Ana SayfaGüncel HaberlerEkonomik krizin sebebi mülteciler...

Ekonomik krizin sebebi mülteciler değil, savaş politikaları’

Mültecilere yönelik artan ırkçı saldırılara ilişkin konuşan Göçmen Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hatice Ödemiş, “Bir mülteciye saldırmak, o mültecinin yaşam hakkını tehdit etmek, hepsi cezasız kalan suçlar. Bu cezasızlık da ırkçılığın, linç girişiminin artmasını besleyen bir durum” dedi.
İktidar ve ittifaklarının ötekileştirici ve ayrıştırıcı söylemleri mültecilere dönük ırkçı saldırıları beraberinde getiriyor. 2 Ağustos 2021’de Ankara’nın Altındağ ilçesine bağlı Baraj Mahallesi’nde, biri Suriyeli diğeri Lübnanlı olan iki aile ırkçı saldırıya maruz kaldı. Sabah saatlerinde iki aile parkta kendi aralarında Arapça konuşurken, yaklaşık 50 kişilik grup tarafından ırkçı saldırıya uğradı. Aynı ilçede 11 Ağustos’ta çıkan kavgada Emirhan Yalçın’ın yaşamını yitirmesinin ardından mahallede bulunan Suriyeli mültecilere yönelik ırkçı saldırı gerçekleşti.
11 ve 12 Ağustos tarihlerinde gerçekleşen saldırılarda Suriyeli mültecilere ait ev ve işyerleri yağmalandı. Geçtiğimiz hafta ise İzmir’in Güzelbahçe ilçesinde 3 Suriyeli işçi yakılarak katledildi. Son olarak İstanbul’da kendilerine “Ataman Kardeşliği” adını veren ırkçı grup, bir grup Afganistanlıya ırkçı saldırıda bulundu. Saldırılar karşısında yönetenlerin sessizliği ve cezasızlık politikaları da bu saldırıları besliyor.
Göçmen Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hatice Ödemiş, son dönemde mültecilere dönük artan saldırılara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
‘3 işçinin yakılarak öldürülmesi 35 gün sonra duyuldu’
Irkçı ve mülteci düşmanı politikaların uzun bir süredir olduğuna, ancak saldırıların son dönemde daha fazla medyaya yansıdığına dikkat çeken Hatice, saldırıların dozunun gittikçe arttığını belirtti. Gelinen son süreçte mültecilerin ciddi bir nefret söylemi ve ırkçılıkla karşı karşıya olduğunu aktaran Hatice, geçtiğimiz günlerde İzmir’de 3 mülteci işçinin yakılarak katledilmesine değindi. Mültecilerin benzin dökülerek yakıldığını ancak olayın üzerinden 35 gün geçtikten sonra medyaya yansıdığına dikkat çeken Hatice, “Bu olayın detayları bizim için gerçekten ciddi bir tepki doğurmadı. Sokaklara dökülmemize neden olmadı. Bir kişi daha önceden bir temizlik yapacağından bahsediyor ve bunun mültecileri öldürmek anlamına geldiğini herkes biliyor. Ancak yetkililer buna dair bir önlem almadı. Bu olay olduktan sonra öldürülen mültecilerin yakınları davet ediliyor ve bundan hiç kimseye bahsedilmemesi gerektiği söyleniyor. Üzeri örtülmeye çalışılıyor. Katil olan kişi, daha sonra iki Türkiyeli öldürdüğü için bizim bu olaydan haberimiz oluyor” ifadelerini kullandı.
‘Cezasızlık ırkçı saldırıları besliyor’
Bu durumun çok büyük bir cezasızlık göstergesi olduğunu belirten Hatice, bu ve buna benzer olayların mekanizmaların nasıl işlediğinin de gösterdiğini dile getirdi. Hatice, “Yapanların yanına kar kalıyor bu olanlar. Bir mülteciye saldırmak, o mültecinin yaşam hakkını tehdit etmek, haklarını ihlal etmek, evini kurşunlamak ya da iş yerini yağmalamak, bunların hepsi cezasız kalan suçlar. Bu cezasızlık da ırkçılığın, milliyetçiliğin, linç girişiminin artmasını besleyen bir durum. Kalıcı politikaları kuramamak, bu insanların Türkiye’de kalıcı olacağına, birlikte yaşamanın nasıl kurulacağına dair politika kurulamamış olması da cezasızlığı doğuruyor. Bütün insan hakları ihlallerinde olduğu gibi, kadına yönelik şiddet, cinsel saldırı ve kadın cinayetlerinde gördüğümüz gibi cezasızlığı besleyen unsurlar var” şeklinde konuştu.
‘Mülteciler iç ve dış politikada pazarlık meselesi haline geldi’
