Ana Sayfa Blog Sayfa 105

Alevi Kurumlarından Merdan Yanardağ’a Sert Tepki!

Alevi kurumları, gazeteci Merdan Yanardağ’ın CHP önceki Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği üzerinden kullandığı “Aleviler içerisinde çok hain vardır” ifadesine sert bir tepki gösterdi. Birlikte yaptıkları açıklamada, bu sözlerin Alevi toplumunu derinden yaraladığını belirttiler.

Alevi Bektaşi Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Türkiye Alevi Federasyonu gibi birçok Alevi kuruluşunun imzasını taşıyan metinde, Alevi toplumunun uzun yıllardır eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve demokrasi mücadelesi verdiği vurgulandı. Bu mücadele geleneğine sahip bir topluluğun “hain” olarak nitelendirilmesinin kabul edilemez olduğu ifade edildi.

Açıklamada, “Hiç kimse, siyasi değerlendirmelerinde Alevileri hedef tahtasına koyamaz, hakaret edemez” denilerek, ayrımcı ve önyargılı söylemlerin demokratik toplumsal barışı zedelediği belirtildi. Eleştiri ile bir toplumu toptan karalamak arasındaki farkın önemine de dikkat çekildi.

Alevi kurumları, Merdan Yanardağ’ı bu sorumsuz ifadeleri nedeniyle kamuoyundan ve Alevi toplumundan özür dilemeye davet etti. Alevi toplumunun tarih boyunca hak, adalet ve demokrasi mücadelesinin yanında olmaya devam edeceği vurgulandı.

DAD Adıyaman Şubesi kongresinde barış sürecine sahip çıkma vurgusu

DAD Adıyaman Şubesi, 4. Olağan Kongresi’ni gerçekleştirdi. Kongrede konuşan DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Türkiye’de demokrasinin güçlenmesi gerektiğini vurgulayarak, barışın sağlanmasının yalnızca masaya konulmasıyla yeterli olmayacağını ifade etti. Kete, kapsayıcı hukuk ve demokratik normların önemine dikkat çekti ve Alevi toplumunun bu süreçte güçlü bir şekilde yer alması gerektiğini belirtti.

Kongre, Ağuçan Ocağı’nda Abidin Güzel’in çerağ uyandırmasıyla başladı. DAD Adıyaman Şube Eş Başkanı Melek Ruşen, açılış konuşmasında, içinde bulunulan zamanın tarihi bir dönem olduğunu ve barış içinde yaşamanın ortak arzu olduğunu dile getirdi. Ruşen, Alevi inancının erkanlarını, kültürünü ve değerlerini yaşatmanın amaçları arasında olduğunu söyledi.

Melek Ruşen, Türkiye’nin barış ortamına girdiğini ve Alevi toplumu olarak barışın toplumsallaşması için mücadele etmeleri gerektiğini vurguladı. Aleviler, Kürtler, Türkler ve diğer kimliklerin ortak vatanda eşit bir şekilde yaşamasının önemini ifade eden Ruşen, inançlarına yönelik asimilasyon politikalarına karşı duracaklarını belirtti.

Kete, konuşmasında, barış komisyonunda Alevi kurumlarına destek çağrısında bulundu. Barış ve demokratik toplum perspektifinin, tüm kimlikler için güç vereceğini ifade eden Kete, Alevi toplumu olarak barış ve eşit yurttaşlık için çaba göstermeye devam edeceklerini belirtti.

İhanet kelimesi tarihsel gerçekliğimize ve toplumsal hücrelere aykırıdır CELAL FIRAT

0

Bu toprakların eşitlik, özgürlük ve adalet arayışının temel kaynaklarından biri kadim Alevi inancıdır. Tarihin tozlu sayfalarında Alevilere atılmış kara iftiralar, bugünde hakaretler, aşağılama ve tehditler farklı biçimde sürmektedir. Bu toprakların dağlık kesimlerine sürülen, kapıları işaretlenen, yok sayılan Aleviler, hiçbir kirli düşüncenin suçlusu değildir.

Tüm zulümlere rağmen, özgürlük ve eşitliği büyüten duruşuyla kentlere ve dünyanın dört bir yanında, adalet barış ve eşitlik diyerek gelen Alevi toplumu, sizin zehirleyerek yok etmeye çalıştığınız toplumunda can simididir. Yüzlerce yıl önce söylenmiş deyişlerimiz, nefeslerimiz ve türkülerimiz bugün dahi iktidar sahiplerini korkutmakta, her bir sözümüz gücüyle karanlık zihniyeti sarsmaya devam etmektedir.

