Ana Sayfa Blog Sayfa 101

Kadınlar Garip Dede Dergahı’nda: Onurlu Barış İçin Birlikte Mücadele!

İstanbul’un Garip Dede Dergahı’nda, Türkiye Alevi Federasyonu öncülüğünde düzenlenen “Alevi kadınlar konuşuyor” buluşmasında yüzlerce Alevi yurttaş bir araya geldi. Çerağ Kadınları adına konuşma yapan Aylin Fırat, kadınların susturulmasının Hakk’ın sesini susturmak olduğunu vurgulayarak, “Kadın olmadan cem olmaz, eşitlik olmadan yol olmaz” dedi. Fırat, kadın özgürlüğünün Alevi inancının özünü yaşatmak için gerekli olduğunu belirtti.

Buluşmada, Bahçelievler Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Nermin Yener de bir konuşma yaparak, kadınların maruz kaldığı ayrımcılıklara dikkat çekti. “Kadın, öteki! Kızılbaş kadın, ötekinin ötekisidir. Kadınlar, bu devletten alacakları olduğunu biliyor” diyen Yener, Alevi kurumlarındaki kadın temsiliyetinin yetersizliğine de işaret etti.

Yener, Alevi kadınların hem cinsiyet hem de inanç kimliği açısından maruz kaldığı çifte ayrımcılığı ele alarak, toplumsal eşitlik politikalarının daha kapsayıcı olması gerektiğini ifade etti. Kızılbaş kadınların, hem kadın olarak hem de inançları dolayısıyla yaşadıkları zorlukları dile getirerek, “Onurlu bir barış, eşit temsiliyet ve özgür bir kadın kimliği için mücadeleye omuz verin” çağrısında bulundu.

Buluşma, Alevi kadınların sesi olmayı ve dayanışmayı artırmayı hedefleyen bir platform olarak önemli bir adım olarak değerlendirildi. Katılımcılar, kadın özgürlüğü ve eşitlik mücadelesinin toplumun geleceği için kritik öneme sahip olduğunu vurguladılar.

DAD Ankara Şubesi 5. Kongresi’ni Başarıyla Gerçekleştirdi

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, 5. Olağan Kongresi’ni Tüm Bel-Sen binasında gerçekleştirdi. Kongreye, demokratik kitle örgütleri ve siyasi parti temsilcileri katıldı. Nefeslerin seslendirilmesinin ardından divan kurulu üyeleri seçildi ve tek liste ile yapılan kongrede, gülbengler verilip çerağlar uyandırıldı. 1 dakikalık saygı duruşunun ardından, Alevi toplumu ve inancın değerleri üzerine önemli mesajlar verildi.

Kongrede konuşan DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, yaşanan zamanın tarihi günler olduğuna vurgu yaparak, “Barış içinde yaşamak hepimizin ortak arzusudur. Alevi inancımızı, kültürümüzü yaşatmak ve farklı inançlarla bir arada var olabilmek için mücadele etmeliyiz,” dedi. Karabudak, ayrıca Türkiye’de demokrasi ve eşit yurttaşlık konularında güçlü bir irade sergilenmesi gerektiğini belirtti.

Alevilerin karşılaştığı sorunların sadece fiziksel zulümle sınırlı olmadığını ifade eden Karabudak, asimilasyon politikalarına karşı duracaklarını vurguladı. “Bu, bir kültürel ve inanç soykırımıdır. Bizler, bu politikaların karşısında durmaya devam edeceğiz,” dedi. Karabudak, DAD olarak önümüzdeki süreçte eksiklikleri gidereceklerini ve toplumsal mücadelelerini sürdüreceklerini sözlerine ekledi.

Kongrede yeniden eş başkanlığa seçilen Mustafa Karabudak ve Melahat Teke, yönetim kurulunda Hasan Gürer, Helin Tuğra, Medet Dilek, Hıdır Çelebi ve Hacı Azgın gibi isimlere yer verildi. Kongre, Alevi toplumunun hakları ve inanç özgürlüğü için verilen mücadelenin bir parçası olarak önem taşıdı.

