Sümer rahip devletinden günümüze kadar bütün devletli sistemler, Ra Haq Kızılbaş Alevi toplulukların toplumsallığını dağıtmak istemiş, Alevi toplulukları da varlıklarını korumak, toplumsallığını devam ettirmek için hep direniş içerisinde olmuşlar. Tarih, Ra Haq Kızılbaş Alevi toplulukların direnişleriyle doludur. Daha önceki dönemleri geçerek sadece Anadolu Selçuklu, Osmanlı ve son Türk devlet tarihinde bu varlık direnişlerinin örneklerini bolca görmekteyiz.
Konumuza örnek oldukları için bu direnişlerden ikisini hatırlamak yeterli olacaktır. Birincisi; Baba İlyas ve Baba İshak önderliğinde, Maraş, Adıyaman, Kâhta, Gerger, Elbistan, Doğanyol, Sivas, Harran, Urfa, Amasya ve Tokat bölgelerinde gelişmiştir. (1240-1241) Bu direnişte sadece yetişkin erkekler yer almıyordu, kadın, erkek, genç, çocuk, yaşlılarında katıldığı, topyekûn toplumsal bir direniştir. Kürdistan’da başlayan ve Anadolu’ya yayılan bu halk direnişi ancak paralı Frenklerin desteğiyle bastırılmıştır.
İkincisi de Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal öncülüğünde Aydın ve Manisa’da başlayan ve daha sonra Şeyh Bedreddin’in de dahil olmasıyla Trakya ve Balkanlara kadar çok geniş coğrafyaya yayılan öz savunma direnişi İznik’te, Doğu Roma’nın desteğiyle bastırılmıştır. (1416-1420) Bu Alevi direnişlerin ortak özelliği; Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin Ra Haq Kızılbaş Aleviliği tasfiye etmeye karşı gelişen öz savunma direnişleri olmasıdır. Bu direnişler aynı zamanda varlığını devam ettirme, komünaliteye dayanan toplumsallığını korumadır.
Börklüce Mustafa, Torlak Kemal ve Şeyh Bedreddin önderliğinde gelişen direnişi değerlendiren birçok araştırmacı-yazar, bu direnişin hedefini; “Yarin yanağından gayri her şeyin ortak” olduğu bir komünal, toplumsal sistem yaratmak diye tespitler yapmaktadırlar, hatta bazıları bunun “köylü sosyalizmi” olduğunu yazmaktadırlar.
Devletler, kasttır, gücü elinde bulunduran bir grubun ya da bir sınıfın yönetim biçimidir. Güç kullanarak toplumu esir alır. Direnenleri öldürür. Bu özelliğiyle devlet, kastik katil grupların kurumudur. Devlet, sırasıyla tanrı kralların, sultanların ya da belli bir azınlığı temsil eden oligarkların yönetimidir. Devlet, geniş toplum kesimlerin malına mülküne el koyar ve köleleştirir. Ra Haq Kızılbaş inancında ve yaşam felsefesinde ise otorite yoktur. Toplumsal sisteminde ademi merkeziyetçilik vardır. Ademi merkeziyetçilik komünaliteye dayanan, ortakçı, paylaşımcı bir sistemdir. Bu nedenle Ra Haq Kızılbaş toplulukları hep devletli sistemlerin hedefinde olmuşlardır.
Alevi toplulukları da devletlerin zulmüne karşı büyük direnişler geliştirmişler ama bugün hala hem küresel hem de bölgesel tehdit altındadırlar.
Alevi topluluklarında dikey değil yatay örgütlenme esastır, yatay örgütlenme sistemi otorite ve iktidarı esas almaz, buna karşıdır. Alevi inanç ve toplum sisteminde, üst makamda görev yapan mürşit, talibin karşısında dara durur. Bu, aynı zamanda demokratik bir denetim ve özyönetimdir.
