Kilise Taşı NECATİ ŞAHİN
Hizbullahçı derneğin provokasyonu: DEM Parti salonu terk etti
Meclis’teki Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 11’inci toplantısında, Hizbullah’a yakınlığı ile bilinen İttihad Derneği Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Beşir Şimşek’in yaptığı konuşma büyük tartışmalara yol açtı. Şimşek, konuşmasında, Kürt halkının geleneklerinin değiştiğini ve bu değişimin devletin kimi yapıları tarafından desteklendiğini öne sürdü. Bu ifadeleri, hem MHP hem de DEM Parti üyeleri tarafından sert bir şekilde eleştirildi.
DEM Parti üyeleri, Şimşek’in “kandan besleniyorsunuz” ifadeleriyle başlayan tartışmalar neticesinde komisyonu terk etti. MHP’li Feti Yıldız, komisyona davet edilenlerin askere ve devlete hakaret etmek için çağrılmadığını vurguladı. DEM Parti’den Saruhan Oluç ve Cengiz Çiçek de, Şimşek’in konuşmasının barışa hizmet etmediğini ve geçmişte yaşanan acıları yeniden gündeme getirdiğini dile getirdi.
Toplantıdan sonra DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Şimşek’in konuşmasının provokatif olduğunu belirterek, bu tür ifadelerin barış sürecine zarar verdiği uyarısında bulundu. Konuşmanın içeriğinin sorunlu olduğunu ifade eden Koçyiğit, bu nedenle komisyonu terk etme kararı aldıklarını açıkladı.
Koçyiğit, konuşmaların önümüzdeki haftalarda devam edeceğini hatırlatarak, Meclis Başkanı ile konuyu yeniden görüşeceklerini bildirdi. Barışa dair dile ve sürece yönelik önerilere dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Koçyiğit, bu tür provokatif söylemlerin süreci sekteye uğratma potansiyeline sahip olduğunu ifade etti.
Frankfurt’ta Alevi Hareketinin Sorunları ve Geleceği Masaya Yatırılacak
Frankfurt Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi, 19 Ekim 2025 Pazar günü saat 13:30’da, Türkiye ve Avrupa’daki Alevi kurumlarının güncel sorunlarını ve geleceğe dair çözüm yollarını tartışmak üzere önemli bir panel düzenleyecek. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Türkiye Alevi Federasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği gibi birçok kurumun genel başkanları, Alevi hareketinin geleceğine ışık tutacak tartışmalar gerçekleştirmek için Frankfurt’ta bir araya gelecek.
Panelin moderatörlüğünü Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu eski Genel Sekreteri Özgür Öz üstlenecek. Katılımcılar arasında Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanları Nevin Kamilağaoğlu ve Hüseyin Mat, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengönül Yılmaz, Türkiye Alevi Federasyonu Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez yer alacak.
Alevi toplumu, Türkiye’de ve Avrupa’da birçok yapısal sorunla karşı karşıya kalmaktadır. Türkiye’de Cemevlerine resmi ibadethane statüsünün tanınmaması, zorunlu din dersleri ve asimilasyon politikaları gibi başlıca mücadele konuları, Avrupa’da ise diaspora topluluklarının örgütlenme sorunları ve genç kuşakların kimliklerini koruma çabaları önemli başlıklar arasında yer almaktadır. Bu panel, Alevi hareketinin farklı bileşenlerinin ortak mücadele zeminini güçlendirmeyi amaçlamaktadır.
Toplantıda, Alevi hareketinin yaşadığı sorunlar ve çözüm önerileri, Cemevlerinin yasal statüsü ve inanç özgürlüğü mücadelesi, asimilasyon politikalarına karşı örgütlü bir duruş, genç kuşakların kimlik ve kültür aktarımı, Alevi kadınlarının temsil hakkı gibi konular ele alınacaktır. Ayrıca, Türkiye ve Avrupa’daki Alevi kurumlarının ortak strateji geliştirme zorunluluğu da tartışılacaktır.
Frankfurt’taki bu buluşma, Alevi hareketinin tarihsel birikimi üzerinden yeni bir yol haritası belirlemek amacı taşıyor. Alevi kurumları, 1990’lardan itibaren Avrupa’da kurumsal bir yapı kazanarak kitlesel bir örgütlenme gücü elde etti. Bu panel, hem Türkiye’deki eşit yurttaşlık mücadelesine hem de Avrupa’daki inanç özgürlüğü ve göçmen hakları savunusuna katkı sunmayı hedefliyor.
