Efrin’de yaşayan halklarca kurulan ortak yaşam modelini “Medine Sözleşmesi”ne benzeten Antikapitalist Müslümanlar, Türkiye’nin bu modeli hedef aldığını belirtti.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Suriye’ye dair aldığı “insani ateşkes” kararına Türkiye’nin Efrin’e yönelik sürdürdüğü saldırılar, 40’ıncı gününe ulaştı. Girişilen saldırı konusunda toplumun militarize edilmesine yönelik seferber edilen kurumların başında ise, Diyanet geldi.
Diyanet’in Cuma vaazlarında Fatih Suresi ile operasyona destek vermesi, akıllara 16 Mart 1988’de Saddam Hüseyin’in Enfal adıyla Halepçe’de giriştiği katliamı getirdi. Dinin siyasete alet edilerek, Kürtlere yönelik saldırının meşrulaştırılmak istenmesine Antikapitalist Müslümanlardan Muarrem Şaşkın ve Doğan Özkan tepki gösterdi.
Savaşın; yoksulluk, ekonomik istikrarsızlık, zulüm ve cinayet olduğunu söyleyen Muarrem Şaşkın, Efrin saldırısı ile halklar arasına yüzlerce yıl sürecek düşmanlık tohumları ekildiğini dile getirdi. Saldırısının her şeyden önce insanı, yaşamı ve yaşam haklarını tehdit ettiğini belirten Şaşkın, “Savaşın sebeplerinin altında iktidar hırsı, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ele geçirmek var. Savaş, insanların son çare olarak bir saldırı karşısında kendilerini savunmalarıyla kabul edilir. Bu da tehlike geçene kadardır. Bunun arkasında taraflarla tekrar oturulur, konuşulur ve yeryüzünde barış yapılır” diye konuştu.
‘EFRİN ORADA YAŞAYANLARA AİT’
Efrin topraklarının da orada yaşayan insanların olduğunu vurgulayan Şaşkın, şunları söyledi: “Efrinliler bugüne kadar birlikte nasıl huzurlu bir şekilde yaşamışlarsa bundan sonra da yaşarlar. Sorunlar savaşarak, düşmanlıkları daha da derinleştirerek değil, ancak oturup konuşularak, ortak iyinin, çözümün etrafında birleşilerek ortadan kaldırılabilinir. Bizim dinimizin adı İslam’dır. İslam yalnızca bir din, inancın adı değil, aynı zamanda bir fiildir. İslam bir nevi de teslim olmaktır. Barış ve adalet haline teslim olmaktır. Aramızdaki eşitsizliğin giderilmesine teslim olmaktır. Bizim dinimiz; insanlığımız ve zikrimizdir. Bölüştüğümüz ekmektir, sudur. Aynı topraklarda özgürce yaşayabilmemizdir. Bizim dinimiz, dillerimizin ve renklerimizin ayrı ayrı olmasıdır.”
Şaşkın, Efrin savaşının Ortadoğu ve dünya halklarını uzun yıllar boyunca etkilemeyi sürdüreceğini de sözlerine ekledi. Şaşkın, “Bu savaş, yolsuzluklara, zulme, hırsızlığa ve iftiraya bulaşmış iktidarın kendisini aklama savaşıdır. Halkları kinle birbirine düşürme ve ötekileştirme politikaları güden iktidarın kendini yargılamaktan kurtarma savaşıdır” dedi.
‘EFRİN’DE HEDEF ALINAN DEMOKRATİK ULUS MODELİ’
Antikapitalist Müslümanlardan Doğan Özkan ise, Efrin ve Rojava genelinde oluşan demokratik ulus modelini “Medine Sözleşmesi” benzetti.
Efrin’e yönelik saldırıyla, asıl olarak bu modelin hedef alındığının altını çizen Özkan, “Efrin halkları varlıklarını sürdürmek için örgütlüğünü geliştirmiş ve kendi kaderini belirlemiştir. Türkiye Devleti de bu modeli gördüğü için Efrin’e bir saldırı düzenlemiştir. Ancak bu saldırı hiçbir şekilde Efrin’in halklarının sergilediği örneğin önüne geçemeyecektir” dedi.
‘KAN DÖKME VE FESAT ÇIKARMA OPERASYONU’
Dinin saldırıdan, kan dökmekten yana değil, sadece barıştan, huzurdan yana olduğunu ifade eden Özkan, Türkiye’nin ‘Zeytin Dalı’ ismiyle Efrin’de yaptığının ise, “Bir barış operasyonu değil, kan döküp fesat çıkarma operasyonu” olduğunu ifade söyledi.
Antikapitalist Müslümanlar olarak, Türkiye’nin bu saldırısını kesinlikle doğru bulmuyor ve operasyonun derhal son bulmasını istediklerini belirten Küçük, “Yine iktidar Fetih Suresi’ni Efrin saldırısına alet ediyor. Bu sure Hudeybiye Barışı’nın sağlandığı zaman geldi. Fetih Suresi, barışın sürekliliğinin sağlanması ve insanların huzur içinde yaşaması anlamı taşıyor. Fetih Suresi’nin amacı bir yerde kan döküp, fesat çıkarmak değil, ama Türkiye’nin Efrin’de yaptığının ise, kan döküp fesat çıkarmaktır” dedi.
‘BİR İNSANI ÖLDÜREN BÜTÜN İNSANLARI ÖLDÜRMÜŞ GİBİDİR’
İslamiyet’e göre, her topluluğun başkalarına zarar vermediği sürece istediği gibi hayatını sürdürebileceğini vurgulayan Özkan, sözlerini şöyle noktaladı: “Bir halk nasıl yaşarsa yaşasın, birbirine zarar vermediği sürece dini sorgulanmaz ve din ona dayatılmaz. Çünkü dinin amacı insanların huzur içinde bir arada yaşamasını sağlamaktır. Dinin zaten gelişi halklar arasındaki ayrımcılığın engellenmesidir. Fakat içerisinde bulunduğumuz din maalesef çarpıtılmış, Fetih Suresi de bu çarpıtılmanın bir örneğidir. Bir insanı öldüren bütün insanları öldürmüş gibidir. Herkesi, öldürme, kan döküp fesat çıkarma karşısında barışın yanında olmaya çağırıyorum.”
MA / Bilal Seçkin