Ana SayfaGüncel HaberlerHDP’yi taşlamak

HDP’yi taşlamak

ALİ AKTAŞ

Bu günlerde bir merkezden yönlendirilircesine kimileri eleştiri adına HDP’ye saldırmaya başladı. Amacına bakıldığında temsil ettiği güçlerin HDP 4. Kongresinde halkın verdiği “Vardık, varız, var olacağız“ mesajından korktuları anlaşılıyor.

Bunların tabi ki bölge, dünya, Türkiye ve Kürdistan gelişmeleriyle, yanı ABD-İran gerginliği, Rojava’da Kürtleri “barıştırma“, Başûr’da TC-KDP’nin körüklediği Kürt çatışması ve Türk devletinin yaşadığı ekonomik-siyasi krizle bağlantısı var.

Zaten ABD, AB, TC ve KDP merkezli olması bunu kanıtlıyor. Uyarı, öneri ve katkı amaçlı olsa cepheden olmazdı. Öyle üzüm yemek ve meyve ağacını taşlamak da değil, bağcıyı dövmek ve ağacı kökten söküp başka bahçeye dikmek istiyorlar.

Özcesi HDP üzeri PKK’yi kuşatıp bölgede Kürtlerin öncülük ettiği devrimi tasfiye etmek istiyorlar. Tabi aba altından sopa göstermeyi veya iyi-kötü polis rolüne soyunmayı da ihmal etmiyorlar.

Kuşkusuz sahibi için havlamak veya çöplüğünde ötmek bir sır değil. Kavalını çalmak da yeni bir buluş değil. Tabi ne şiş ne kebap yansın veya bir nala bir çiviye vurmanın modası da geçmiştir. Zira HDP ve bileşenleri ve halk bu tür cambazlığa kanmayacak kadar bilinçli, örgütlü ve mücadele gücüne sahiptir.

İçinden bazıları amacını gizlemeden TC gibi “HDP PKK’ye saldırsın, terörist desin, uzak dursun“ diyor. Bilerek öküz altında buzağı arıyor. Sanki denileni yapsa PKK bitecek, Kürt sorunu çözülecek! HDP ise Kurdî veya Türkî, meşru veya resmi olacak! Oysa HDP’nin işinin bu olmadığını biliyorlar.

Bu arzuhalcılar, “HDP devlet partisi olmalı. Bunun için devrimci-demokratik çizgi ve programı ve kitlesinin eşitlik-özgürlük istemlerini bırakıp “yaşa TC yaşa demeli“ diyor. HDP bunu yapmadığı için bu kadar yönetici ve çalışanı tutuklu, bu kadar baskıya maruz kalıyor, demek istiyorlar.

Görev bölümü yapmışlar. Kimisi “HDP hala neyi bekliyor, ayaklanıp devrim yapsın, devlet kursun“ derken, kimisi de “niye çok Kurdî veya Türkî, çok devrimci veya yurtsever değil“ diyor. Tabi “ayrılıp Kürt partisi olsun, Kürt devleti istediğini söylesin“ diyenler de var. Sanki HDP’nin böyle bir görev ve misyonu varmış gibi.

Alınmasınlar ama, bu çok siyaset bilen uzak görüşlü bay ve bayanların TC için timsah gözyaşı döktükleri sır değil. Belki misyon, iş, kariyer ve pozisyonları gereyi bunu yapıyorlar ama, HDP’nin sahipsiz olmadığı ve çok bariyer atlattığını ve bu şekilde pasifleştirip direncini kıramayacakları, kadro, kitle ve bileşen yapısında kafa karışıklığı yaratıp dağıtamayacaklarını da bilmeleri gerekir.

Eğer amacı bu değilse, niye ortada o kadar Kurdî-Türkî, devletçi-milliyetçi parti varken, HDP’yi de kapmak istiyorlar? Canı çok istiyorsa gidip AKP, CHP ve KDP’de meramlarını yad etsinler, durduran mı var? Kaldı ki, HDP kimsenin Kurdî ve Türkî parti ve devlet kurması önünde engel değil ki…

Çoğu siyaset tüccarı olduğu için HDP üstündeki baskı ve engelleri görmüyor değil. Nasıl bir misyon ve mirasla yola çıktığını da biliyor. Ama işleri bozmak olduğu için fırsatçılık ve ukalalık yapmaktan geri durmuyor.

İşine geldi mi, “HDP Öcalan’ı takmıyor, Selahattin’e sahip çıkmıyor, Kürtleri sosyalizmi bırakmış“ diyecek kadar da pişkindir! Kıvırma ustasıdırlar! Önce PKK primi vardı, şimdi de HDP primi! Biliyorlar, kim çok saldırsa o kadar prim yapacak.