Aleviliği Siyasetin Kirli Pazarlıklarına Alet Etmek ÖZGÜR DEMİR
Son günlerde yeniden gündeme gelen tartışma: Kılıçdaroğlu’nun CHP içindeki siyasi tavrı tartışılırken, kimi çevrelerin onun Alevi kimliğini referans alarak söz söylemesi hadsiz ve kabul edilemezdir. Bu tür tartışmalar, yapay sorunlar üreterek gerçek sorunların gündeme gelmesini engeller ve toplumsal tartışmayı kısırlaştırır. Bir kişinin siyasi hataları elbette konuşulur, tartışılır. Ancak mesele azınlıklar olunca işin rengi değişiyor: Bir Alevi siyasetçi hata yaptığında “Yavuz Sultan Selim’den daha büyük kötülük yaptı” denilebiliyor. Oysa bir Sünni siyasetçi ya da başka bir inanç grubuna mensup kişi hata yaptığında kimse onun kimliğini referans göstermiyor. Bu çifte standart, aslında bu düzenin Alevilere bakışını gözler önüne seriyor.
Hele ki Alevi toplumu için büyük kırımların, sürgünlerin, zulümlerin adı olmuş bir tarihsel figürle kıyaslama yapılması, doğrudan inanç kimliğini hedef almaktır. Bu tür sözler, siyasi eleştiriyi aşar, toplumsal benlikteki yaraları yeniden kanatır.
Alevilerin yıllardır dile getirdiği eşit yurttaşlık, zorunlu din derslerinin kaldırılması, cemevlerinin ibadethane statüsü gibi temel talepler hâlâ görmezden geliniyor. Bunları yerine getirmek yerine, Aleviler sürekli kimlikleri üzerinden tartışmaya çekiliyor, bölünüyor ve siyasetin yedek tekeri hâline getirilmeye çalışılıyor. Osmanlı’da devşirmeler eliyle oynanan oyunlar bugün de farklı yöntemlerle sürdürülüyor.
Bir siyasetçinin yanlışları, düzen karşısında aldığı tavırlar tartışılır, eleştirilir. Ama onun kimliğini işin içine katmak, sadece kişiyi değil, tüm bir topluluğu hedef almak demektir. Bu da iktidarların işine yarar, çünkü Aleviler böylece birbirine düşürülür, siyasetin malzemesi hâline gelir.
Pir Sultan Abdal darağacına götürülürken yanında müsaibi Ali Baba vardı. İdam sehpasına giderken Ali Baba ona taş atmak yerine gül atmıştır. Önemli olan, eylemin kendisidir; taş ya da gül fark etmez, çünkü o dönemde ona taş atmayanların da başı gidecektir. Pir Sultan Abdal da bu durumu şiirinde şöyle dile getirir:
“Şu ellerin attığı taş hiç bana değmez, ille dostun bir tek gülü yaralar beni.”
Bu ifade, eylemin anlamını ve bağlılığı gözler önüne seren derin bir mesajdır. Taş veya gül, eylemin kendisi açısından önemlidir; gül ne kadar masum görünse de, Pir Sultan’ın şiirinde de vurguladığı gibi, dostun attığı bir gül bile yaralar. Bugün de siyaset arenasında benzer bir tabloyla karşı karşıyayız: Kimlikler üzerinden öfke saçmak, birbirine düşürmek isteyenler var. Ama tıpkı Ali Baba’nın eylemi gibi, adalet ve hakikatle atılan bir tek adım, milyonlarca taşın etkisini aşar.
Pir Sultan’ın bu sözleri, bize hatırlatır ki; zulme karşı durmak için şiddet ve nefret değil, doğru duruş ve hakiki bağlılık yeterlidir. Ve bu duruş, hem Alevi toplumunun hem de tüm halkın özgürlük ve eşitlik mücadelesinin özüdür.
Alevi kurumlarına ve topluma düşen görev, kendi yol ve erkânını net biçimde ortaya koymaktır. Bizler bunu başaramadığımız sürece Alevilik yeniden başkalarının elinde eğilip bükülür hale gelir.
Unutulmamalıdır ki Alevilik, ne bir kimlik kartına, ne siyasetçinin ağzına, ne de oy hesabına sığar. Alevilik, eşitlik, adalet, özgürlük ve hakikat yoludur. Bu yolu siyasetin kirli pazarlıklarına alet edenler değil, onun hakikatini savunanlar Aleviliğe sahip çıkabilir.