Bugün dahi varlığı kabul edilmeyen Cem evlerinde ve sayısız dernek çatısı altında buluşan bizler , inancımızı onurla yaşatmaktayız; bugün aydınlık toplumsal bir geleceğin öncüleriyoz.
Yüzyılların derinliğinden adalet ve eşitliği dillendiren bu toplum, yağmanın, kuralsızlığın ve liyakatsizliğin kuşattığı ülkemizde yeniden kurtuluşun omuzlayıcısıdır. Kısacası biz Aleviler, Türkiye’de adaletin organik toplumsal taşıyıcısıyız.

Laik ve eşitlikçi bir toplumun siyaset aracılığıyla yok sayılmasının, suçlanmasının örnekleri sayılmayacak kadar çoktur. Alevi toplumunun enerjisini ve kitleselleğini kurtarıcı görenler, kendi siyasal gündemleri için arka bahçe görenler, gün geldiğinde Alevi kimliği ile siyaset yapanlara aşağılayıcı sözler sarf etmekten geri durmamaktadır. Tıpkı sermaye düzeni ve gerici politik çevrelerin, kurtuluşu faşist uygulamalarda arayıp, suçu Alevilerde bulduğu gibi.

Bu tavır, faşizan devlet geleneğinin ve Alevileri arka bahçesi olarak gören siyasi partilerin, apaçık çıplak fikir ortaklığının yansımasıdır. Ancak artık çok iyi bilinmelidir ki ırkçı ve gerici hareketlerin iktidar yürüyüşlerinde yok saydığı Alevi toplumunun yüksek politik enerjisi ve birikimi vardır.

Biat etmeyişimizin kaynağı da inancımızdaki kararlılık ve Şah Hüseyin’e bağlılığımızdandır. Bizler, korkuyu büyütmeye hizmet edenlere karşı insanlık onuru için politik mücadeleye girmekten geri durmayacağız.

İnancının özgürlüğünden ve adaletinden ayrılmayan önderlerimize sahip çıkacağız. Haksız ve incitici söz seyleyenler önce kendi özlerine bakmalıdır. “İhanet” kelimesi, tarihsel gerçekliğimize, toplumsal ve felsefi yapımıza aykırıdır. Bu söz, yalnızca Alevi toplumuna değil, eşitlik ve özgürlük için yüzyıllardır bedel ödemiş bütün insanlara hakarettir.

Bugün de dün olduğu gibi haykırıyoruz; Kerbela’dan günümüze kadar Aleviler ihanetin değil, direnişin; zalime boyun eğmenin değil, mazlumdan yana olmanın adıdır.

Adalet için, özgürlük için, insanlık onuru için direnişimiz sürecek!

Dortmund’da Aleviler Halk Toplantısında Buluşuyor

Bin yıllık hak, adalet ve eşitlik mücadelesinde Aleviler barış yolunda birleşiyor.
Bu kapsamda, “Aleviler Barış ve Eşitlik Yolunda Buluşuyor” başlıklı halk toplantısı düzenleniyor.

Organizasyonu Dortmund ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi (DAKME) üstleniyor.

Toplantıya, Hubyar Sultan Ocağı evlatlarından, Alevi hareketinde uzun yıllardır aktif rol üstlenen ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcülüğü görevini de yürüten Ali Kenanoğlu katılacak. Kenanoğlu, 25. ve 27. Dönemlerde TBMM’de HDP İstanbul Milletvekili olarak görev yapmış, Alevi-Bektaşi örgütlenmeleri içinde önemli sorumluluklar üstlenmiş bir isim olarak tanınıyor.

Etkinliğe tüm canlar içtenlikle davet ediliyor.

Tarih: 20 Eylül 2025
Saat: 14:00
Yer: Dakme, Körnebachstraße 49, 44143 Dortmund

“Halkın gücü, birlikten doğuyor!”

