Ana Sayfa Blog Sayfa 102

Turan Eser, Basel’de Anma Etkinliğiyle Yaşatılacak

Avrupa Alevi Hareketi’nin değerli isimlerinden Turan Eser, Hakk’a yürüyüşünün birinci yılında İsviçre’nin Basel kentinde düzenlenecek bir törenle anılacak. Anma programı, 28 Eylül 2025 Pazar günü saat 13.00’de Eser’in kabri başında gerçekleştirilecek ziyaretle başlayacak. Ardından saat 14.00’te Basel ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi’nde (Basel Cemevi) etkinlikler devam edecek.

Turan Eser, yaşamı boyunca Alevi toplumunun örgütlenmesi, hak mücadelesi ve kültürel kimliğinin korunması için önemli katkılarda bulundu. Belgeselleri, projeleri ve araştırmalarıyla Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’na (AABK) değerli katkılar sundu. Eser, yalnızca bir aktivist değil, Alevi hareketinin belleğini oluşturan çalışmalarıyla da hafızalarda yer etti.

Tören sırasında, dostları ve yol arkadaşları bir araya gelerek Eser’in anısını yaşatacak ve onun bıraktığı mücadele mirasını hatırlayacak. Turan Eser, 25 Eylül 2024 tarihinde Hakk’a yürüyerek Avrupa’daki Alevi toplumuna yol gösterici bir miras bıraktı. Eser, “hakikat, adalet ve özgürlük” mücadelesi ile anılmaya devam ediyor.

Bizden… mi…? NECATİ ŞAHİN

“Merhaba, ben Serdar,
SİZDEN değilim,
Sizin Dostunuzum…”

Aleviliği bilen,
Alevileri iyi tanıyan Sanatçı, Karadenizli Canım Arkadaşım Serdar Alevileri ile tanışırken böyle derdi…

Birlikte,
Alevi ortamlarına, evlerine, kurumlarına gittiğimizde ben tanıştırmadan,
O hemen
elini uzatır:
“Merhaba, ben Serdar
Sizden değilim, Sizin Dostunuzum…”

Serdar’ın selam verişindeki o derin zarif mesajı beni düşündürdü .

“BİZDEN…”
“BİZDEN MI…”

Alevileri parolası gibi.

Yanınızda tanımadıkları biri varsa kaşla göz arasında, bazen el işareti ile, bazen fısıldayarak, bazen bir kenara çekerek
Arkadaş “BIZDEN MI?”
diye sorarız ya…

Geçmişte, bir korunma, bir koruma içgüdüsü ile söylediğimiz bu terimin şimdilerde doğru bir terim olmadığı, sorunlu bir terim olduğunu düşünüyorum.

“Gelin BİZDEN mi?”
“Gelin güzel ama BİZDEN değilmiş…”
“Damat iyi bir çocuk
Ama BİZDEN değilmiş”
“O Doktor BİZDEN”
“O Sanatçı BİZDEN”
O….
B…

İşte,
bu “BİZDEN ” teriminin ayırımcı bir terim olduğuna;
Alevi olmayan dostlara karşı saygılı olmayan bir terim olduğu kanısına vardım.
Ve kullanmıyorum.

Kullanılmaması gerekir diye düşünüyorum.

Bir yandan
Ayrımcılığa karşı olduğumuzu söylüyoruz,
diğer yandan da “BİZDEN Duygusu” ile davranıyoruz.

Gönlümüzü okşayan “BİZDEN Duygusu”,
evrensel ilkemizi esir alıyor bazı bazı..

Nerden geldim bu “BIZDEN” deyimine?

Siyaset…

Kimi Alevilerin,
“BİZDEN” duygusunu
ideolojiden daha etkin hissetmeleri;
siyasette BİZDEN duygusudan medet ummaları sorunludur.

Kemal Kılıçdaroğlu
CHP Genel Başkanı oldu.
Solcumuz, devrimcimiz, sosyalistimiz, komünisttimiz sevinçten uçtuk…
“BİZDEN…”

BİZDEN duygusu,
bizi o kadar yönlendir ki
ideolojimizden o kadar uzaklaştırdı ki;
BİZDEN olan istedi diye, hiçbir ideolojik paydamız olmayan İslamist Ekmeleddin’e tıpış tıpış oy verdik.

