Yıldız Dağları’ndan doğan ve 7 kolu olan Ergene Nehri, kaynağında içilebilecek kadar temizken 5 kilometre sonra evsel ve sanayi atıkları nedeniyle kirlenmeye başlıyor.
Özellikle Saray, Çerkezköy, Çorlu yönünden gelip Muratlı’da diğer kollarla birleşen Çorlu Deresi “simsiyah” akıyor. Yine Lüleburgaz Deresi de benzer şekilde Hayrabolu yakınlarında Ergene’yi kirletmeye devam ediyor. Uzunköprü’de Meriç Nehri ile buluştuğu noktada Ergene Nehri’nin kıyısında kokusundan durmak bile mümkün değil. Istranca Dağları’nda doğup Meriç Nehri ile birleştikten sonra Saroz Körfezi’ne dökülen Ergene Nehri’nin etki alanında bulunan 68 belediyede 1 milyon 50 bin kişi yaşıyor.
Kokudan yanına yaklaşılmıyor
Çoğu bölümünde zehir saçan nehrin etrafında kokudan bile yanına yaklaşılamıyor. Zift gibi simsiyah görüntüsüyle hem doğayı hem çevresindeki yaşam alanlarını tehdit ediyor. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin çalışmasına göre en tehlikeli kanserojenlerden biri kabul edilen ‘kadmiyum’ Ergene Nehri çevresinde yaşayan tümörlü hastalarda normalin 3 katı oranında bulunuyor. 2016’da yapılan bir araştırma sonucuna göre 1 litre Ergene suyunda 30 mikrogram siyanür, 10 mikrogram yağ ve gres, 124 mikrogram sülfat, 0.5 mikrogram kadmiyum, 0.5 mikrogram kurşun bulunuyor. Bu sonuçlar nehrin çevreye yaydığı zehrin kriminal göstergesi. Ergene Havzası’nda ülkemizin buğday üretiminin yüzde 12’si, ayçiçek üretiminin yüzde 61’i, pirinç üretiminin ise yüzde 54’ü yapılıyor. Nehrin zehir akan suyu ile tarla, bağ, bahçe sulanıyor.