Adı gibi sonsuz bir merakla başladığı gazetecilikte yönünü özgürlüğe vererek, hakikat arayışında ölümsüzleşen Deniz Fırat’ın ölüm yıl dönümünde ailesi anlatıyor. ‘Hiç büyümeyen bir çocuktu’ diyen ailesi, Deniz’in gerçekleri yansıtmak için kamerasıyla mücadele ettiğini belirtiyor
Tarihe kalemi ve kamerasıyla DAİŞ çetelerinin bütün dünayının gözü önünde giriştiği katliamı anlatmak için yola düşen gazetecilerden oldu Deniz Fırat (Methiye Yıldıztan). Çetelerin 3 Ağustos 2014’te Şengal’de gerçekleştirmek istediği katliamı anlatan birkaç gazeteciden biriydi Deniz. 8 Ağustos’ta çetelerin saldırılarında haber takip ederken, havan topu parçasının isabet etmesi sonucu yaşamını yitirdiğinde, ardında mücadelesini miras bıraktı.
4 kardeşin özgürlük düşü
Wan’ın Ebex (Çaldıran) ilçesine bağlı Xecê Xatûn köyünde 1984’te dünyaya gelen Deniz, ailesi ile birlikte devlet baskısı yüzünden Güney Kürdistan’a göç etmek zorunda kaldı. Ablası Binevş Reşid, bu baskılara karşı yönünü dağlara döner, ardından ise Deniz ve küçük kız kardeşi Sarya Reşo, aynı yolu takip eder. 1999’da ise, Binevş Sarya isimli diğer kardeşleri katılır onlara. 4 kardeş bir daha bir araya gelemeseler de aynı fikirde ve aynı mücadelede hep birlikteler aslında. Binevş Reşîd ilk ölümsüzleşir bu mücadelede, arından ise kardeşleri Sarya Reşo, 8 Ağustos 1999’da Metina’da hayatını kaybeder ve aynı tarih bu kez 2014’te Deniz’i bulur devrim topraklarında.
Kendi çabasıyla öğrendi
Maviye aşık ve Wan Gölü’ne hasretti Deniz. Kendi imkânlarıyla hem Kürtçe hem de Türkçe okuma yazma öğrenen Deniz, kamerasına adeta sarılır, öğrenme, öğretme çabası ile gazeteciliğe bambaşka bir yön verir. Bu öğrenme aşkı ve cesareti götürdü onu Şengal’e ve orada da ölümsüzleşti.
Aynı direnişin parçaları
Deniz, aynı zamanda bir öğretmendi yoldaşlarına. KDP’nin Şengal’in Xanesor kasabasına yönelik saldırısında ağır yaralandıktan bir süre sonra yaşamını yitiren gazeteci Nujiyan Erhan (Tuğba Akyılmaz) da, Deniz’in eğitim verdiği kadınlardan. Çocukluk arkadaşı olan bu iki cesur kadın, tarihe mücadeleleri ile iz bırakan gazetecilerden oldu kuşkusuz.
Büyüyememiş bir çocuk
Deniz’i ve mücadelesini ailesi anlatıyor. Deniz’in bıraktığı mirasını ve kamerasını devralan kız kardeşi Beritan İrlan, Deniz’in hayatını kaybetmesinin ardından gazeteciliğe başlarken, Deniz’i şu sözlerle anlatıyor: “Bir yanı hiç büyümemiş bir insandı. Belki küçük yaşta özgürlük mücadelesine katıldığı için hep katıldığı yaşta kalmıştı. Yaşama bir çocuğun masumiyetiyle yaklaşırdı. “
Tehlikeye rağmen gitti…
Deniz’in gazeteciliği ve kamerasını çok sevdiğini söyleyen Beritan, “Her şeye rağmen mesela ne kadar tehlikeli olursa olsun farklı şeylerde olsa her zaman gider haberlerini yapardı” diyor ve son haberinde de arkadaşları tehlikeye gitmesin diye kendi gidiyor diyor. Son gördüğünde ise, Deniz’in bir arkadaşını kaybettiğini ve çok üzgün olduğunu söylüyor Beritan, bu da on son görüşü olmuş zaten…
Hakikat arayışındaydı
Deniz’in abisinin eşi Nuran Yıldıztan ise, Deniz’i şu sözlerle anlatıyor: “Ben evlendikten sonra ailesini tanımaya başladım. Eşimin annesi, Deniz küçükken yaşamını yitirmişti. 80’li yıllarda devletin sürekli evlerine yaptığı baskın sonucu göç etmek zorunda kaldılar. Göç ettiklerinde Binevş, Deniz ve Sarya çok küçüklerdi. Binevş büyük olduğu için, annelerini kaybettikten sonra Deniz ve Sarya’ya bakıyordu. Ben Deniz’i pek tanımıyordum ama tanımak çok isterdim. Deniz küçük yaşından itibaren hakikat arayışındaydı” diye konuştu.
Fedakar biriydi hep
Devletin kirli politikalarıyla erken yaşta tanıştıklarını ifade eden Deniz’in abisi Seyyat Yıldıztan ise, siyasi durumundan kaynaklı tutuklanarak bir süre Diyarbakır Cezaevi’dne kalıyor. Seyyat, “Heval Deniz” diye söz ettiği Deniz’in yoldaşlık bilincinin yüksek ve fedakâr bir ruha sahip olduğunu ifade ederek, “Deniz, kendi tarihine, yaşadıklarına ve Kürt halkına yapılan zulümleri görünce daha fazla dayanamadı. Maxmur’da yaşanılan savaşta bile elinde olan kamerayla savaşmayı tercih etti” diyor.
Rojda Oğuz-Dilan Babat- Medine Mamedoğlu/Amed-Şûjin