Ana SayfaGüncel HaberlerMafya iktidarına taviz yok

Mafya iktidarına taviz yok

Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ardından ekürisi Devlet Bahçeli’nin hakaretler eşliğinden kapatılmasını, yardımcılarının da alenen soykırım yapılmasını istediği HDP, taviz vermeden yoluna devam edeceğini ve toplumu bu iktidardan kurtaracağını söyledi.

HDP Eşbaşkanı Mithat Sancar, bu iktidardan reform beklemediklerini belirterek, Erdoğan ve Bahçeli’nin tehdit, hakaret ve yargıya talimatlarına işaret etti. Özellikle MHP kanadından gelen soykırım çağrılarına dikkat çeken Sancar, Ruanda örneğini vererek, meseleyi uluslarası yargı ve kurumlara da taşıyacaklarını söyledi.

AKP-MHP-Ergenekon hükümetinin reform söylemini gündemde tutmaya çalıştığı bir dönemde devleti mafya tetikçisi Alaattin Çakıcı’ya “dava arkadaşım” diyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Meclis’in 3. partisi HDP’yi hedef aldı. “HDP’nin kapısına açılmamak üzere kilit vurulmalıdır” diyen Bahçeli, “Terörist Demirtaş ve Sorosçu Kavala hakkında karar oluşmalı, hukuken suçlu olup olmadıkları da teyit ve tescil edilmelidir” ifadelerini kullandı. Bahçeli’nin bu mesajları Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın HDP’nin rehin tutulan eski eşbaşkanlarından Selahattin Demirtaş’ı “terörist” olarak nitelediği konuşmalarını sıklıkla yapmasının ardından geldi.

Bahçeli’den sonra HDP’yi hedef alan bir diğer isim MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın oldu. Yalçın, “HDP/ PKK halk düşmanıdır, tabiat ve insanlık düşmanıdır. Terör örgütü HDP/PKK kamilen itlafı gereken bir siyasi haşere sürüsüdür. Ağızları kapatılması gereken kravatlı mazbatalı güruhtur” diyebildi. HDP Eşbaşkanı Mithat Sancar, MHP’den gelen bu sözlü saldırılara nasıl yaklaştıklarını, ne yapacaklarını Meclis’te, aralarından MA muhabiri Diren Yurtsever’in bulunduğu bir grup gazeteciyle yaptığı söyleşide anlattı.

İktidar blokunu oluşturan iki partinin de düzenli oy kaybettiğini belirten HDP Eşbaşkanı Mithat Sancar, rant ve savaş bütçesi ile derin ekonomik, toplumsal, siyasal kriz üzerine söz söyleyemediğini söyledi. Bunun yerine HDP ve muhalefete saldırıldığını kaydeden Sancar, şunları ifade etti:

* Toplumsal onay kaybı var.

* Bütün alanlarda bir moral çöküşü yaşanıyor.

* Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemini savunabilecekleri herhangi bir inandırıcı gerekçe veya cevap üretemiyorlar.

Geriye tehdit, şantaj, gerilim ve çatışma dilinin kaldığını vurgulayan Sancar,  şöyle devam etti: “Cumhurbaşkanı CHP’ye karşı açık bir şekilde yaptı. Ardından iktidarın küçük ortağı bizi hedef aldı. Biz bunu kaybediyor olmanın, farkına varma paniği ve telaşı olarak görüyoruz. İktidar ortaklarında aşırı hırçın bir ruh hali var. Muhalefet partileri ve bizi hırçınlığın, gerilimin, tehdidin, şantajın, kavganın çatışmanın olduğu bir alanda tutmak istiyorlar. Biz bu tuzağın farkındayız. Elbette karşı sözümüzü söyleyeceğiz ama siyaseti onların istediği alana hapsetmelerine de izin vermeyeceğiz”

Kapatılmayı tartışmıyoruz

 HDP’nin kapatılmasının teorik olarak zor olmadığını, çünkü Yargıtay’ın iktidarın emrinde olduğunu anımsatan Sancar, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın Anayasa Mahkemesi’ne bir dava açması yeterlidir. Kapatılmayı, ciddiye alarak konuşmayı çok gerekli görmüyoruz. Biz kendi işimizi yapıyoruz. Sadece her türlü baskıya değil, kapatma dahil her türlü hukuksal tasfiye operasyonuna dair tecrübemiz büyüktür. Biz bunlara aldırmıyoruz, yolumuza devam ediyoruz” dedi.