Kadim Ra Haq Alevi inanç felsefesi, özü komünalite olan ocaklar, ziyaretler ve aşiret kurumları üzerinden toplumsal ve bireysel sosyal yaşamı örgütlemiştir. Bugün devletli sistemler altında komünal yaşamları darbelenmiş, dağılmış olsa da tortusal olarak coğrafyamızda hala varlığını korumaktadır. Sağdıçlık, (Mısavıyen) ve kirvelik (kewrayen) sistemleri ortakçı, paylaşımcı ve dayanışmacı aklın, sistemin bir ürünüdür. Kadim Ra Haq Kızılbaş Alevilik tarihten bugüne, bu öz savunma kurumları sayesinde gelmiştir diyebiliriz.
Bütün Alevi kurumların temel görevi varlığını korumak için özüne uygun toplumsal örgütlenmeyi geliştirmek olmalıdır. Bazı Alevi kurumları ve “yol önderlerinin” ülke, bölge ve dünyadaki siyasal gelişmeleri doğru tahlil ettiklerini ne yazık ki söyleyemiyoruz. Bu nedenle öz savunmayı geliştirme ve örgütlenmede yüzeysel kalmaktadırlar. Gündemlerini daha çok iç çekişmeler oluşturmakta, bu bilinçsiz pratik iç asimilasyona hizmet etmektedir.
Bu duruş, selefist devletli sistemlerin ya da DAİŞ/HTŞ’nin Suriye örneğinde gördüğümüz gibi düşmanların saldırı ve katliamları karşısında Alevi topluluklarını savunmasız bırakmaktadır.
Demokratik Alevi Federasyonu/Federasyona Eleviyan Demokratike Avrupa (FEDA) Avrupa’da, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ise, Türkiye ve Kürdistan’da öz savunma temelinde örgütlenmeye öncülük etmektedir. Her iki federasyonun geliştirdikleri toplumsal inanç örgütlenmeleriyle tarihsel bir görevi icra etmektedirler. FEDA ve DAD’ın çalışmaları Ra Haq Kızılbaş Alevi inancına karşı saldırıları barajladığını, ancak inançsal ve kültürel soykırım tehlikesi devam etmektedir. İnanç ve kültür soykırımını tamamen durdurmak için bütün Alevi yol önderlerinin, kurumlarının sorumluluk alması, güç birliği yapması ve demokrasi güçleriyle ortaklaşması gereklidir. Başta Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) olmak üzere diğer Alevi federasyon ve vakıfların hem Türkiye hem de Avrupa’da FEDA ve DAD’la bir araya gelmeli, selefist devletin hızlandırdığı asimilasyona karşı ortak tutum almalılar, toplumsal, kurumsal örgütlenmeyi inşa etmeli ve demokratik mücadeleyi daha güçlü geliştirmeliler.
Alevi kurumları, ocaklar ve ziyaretler etrafında daha güçlü birleşerek, komünler, kooperatifler, vakıflar ve benzeri kurumlar inşa ederek toplumsal ve kurumsal örgütlenmelerini geliştirebilirler. Bu da öz savunmanın temelini, omurgasını oluşturur.
Kurumsal ve toplumsal örgütlülük en güçlü öz savunmadır. Öz savunma için hangi sürekten, hangi etnik kimlikten olursa olsun bütün kurumların ortaklaşması gereklidir. Daha yalın bir ifade edişle söylemek gerekirse, bu inancı özgürleştirmek ve gelecek kuşaklara taşımak için bu bir zorunluluktur.
İnancımızı tasfiye etmeye çalışan bu ceberut selefist düzene karşı demokratik direnişi geliştirmek için ülkede, bölgede ve Avrupa’da koşullar her zamankinden daha elverişlidir. Diyebiliriz ki tarihi bir fırsat doğmuştur, bu tarihi görevi karşılayan bir demokratik mücadele geliştirilirse özgürlüğün kapısı sonuna kadar aralanacaktır. 30 Nisan 2026