Kılıçdaroğlu, ısrarla “etnik, inanç kimlikleri üzerinden siyaset yapmam” dedikçe;
Bizler de ısrarla
O “BİZDEN” demeye devam ettik.

Yetmedi,
PİRO dedik.
Dede dedik.
Ben daha bir hafta önce yazdığım mektubum da “Dedem Sultan” dedim.

Kılıçdaroğlu,
siyasetçi değil, Cemevimizin post dedesi sanki…

İşte, bu “BİZDEN” duygusu, realiteyi es geçemize neden oluyor bazen.

Kılıçdaroğlu’nun siyasetteki en önemli başarısı, siyaseti “BİZDEN” duygusu ile yapmamasıdır kanımca.

Umarım, şimdi, bu zorlu süreçte de yapmaz..

Doğuştan gelen
Etnik Haklar mücadelesi ile Etnik siyaset yapmak aynı şey değildir.

Etnik siyaset,
o Etnik topluluğa da zarar verir..

Bu günlerde iktidarın
Alevilere kurduğu tuzak budur.
CHP’yi bu tuzak ile parçalamak istiyor.

Erdoğan,
geleceğini bu tuzağın başarısına bağlamış gibi.
Bizler bu tuzağa düşersek İslamist rejime hizmet etmiş oluruz.

Dikkat…,!
“BİZDEN Duygusu”
bizi bu tuzağa düşürebilir.

Birkaç örnek vereyim:
CHP İstanbul İl kongresi seçimleri öncesi yandaş basın altını çize çize şöyle servis ediyordu :

“Alevi Kılıçdaroğlu’nun adayı Cemal Canpolat; İmamoğlu’nun adayı genç Özgür Çelik”
Bakar mısınız hinliğe…

Be kardeşim Özgür Çelik de Alevi…

“O zaman Sünni İmamoğlu’nun adayı Alevi Özgür Çelik…” diye yazaydın bari…

Be Kardeşim o zaman,
“Zindana attığımız
Beşiktaş, Beyoğlu, Avcılar, Şişli Belediye Başkanları da Alevi…” diye yaz…

Esir aldıklarınızı da etnik, inanç kimlikleri üzerinden de kategorize ediniz…
Ediniz ki, Ortadoğu ülkesi olma yolculuğumuz daha süratli ola…

Demem o ki;
Dikkat!
İktidar, siyaseti kendine göre yeniden dizaynı etme stratejisinin başarılı olması, Alevilere kurduğu tuzağın başarısına bağlı…

Birdenbire
“Alevisever” oluşu;
Tuzaktır işte…

“BİZDEN duygusunu saf dışı bırakırsak bu tuzağa düşmeyiz…
Yoksa bu tuzağa da düşeriz, başka tuzaklara da düşeriz…

Onun için Canım Arkadaşımın;
“Merhaba, ben Serdar
Sizden değilim, Sizin Dostunuzum” özdeyişindeki “dost mesajını” tekrar andım…

Son günlerde,
Alevi Örgütlerin yayınladıklari acemice bildiriler ile tuzağa düştüklerini;
Liyakatsız yöneticilerin ardındaki menfaatçı kurnazları;
Entelektüel insanlara karşı saldırılarını;
Kimi Alevilerin sosyal medya paylaşımlarındaki söz fukarılığını;
Suriye Alevi Soykırımı’na ilgisiz kalan Kurumları, Alevileri gördükten sonra;

“Hoşça Kalın…
Ben Necati Şahin
SİZDEN değilim…
Sizin Dostunuzum…”

Alevi Halkı Barış İçin Mücadelede: FEDA’nın Etkinliği!

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), “Alevi Halkı Barış İçin Mücadele Ediyor” temasıyla halk toplantıları düzenleyecek. FEDA, barış anlayışının inançlarının temelini oluşturduğunu belirterek, halklar arasında güven ve kardeşliği yeniden tesis etme hedefine vurgu yaptı. Bu amaçla çeşitli etkinlikler gerçekleştirerek, Alevi toplumunu bir araya getirmeyi hedefliyor.