MHP’nin soykırım çağrısı

 Semih Yalçın’ın kullandığı bir ifadenin, uluslararası hukukta insanlığa karşı suç tipi dahilinde değerlendirilen bir tanımlama olduğunun altını çizen Sancar, ‘HDP itlaf edilmesi gereken bir haşere sürüsüdür’ sözünü hatırlattı. Yakın tarihte en ağır, en vahşi soykırımın Ruanda’da Nisan 1994’te başlayıp tam 100 gün sürdüğünü ve 800 bin insan katledildiğini anımsatan Sancar, şöyle konuştu: “Hutu milislerinin başlattığı katliamların propagandasını yapmak üzere RTLM (The Radio Télévision des Mille Collines) adında bir radyo kurulmuştu. Ruanda’nın ilk özel radyosu budur. Soykırım boyunca Tutsilere, ılımlı Hutulara ve muhaliflere karşı nefret söyleminde bulunarak saldırı zemini hazırlıyorlar ve tam anlamıyla bir soykırım propagandası yapıyorlar. Radyo yayını sırasında Tutsileri ‘hamam böcekleri (cockroaches)’ olarak nitelendirerek, ezilmeleri, öldürülmeleri, yok edilmeleri çağrısında bulunuyorlar. Benzer bir yöntemi iktidarın kontrolündeki Kangura Gazetesi de izliyor. Soykırımdan sonra BM Güvenlik Konseyi Kararı’yla ‘Ruanda için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ kuruluyor. Bu uluslararası mahkemenin en önemli davalarından biri, ‘Medya Davası’dır. Bu davada RTLM’nin iki yöneticisi ile Kangura Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni soykırım, soykırıma teşvik, yardım ve yataklık gibi suçlardan yargılanıyor ve her biri asgari 30 yıl olmak üzere en ağır cezalara çarptırılıyor. Soykırımın taşlarını döşeyen nefret söylemlerinin en önemlilerinden biri de Tutsilerin ‘hamam böcekleri’ olarak nitelendirilerek öldürülmeleri çağrılarının yapılmasıdır. 1996’da Soykırım Gözlem Örgütü ‘Soykırımın Sekiz Aşaması’ isimli bir rapor yayımladı. Burada soykırımların öngörülebilen fakat engellenemez olmayan 8 aşamada gerçekleştiği belirtiliyor. Bir tanesi dehümanizasyon – insandışılaştırmadır. Gözlem Örgütü, bunu şöyle açıklıyor: ‘Bir grubun üyeleri diğer grubun insanlarını inkâr ederler. Grubun üyeleri hayvanlar, böcekler, parazitler ya da hastalıklarla özdeşleştirilirler.’ Bu soykırıma giden aşamaların en önemlilerinden biridir.

Dışarıda da suç duyurusu

Şu anda Semih Yalçın’ın yaptığı uluslararası ceza hukukunun soykırımı tahrik ve teşvik olarak nitelendirdiği suçlardır. Bu sarf edilen sözler, uluslararası ceza hukukuna göre insanlığa karşı suçtur. Biz suç duyurularını hem içeride hem dışarıda yapacağız. Dışarıda bütün uluslararası kurumlara, içeride de tüm hukuk yollarına başvuracağız. BM, Avrupa Konseyi ve uluslararası ceza yargısı kurumlarına, uluslararası sivil insan hakları örgütlerine ve soykırım karşıtı kuruluşlara da bu başvuruları ileteceğiz. Türkiye’de savcılıkların derhal dava açması gerekir. Bizim suç duyurusunda bulunmamıza bile gerek yok. Türk Ceza Kanunu’nun 76-77 maddeleri soykırım ve insanlığa karşı suçları düzenliyor.

15 milyona haşere diyor

HDP’yi itlafı gereken hamam böceği olarak niteleyen anlayış aslında sadece HDP çalışanlarını, milletvekillerini, hedef almıyor. HDP’ye oy veren 6 milyon, gönül veren 15 milyon insan da haşere olarak nitelenmiştir. ‘İtlafı gereken bir güruh’ olarak nitelenmiştir. Bu çok çok vahim, tehlikeli bir tutumdur. Bunun anlamını biliyoruz. Ayrıca MHP, HDP’den çok daha az oy almış bir partidir. Bunu da görüyoruz. Hangi hakla, hangi cüretle kendisinden daha çok oy alan bir partiyi ve kitlesini bu şekilde hedef gösterebilmekte, neye güveniyor? Biz halkımıza güveniyoruz, mücadele azmimize, kararlılığımıza, haklılığımıza olan inancımıza güveniyoruz. Peki son seçimde bizden daha az oy almış bir parti ve oylarının düştüğü de bütün anketlerde görülüyor. Kime güveniyorlar, neye güveniyorlar, nedir kendilerinin kullanacaklarını düşündükleri güçler, nasıl böyle bir tehdidi bu kadar pervasızca dile getirebiliyorlar? Bu sorulara sadece MHP yöneticilerinin cevap vermesi yetmiyor, en başta bu ülkeyi yönetenler, Cumhurbaşkanından başlayarak bu sorulara cevap vermek zorundadırlar. Bu da yetmiyor, Türkiye’deki bütün muhalefet partilerinin bu soruları açıkça sorması gerekiyor. Türkiye’de demokrasi, özgürlük, hukuk devleti içinde bir birlikte yaşam arzulayan bütün çevrelerin bu soruların peşine düşmesi gerekiyor.