AKP’nin Çaresizliği: CHP ve Demokrasi Güçleri ŞÜKRÜ YILDIZ

Çaresizlik içinde, yenildiğini gören AKP saldırganlaşmış, şiddeti tek çıkar yolu olarak seçmiştir. Bu saldırganlığın arkasında bir bitmişlik, tükenmişlik ve en önemliisi bir ölüm kalım mücadelesi vardır. Başına geleceklerden korkan bir Erdoğan ve etrafında toplanmış, ondan beslenen gruplar vardır. Demokrasi güçlerinin önünde daha fazla imkan ve olanak belirdiği için AKP bu imkanları bastırmaya yönelmiştir. Bu yüzden bugün Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren güçlerin alanı büyümekte, ama aynı zamanda buna karşı iktidar baskısı da artmaktadır.

Bu baskılardan devletin sahibi olduğunu düşünen Kemalistler de nasibini almaya başlamıştır. Kendisini devletin sahibi sanmanın üstenciliğin CHP’yi içine düşürdüğü durum ortadadır. Şaşkınlık ortadadır. İşte tam bu noktada Kemalistleri koruma görevi artık doğrudan demokrasi güçlerinin omuzlarına yüklenmiştir. Çünkü Kemalistlerin siyaset yapma, yönetme, sokakta özgürce yürüme imkanları ellerinden alınmıştır. Yavaş yavaş gelen dalgada önce Milletvekilleri dövülmüş, il başkanları darp edilmiş, sokakta linç girişimlerine uğramışlardır. Dönemin Genel Başkanı kameraların önünde yumruklanmıştı. Buna karşı çıkacak refleksi CHP ortaya koyamamıştır. CHP öyle bir siyasal akıl tutulmasına girmiştir ki, bu saldırıları savuşturacak durumda değildir. Bugün iktidar daha da pervasızlaşarak CHP’nin cumhurbaşkanı adayını tutuklamaya kadar gitmiş, yetmemiş onlarca belediye başkanı tutuklayarak, birçok belediyeye kayyumlar atamıştır. Kimi belediye başkanları da tehdit ile parti değiştirmek zorunda bırakmıştır. İktidar bunu herkesin gözü önünde yapmıştır. Dolayısıyla bu kendisini devlet sanan Kemalistlerin maruz kaldıkları hukuksuzluğa karşı durma sorumluluğu da demokrasi güçlerinin omuzuna yüklenmiştir. Bu görevi üstlenmek, demokrasi güçlerinin, demokrat olmanın sorumluluğu haline gelmiştir.

Haklı oldukları için değil, maruz kaldıkları hukuksuzluk, adaletsizlik için bu sorumluluk omuzlarımızdadır. Demokrat olmanın bir sorumluluğu olarak önümüzde durmaktadır.

Bugün Türkiye’de devlet içerisinde bir iç çatışma süreci yaşanıyor. Erdoğan şahsında ve AKP iktidarı üzerinden yürütülen bu savaş, aslında devletin merkezinde planlanmış topyekûn bir kuvvetler arası savaştır. Erdoğan’ın söylemleri, AKP’nin uygulamaları bir kanadın “devlet konsepti” olarak şekillenmiştir. Burada yargının aldığı kararlar, güvenlik bürokrasisinin yeniden dizaynı ve medyanın tamamen iktidar aygıtı haline getirilmesi bunun göstergesidir. AKP’nin kurucu kadroların dışlandığı, Erdoğan’ın etrafında yeni bir uzlaşmayla kurulmuş bir yapı vardır. Menfaat ve çıkar çeteleri vardır.

CHP’de bu savaşın başka bir kanadını temsil ettiği bilinmektedir. Durumu ortadadır. Çok parçalı hale getirilmesi için operasyon başlatılmıştır. İktidara yaklaştığı görülmüştür. Bunun için darbelenmektedir. Demokrasi güçleri ile ortaklaşması Erdoğan cephesinin korkularını artırmaktadır. CHP’nin kazandığı iddia edilen tüm seçimler bu demokrasi güçlerinin birliği ile mümkün olmuştur. Lakin CHP’nin içindeki Erdoğan cephesi sadece devlet refleksiyle değil, ulusalcı-ırkçı yapılardan beslenen damarlarıyla da CHP’yi demokrasi güçleri ile çatışır hale getirilmek istemektedir. Bir taraf olarak gelişmesini istememektedir. Özellikle Kürtlerin başlattığı barış ve demokrasi süreci karşısında, CHP içerisindeki bu damar medya üzerinden bir parçalanmayı dayatmaktadır. Demokrasi güçlerini yan yana tutmak yerine birbirine düşürmeye, güçlendirmek yerine elini kolunu bağlamaya çalışmaktadır. Böylece AKP ve MHP karşısında demokrasi güçlerini yalnızlaştırma çalışmasının bir parçası olarak rol oynamaktadır.