Etkinliklerin ilki, 20 Eylül 2025 tarihinde Dortmund’da gerçekleştirilecek. “Alevi Barış ve Eşitlik Yolunda Buluşuyor” başlıklı panelde, 25. ve 27. Dönem TBMM İstanbul Milletvekili HDP’li Ali Kenanoğlu konuşmacı olarak yer alacak. Panel, DAKME Dortmund adresinde saat 14.00’te başlayacak.

21 Eylül 2025 tarihinde Hamburg’da “Aleviler Barış ve Demokratik Süreci Konuşuyor” başlıklı bir halk buluşması düzenlenecek. Aynı gün Paris’te ise 4. Olağan Kongre gerçekleştirilecek. Paris Pir Sultan Abdal Dergahı’nda saat 12.00’de başlayacak kongrede, DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan katılımcılar arasında yer alacak ve “Aleviler Hak ve Hakikat Yolunda Eşitlik Talep Ediyor” konusunu ele alacak.

Bu etkinliklerle, Alevi toplumu barış, eşitlik ve adalet taleplerini dile getirerek, toplumsal diyalog ve anlayışın güçlenmesine katkıda bulunmayı amaçlıyor.

Münih’te Alevi Kültürü İçin Bir Araya Gelen Ozan Emekçi ve Sanatçılar

Münih Alevi Toplumu, 19 Ekim 2025 Pazar günü halk konseri düzenliyor. Etkinlikte Anadolu’nun güçlü sesi Ozan Emekçi’nin yanı sıra Mahsuni Turan, Fırat Yusuf, Ünal Fırat ve Nefesli Hasan gibi önemli sanatçılar sahne alacak. Bu konser, kültürün ve dayanışmanın yaşatılacağı özel bir buluşma olarak öne çıkıyor.

Konsere dair detaylar da açıklandı. Etkinlik, Anton-Fingerle-Zentrum’da gerçekleştirilecek. Giriş saati 16.30, konserin başlangıcı ise 17.00 olarak belirlenmiştir.

Biletler, Münih Alevi Toplumu’ndan 20 Euro karşılığında temin edilebilecek. Bilet satış noktası Neuherberg Str. 2, 80937 Münih adresinde bulunmaktadır. Detaylı bilgi almak isteyenler, +49 152 23153557 numaralı telefondan iletişime geçebilirler.

Düzenleyiciler, bu konserin sadece bir müzik etkinliği değil, aynı zamanda kültürü, dayanışmayı ve birliği pekiştiren önemli bir buluşma olduğunu vurguladı. Etkinlik, katılımcılara kültürel bir deneyim sunmayı hedefliyor.

Gücümüz Örgütlü Birliğimizdir HASAN SUBAŞI

Biz Aleviler, egemen sömürcü güçler ve onların iktidarları tarafından asırlar boyunca hep yok sayıldık, inkâr edildik, asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya bırakıldık, dönem dönem yapılan toplu katliamlarda vahşi kırımlara uğradık. Buna rağmen bugün hâlâ varlığımızı sürdürebiliyorsak, bu direncin en önemli kaynağı hem dün hem de bugün örgütlü mücadelemizdir.

1980’li yılların sonlarında kendi öz örgütlerimizi kurarak yalnızca inancımızı ve kültürümüzü yaşatmakla kalmadık; özellikle Sivas Katliamı’ndan sonra yatay ve dikey olarak büyüyen Alevi örgütlerimizin öncülüğünde aynı zamanda eşit yurttaşlık haklarımızı elde etmek ve toplumsal özgürlüğümüzü kazanmak için de büyük ve etkili bir mücadele yürüttük.

