söz konusu cemlerde önce pir toplulukta rızalık ister. Sonra ceme katılanların birbirinden razı olup olmadığı konusunda rızalık alınır. Eğer pir-talibin, talip-pirin rızalığını kabul etmezse cem başlatılmaz. Bu meclisler bir nevi kişinin özünü dara çekmeden önce kendi gerçekliği ile yüzleşmesidir. Mecliste tartışılan konular, örneklerini ilk çağ Yunan sitelerinde gördüğümüz ve bugün de özerk toplumlara (köy, mahalle, semt) vb. taşırılmak istenilen, doğrudan demokrasi ve katılımcı bir yöntemle ele alınır.

Alevi Gazetesi Haber Merkezi
Alevi Gazetesi Haber Merkezi
Alevi Gazetesi Haber Merkezi, ulusal ve uluslararası haber ajanslarından derlenen haberleri Alevi toplumunun bakış açısıyla okuyucularına sunar.
spot_img

En Çok Okunanlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazardan Daha Fazlası

Ercan Geçmez, Colaninin forumda ağırlanmasını kınadı!

Ercan Geçmez, HTŞ Lideri Colani'nin Antalya Diplomasi Formu'na katılmasını kınayarak, bu durumun demokrasi ve insan hakları açısından kabul edilemez olduğunu belirtti. Geçmez, Colani'nin geçmişteki katliamları ve uluslararası alanda terörist olarak ilan edilmesi nedeniyle Türkiye'de ağırlan

Alevi kurumları net bir tutum sergilemelidir!

PSAKD Altınova Şube Başkanı Adnan Arslan, Alevi kurumlarının net bir tutum sergilemesi gerektiğini vurgulayarak, iktidarın Alevi toplumunu kendi yapısı üzerinden dizayn etmeye çalıştığını ifade etti. Arslan, tanımadıkları kurumlarla görüşmeyi reddettiklerini ve cemevlerinin yasal stat

Ercan Geçmez, Colaninin forum davetini kınadı!

Ercan Geçmez, HTŞ Lideri Colani'nin Antalya Diplomasi Forumu'na davet edilmesini kınayarak, demokrasi ve insan hakları ihlalleri konularında eleştirilerde bulundu. Geçmez, Colani'nin uluslararası alanda terörist olarak tanındığını ve böyle birinin Türkiye'de ağırlanmasının diplomasi

Engin Yücerin ifadeleri savcılığı ikna etmedi!

Gülistan Doku'nun kaybolmasıyla ilgili soruşturmada Engin Yücer'in ifadeleri savcılık tarafından çelişkili bulundu. Yücer, üvey oğlu Zainal Abakarov'un Gülistan'ı tanıdığını ve olaydan sonra Zainal'ı yurt dışına gönderdiğini belirtmesine rağmen, MOB
spot_img