Ama saflar öyle net ve taraflar Arafata varmış ki, bir de korona salgını olduğu için maskeler dayanmıyor, her gün yıkanıp değişmesi lazım. Ama pişmiş aş’a ne kadar su katılsa da sonuç lapadır, su kaldırmaz.

Köşeleri dolaşıp çorba-pazar haramiler veya rejim çömezleri olabilirsiniz, fakat bilinki, HDP bu şekilde tasfiye olmaz, tersine çelikleşir. Devam ederseniz, nasıl ki 7 Haziran’dan beri Türk-AKP ulus devleti ve rejiminin kimyası bozulduysa sizinki de bozulur, ortada kalırsınız! HDP’nin böyle kahredici gücü var. O bir tarihi hafıza ve mirasa, bir devrimci gelenek ve direnişe dayanıyor. “Öyle çamur atarım izi kalır“la çökecek ve kafası karışacak bir parti değil. Geçmişi gibi geleceği de parlak olan ve her alanda rüştünü ispatlamış bir partidir.

Nitekim 1 Haziran’da açıkladığı yeni yol haritasıyla bir kez daha çizgi ve programını deklare etti. “Her şeye rağmen halkların ortak barış ve demokrasi mücadelesinde ısrarcıyız, birlikte kazanacağız“ dedi.

İşte HDP çizgi ve program, strateji ve taktik, örgütlenme ve mücadelesiyle budur. Devrimci-demokratik ve yurtsever, bir üçüncü yoldur, modeldir. Birileri istiyor veya zorluyor diye bundan sapmaz, taviz vermez.

Şimdi böyle açıkça sistem dışı bir partiye hala niye kem-küm edilir ki? Yanı ya düşman ya dostsun, ortası yok! Böyle dıştan gazel okumanın manası ne? İşine gelmiyorsa dürüstçe gidersin! Sana uygun değilse başkasına katılırsın! Yapılanı az buluyorsan katılıp destek olursun ama, “çamur atarım, izi kalır“ deme hakkın yok!

Zira HDP Türkiye-Kürdistan-bölge halklarının kurtuluş, eşitlik ve özgürlüğü için, devrimci-demokratik gelişim, dönüşüm ve barış için, kadın-gençlik eksenli ekolojik-komünal bir yaşam, demokratik sistem ve toplum için büyük bir şans, bir proje ve modeldir. Sıfatın ne olursa olsun, dostluk adına saldıramazsın!

Düşmanın tüm saldırılarına rağmen, zindanda ve dışarıda ölümüne direnip diz çökmeyen, taviz vermeyen ve hep koşturan, emek harcayan bir partiye dostluk adına saldırının izahı düşmanlıktır. Herkes hadını bilip emeği kadar olmalıdır. “Demokrasi yok“ deniliyor! Bu savaş ortamında varsa Türkiye’de demokrasi, o da HDP’dedir.

Tabi ki, HDP’nin gelişme, büyüme ve kurumlaşma sorunları var. Hep gelişip güçlenen ve düşmanla boğuşarak yol alan bir partinin sorunları olmaz mı? Görevi iç savaşı engelleyip Kürt sorununu demokratik-barışçıl yoldan çözmek ve demokratik bir Türkiye-cumhuriyet kurmak için milyonları örgütleyip harekete geçirmek olan bir partide sorunlar olmaz mı? Ama bunlar aşılmaz-çözülmez değil. HDP’yi bunlarla vurmaya kalkmak, başarısız ve güvensiz göstermek, haksızlıktır.

Bakınız, faşist Erdoğan rejimi devletin tüm güçleriyle ve CHP dahil devletin tüm partilerini yanına alıp saldırdığı halde HDP’den kurtulamıyor. Kayyum politikası, katliam ve tutuklama furyasına ve hadsız baskılara rağmen HDP’yi siyaset dışına itemiyor, baraj altına düşüremiyor, boyun eğdiremiyor, direnişten vazgeçiremiyor.

Niye? Zira HDP çizgi ve mücadelesi, kadro ve kitlesiyle ne pahasına olursa olsun demokratik Türkiye ve özgür Kürdistan hedefinden şaşmıyor. Birileri ilkesizlik, oportünistlik ve işbirlikçilik dayatıyor diye tersini yapmaz.

Bunlar arasında iyi niyetliler de var, ama HDP’nin Türkiye, Kürdistan ve bölgeyi okuyamadığını söylemek körlüktür. Tabi ki Türkiye’de faşizm var ve rejim iktidar uğruna Kürt düşmanlığı, savaş ve soykırımda ısrar ediyor. Parlamento, anayasa, hukuk ve seçim tanımıyor. Nefret ve ırkçılık pompalıyor. Mezar ve ölülere saldırıyor. Kayyum ve mafya devletidir. Toplum ve partileri teslim almış. Yanı zorbalık, nefret ve ahlaksızlıkta sınır tanımıyor. Ama öte yandan ekonomik, siyasi, sosyal ve askeri olarak kirizde olan, kürtler karşısında çözülen ve Suriyelileşmekte olan bir Türkiye var. Her gün darbelerle yürüse ne olacak?