Herkesin bildiği gibi biz Aleviler kendi örgütlerimizi kurup haklarımız için mücadele etmeden önce kimse Alevilerin haklarından, örgütlenmesinden ve Cemevlerinin Alevilerin ibadethanesi ya da inanç merkezi olduğundan söz etmiyordu. Bugün geldiğimiz noktada eğer birçok toplumsal, siyasal kesim Alevilerin hak ve özgürlüklerinin verilmesi, Cemevlerimizin Alevilerin inanç merkezi olarak kabul edilmesi ve daha birçok hakkımız için yürüttüğümüz mücadeleye destek veriyorsa, bu örgütlü güçlerimizin öncülüğünde sürdürülen Alevi özgürlük mücadelesinin ortaya çıkardığı bir gelişme ve dayanışmadır.
Binbir emekle kurduğumuz Alevi kurumlarımız yalnızca inancımızı yaşadığımız mekânlarımız değil; aynı zamanda Aleviliği yarınlara taşıyacak toplumsal direncin ve örgütlü mücadelenin kaleleridir! Bunun değerini bilelim, her türlü saldırı karşısında kurumlarımızı sahiplenip savunalım!

Örgütlü Güç Özgürlüğün Kapısını Açar

Alevi toplumunu yok oluşun eşiğinden toplumsal varoluşun güvenli alanına taşıyan da, gelecekte özgürleşmenin yolunu açacak olan da örgütlü gücümüzdür. Bu bağlamda örgütlü Alevi güçlerimizin etrafında kenetlenmek sadece bir tercih değil, yol verdiği ikrara bağlı olan her Alevi için yerine getirmesi gerekli olan bir yol görevidir! Çünkü örgütlü birliğimizi koruyup büyütmeden ve mücadele etmeden özgür yarınlar ulaşmak asla mümkün değildir. Bu bilinçle örgütlü Alevi güçlerimizin etrafında kenetlenerek yolumuza, inancımıza sahip çıkarak, özgür yarınlar için mücadele edelim!

