Hâkim Sünni din anlayışının baskısıyla inancımızın inkâr, imha ve asimilasyon politikalarına maruz kalması her dönemde sistematik olmuştur. Bu nedenle bunu kısa süreli bir politika ve anlayış olarak görmek doğru değildir, şu an yaşanan olumsuzlukların kaynağı geçmişin devamıdır.
Asıl önemli olan ise; Alevilerin bu tutumlara karşı tepkileri ve davranışlarıdır.
Sünniliğin doğasında olan fetih ve dönüştürme anlayışının amacı, kendisine benzemeyen, kendisi gibi olmayan herkesi sorun olarak görmektir. Bu nedenle bu anlayış kin, öfke ve nefret yayarak katliamlarla baskılarla Alevileri yok etmeye çalışıyor. Çünkü yaradılıştan ölüme kadar bütün yaşam ve uygulamalarında Sünni anlayışının belirlediği ve olmazsa olmazlarını reddeden tek toplum Alevi toplumudur.
Yani İnsana dair tüm güzellikleri ret eden bu anlayışa karşı, inancında akılcılığı, sanatı, edebiyatı ve tüm doğaya sevgiyi ibadet bilen Alevilere iftiraların atılması, katledilmesi, göçe zorlanması bu nedenle yeni değil…
Okullarda okutulan “Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi” dersinin amacı Sünni İslam ideolojisinin dayatılmasıdır. Alevi çocuklarına derste, sınıfta, okulda, sokakta hakaret edilmesi, aşağılanması diğer çocukları onlara karşı kışkırtmak ve tahrik etmek hedeflenen bir amaçtır.
Okulda din öğretmenin “Alevilerin ekmeği yenilmez” demesi üzerine, öğrencilerden bir tanesinin “ben Alevi yemeği yedim ama az yedim” demesi ve öğretmenin, “bir şey olmaz ama yine sen bir cami hocasına sor” demesi ise beklenen bir sonuçtur. Yani kişinin tercihini, hak ve hukukunu hacı, hoca ve ulemaya bırakmaktır.
Bu da Yavuz’un Sünni İslam perspektifiyle politikalar üretmek ve bunları dayatmak, kamusal tüm alanlarda farklılıkları tahrip etmek, incitmek ve yok sayarak kindar ve dindar bir nesil yetiştirmektir.
Ancak; aynı havaya, aynı suya, aynı ekmeğe ve emeğe ortak olduğumuz bu topraklarda devletin savcısının mezhepçi siyaset duygusuyla hareket etmesi ise şunu göstermektedir. Devlet kuruluş ilkelerinden biri olan laiklik ilkesini kaybetmiştir.
Devlet; toplumu nasıl yöneteceğini, bireylerin davranışlarının hangi değerlere göre olması gerektiğini unutmuş, toplumsal kurallardaki ölçüyü kaçırmıştır.
Arnavutköy Cumhuriyet Ortaokulu’nda ücretli din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeninin, “Alevilerin yemeği yenmez” vb. sözleri sonucunda Arnavutköy Cemevi yöneticilerinin Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Savcılığı’na yaptığı suç duyurusunu, savcılık Alevilere hakaret etmenin suç unsuru oluşturmadığını gerekçe göstererek “kovuşturmaya yer olmadığına” karar vermiştir.
Tüm toplumun iradesini kendisi için çalıştırmak, halkın katılımı ve tercihleriyle biçimlendirmek, özgürlükler rejiminin önüne geçmiştir. Demokrasi gibi bilimsel yaratıcılığa açık, hürriyetçi bir toplum düzeni de yok olmuştur. İşte cumhuriyet savcısının “Alevilere hakaret etmek suç değildir kararı” da bunun sonucudur.
Bizler daha fazla örgütlenmek ve daha fazla başkaldırmak gerekliliğinin bilinciyle Arnavutköy Cemevi yöneticilerinin yanında olacağız ve bu davanın takipçisi olacağız.
Saygılarımızla
ALEVİ DERNEKLERİ FEDERASYONU