Kaybetmenin telaşı var

Bu iktidar ayakta kalabilmek için en tehlikeli oyunlara bile başvurmayı göze almış durumda. Kaybediyorlar, kaybettiklerini görüyorlar. Kaybettiklerinde en önemli faktörün HDP’nin kararlı, demokrasi mücadelesi olduğunun da farkındalar. Her türlü yöntemle HDP’yi etkisizleştirmek, tasfiye etmek için uğraşıyorlar ama HDP demokrasi mücadelesinde ve demokratik siyasette ısrarını sürdürüyor ve sonuç alıyor. 7 Haziran bunun ilk büyük örneğiydi, 31 Mart ve 23 Haziran yerel seçimleri diğer örneğidir ama toplumsal mücadele açısından da HDP’nin etkisinin çok farkındalar.

Türkiye’nin bu çoklu derin krizlerine yönelik hiçbir çözüm politikaları yok. Bu iktidar her alanda çözümsüzlük bataklığına saplanmıştır ve sistem de çökmektedir. Şimdi bu bataklıkta kaybolmamak, yok olmamak ve sistemin çöküşünün altında kalmamak için çok tehlikeli oyunlara başvuruyorlar, çok tehlikeli hamleler yapıyorlar. Bizim kendi mücadele kararlılığımızdan en ufak bir tereddüdümüz yok ama Türkiye’de demokrasi güçlerinin de bu gidişatın farkında olduğunu biliyoruz, ancak bu farkındalığın daha da artması gerekiyor. Daha etkili bir ortak demokrasi mücadelesine dönüştürülmesi şarttır.”

İktidardan reform beklemiyoruz

Yargı alanında bir reform sözü dolanırken Erdoğan ve Bahçeli’nin ‘bunlar teröristtir ve bir an önce cezalandırılmalıdır’ diyerek, anayasayı çiğneyip yargıya talimat verdiğine işaret eden Sancar, şunları dile getirdi: “Bu iktidardan reform beklediğimiz yok. Gerçek reformu demokrasiye ve insan haklarına, hukuk devletine inan güçler yapabilir. O nedenle bu iktidarı demokrasi ittifakı ve demokrasi güçlerinin ortak çalışmasıyla ilk seçimlerde göndermek gerekiyor. Gerçek reform ancak demokrasiye, hukuka, insan haklarına samimi bağlılıkla gerçekleşebilir. Reform söylemi dış kredi bulmak, yatırımcı çekmek, Avrupa Birliği ve ABD’nin yeni yönetimini sakinleştirmek için bir manevradır.”  HABER MERKEZİ

Alevi Gazetesi Haber Merkezi
Alevi Gazetesi Haber Merkezi
Alevi Gazetesi Haber Merkezi, ulusal ve uluslararası haber ajanslarından derlenen haberleri Alevi toplumunun bakış açısıyla okuyucularına sunar.
spot_img

En Çok Okunanlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazardan Daha Fazlası

Akbelen Direnişine Destek: Esra Işıka Özgürlük!

Avrupa Alevi Kadınlar Birliği, Akbelen Ormanı'ndaki direnişe destek vererek, yaşam savunucularıyla dayanışma içinde olduklarını açıkladı. Ayrıca, tutuklu Esra Işık için özgürlük talep etti ve direnişin yaşam ve onur mücadelesi olduğunu vurguladı.

Alevi kurumları siyasal iktidara karşı etkisiz kaldı!

Alevi kurumlarının siyasal iktidara karşı etkisiz kaldığını belirten Ercan Kazım Özer, Alevilerin sorunlarının derinleştiğini ve temel taleplerinin göz ardı edildiğini ifade etti. Özer, cemevlerinin yasal statü talebinin yalnızca ibadethane olarak değerlendirilmesinin yanlış olduğunu vurguladı

Esra Işık’ın Özgürlüğü ve Alevi Kurumları

Akbelen’de toprağını, yaşam alanını ve geleceğini savunan Esra Işık’ın tutuklanması, yalnızca...

Alevi Bektaşi Federasyonundan Esra Işık İçin Çağrı!

Alevi Bektaşi Federasyonu, Muğla'nın Milas ilçesindeki Akbelen Ormanı çevresindeki protestolar sırasında tutuklanan Esra Işık'ın derhal serbest bırakılmasını talep etti. Federasyon, Işık'ın tutuklanmasının anayasal hakların ihlali olduğunu ve yurttaşların hak arama özgürlüğünün bask
spot_img