Kilise Taşı NECATİ ŞAHİN

Hozat
Sorpiyan Köy girişi.
İki “dal” Kilise Harabesi.
Ardında taş okul…
O da harabe…
Taş okul KİLİSE taşları ile
KİLİSE yerine yapılmış.
O da harabe kalmış…
Köye girdiğimde
gördüm ki,
Köy haneleri de harabe…
Harabelerden beyaz büyük taşlar fışkırmış Güneşe…
Beyaz Taşlar
Beyaz Kilisenin Taşları…
Her Hanede köşe taşı…
Virane Haneler…
*
Eşimin Ana-Dede Köyü.
Mazlum Dedeleri…
Ozan…
Ailenin kutsalı,
Haneleri harabe
Aile,
karşısına geçer
Ağıda durur…
Ocağına ağıt yakar
Konuşur Hane ile…
*
Dedim ki
Kendi kendime…
Bu virane “Hane” ile bir de ben “Muhabbet” edeyim…
Ettim.
Eşimin çocukluğunu gördüm. Şen şakrak.
Aslı Ana’yı gördüm…
Güzel…
Teyzelerini gördüm Hanede….
Biri diğerinden Güzel…
Dedim ki Aşık olduğum İnsanın,
Ailesinin anıları
gizli bu viranede..
Denir ya
“Hakk viranede gizlidir…”
Bir el atayım bu gizemli Haneye dedim kendi kendime.
Zaten ben hep kendi kendime derim kelamı, önce…
*
Bir yaz günü gittim Dersim’e…
Vardım Hozat-Sorpiyan’a..
Yanımda Diyarbakırlı Usta…
Ustanın yanında üç Yardımcısı…
Başladık yıkmaya Harabeyi.
Bir tek Hanenin yaşayan büyüğü Ali Dayı ve Zarife Yenge Köyde…
Harabeye de bana da ev sahipleri…
Yık Yık bitmiyor…
Taş, Toprak, Tomruk…
Yıkıntılar arasında sarı tespih taneleri çıktı.
Çıktıkça aldım.
Cebime attım.
Yıkıntı bitti
Baktım 12 adet sarı tespih tanesi…
Tesadüf mü,
Günler Muharrem ayı…
Ozan Mazlumun tespih taneleri…
Terk etmemişler Viraneyi..
Armağan ettim Tek tek Hanenin Evlatlarına…
Kolye oldu boyunlarına…
Babalarının, Dedelerinin tespih taneleri….
Sarı tespih taneleri…
*
Yıkım bitti….
Aynı taşlar ile Evin yapımına başladık .
Herşey aynı olacak.
Otantik:
Taş, Toprak, Tomruk…
Usta,
köşeye bir büyük beyaz “köşe taşı” koymaya çalışıyor.
Baktım beyaz taşa…
Üstünde Haç işareti.
“Ustam Dur…
Bu taşı koyma…”
Diyarbakırlı Ustam yine baktı bana imalı imalı.
İmalı bakışları:
“Bu adam kaçık”
demek olduğunu sezmiştim.
“O taşı koymayalım bu Haneye Ustam.”
“Bu taş, bu Handen çıktı.
Tam da bu köşede.
Tam da bu köşeye koyacağım.
Yine ne geldi o kafana…”
“Ustam, o kafama takılanı anlatmam uzun Tarih.
Ne ben anlatayım
Ne de Sen dinle…
O taşı koyma oraya…”
Usta kafasını salladı.
Yardımcıları kafalarını salladı.
Taş kenara bırakıldı…
*
Taşın fotoğrafını çektim.
Beyaz, büyük, haçlı…
KİLİSE Taşı…
Sorpiyan Ermeni KİLİSE Taşı…
Bir harbeden alınmış bir Haneye.
Hane de harabe olmuş…
Taş bembeyaz ayakta kalmış…
Tarih…
*
Birkaç gün sonra İstanbul…
Sevgili Sanatçımız Yaşar Kurt ile buluştuk bir yemekte.
Yaşar Hemşinli Ermeni.
Yemektekiler Ermeni Dostlar.
Muhabbet…
Sözü ortaya düşürdüm.
” KİLİSE TAŞI,
Manevi Mirasınız…
Ne yapmalıyım Dostlar…?”
Sözü alan aynısını söyledi.
“Hocam, Haneydi, Ocaktı.
Yeniden Hane olacak.
Yeniden Ocak tütecek
O Taşı
O Haneye koyun…”
“Eyvallah…”
Döndüm Sorpiyan’a…
“Ustam, O beyaz köşe Taşı’nı, O köşeye koyalım…”
“Eee bak yine benim dediğim oldu…”
“Yok Ustam,
Ne Senin dediğin oldu,
Ne de benim dediğim…
O Taşın Manevi Mirasçılarının Rızalığı oldu. “
Usta yine imalı imalı baktı bana….
Yine başını salladı..
Yardımcıları da başlarını salladı…
Hep birlikte
O beyaz, büyük, Kilise Taşı’nı
O Haneye köşe Taşı olarak koyduk…
*
Manevi huzur diye birşey var ya…
Her Sorpiyan’a
O Haneye gittiğimde,
O Taşı her gördüğümde,
Elimi sürdüğümde
O huzuru duyuyorum…
.
Yüreğim,
O Tarihe,
O Coğrafyaya bir derin yolculuk yapıyor ….
İnsanoğlunun üzerinde yaşadığı Coğrafyayı,Tarihi ne çok utandırdığını da hisediyorum…
*
Ustama nasıl anlataydım ki, “O Taşın, yalnız Taş olmadığını?
Bu coğrafyada Üç bin Ermeni Kilisesinin Milyonlarca Taşından
bir Taş olduğunu
“Yaşayan bir Taş” olduğunu…?
O Taş’ın manevi ağırlığını
hiçbir terazinin, kantarın tartamayacağını…?
O Taşı tartacak tek kantarın Vicdan Kantarı, Hürmet Kantarı, olduğunu…?
Sahi nasıl anlatacaktım?
Necati Şahin
07.09. 2025
***
(Bonn’da Hastane’den çıkıp biraz dolaştım.
Bir Kilisenin bahçesinden geçtim.
Baktım Taş bina.
Bir Rahibe iki büklüm dolanıyor Bahçe’de…
Bir Rahibeye baktım.
Bir binaya.
Binadaki taşlara.
Yürümeye devam ettim.
Yüreğim gitti Sorpiyan’a.
“Kilise Taş”ı benimle yürüdü ormanda…
“O Kilise Taşı” ile
birlikte kurguladık yazıyı…
Hastane odama varınca
görevi Kaleme bıraktık.
O da yazdı Sizlere…)

