Üç gündür AKP’nin referandum çalışmasının bir parçası olarak sürdürülen Hollanda krizi, giderek bir histeriye dönüştü. Hollanda’da yaşayan Türkiyeliler, Hollanda Başbakanı Mark Rutte’un, Türkiye’yi suçlarken kullandığı “Yanlış bir filmin içine düştüm. Türk hükümeti çığırından çıkarmak için elinden geleni yaptı” sözlerinin arkasında AKP’nin bir milliyetçi dalga için başlattığı provokasyonun yattığını ifade etti. Yurttaşlar, tam da seçimler öncesinde Rutte hükümetinin “erteleme” ricalarına karşın Türkiye’nin diplomatik usullere tamamen aykırı olarak korsan yöntemlerle Hollanda’yı zorladığını anlattı. Rotterdam Valisi’nin ısrarlı sorularına Türk Konsolosluğu’nun “Hayır, bir programımız yok, gelecek kimse de yok” diye yanıt verdiği halde, AKP’li bakan Kaya’nın ‘ajan filmi çevirir gibi’ sınırdan Hollanda’ya sokulmasının ve bu arada savrulan tehditlerinin kışkırtma olduğunu belirten yurttaşlar, bunun yasal olmadığını da vurguladılar.
Niye bugün kriz çıktı?
Aslında Avrupa’da seçim mitingleri alışılmamış bir durum değil. AKP oylarıyla çıkarılan 22 Mart 2008 tarihli yasaya göre “Yurt dışında ve yurt dışı temsilciliklerde” seçim propagandası yapılması yasak olduğu halde, uzun yıllardır bu mitingler fiilen yapılıyor. Örneğin Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde, 5 Haziran ve 1 Kasım seçimleri sırasında bütün partilerin seçim kampanyalarını önce Avrupa’dan başlattıkları, bu çerçevede Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve zamanın başbakanı Davutoğlu’nun çok sayıda miting yaptığı bir gerçek. Bugün ise bu önlem, YSK’nin 15 Şubat 2017 tarihli 109 No’lu kararıyla da pekiştirilmiş durumda ama yine de kimsenin genelgeyi umursadığı yok.
Krizin nedeni şantaj
Bütün bunlara rağmen rutin olarak yıllardır tekrarlanan “gurbetçilere propaganda” turlarının bu yıl çıkmaza girmesi ise, hem Deniz Yücel olayında olduğu gibi Erdoğan rejiminin baskıcı karakterinden, hem de bu rutin durumu bir “fetih seferi”ne dönüştürmesinden kaynaklanıyor. Sadece geçen Cumartesi günü başbakan Binali Yıldırım’ı 8 kez arayan Başbakan Rutte’un “Seçim bitsin, haftaya gelin” ricalarının ısrarla reddedilmesi, buna karşın sürekli seviyesi düşük hakeretlerin yağdırılması da bunun bir kanıtı. Öte yandan, aynı anda Avrupa’daki Osmanlı Ocakları benzeri organizasyonlarının harekete geçirilirken Türkiye’de de elçilik ve konsoloslukların taciz edilmesi, olayın tam bir referandum çalışması olduğu izlenimini güçlendiriyor.
HABER MERKEZİ