Bu tabloyu güncel gelişmelerle birlikte değerlendirmek gerekiyor. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, belediyelere yönelik operasyonlar, kayyum atamaları sadece CHP’yi değil, bütün demokrasi güçlerini parçalamayı hedefleyen bir sürecin parçasıdır. Bu böyle okunmuş buna göre demokrasi güçleri pozisyonunu belirlemiştir. CHP yönetimi doğru adımlar atarken, CHP’nin beslendiği iddia edilen medya araçları buna uygun bir tavır göstermemektedir. Her fırsatı Kürtlere saldırmak üzerine kurmuş olan bu yapılar, Erdoğan’ın CHP’yi süreç dışında bırakma çabalarına hizmetten başkaca bir şey yapmamaktadırlar.
Bugün yaşananlar yeni değildir; geçmişte Kürtler bütün bunları çok daha ağır şartlarda yaşadı. Kayyumlar, belediye gaspı, siyasetçilerin tutuklanması, basının susturulması Kürtlerin uzun yıllardır yaşadığı gerçekliktir. Şimdi aynı uygulamalar CHP’nin alanına da yönelince, bunu üstenci bir bakışla değerlendirmek dönemin ruhuna uygun değildir. Selahattin Demirtaş 9 yıl 10 aydır Edirne cezaevinde tutsaktır. Onlarca belediye başkanı Kürt siyasetçi halen içerdedir. Burada kim ne kadar demokrattır tartışması gerekmiyor. Haddini bilmesi gereken bir medya soytarılığı CHP etrafında örgütlendirilmek istenmektedir. Türkiye’nin demokratikleştirilmesi, eşit yurttaşlık temelinde herkesin sahiplendiği bir ülkenin yaratılması demokrasi güçlerinin birliğinde yatmaktadır.

Kürtler her şart altında sorumluluklarına sahip çıkmışlardır. En son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Türk siyasetinin yumrukladığı Kılıçdaroğlu’na CHP’nin kalesi denen yerlerden daha fazla oy vermiş, kendi coğrafyasını kırmızıya boyamıştır. Belediyelerin kazanılması durumu ortadadır.

Kürtleri dışlamak, aşağılamak üzerinden siyaset üretilemez. Hele kendine demokratım, sosyal demokratım diyen bir yapı, gazeteci, yazar, sanatçı bunu nasıl yapabilir…
Unutmamak gerekir ki, AKP artık ölüm kalım mücadelesi veriyor. Bu, demokrasi güçlerinin önünde büyük bir fırsat da barındırıyor. Demokrasi güçleri bu durumu doğru okumalıdır. Farklılıklarına rağmen bir araya gelmek zorundadır. Mazlumlar da zalimler kadar cesur olmayı göze almalıdır. Cesaret sadece sokakta değil, örgütlenmede, dayanışmada, hukuk mücadelesinde, siyasette, meşru zeminleri kurmada gösterilmelidir. Bu noktada demokrasi güçlerinin ajandası iktidara güven üzerine değil, kendi mücadelesinin köklü deneyimine dayanmalıdır. Kürt demokrasi güçleri yılların verdiği mücadele tecrübesi, halkına ve kendisini destekleyen bütün demokrasi güçlerine güvenmektedir.

Demokrasi bloğu disiplinli bir birlik kurmak zorundadır. Halkla bağını güçlendirerek meşruiyet zeminini sağlamlaştırmalıdır. Bugün ortak değerler ve ortak taktikler etrafında buluşmak hayati bir görevdir.