Hizbullahçı derneğin provokasyonu: DEM Parti salonu terk etti

Meclis’teki Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 11’inci toplantısında, Hizbullah’a yakınlığı ile bilinen İttihad Derneği Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Beşir Şimşek’in yaptığı konuşma büyük tartışmalara yol açtı. Şimşek, konuşmasında, Kürt halkının geleneklerinin değiştiğini ve bu değişimin devletin kimi yapıları tarafından desteklendiğini öne sürdü. Bu ifadeleri, hem MHP hem de DEM Parti üyeleri tarafından sert bir şekilde eleştirildi.

DEM Parti üyeleri, Şimşek’in “kandan besleniyorsunuz” ifadeleriyle başlayan tartışmalar neticesinde komisyonu terk etti. MHP’li Feti Yıldız, komisyona davet edilenlerin askere ve devlete hakaret etmek için çağrılmadığını vurguladı. DEM Parti’den Saruhan Oluç ve Cengiz Çiçek de, Şimşek’in konuşmasının barışa hizmet etmediğini ve geçmişte yaşanan acıları yeniden gündeme getirdiğini dile getirdi.

Toplantıdan sonra DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Şimşek’in konuşmasının provokatif olduğunu belirterek, bu tür ifadelerin barış sürecine zarar verdiği uyarısında bulundu. Konuşmanın içeriğinin sorunlu olduğunu ifade eden Koçyiğit, bu nedenle komisyonu terk etme kararı aldıklarını açıkladı.

Koçyiğit, konuşmaların önümüzdeki haftalarda devam edeceğini hatırlatarak, Meclis Başkanı ile konuyu yeniden görüşeceklerini bildirdi. Barışa dair dile ve sürece yönelik önerilere dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Koçyiğit, bu tür provokatif söylemlerin süreci sekteye uğratma potansiyeline sahip olduğunu ifade etti.

Frankfurt’ta Alevi Hareketinin Sorunları ve Geleceği Masaya Yatırılacak

Frankfurt Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi, 19 Ekim 2025 Pazar günü saat 13:30’da, Türkiye ve Avrupa’daki Alevi kurumlarının güncel sorunlarını ve geleceğe dair çözüm yollarını tartışmak üzere önemli bir panel düzenleyecek. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Türkiye Alevi Federasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği gibi birçok kurumun genel başkanları, Alevi hareketinin geleceğine ışık tutacak tartışmalar gerçekleştirmek için Frankfurt’ta bir araya gelecek.

Panelin moderatörlüğünü Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu eski Genel Sekreteri Özgür Öz üstlenecek. Katılımcılar arasında Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanları Nevin Kamilağaoğlu ve Hüseyin Mat, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengönül Yılmaz, Türkiye Alevi Federasyonu Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez yer alacak.

Alevi toplumu, Türkiye’de ve Avrupa’da birçok yapısal sorunla karşı karşıya kalmaktadır. Türkiye’de Cemevlerine resmi ibadethane statüsünün tanınmaması, zorunlu din dersleri ve asimilasyon politikaları gibi başlıca mücadele konuları, Avrupa’da ise diaspora topluluklarının örgütlenme sorunları ve genç kuşakların kimliklerini koruma çabaları önemli başlıklar arasında yer almaktadır. Bu panel, Alevi hareketinin farklı bileşenlerinin ortak mücadele zeminini güçlendirmeyi amaçlamaktadır.

Toplantıda, Alevi hareketinin yaşadığı sorunlar ve çözüm önerileri, Cemevlerinin yasal statüsü ve inanç özgürlüğü mücadelesi, asimilasyon politikalarına karşı örgütlü bir duruş, genç kuşakların kimlik ve kültür aktarımı, Alevi kadınlarının temsil hakkı gibi konular ele alınacaktır. Ayrıca, Türkiye ve Avrupa’daki Alevi kurumlarının ortak strateji geliştirme zorunluluğu da tartışılacaktır.