Benim kanaatim şudur: Aleviler, bu oyuna artık gelmemelidir. Çünkü tarih defalarca gösterdi: Osmanlı’da oyun hiç bitmedi, Cumhuriyet boyunca da bitmedi, bugün de bitmiyor. Dün “sapık, zındık” denilerek hedef alındık; bugün ise daha sofistike yöntemlerle, kimlik tartışmaları üzerinden birbirimize düşürülüyoruz.
Şunu herkes bilmelidir: Alevilik ne kimlik kartına, ne siyasetçinin ağzına, ne de oy hesabına sığar. Alevilik, eşitlik, adalet, özgürlük ve hakikat yoludur. Bu yolun dışında kalan her söz, her benzetme, her hesap sadece düzenin simsarlarının işine yarar.
Alevi Kurumları: Tele 1’e El Atmayın, Aleviliği Siyasete Karıştırmayın
Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi toplumuna yönelik son tartışmalar hakkında ortak bir açıklama yaptı. Açıklamada, Aleviliğin siyasi tartışmaların malzemesi haline getirilmesine karşı çıkıldı ve “Aleviliği siyasi hesapların aparatı yapmanıza izin vermeyeceğiz” denildi.
Alevi kurumları, gazeteci Merdan Yanardağ’ın açıklamaları üzerine başlayan polemiklerin Alevi toplumunu hedef gösterdiğini belirterek, bu durumun kabul edilemez olduğunu vurguladı. Yanardağ’a yönelik eleştirilerinin, yapılan siyasi eleştirilerin inançsal kimliklerle eşleştirilmesine yönelik olduğunu ifade eden kurumlar, kendisinden kamuoyu önünde özür dilemesini talep ettiklerini, bunun kabul edildiğini aktardı.
Açıklamada ayrıca, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alevilere yönelik yaptığı son açıklamaların inandırıcılıktan uzak olduğu belirtildi. Geçmişte Alevilere yönelik ayrıştırıcı söylemlerin sahibi olan Erdoğan’ın, günümüzdeki siyasi çıkarlar doğrultusunda farklı bir dil kullanmasının, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık mücadelesini gölgelediği ifade edildi.
TELE 1 televizyonunun kapatılması için yürütülen girişimlere de tepki gösteren Alevi kurumları, bunun halkın haber alma hakkına yönelik bir saldırı olduğunu belirtti. Basın özgürlüğünü savunan kurumlar, farklı düşüncelerin susturulmasına ve toplumda tek ses dayatılmasına karşı olduklarını vurgulayarak, Alevilik ve kimlikleri üzerinden yürütülen ayrıştırıcı politikaları reddettiklerini dile getirdi.
Alevi kurumları, laik, demokratik bir Cumhuriyet, özgür ve insanca bir yaşam ile eşit yurttaşlık taleplerinden vazgeçmeyeceklerini, inançlarına ve kimliklerine yönelik her türlü saldırıya karşı duracaklarını açıkladı.
Öcalan’la Görüşme ve Meclis Komisyonu Talebimiz Kesin!
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Yöneticisi İmam Şenol, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair önemli açıklamalarda bulundu. Şenol, Alevi sorununun bu süreçte yer alması gerektiğini vurgulayarak, “Madem böyle bir süreç var, sadece talepkar değil, sürecin inşasında da yer almalıyız” dedi. Türkiye’nin yüz yıllık sorunlarının çözüm aşamasında Alevilerin aktif rol alması gerektiğine dikkat çekti.
Alevi inancına yönelik devlet politikalarını eleştiren Şenol, Alevi kurumlarının yalnızca talep eden bir konumda olmaması gerektiğini ifade etti. “Devlet halen Alevi inancını tanımıyor. Barış ve özgürlükten yana olmalıyız, ancak bu anlayışın günümüz Cumhuriyetinde yaşatılmadığını görüyoruz” diyen Şenol, Alevilerin demokratikleşme sürecinde aktif katılım göstermesi gerektiğini belirtti.
İmam Şenol, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde DAD olarak hem Meclis komisyonu ile hem de Abdullah Öcalan ile görüşme taleplerinin olacağını açıkladı. Şenol, “Bu süreçte, sadece basın açıklamalarıyla değil, aktif bir şekilde yer almalıyız. Ortaklaşmak ve süreci inşa etmek için çaba göstermeliyiz” ifadelerini kullandı. Alevi kurumlarının bu süreçte daha güçlü bir şekilde yer alması gerektiğini vurguladı.