İslamcı-faşist bir iktidar bütün baskı araçlarını kullanıyor ve güçlüymüş gibi görünse de, meşruiyetini yitirmiştir. Zorbalaşmıştır. Mafyalaşmıştır, çetelerin cirit attığı bir yapı olmuştur. Demokrasi güçlerinin görevi, bu meşruiyet boşluğunu dolduracak yeni bir güç kurmaktır. Türkiye’nin önündeki yol bellidir: ya otoriterliğin kalıcı hale gelmesi, ya da demokratik yeniden yapılanma.

Karar bizim, sorumluluk bizim, cesaret bizimdir.

MELEK Yeryüzünde… KATİL Gökyüzünde.. NECATİ ŞAHİN

Odam,
oda değil,
Melek Mozaiği’nin girip çıktığı enternasyonal
Gül Bahçesi sanki …
Beyaz melekler diyoruz ya
Melekler ‘yalnız’ beyaz değildir. Rengarenktir…
Melekleri gökyüzünde arıyoruz ya, Melekleri yeryüzündedir…
Melekleri kanatlı biliyoruz ya, Kanatları kalplerinden fìşkıran Işıktır…
Günlerdir,
Melekler: beyaz, bordo, yeşil, mavi, kahverengi kostümler içinde;
beyaz, siyahi, sarı, çikolata, kızıl tenleri, gülen yüzleri ile odama gelip gidiyorlar.
Her Melek,
kendi dilinin rengini Almanca’ya dolamış, Almanca tatlamış;
O tatlanmış Almanca ile,
O şirin şiveleri ile öyle yürekten bir “Günaydın” diyorlar ki;
Kalplerinden öyle bir ışık yansıyor ki kalbinize;
Gününüzün aydın olmaması mümkün değil..
AYDIN…
Melekler,
Dünyanın dört buçağından…
Kara Afrika’nın ak yürekli insanları; Latin Amerika, Uzakdoğu, Ortadoğu’nun, Almaya’nın güzel yürekli insanları;
Dünya’nın Kuzey-Güney- Doğu-Batı Coğrafyaların gönlü güzel, kalbi iyilikle dolu Melekleri…
Odama gelip gidiyorlar…
Öyle yürekten “iyi günler” diyorlar ki;
Gününüzün iyi olmaması mümkün değil…
İYİ…
Günlerdir düşünüp duruyorum.
“Insan, bu kadar nasıl iyi, güzel, gülen olabiliyor, bunca kötülüğün içinde” diye…
Dayanamadım sordum
bir siyahı Meleğe:
“Nasıl bu kadar iyi olabiliyorsunuz Sevgili Meleğim?”
Cevap derin:
“Şifa dağıtmak iyi insanların işidir.”
İşte,
bu Orduyu,
hatta, daha daha bir büyük Ordu diliyorum İnsanlığa:
Sağlık Ordusu.
GÜZEL, AYDINLIK, İYİ…
Melekler..
yalnız beyaz değildir.
Rengarenktir.
Melekler kanatlı değildir “kalb”lıdir..
İyilik ile dopdolu kalpler.
O kalplerden taşan ışıktır kanatları…
Melekler gökyüzünde değildir.
Melekler yeryüzündedır.
Görmeye göz, işitmeye kulak, söylemeye dil verilmiştir bize…
Melekleri görelim, duyalım, söyleyelim yeryüzüne…
İyi kalbli, güzel gönüllü olduklarını söyleyelim yüzlerine…
Onure edelim…
Bu “Onur Ordusu”nu…
***
Hastane odamda bir yandan bunları düşünürken, bir
GÜZELLİK girdi yüreğime.
Kalsın Yüreğimde…
Diğer yandan da
Bir ÇİRKİNLİK de girdi beynime.
Çıkmıyor bir türlü.
Yazarsam, utanır, çıkar diye düşündüm…
Yazıyorum:
GÜZELLİK…:
Tiran Havaalanı’na bir Meleğin adını vermiş Arnavutluk Devleti:
“NËNA TEREZË Havaalanı…”
“TERESA ANA
MOTHER TERESA
MUTTER TERESA
Havaalanı…”
TERESA ANA,
Osmanlı döneminde, Osmanlı Toprağı’nda, Üsküp’te, 1910’da doğan Arnavut kızıdır.
Hemşire-Rahibe olmuştur.
İnsanlığa merhem olmuştur.
“Derdi, Can Derdi” olmuştur.
Yaralı yüreklere merhem olmuştur.
MELEK olmuştur.
Yeryüzünde…
Arnavutluk Devleti,
“TERESA ANA” adını
Tiran Havaalanı’na koymuştur.
Arnavutluk Devleti böylece,
Meleğini de,
Devletini de,
Milletini de
onure etmiştir.
Güzellik…
*
ÇİRKİNLİK:
Ülkemizde Osmanlı torunu olduğu ile övünen Hükümetimiz ne yapmıştır….?
Çocuklara, kadınlara, İnsanlığa, Doğaya, gökyüzünden bomba yağdıran, ölüm saçan bir kadın pilotun adını,
Ülkemzin ikinci büyük Havaalanına koymuştur:
“SABİHA GÖKÇEN Havaalanı…”
Böylece,
Ülkesinde yaşayan 25 Milyon ALEVİ Yurttaşını renci etmiştir.
Onlara mesaj vermiştir.
Kötülük mesajı…
“Hatırlayın ha…!
Aklınızda kalsın ha…”
SABİHA GÖKÇEN.
1938’de, günlerce DERSİM’i bombalayan pilot…
Melek Yeryüzünde…
Katil Gökyüzünde.