İktidarın uzun yıllardır kutuplaştırıcı söylemlerde bulunduğuna dikkat çeken Hatice, mültecilerin politik bir araç olarak kullanıldığını söyledi. Hatice, bunun yalnızca iktidar tarafından yapılmadığını belirterek, “Ana muhalefet partisi de bunu yapıyor. Halk arasında bu söylem yayılıyorsa bunların ilk başladığı yer yetkili ve sorumluların o kutuplaştırıcı söylemleri devam ettiriyor olması. İktidar mültecileri hem iç politikada hem dış politikada pazarlık meselesi olarak kullanıyor. Özellikle dış politikada mülteciler ‘bakın kapıları açarsak, sizin ülkenize gelirler’ denilerek pazarlık unsuru olarak kullanıldı. İç politikada, yavaş yavaş insanlara zorla ‘dönmek istiyoruz’ yazan kağıtlar imzalatılıyor. Ana muhalefet de bütün bunları ortadan kaldıracak, birlikte yaşamı destekleyecek bir söylem tutturamıyor. Bir yerel yönetimlerin başına getirilen kişi ‘onlar herkesten daha fazla su ödeyecek, evlenmek için şehir dışına gidecek’ gibi söylemlerde bulunuyor. Bu söylemlerin artıyor olması da ırkçılığın, milliyetçiliğin giderek toplumun tüm kesimlerinde de nasıl taban bulduğunun bir göstergesi” ifadelerini kullandı.
Muhalefetin ırkçı söylemleri 
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Biz iktidara geldiğimizde mültecileri geri göndereceğiz”  söylemini hatırlatan Hatice, “Uluslararası hukuktan da haberleri yok. Bu kişiler uluslararası koruma aramışlar ve buraya gelmişler. Uluslararası korumanın kuralları geçerli. Ümit Özdağ’ın, İyi Parti’nin, CHP’nin açıklamaları çok sorumsuzca yapılmış açıklamalar. O makamlarda bulunan insanların en azından ırkçılığı, milliyetçiliği, yabancı düşmanlığını körükleyecek söylemlerde bulunmaması gerekiyor” dedi.
‘Krizin sebebi mülteciler değil, savaş politikaları’
 Ekonomik krizle beraber yabancı düşmanlığı ve milliyetçiliğin arttığına işaret eden Hatice “Bu yoksullaşmanın, gittikçe daha fazla yoksulluğu yaşıyor olmamızın sebebi mülteciler değil. Bunu halka anlatmamız gerekiyor. Bu durumu yaşıyor olmamızın asıl sebebi savaş politikaları. Irkçı, milliyetçi tezkerelere ‘evet’ deniyor, savaş politikaları destekleniyor ama o savaş nedeniyle canını kurtarmak için her şeyi geride bırakıp çocuklarıyla beraber burada yeni bir yaşam ümidiyle yerleşmeye çalışan insanlara karşı çıkılıyor. Siyasilere sormak gerekiyor, ‘savaş politikalarına karşı çıktınız mı?’ Oranın yakılıp yıkılmasında herkesin rolü var” sözlerine yer verdi.
Şiddete karşı dayanışma
Öfke ve nefret söyleminin öznelerine son olarak Afganların eklendiğine değinen Hatice, bu durumun dönem dönem değiştiğini aktardı. Köy yakmaları ve Kürtlere dönük saldırıları hatırlatan Hatice, “Sonra buna Suriyeliler, en son olarak da Afganlar eklendi. Halkı kutuplaştırma devletin bir geleneği. Biz bunların karşısında ne yapabiliriz? Bunu tartışmamız gerekiyor.  İşçiler güvencesiz çalışıyor, emek hareketinin bu işçilere dönük bir çalışması var mı? Mülteci kadınlar işyerinde sokakta, ev içinde tacize uğruyor, ev içi şiddet çok yoğun. Biz kadınlarla yeterince dayanışabiliyor muyuz? Birbirine tutunması gerekenler birbirine tutunmuyor. Bizlerin, birbirimize tutunmanın avantajlarını kullanmamız gerekiyor, ancak bu şekilde bir şeyler yapabiliriz. Mücadeleyi birlikte büyütmek gerekiyor” şeklinde konuştu.
spot_img

En Çok Okunanlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazardan Daha Fazlası

Didim AGS Gayrimenkul -İnşaat Hayallerinizi Gerçekleştiriyor

Uzun süredir Didim’de inşaat emlak gayrimenkul alanında yatırım danışmanlığı yapan AGS...

Cumhuriyet Halk Partisi 47 yıl sonra Elbistan’da kazandı

Elbistan'da henüz resmi olmayan sonuçlara göre Cumhuriyet Halk Partisi 47 yıl...

DEM Parti’den İliç raporu: Büyük bir ekokırım cinayeti yaşandı, sorumlu hükümet

PİRHA – Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Erzincan’da yaşanan...

Dersim’de bir Xızır geleneği: Qawut –

PİRHA – Hızır ayında Hızır’ı karşılamak için her yıl yapılan Hızır...
spot_img