Son olarak, DAD Genel Merkez Yöneticisi, Alevi kurumlarının ve inanç önderlerinin sürece katılım sağlamasının önemine değinerek, gözlemci kalmanın yeterli olmayacağını söyledi. “Hareket etmezsek, verilen mücadelenin sonuçlarını alamayız” diyerek, Alevilerin bu süreçte aktif rol almalarının gerekliliğini yineledi.
Kırtıl’ı yeniden inşa edelim: Doğamıza ve hafızamıza sahip çıkalım!
Mersin’in Silifke ilçesine bağlı Tahtacı Alevi köyü Kırtıl’da meydana gelen büyük yangın, yalnızca evleri değil, köyün doğası ve kültürel hafızasını da yok etti. Ağustos ayında çıkan yangın, evlerin yanı sıra bahçeleri ve ormanları kül ederek büyük bir felakete neden oldu. Yangının ardından köy halkı, kendi imkânlarıyla toparlanmaya çalışırken, Kırtıl Mahallesi Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği kurularak dayanışmayı kurumsal bir zemine oturtmaya çalıştı. Dernek, yangında zarar gören köylülerin temel ihtiyaçlarını karşılamayı ve köyün kültürel varlıklarını yeniden inşa etmeyi amaçlıyor.
Kırtıl Mahallesi Muhtarı Zarife Kıraslan, yaşanan felaketi ve sonrasındaki süreci anlattı. Yangının başlangıcındaki tahliye sürecini, “Yangın köye yaklaştığını fark ettiğimizde jandarma hemen boşaltmamız gerektiğini söyledi. İnsanlar üzerindeki kıyafetleriyle kaçtı; geri döndüğümüzde köyde hiçbir şey kalmamıştı,” sözleriyle aktardı. Yangından sonra beklenen devlet desteğinin yetersiz olduğunu belirten Kıraslan, çevre köylerden gelen yardımların önemine dikkat çekti.
Kırtıl Mahallesi Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Ali Rıza Gündoğdu ise yangının, komşu köydeki müteahhitlik firmasının ihmalkar çalışmaları sonucu çıktığını belirtti. Gündoğdu, “Yangının çıkışı tamamen ihmalkarlık. Açık alanda kıvılcım çıkaran makinelerle çalışmak yasakken bu işlemler sürdürülmüştü,” dedi. Devletin yangın öncesi ve sonrası tedbirlerinin yetersiz kaldığını vurgulayan Gündoğdu, kalıcı çözümler üretilmeden hayatın normale dönmesinin zor olduğunu ifade etti.
Yangın sadece fiziksel bir yıkım yaratmakla kalmadı, aynı zamanda Kırtıl’ın kültürel belleğini de tehdit etti. Hem Kıraslan hem de Gündoğdu, yeniden inşa sürecinde kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının destek vermesi çağrısında bulundu. Kırtıl’ı yeniden inşa etmek için dayanışma ve yardımlara ihtiyaç duyuluyor.
Merdan Yanardağ: “Alevi Kardeşlerimden İçten Özür Diliyorum”
CHP’nin 10 Eylül’de İstanbul Kadıköy’de düzenlediği mitingde, “Halkın Partisini Hırsızlar Değil, Halk Partililer Yönetecek. Milletin Son Umudu Kemal Kılıçdaroğlu” ifadelerinin yer aldığı bir pankart asıldı. TELE 1 ekranlarında bu pankartı yorumlayan gazeteci Merdan Yanardağ’ın kullandığı bazı ifadeler, Alevi kurumları tarafından tepkiyle karşılandı. Yanardağ, pankartın AKP tarafından provokasyon amacıyla asıldığını savunurken, “Alevilerin hainleri çoktur; tıpkı diğer milletlerin ve inançların olduğu gibi” sözleri tartışmalara yol açtı.
Gelen tepkilerin ardından Yanardağ, Alevi toplumuna yönelik bir özür açıklaması yaptı. “Ben hem Alevi kuruluşlarındaki kardeşlerimize hem de bütün Alevi toplumuna, Alevi yurttaşlarımıza şunu söylemek isterim: Benim ağzımdan böyle bir söz çıkabileceğini varsaymaları bazı çevrelerin beni derinden yaraladı. Dolayısıyla benim de bir özür talebim var. Alevi kardeşlerimden özür diliyorum” dedi.