DAD İzmir Kongresi’nde Barış ve Demokratik Toplum Vurgusu Yapıldı

Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi, 5. Olağan Kongresini Yamanlar Cemevi’nde gerçekleştirdi. Kongrede “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” çerçevesinde Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin yükseltilmesi gerektiği vurgulandı. “Barış, mücadele ve demokratik cumhuriyet ile mümkündür” mesajı öne çıktı. Salonda, Dersim önderlerinin fotoğraflarının yanı sıra çeşitli pankartlar da sergilendi.

Kongreye, dernek temsilcileri ve çok sayıda katılımcı destek verdi. Nefeslerin seslendirilmesiyle başlayan etkinlikte, divan kurulu üyeleri seçildi ve Hakk’a yürüyenler için saygı duruşunda bulunuldu. Mevcut eş başkanlardan Nebat Çelik, dil ve kültürün inanç ile olan ilişkisini değerlendirerek, bu değerlerin toplumsal varoluş için gerekli olduğunu ifade etti.

Diğer eş başkan Fırat Dikmen, 27 Şubat’ta başlatılan “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ne Alevilerin dahil olmaları gerektiğini belirtti. Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ise, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın “inceltilmiş Alevilik” politikalarına karşı uyanık olunması gerektiğini dile getirdi. Doğan, bu durumun Alevilerin varlığını inkar eden bir kuşatma olduğunu vurguladı.

Kongre sonunda tek liste ile gidilen oylamada yeni yönetim belirlendi. Fadime Dapaklı, Fırat Dikmen, Baykal Öztürk, Sakine Koğu, Murat Seven, Güler İpin Karagöz ve Nebat Çelik, yeni yönetim kuruluna seçildi. Alevi toplumu, eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü mücadelesini sürdürme kararlılığını bir kez daha ortaya koydu.

BF Kuzey Bölgesi Toplantısı Stadthagen Derneği’nde Gerçekleşti

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Kuzey Bölge toplantısı, bugün Stadthagen Derneği’nde yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Toplantıya AABF Genel Başkanı Hüseyin Mat ve Genel Sekreter Ufuk Çakır’ın yanı sıra GYK üyeleri Melek Şahin, Deniz Kaşal ve Seydi Koparan da katıldı. Kuzey Bölge yöneticileri Erdoğan Biçici, Hüseyin Kayaturan, Elif Duman, Güllü Temiz, Ali İldem ve Şener Demirbağ ile birlikte AABF İnanç Kurulu ve bölge inanç grubu temsilcileri de toplantıda yer aldı.

Yaklaşık 80 kişinin katıldığı toplantıda federasyonun çalışmaları ve bölgedeki faaliyetler üzerine karşılıklı bilgilendirmeler yapıldı. Katılımcılar, AABF’nin gelecekteki projeleri ve bölgedeki ihtiyaçlar hakkında görüş alışverişinde bulundu.

