Milli Eğitim Bakanı, geçtiğimiz gün yeni ders müfredatlarını açıkladı. Bakanlık Zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi müfredatının ise haftaya açıklanacağını duyurdu. Açıklanan müfredata ilişkin Odatv.com’da bir yazısı yayınlanan İlahyatçi-Yazar Cemil Kılıç “MEB yeni müfredatta Aleviliği yok saydı” dedi.
Kılıç’ın Odatv.com’da yayınlanan yazısını bir kısmı şöyle;
Özellikle alanım olmas hasebiyle, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi dışındaki seçimli dini derslerin yeni müfredatına ilişkin birkaç konuya değinmek istiyorum.
Önce Temel Dini Bilgiler dersinden başlayalım.
Bu ders ortaokul düzeyinde normal ortaokullarda ve imam hatip ortaokullarında olmak üzere iki ayrı müfredata sahip. İki müfredatta da öğrencilere öğretilmesi amaçlanan kavramlar arasında tartışma yaratacak birkaç kavram mevcut.
Bunlar; cihad, cin, şerî ve tesettür kavramları olarak göze çarpıyor.
Bakan, cihad kavramının öğretilmesinin gerekli olduğunu belirtiyor. Ona göre yanlış cihad anlayışlarına karşı doğrusunun öğretilmesi bir ihtiyaç imiş. Yanlış cihad anlayışına örnek olarak IŞİD (DEAŞ) tipi örgütlerin anlayışı verilirken doğrusu için hangi örneğin verileceği meçhul. Gerçi vatan savunması vb. sözler ediliyor ama bu noktada ister istemez “dar’ul harb” ve “dar’ul İslam” kavramları da gündeme taşınacaktır. Geleneksel Sünni Fıkıh ekollerine göre sözde İslamî yasalarla (şeriat) yönetilmeyen bir ülke, Müslümanlar için vatan değildir. Yani “dar’ul harb” tır. Bu bağlamda pek çok dini cemaat ve tarikata göre Türkiye Şeriat ile yönetilmediği için zaten vatan kabul edilmez. O halde vatan savunması olarak tanımlanmak istenen cihad kavramı için önce şeriatla yönetilen bir vatan mı bulacağız? Eğer cihadı, tıpkı Hz. Muhammed’in yaptığı gibi toplumcu, devrimci mücadele olarak öğretecekseniz ne ala! Fakat böyle olmayacağı aşikar.
Cin kavramına gelince…
Geleneksel ve egemen dini yorum bağlamında, en tartışmalı dini kavramlardan biri olan cin kavramını eğitsel bir konu olarak kabul etmek, pozitif ve çağdaş eğitimin teme ilkesi olan olgucu anlayışın katledilmesi ve eğitimin dinsel rölativiteye mahkum edilmesi anlamına gelmektedir. Bu durumda, yakında cin çıkarma seanslarının da eğitsel bir konu olarak eğitim müfredatımıza eklenmesini beklemeli miyiz?
Peygamberimizin Hayatı adlı derse gelince…
Bu dersin adı evvelce “Hz. Muhammed’in Hayatı” şeklindeydi. Yapılan değişiklik eğitimdeki indokrinasyonu yansıtması bakımından gerçekten dikkat çekici bir unsur olarak göze çarpmaktadır.
Ders her ne kadar Peygamberimizin Hayatı adını taşısa da müfredatta sahabe / sahabi kavramı önemli bir ağırlığa sahip. Bu bağlamda pekçok muhaddisin uyduruk olduğunu dile getirdiği “aşere – i mübeşşere” hadisini temel alan konulara yer verildiği görülüyor. Taslak programda olduğu halde son yayınlanan müfredatta Hülefa – i Raşidin konusunun ve Osmanlı’da Peygambere Vefa ve kutsal emanetler konusunun çıkarıldığı görülüyor. Ama bununla birlikte ilk dört halifenin de bu dersin konuları arasına alındığına tanık oluyoruz.
Temel Dini Bilgiler dersinde olduğu gibi bu dersin müfredatına da koyu Sünni bir anlayış egemen kılınmış durumda. Sünni itikadın penceresinden bir peygamber anlayışı ders müfredatını belirlemiş.
Bu ne demektir?
Şii ve Alevi İslam inancının peygamber algısının yok farzedilmesi demektir.
Sözün özü; gerek Temel Dini Bilgiler dersinin gerekse Peygamberimizin Hayatı adlı dersin yeni müfredatı mezhepçi ve tarihsel realiteye uygun olmayan pekçok unsuru da içerecek şekilde hazırlanmıştır.