Evet Türk toplumu belki bunu yeterince görüp karşı durmuyor, CHP tavır almıyor, devlet aklı kalmamış, devrimci-demokratik güçler yetersiz, dış güçler sesiz ve Kürt halkı olumlu anlamda hak ettiği karşılığı bulmuyor ve daha birçok gerekçe sayılabilir, ama bunların hiçbiri HDP’nin çizgi, program ve mücadelesi, yol ve tarzından vazgeçmesini gerekli kılmaz. Bu yönlü çağrılar doğru değil.

Bazıları “Biz Türk devletiyle görüşecek son nesiliz“ diyor. Olabilir! Kürt parti ve devlet istemi de olabilir. Ki zaten var. Bazı dış güçler fısıldamış da olabilir! Ama KDP-YNK tam 27 yıldır bu fısıltılara kandığı için bir bahçe bile ekmedi. Bakın Selahattin Demirtaş’ı üst düzeyde karşılayan o dış güçler şimdi sessiz! Ayrıca HDP kimsenin Kürt parti, devlet ve ittifakını yıkmış değil, engel de değil, tersine yol açıcıdır. O, bu tür istemlerin muhatabı değil. Bunları HDP üzerinden dillendirip dayatmak yanlıştır.

HDP demokratik Türkiye demektir. HDP’siz Türkiye olmaz! Tersini yapıyor olsalar da, ki yine üç milletvekili dokunmazlığını kaldırdılar, Türk devleti, rejim ve toplumu buna alışıp dizayn olmak zorundadır. Yaşanan bunun sancılarıdır. HDP’nin Kuruluşu, gelişimi hep devrimsel oldu. Sırf girdiği her seçimi kazanmadı, halk ve toplumdaki ulus-devlet biatçılığını-putçuluğunu yıktı ve Kürt sorununu çözmeyen bir Türkiye’nin Suriyelileşeceğini gösterdi. Tabi yapacağı daha çok iş var, ama yapılanlar az değil!

HDP’nin Kürt ve Türk halkının eşit-özgür birliğinde ve devrimci, demokratik -yurtsever güçlerinin ortak mücadelesinde ısrar etmesi misyon ve görevidir. Bundan ancak düşmanlar korkar. Görev HDP’leri çoğaltıp tüm bölge ülkelerine taşımaktır. Zira bölge halkları birlikte kaybetti, birlikte kazanacaktır.

özgür politika

Alevi Gazetesi Haber Merkezi
Alevi Gazetesi Haber Merkezi
Alevi Gazetesi Haber Merkezi, ulusal ve uluslararası haber ajanslarından derlenen haberleri Alevi toplumunun bakış açısıyla okuyucularına sunar.
spot_img

En Çok Okunanlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazardan Daha Fazlası

Colaninin Almanya Ziyareti İnsanlığa Tehdit!

Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, HTŞ lideri Ebu Muhammed el-Colani'nin Almanya'da devlet protokolüyle karşılanmasını sert bir şekilde eleştirerek, bu durumun insanlığa ve insan haklarına karşı bir tutum olduğunu vurguladı. Açıklamada, Colani'nin geçmişte

Barış süreci siyasi pazarlık konusu olamaz!

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Augsburg'da düzenlenen konferansta barış sürecinin siyasi pazarlık konusu olamayacağını vurgulayarak, Alevi ve Kürt sorunlarının çözümünün demokrasi mücadelesini ilerleteceğini belirtti. Hatimoğulları, diyalog ve müzakere yoluyla

Solingen Alevi Kültür Merkezi 30. yılını kutladı

Solingen Alevi Kültür Merkezi, 30. kuruluş yılını geniş bir katılımla kutladı. Etkinlikte, toplumsal birlik ve kültürel aktarım temaları ön plana çıkarken, Alevi toplumunun inanç özgürlüğü ve yasal tanınma talepleri dile getirildi.

Koçgiri Katliamı anmasında tarihsel hafıza vurgusu!

Koçgiri Katliamı'nın yıldönümü dolayısıyla İstanbul'da düzenlenen anma etkinliği, tarihsel hafızanın korunması ve toplumsal yüzleşme ihtiyacını vurguladı. Gazi Cemevi'nde gerçekleştirilen panelde, katılımcılar olayları yeniden hatırlarken, tarihçi Alişan Akpınar ve
spot_img