Toplantının sonunda, 18 Eylül’de gerçekleştirilecek seçimsiz genel kurul öncesinde birçok konunun tartışılacağı belirtildi. Bu önemli toplantı, Alevi inancının ve kültürünün yaşatılması için atılan adımlar açısından büyük bir önem taşıyor.

Darbelerin Kadın Hayatına Etkisi: Demokratik Alevi Kadınlar Birliği’nden Online Etkinlik

Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 23 Eylül Salı günü İnsan Hakları Derneği (İHD) Eşbaşkanı Eren Keskin’in katılımıyla “Darbelerin Kadın Yaşamına Etkisi” başlıklı online bir etkinlik düzenleyecek.

Etkinlikte, kadınların kimlikleri ve cinsiyetleri nedeniyle maruz kaldıkları çifte baskı, darbelerin toplumsal yaşama bıraktığı izler ve kadın mücadelesinin geleceği ele alınacak. DAKB, kadınların adalet, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin önemine vurgu yaparak, bu konuda birlikte tartışma fırsatı sunmayı amaçlıyor.

Etkinlik, 23 Eylül Salı günü saat 20.00’de (AV) gerçekleştirilecek. Katılım için online platform üzerinden bağlantı sağlanacak ve katılım linki daha sonra paylaşılacak.

DAKB, tüm katılımcıları bu önemli buluşmaya davet ederek, kadınların sesinin duyulması ve haklarının savunulması adına birlikte mücadele etme çağrısında bulunuyor.

Devletin Alevi Hamlesine İYİ Parti de Dahil Oldu

Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde bugün “Horasan’dan Balkanlar’a Avrasya Alevi-Bektaşi İnanç Önderleri Buluşması” adı altında bir toplantı düzenlendi. Türkmen Alevi Ocakları Birliği tarafından organize edilen etkinliğe İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu katıldı.

Dervişoğlu konuşmasında, “Cemevi meselesi artık sonuçlandırılmalıdır” ve “Alevilik folklor değildir” ifadelerini kullandı. Ancak bu söylemler uzun süredir tekrar edilmesine rağmen somut bir adım atılmadığı için Alevi toplumu açısından inandırıcı bulunmuyor.

Geçmişte Alevilere yönelik katliamların organizasyonunda rol alan devlet aklının ve katliam aparatlarının bugün “Alevi dostu” söylemleriyle ortaya çıkması, Alevilerin inançlarının tanınmasından çok, siyasal hesaplarda manipüle edilmesine yönelik bir politika olarak değerlendiriliyor.

Ortadoğu Barış Konferansı tamamlandı: Türkiye’de barış için birlik şart!

Dersim’de düzenlenen ‘Ortadoğu ve Barış Konferansı’, “Bölgedeki gelişmeler Kürt sorunu ve demokrasi güçlerinin tutumu” başlıklı ikinci oturumla sona erdi. Emek Partisi (EMEP) tarafından Hüseyin Güntaş Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen etkinlikte, EMEP MYK Üyesi Halil İmrek, Ortadoğu’da sınırların cetvelle çizildiğine dikkat çekerek, Kürt halkının kendi çözüm önerilerinin önemli olduğunu, ancak Türkiye’de bir barış cephesinin oluşturulmasının gerekliliğini vurguladı.

Oturumun moderatörlüğünü üstlenen EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin’in yanı sıra, konuşmacılar arasında yer alan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, komisyonun işlevinin önemine değinerek, barış ve demokrasi adına çıkacak sonuçların hep birlikte değerlendirilebileceğini belirtti. Günaydın, CHP’nin eleştirilere rağmen komisyonda kalmayı sürdürdüğünü ifade etti.

DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek ise, ezilenlerin perspektifinden değişim arayışına vurgu yaptı. Çiçek, mevcut sistemin değiştirilmesi gerektiğini, bu amaçla tarih boyunca süregelen mücadelelerin önemine dikkat çekti. Konferans, katılımcıların soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

BERİVAN-Kürtkızı NECATİ ŞAHİN

KÖLN BELEDİYE BAŞKANI olmasına ramak kaldı..
Necati Şahin de
“KAHİN” olduğu tescil edilmesine de….
Anlatayım
BERİVAN AYMAZ
Yeşiller Partisi tarafından Köln Belediye Başkanlığı’na aday gösterildi…
Güzel…
14 Eylül’de yapılan Seçimlerde oyların yüzde 28’ni alarak Birinci çıktı sandıktan.
Güzel…
İkinci turda SPD’li rakibi ile yarışacak. Yine Birinci çıkarsa Almanya Göç Tarihi’nin önemli bir dönmeci olacak.
BERİVAN ‘in kazanması
Güzel ötesi olacak..
BERİVAN’ın kazanması
benim de “KAHİN” olmam
tescillenmesi olacak ki
Bu da güzel…
NE ALAKA?
Anlatıyorum:
46 Yıl öncesini gidiyorum.
Yıl 1980
Güzeldi…
WDR Televizyonu:
40 saniyelik kısa film çekiyor.
Ben oynuyorum.
Almanya‘nın Neuwied Kasabası
Belediye Meclisi Toplantı Salonu..
Göğsümde Belediye Başkanı arması,
Sözsüz..
Elimde tokmak,
masaya vuruyor,
Belediye Başkanı olarak
Belediye Meclis Toplantı’sını başlatıyorum.
Film işte…
O zaman genç, karakuru,
kıvırcık, simsiyah saçları, kara kara bıyıkları ile yüz km öteden gören bile benim Yabancı olduğumu anlar.
Almanya‘nın en büyük TV Kanalı, O 40 saniyelik kısa Film ile Alman Halkına şu mesajı vermişti:
“Kendinizi alıştırın. Yabancılar geri dönmeyecek.
İlerde
Beldiye Başkanınız bile olacaklar… “
Oldular…
Çok Oldular…
Ama,
KÖLN gibi tarihi bir Kent?
*
Şimdi tekrar
37 Yıl geriye yolculuk yapıyorum…
Güzeldi…
Yıl 1988
Köln Belediye Salonu…
Rahmetli Arkadaşımız, Ressam GÖNÜL ŞEN’in Resim Sergisi …
Arkadaş Tiyatrosu/ Köln Öğretmenler Derneği olarak düzenlemiştik.
Açılış konuşmasını ben yapmıştım.
O konuşmamı
şöyle bir Dilek ile bitirmiştim:
“Geleceğe iyimser bakalım.
Bugün bizden bir Kadın, Sanatçı olarak KÖLN BELEDİYE Binası’na girdi.
Umarım, yakında, bizden bir Kadın da Belediye Başkanı olarak bu binaya girer…”
(Bizden derken Göçmenleri kastediyorum)
İşte, o Almanca konuşmamın finali:
“Sehen wir optimistisch in die Zukunft. Eine von uns ist heute als Künstlerin im Rathaus von Köln. Ich hoffe, dass bald eine von uns auch als Bürgermeisterin in dieses Haus einziehen kann und darf…”
O Gün
O Salonda BERİVAN’ın
Rahmetli Babası,
SAİT AYMAZ Ağbimiz de vardı…
Öğretmendi.
Üyemizdi…
Ağbimizdi…
Öncesi Bingöl Belediye Başkanı’dıydı da…
Umuyurum…
Çok çok diliyorum:
BERİVAN AYMAZ
28 Eylül’de de Birinci çıkar sandıktan….
Göç Tarihine,
Almanya Tarihine
Tarihi bir not düşer.
Savaş sonrası modern Almaya’nın kurucusu, Başbakanı
KONRAD ADENAUAR
Köln Belediye Başkanı’ydı.
BERİVAN,
bir Kürt Kızının,
Konrad Adenauer’ın Koltuğu’na oturması muhteşem ötesi.
Göçmenlerin ,
Kadınların,
Irkçılığın arttığı
Avrupa’da,
Demokrasi’nin de muhteşem bir zaferi olur…
Hadi BERİVAN…
O Tarihi Binaya Belediye Başkanı olarak gir…
Ben de “KAHİN” olam ya …
Sen, BERİVAN,
O tarihi binaya Başkan olarak gir…
Biz göçmen kökenli Milyonları
ŞAD eyle…
SAİT AYMAZ Ağbimizi,
GÖNÜL ŞEN arkadaşımızı
YAD eyle…
BERİVAN AYMAZ Gönül Şen