Yanardağ, özrün samimiyetini vurgularken, “Burada bir mesele yok. Ama asıl özür dilemesi gerekenler; iktidarın kayığına binerek, Nedim Şener’in söylemlerine yaslanarak, sarayın operasyonuna alet olanlardır” ifadelerini kullandı. Bu açıklamalar, özrün samimiyetine önem veren kesimlerden olumlu yorumlar alırken, bazı çevrelerde tartışmaların devam ettiği belirtildi.
Alevi kurumlarının konuyla ilgili olarak önümüzdeki günlerde yeni değerlendirmelerde bulunması bekleniyor. Yanardağ’ın sözleri, Alevi toplumu içinde farklı yankılar uyandırmaya devam ediyor.
Zorunlu din derslerine karşı etkili bir mücadele yok!
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, zorunlu din derslerine karşı Alevi kurumlarının yeterli bir mücadele ortaya koyamadığını ifade etti. 2024-2025 eğitim öğretim yılına girerken zorunlu din dersleri ve uygulanmayan AİHM kararları tartışmaları yeniden gündeme geldi. Can, bu durumun yalnızca Alevilere yönelik bir uygulama olmadığını vurgulayarak, dinselleştirme ve asimilasyonun toplumsal bir sorun olduğunu belirtti.
Can, Alevi kurumlarının din derslerinin kaldırılmasını temel bir talep olarak görmesi gerektiğini dile getirdi. Ancak, mevcut koşullar altında “Alevi öğrenciler din derslerine girmesin” kampanyasının yeterli olmayacağını belirtti. “Direneceğiz” ifadesiyle mücadele kararlılığını vurguladı.
Zorunlu din derslerine karşı ailelerin tek başına itirazda bulunmasının zor olduğunu ifade eden Can, bu konunun demokratik bir program çerçevesinde sürekli gündemde tutulması gerektiğini söyledi. Alevi kurumlarının bu konuda yeterli mücadele sergileyemediğini dile getirerek, marjinalleşme korkusunun bu durumu etkilediğini kaydetti.
Son olarak, zorunlu din derslerinin müzakere edilir hale getirilmesi gerektiğini belirten Can, bu taleplerin diri tutulmasının önemine dikkat çekti. Mevcut ekonomik sıkıntılar ve toplumsal sorunlar arasında zorunlu din derslerinin öncelikli bir konu olmadığını söyleyen Can, demokratik bir düzene dönüş talebinin esas olması gerektiğini ifade etti.
Zorunlu din derslerine karşı etkili bir mücadele yürütülmüyor!
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, zorunlu din derslerine karşı Alevi kurumlarının yeterli mücadele yürütmediğini ifade etti. Can, 2024-2025 eğitim öğretim yılına ilişkin açıklamalarda bulunarak, bu derslerin artarak devam ettiğini ve bunun sadece Alevilere yönelik bir uygulama olmadığını vurguladı. Alevi kurumlarının din derslerinin kaldırılması talebinin temel şiarlarından biri olması gerektiğini belirtti.
Can, “Alevi öğrenciler din derslerine girmesin” kampanyasının mevcut koşullar altında yeterli olmayacağını dile getirerek, bu konuda direnişin önemine dikkat çekti. Ayrıca, ailelerin zorunlu din derslerine karşı tek başına mücadele etmesinin güç olduğunu ifade ederek, bu konunun demokratik program çerçevesinde sürekli gündemde tutulması gerektiğini savundu.
Alevi kurumlarının bu konuda yeterli bir mücadele ortaya koyamadığını belirten Zeynel Can, toplumda marjinalleşme korkusunun bu durumu etkilediğini dile getirdi. Zorunlu din derslerinin müzakere edilebilir hale getirilmesi gerektiğini vurgulayan Can, bu taleplerin sürekli diri tutulmasının önemini yineledi.
Mevcut ekonomik zorluklar ve toplumsal sorunlar göz önüne alındığında, Alevi taleplerinin öncelikli olarak gündeme gelmesinin zor olduğunu belirten Can, bu taleplerin demokrasi bloğuyla birlikte dile getirilmesinin önemine işaret etti. Türkiye’de demokratik bir düzene dönüş yapılmasının öncelikli hedef olması gerektiğini düşündüğünü ifade etti.
Kilise Taşı