Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkanlığı’na gençlikle ilgili yönelttiği eleştiriler, ilk bakışta Görmez’in üstünün çizilmesi diye yorumlansa da aslında referandum yenilgisiyle ilgili: Yeni bir ‘AKP nesli’ yaratmaktaki başarısızlık, şimdi yeni hamlelere neden oluyor
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkanlığı Doğu ve Güneydoğu Öğrencileri Yaz Etkinliği kapanış programında yeni nesillerin yaratılması çabasını kastederek , “Diyanet İşleri Başkanlığı bu konuda çok ama çok geç kalmıştır. Defalarca bu konudaki ikazları meydanlarda, özel görüşmelerimizde yaptık. Özellikle Doğu ve Güneydoğu’daki çalışmalarda geç kaldık” dedi.
Tam da Diyanet İşleri Başkanının istifa ettiği günlere rastgelen bu açıklamalar, ilk bakışta 15 Temmuz gecesi Mehmet Görmez’in şu malum akşam yemeğine yorumlansa da, aslında Erdoğan’ın bu tür sözleri yeni değil. Sık sık ‘metal yorgunluğu’dan söz eden, ‘yapamayan çekilsin’ mesajları veren Erdoğan, uzun süredir referandumdaki yenilginin sorumlularını arıyor. Öte yandan, Erdoğan’ın aynı süreçte, özellikle kültürel alan ve gençlik kesiminde ‘çok zayıf’ olduklarını vurgulaması da referandum sonuçlarıyla doğrudan ilgili görülüyor.
İşte bütün bu değerlendirmelerin sonucunda, bugünlerde AKP döneminin en keskin virajı alınarak özellikle eğitim alanında büyük hamleler başlatılıyor. Her şeyden önce, ‘kindar gençlik’ yaratma uğraşında sadece imam hatipler üzerinden yürümenin yetersiz olduğu Erdoğan ve kurmayları tarafından tespit edilmiş durumda. Cemaatin kreşlerden itibaren yetiştirip sağladığı ‘parlak çocuklar’ kuşağından artık mahrum olan AKP, eğitim başarısı açısından yerlerde sürünen imam hatipleri yine boşlamıyor, hatta güçlendirmeye çalışıyor. Ama bu arada eğitimin diğer kanallarında da ‘kendi nesli’ni yaratma ve bu nesli sokaklarda ‘hazır kıtalara’ dönüştürme operasyonuna da hız veriyor.
Bu amaçla rejim, öncelikle bütün ‘iyi’ okulların yöneticilerini ve eğitim kadrolarını değiştirerek yeni bir işgal harekâtını çoktan başlattı. Çoğu okulun içi ise geçen yıl boşaltıldı.
Çok amaçlı hamleler
İkinci hamle müfredat üzerinden geldi. Yıllardır küçük küçük adımlarla ders programlarını değiştiren, gerici ders kitaplarını dayatan rejim, nihayet bu yıl kapsamlı bir operasyonla bütün müfredatı değiştirdi. Evrim konusunun derslerden çıkarılmasından ‘cihat’ gibi konulara, 15 Temmuz ve Gezi Direnişi’ne kadar birçok yeni konunun müfredata eklenmesi adımları üst üste geldi. KHK ihraçlarıyla birlikte eğitim kadroları da ‘ayıklanarak’ Eğitim Bir-Sen’in sahada kesin hakimiyeti sağlandı.
Üçüncü hamle, zaten aslında çok önceleri, Maarif Vakfı ile başlamıştı. Düpedüz ‘Paralel MEB’ olarak tasarlanan Vakıf, devlette bile bulunmayan bütün olanaklar ve kolaylıklarla donatıldı ve Ensar, Türgev gibi diğer AKP örgütleriyle entegre edildi.
Ensar’ın yükselişi
Eğitimin gericileştirilmesindeki son adım, ‘Paralel MEB’ kurgusunun devamı olarak geldi. Milli Eğitim Bakanlığı, Ensar Vakfı ile imzaladığı son protokol ile, vakfın ülke genelindeki 1000’e yakın Halk Eğitim Merkezi’nde kurslar düzenleme hakkını tanırken, ismi tecavüzlerle anılan Ensar, ortaöğretim öğrencilerinden, her yaşta yurttaşa kadar farklı alanlarda kurs verecek, üstelik kendi müfredatını da oluşturabilecek, gezi ve kamplar da düzenleyebilecek.
Aynı çerçevede MEB, İlim Yayma Cemiyeti ve Birlik Vakfı ile de yaygın eğitime yönelik bir protokol imzalamış durumda. Bu protokolle de İlim Yayma Cemiyeti ve Birlik Vafkı’na da, Ensar Vakfı’nda olduğu gibi öğrencilere sosyal, kültürel, sportif, mesleki ve teknik kurslar düzenleme olanağı tanındı. Benzeri bir protokol daha 2015’te Bilal Erdoğan’ın vakfı TÜRGEV ile de yapılmış ve MEB, TÜRGEV ile resmen ortak olmuştu.
Kürdistan: AKP’nin gerçek yarası
Erdoğan’ın Görmez’i eleştirirken kullandığı ‘Özellikle Doğu ve Güneydoğu’daki çalışmalarda geç kaldık’ cümlesi, aslında bir anlamda itiraf gibi duruyor. Neredeyse Cumhuriyet’in kuruluşundan beri süren asimilasyon çabasının en son dönemde Gülen Cemaati tarafından yürütülen ayağının da başarısız kaldığı artık bilinen bir gerçek. Kendi kaderine sahip çıkmakta kararlı görünen Kürt halkı, iradesiyle yarattığı yerel yönetimlerinin ve anadildeki okullarının büyük katkılarıyla özellikle son dönemde çocuklarını ve geleceğini AKP’ye teslim etmedi. Bu nedenle, geçmişteki ortağının başarısızlığından dersler çıkaran AKP şimdi, Kürdistan’da da kayyumların yapısını bozarak gericileştirdiği yerel kurumlar ve açtığı Kur’an kursları aracılığıyla yeni bir asimilasyon hamlesine hazırlanıyor.