Frankfurt’taki bu buluşma, Alevi hareketinin tarihsel birikimi üzerinden yeni bir yol haritası belirlemek amacı taşıyor. Alevi kurumları, 1990’lardan itibaren Avrupa’da kurumsal bir yapı kazanarak kitlesel bir örgütlenme gücü elde etti. Bu panel, hem Türkiye’deki eşit yurttaşlık mücadelesine hem de Avrupa’daki inanç özgürlüğü ve göçmen hakları savunusuna katkı sunmayı hedefliyor.

Aleviliği Siyasetin Kirli Pazarlıklarına Alet Etmek ÖZGÜR DEMİR

Son günlerde yeniden gündeme gelen tartışma: Kılıçdaroğlu’nun CHP içindeki siyasi tavrı tartışılırken, kimi çevrelerin onun Alevi kimliğini referans alarak söz söylemesi hadsiz ve kabul edilemezdir. Bu tür tartışmalar, yapay sorunlar üreterek gerçek sorunların gündeme gelmesini engeller ve toplumsal tartışmayı kısırlaştırır. Bir kişinin siyasi hataları elbette konuşulur, tartışılır. Ancak mesele azınlıklar olunca işin rengi değişiyor: Bir Alevi siyasetçi hata yaptığında “Yavuz Sultan Selim’den daha büyük kötülük yaptı” denilebiliyor. Oysa bir Sünni siyasetçi ya da başka bir inanç grubuna mensup kişi hata yaptığında kimse onun kimliğini referans göstermiyor. Bu çifte standart, aslında bu düzenin Alevilere bakışını gözler önüne seriyor.

Hele ki Alevi toplumu için büyük kırımların, sürgünlerin, zulümlerin adı olmuş bir tarihsel figürle kıyaslama yapılması, doğrudan inanç kimliğini hedef almaktır. Bu tür sözler, siyasi eleştiriyi aşar, toplumsal benlikteki yaraları yeniden kanatır.

Alevilerin yıllardır dile getirdiği eşit yurttaşlık, zorunlu din derslerinin kaldırılması, cemevlerinin ibadethane statüsü gibi temel talepler hâlâ görmezden geliniyor. Bunları yerine getirmek yerine, Aleviler sürekli kimlikleri üzerinden tartışmaya çekiliyor, bölünüyor ve siyasetin yedek tekeri hâline getirilmeye çalışılıyor. Osmanlı’da devşirmeler eliyle oynanan oyunlar bugün de farklı yöntemlerle sürdürülüyor.

Bir siyasetçinin yanlışları, düzen karşısında aldığı tavırlar tartışılır, eleştirilir. Ama onun kimliğini işin içine katmak, sadece kişiyi değil, tüm bir topluluğu hedef almak demektir. Bu da iktidarların işine yarar, çünkü Aleviler böylece birbirine düşürülür, siyasetin malzemesi hâline gelir.

Pir Sultan Abdal darağacına götürülürken yanında müsaibi Ali Baba vardı. İdam sehpasına giderken Ali Baba ona taş atmak yerine gül atmıştır. Önemli olan, eylemin kendisidir; taş ya da gül fark etmez, çünkü o dönemde ona taş atmayanların da başı gidecektir. Pir Sultan Abdal da bu durumu şiirinde şöyle dile getirir:

“Şu ellerin attığı taş hiç bana değmez, ille dostun bir tek gülü yaralar beni.”

Bu ifade, eylemin anlamını ve bağlılığı gözler önüne seren derin bir mesajdır. Taş veya gül, eylemin kendisi açısından önemlidir; gül ne kadar masum görünse de, Pir Sultan’ın şiirinde de vurguladığı gibi, dostun attığı bir gül bile yaralar. Bugün de siyaset arenasında benzer bir tabloyla karşı karşıyayız: Kimlikler üzerinden öfke saçmak, birbirine düşürmek isteyenler var. Ama tıpkı Ali Baba’nın eylemi gibi, adalet ve hakikatle atılan bir tek adım, milyonlarca taşın etkisini aşar.

