Alevi örgütlenmesinde kurumsallaşma

ALEVİ ÖRGÜTLENMESİNDE KURUMSALLAŞMA VE ALEVİ ÖRGÜTLENMESİNİN BAŞARMASI GEREKEN GÖREVLER:

1. Alevi kurumları; inançsal hizmetlerin ihtiyacı olan ,Yol, Erkan, kültürel, sosyal, siyasal ve akademik alanlara yönelik olarak kendi kadrosunu yetiştirmek.

2. Bu kadroların yetiştirileceği Dergah, Cemevi, akademi gibi inanç ve kültürel hizmetlerin araçlarını yaratmak.

3. Alevilerin sistemden kaynaklı inkar ve yasaklamalara karşı, verilecek mücadele yöntem ve araçları olan, hukuksal, kitlesel, basın-yayın, propaganda gibi çalışmalarını örgütlemek.

4. İnanç, İbadet ve itikatı ( İkrarı) temel alan bir Alevi İnanç Merkezi modeli yaratabilmek.

5. Böyle bir kurumsallık yaratmak ve yürütmek için kongrelerde , Alevi Yol, Erkan ve Sürek’leri bilen bir yönetim yapısını seçmek.

Alevi İnancında kurumsal amaç ne olmalıdır ?

(Alevi İnancı insanlık tarihini bir bütün olarak alır ve bunu ise kadim olarak nitelendirir.)

Alevi inancı, bilimin terazisi ile tartılmayı göze alabilen bir inançtır.

Ünlü Fizikçi Albert Einstein der ki; Bilimle yürümeyen inanç kördür. İnancı olmayan bilim de topaldır.

Bu tanımlama, insan-doğa ilişkisinin somut ve doğal sonucudur. Çünkü bilim doğanın bir kanunu ve inanç insana ait bir değerdir. Yani insan doğanın hem bilimsel, hem de sezgisel aklıdır.

Konu; insanın, fiziksel akıl ile sezgisel aklının, kadimden gelen yaşam tecrübesi, birikimi ve sentezi ile inancı var etmesidir.
İnanç ve bilim doğadan uzaklaştıkça, akıldan da uzaklaşır. Ya da tersi olarak düşünebiliriz.

Alevi inancında amaç; başlangıçta ham ervah olan , insanı, şeriat (hukuk-disiplin-kural) gemisine bindirmek, Tarikat (YOL) yolculuğunda İkrar ile Marifete giden Yola talip ederek , Marifet (bilim-hüner-ustalık) deryasına açılmak, Hakikat (gerçek olan şeyi) incisini aramaktır.

Yani asıl amaç, şeriat gemisine binmek değil, Hakikat incisini (gerçeği) bulmaktır.

4 kapı- 40 Makam ile ; Ham-Ervah olan Can’ı alıp , Kamil insan düzeyine çıkarmaktır.

Kamil insan, Hakikat İncisini bulandır.
HAKİKAT İNCİSİ; Sır-ı Hakikat dediğimiz gerçek, fiziki akıl ile sezgisel aklın buluşmasını ve Sır’da olanı , fiziki akılla görülmeyeni de sezgisel akılla analiz edip görebilmektir.

Yani bizdeki inanç; kendini ikna etmektir. İkna olmaktır.
En çok tartışılan, kafa-karışıklığına yol açan şey, Aleviler olarak; Aleviliği , SEMAVİ-İLAHİ dinlerin terazisi ile mi, yoksa bilimi, ilimi besleyen doğal insanlık kültürünün terazisi ile mi tartıyoruz.

Alevilik; insan kaynaklı akla dayalı, ilmi esas alır.
Semavi-ilahi dinler; vahiye dayalı, ilah kaynaklı metafiziği esas alır. Biri inanç , diğeri dindir. İnanç ile din arasındaki ayrım soğan zarı kadar ince, ama oldukça keskince bir ayrımdır.

Sonuç olarak Alevilik/ Reya Haq/ Hak Yolu ; kendine özgü kurumsallığı olan, kutsalları olan, ritüelleri olan ve toplumsal bir yaşam sistemi olan, Talip-Rehber-Pir-Mürşit hiyerarşisi ile bir irşadı ve temsili yönetim ve yürütme kadrosu olan bağımsız bir inançtır.
Alevi inancı; bir ibadet inancı değil, bir ahlak inancıdır.

Ali Köylüce
Ali Köylücehttp://www.alevigazetesi.com
Ali Köylüce, Türkiye'de Alevilik, inanç tarihi ve toplumsal mücadeleler üzerine araştırmalar yapan Alevi yazar ve araştırmacıdır. Alevi kimliği, Aleviliğinin tarihsel kökleri ve Alevilerin siyasal-toplumsal sorunları üzerine kaleme aldığı yazılarıyla tanınmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazarın Diğer Yazıları

İlgili Yazılar

‘’KAB’’ dan ‘’FEDA’’ya hakikat arayışında 25 yıl

Yeni dönem alevi örgütlemesinin yaklaşık otuz yılı geride kaldı. Bu geçen otuz yılın,  tüm süreçlerini izleyerek , gözlemleyerek ve örgütlenme çalışmalarına her düzeyde katılarak,...

 Umudun Adı,  Xızır-Hızır  Car Sende

Değerli Canlar, yeni bir yılda yine Xızırı karşılıyoruz. Umut onda, medet onda, keramet onda, hakikat onda. Doğudan batıya yol alan, Maşrıktan  Magribe  yürüyen, bu...

Alevi inancında düşsel bir toplumsal proje: Rıza kenti

Alevi felsefesi,din(inanç) alanının dışın da yapılanıp şekillenen doğacı insan merkezli bir felsefedir.İçinde yaşadığı dünyanın karşısına konulan insanın,doğanın ve toplumun bir parçası olarak,doğayla ve toplumla...