Kolombiya’da uzun görüşmelerin ardından geçen yıl imzalanan barış anlaşması, sivillerin hayatını korumaya yetmiyor. Uzun yıllardır devlet tarafından beslenip büyütülen kontra çeteleri, FARC’ın silahlarını terk etmesini bir fırsat olarak değerlendirerek, halkın yaşam ve üretim alanlarına el koyma girişimlerini ve cinayetlerini sürdürüyor. Konuyla ilgili olarak, İspanya’da sürgünde yaşayan Kolombiyalı avukat ve insan hakları savunucusu Nelson Restrepo Arango ile Martin Dolzer konuştu.
* Barış Anlaşması 26 Kasım 2016 tarihinde Havana’da hükümet ve FARC gerillaları arasında imzalandı. Her iki taraf da bu anlaşmaya uyuyor mu?
FARC gerillaları anlaşmalara uyuyor. Gerillalar silahlarını bıraktılar ve yasal bir parti inşasına başladılar. FARC kırsaldaki halkı korumak için kurulmuştu ve onların güvenliğini garantiye almak için pazarlık yaptı. Şu an için bu barış süreci tamamen tehlikede. Üzerinde anlaşma sağlanan bu anlaşma metni, BM’ye de teslim edildi ama pratikte şimdiye kadar paramiliter güçler ne silahsızlandırıldı, ne de dağıtıldı. Hükümet paramiliter milisleri oligarşi ve büyük toprak sahiplerinin rüşvetçi politikalarını garantilemek için kurmuştu. Bu gün de aynı şey geçerli.
* FARC’ın geri çekildiği bölgelerde neler oluyor?
Paramiliterler (milisler), petrol, gaz ya da altın madeni gibi yeraltı kaynaklarının olduğu yerleri kontrollerine almaya çalışıyorlar. Onlar ve hükümet, halkın çıkarlarını koruyan FARC, kendisini feshedince zannettilerki bu süreç kırsaldaki halkın direnişiyle karşılaşmayacak. Köylülerin, yerli halkın (Kızılderililerin), siyahların, sendikaların, genel olarak Kolombiyalıların güçlü direnişini kesinlikle hesaba katmadılar.
* Hükümet ve paramiliterler baskı mı kuruyor?
Evet. Tarihsel bir süreklilik var ve bu üzücü. 1949’dan beri 3872 sendikacı ve 4175 insan hakları savunucusu katledildi. Şimdi askeri çatışmalar azaldı ama buna karşın barışçıl bir şeklide paramiliter misillerin saldırılarına karşı direnen ve sosyal hareketler içerisinde örgütlenen insanlar hâlâ öldürülüyor. Sadece yılbaşından beri öldürülen insan sayısı 78’dir. Bu Kolombiya hükümetinin direnişi kırmak için bir stratejisidir.
* Kırsal bölge halkı hangi yöntemlerle karşı çıkıyor?
Bir haftadan uzun bir süreden beri kırsaldaki halk, birçok bölgede genel grev yapıyor. Bu sosyal hareketin karakteri tamamen şehirlerdeki toplumsal hareketin bileşiminden başkadır. Bu insanların kendi üretim biçimleri var ve kooperatiflerde örgütlüler. Kendilerini yönetme, kendisi olma haklarının ellerinden alınmasına izin vermiyorlar. Barış anlaşmasının sonuçlarına göre, Anayasa’da bu tür özerk örgütlenmelerin yer alması gerekmekteydi. Ancak, Anayasa Mahkemesi bu garantilerin uygulanmasını zorlaştırdı.
* Hangi çıkarlarla ilgili bunlar?
Halkın örgütlenmesi ulus-ötesi büyük tekellerin gözüne batıyor. Örneğin Nestle ve Coca-Cola rüşvetçi yerel politikaları desteklemektedirler. 255 parlamenterden 155’nin paramiliter milislerle ilişkileri var. Bu kontralar, aileleri katlediyor ve alt yapıyı tahrip ediyor. 5 Ekim’de polis ve bu çeteler köylülerin barışçıl bir yürüyüşüne gerçek silahlar ve mermilerle saldırdılar. Sonuç, 9 ölü, 50’nin üzerinde yaralıydı. Hükümet ise gerçekleri ters yüz ederek FARC gerillalarının topluluğa ateş açtığını iddia ediyor.
* Hükümet güçsüz mü? Yoksa başından beri barış içerisinde birlikte yaşamı mümkün kılmaya karşı mıydı?
Hükümetin paramiliter milisleri feshedip silahsızlandırmak için adımlar atmak gibi bir niyetinin gerçekte olmadığını kabul etmek zorundayız. Eğer hükümet bu politikasını değiştirmezse insanlar yeniden silaha sarılacaktır.
* Siz Madrid’de yaşıyorsunuz ve ölüm tehditleri aldınız?
Evet, politik sürgünde yaşıyorum. Bu arada yaşamım dört kez tehdit edildi. Kolombiya’da üç kez öldürülmek istendim. Silahla tehdit edildim, bombalı bir suikasta uğradım ve beni kaçırmaya çalıştılar. Avukat ve insan hakları savunucusu olarak kaçmaktan başka bir seçeneğim yoktu. Avrupa’da da politik olarak aktif olduğumdan 9 Temmuz günü posta kutumda ölüm tehdidi bulundu. BM ve İspanya polisi nezdinde şikâyet ettim. Kolombiya gizli servisi Avrupa’da da aktiftir, özellikle de İspanya ve Belçika’da…
* Röportaj: Martin Dolzer Junge Welt 6 Kasım 2017.
Çeviri: EÖC-Enternasyonal