Pir Sultan’ın bu sözleri, bize hatırlatır ki; zulme karşı durmak için şiddet ve nefret değil, doğru duruş ve hakiki bağlılık yeterlidir. Ve bu duruş, hem Alevi toplumunun hem de tüm halkın özgürlük ve eşitlik mücadelesinin özüdür.

Alevi kurumlarına ve topluma düşen görev, kendi yol ve erkânını net biçimde ortaya koymaktır. Bizler bunu başaramadığımız sürece Alevilik yeniden başkalarının elinde eğilip bükülür hale gelir.

Unutulmamalıdır ki Alevilik, ne bir kimlik kartına, ne siyasetçinin ağzına, ne de oy hesabına sığar. Alevilik, eşitlik, adalet, özgürlük ve hakikat yoludur. Bu yolu siyasetin kirli pazarlıklarına alet edenler değil, onun hakikatini savunanlar Aleviliğe sahip çıkabilir.

Benim kanaatim şudur: Aleviler, bu oyuna artık gelmemelidir. Çünkü tarih defalarca gösterdi: Osmanlı’da oyun hiç bitmedi, Cumhuriyet boyunca da bitmedi, bugün de bitmiyor. Dün “sapık, zındık” denilerek hedef alındık; bugün ise daha sofistike yöntemlerle, kimlik tartışmaları üzerinden birbirimize düşürülüyoruz.

Şunu herkes bilmelidir: Alevilik ne kimlik kartına, ne siyasetçinin ağzına, ne de oy hesabına sığar. Alevilik, eşitlik, adalet, özgürlük ve hakikat yoludur. Bu yolun dışında kalan her söz, her benzetme, her hesap sadece düzenin simsarlarının işine yarar.

Alevi Kurumları: Tele 1’e El Atmayın, Aleviliği Siyasete Karıştırmayın

Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi toplumuna yönelik son tartışmalar hakkında ortak bir açıklama yaptı. Açıklamada, Aleviliğin siyasi tartışmaların malzemesi haline getirilmesine karşı çıkıldı ve “Aleviliği siyasi hesapların aparatı yapmanıza izin vermeyeceğiz” denildi.

Alevi kurumları, gazeteci Merdan Yanardağ’ın açıklamaları üzerine başlayan polemiklerin Alevi toplumunu hedef gösterdiğini belirterek, bu durumun kabul edilemez olduğunu vurguladı. Yanardağ’a yönelik eleştirilerinin, yapılan siyasi eleştirilerin inançsal kimliklerle eşleştirilmesine yönelik olduğunu ifade eden kurumlar, kendisinden kamuoyu önünde özür dilemesini talep ettiklerini, bunun kabul edildiğini aktardı.

Açıklamada ayrıca, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alevilere yönelik yaptığı son açıklamaların inandırıcılıktan uzak olduğu belirtildi. Geçmişte Alevilere yönelik ayrıştırıcı söylemlerin sahibi olan Erdoğan’ın, günümüzdeki siyasi çıkarlar doğrultusunda farklı bir dil kullanmasının, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık mücadelesini gölgelediği ifade edildi.

TELE 1 televizyonunun kapatılması için yürütülen girişimlere de tepki gösteren Alevi kurumları, bunun halkın haber alma hakkına yönelik bir saldırı olduğunu belirtti. Basın özgürlüğünü savunan kurumlar, farklı düşüncelerin susturulmasına ve toplumda tek ses dayatılmasına karşı olduklarını vurgulayarak, Alevilik ve kimlikleri üzerinden yürütülen ayrıştırıcı politikaları reddettiklerini dile getirdi.

Alevi kurumları, laik, demokratik bir Cumhuriyet, özgür ve insanca bir yaşam ile eşit yurttaşlık taleplerinden vazgeçmeyeceklerini, inançlarına ve kimliklerine yönelik her türlü saldırıya karşı duracaklarını açıkladı.