Özgür Özel: “Cemevi, Alevi inancının kalbidir!”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Yenikapı Etkinlik Alanı’nda düzenlenen Serçeşme Hünkar Hacı Bektaş Veli Festivali’nde Alevi-Bektaşi toplumuna seslendi. Konuşmasında, cemevlerinin ibadethane statüsü kazanması gerektiğini vurgulayan Özel, ayrımcılıkla mücadele ve eşit yurttaşlık ilkelerine dikkat çekti. “Bu ülke, ‘Bir olalım, iri olalım, diri olalım’ sözünü tekerleme gibi söyleyenlerle değil, gereğini yapanlarla kurtulacak” dedi.

Özel, Alevi-Bektaşi yolunun barış ve adalet ilkeleri üzerine kurulu olduğunu belirterek, “Aleviler, devlete eşit davranılmadığını hissediyorlarsa, bu durumun değiştirilmesi gerekmektedir. Eşitliği herkes kalbinde hissetmelidir,” ifadelerini kullandı. Alevi toplumunun tarih boyunca yaşadığı acıları anımsatan Özel, bu acıların sessizce taşındığını ve her zaman mazlumun yanında durduklarını belirtti.

Festivalde, kadın-erkek eşitliği vurgusu da yapıldı. Özel, Alevi Bektaşi kurumlarının kadın temsilcilerinin katılımını öne çıkararak, bu tür etkinliklerin önemine dikkat çekti. Festivalin, toplumsal birliğin ve beraberliğin pekişmesine katkı sağladığını ifade etti.

Son olarak, Alevi-Bektaşi kurumlarının taleplerinin karşılanması için samimi adımları atacaklarını belirten Özel, cemevi yasasının bir an önce geçmesi gerektiğini vurguladı. “Alevilerin talepleri bir lütuf değil, haklarıdır” diyerek, bu konudaki kararlılığını yineledi.

Berlin’de Alevi Kültür Festivali, Birlik ve Dayanışma İçin Buluştu

Berlin Alevi Toplumu (BAT) Cemevi öncülüğünde bu yıl ilki düzenlenen 1. Berlin Alevi Kültür Festivali, yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Euro Gıda’nın ana sponsorluğunda, birçok Alevi derneği ve topluluğunun desteklediği festival, Waterloo-Ufer’de coşkulu bir atmosferde yapıldı. Etkinlik, Alevi kimliğinin korunması, kültürel değerlerin gelecek nesillere aktarılması ve birlikteliğin önemi üzerine vurgu yaptı.

Festival, AABF İnanç Kurulu 2. Başkanı Hasan Doğan Dede’nin okuduğu gülbeng ile başladı. BAT-Cemevi ve diğer kurumların açtığı stantların yanı sıra, çocuklar için özel etkinlik alanları da oluşturuldu. Alevilik Dersleri (ARU) öğrencilerine yönelik karne töreni, Aşnan Tiyatro Topluluğu Koordinatörü İsmail Erol ve BDAS YK üyesi Bensu Akkuş’un sunumlarıyla gerçekleşti.

Kurum temsilcilerinin konuşmalarıyla devam eden festivalde, Friedrichshain-Kreuzberg Belediye Başkanı Clara Herrmann ve diğer önemli isimler, Alevilerin Almanya’da yürüttüğü inançsal ve kültürel çalışmalara dikkat çekti. Festivalin eğlencenin ötesinde, Alevi kimliğinin korunması ve kültürel değerlerin büyütülmesi açısından büyük önem taşıdığı ifade edildi.

Şairler ve sanatçıların sahne performanslarının ardından, festival Grup Bajar’ın müziği eşliğinde çekilen halaylarla sona erdi. Katılımcılar, Alevi kültürünü ve birlikteliği coşkuyla kutlayarak, geleceğe umutla baktıklarını bir kez daha dile getirdi.

Kentleşmenin alevi inancının dönüşümüne etkisi ve dedelik kurumu İSMAİL PEHLİVAN

“Muhammed Ali’nin nurun görmeğe
On iki İmamların yolun sormağa
Erenlerin divanında durmağa
On iki erkândan rehber isterler
Şah-ı Merdan bir yol kurmuş kuluna
Yola giden rehberinden biline
Gitmek ister isen mü’min yoluna
Din ile imandan rehber isterler” Teslim Abdal

Kentleşme, Alevi inancının köklerine bağlı geleneksel yapısını dönüştürürken, siyasi müdahaleler ve nefret söylemleri de Alevi kimliğini ve toplumsal barışı derinden etkiledi. Bu süreç, Alevi toplumunun güçlü değerlerinin ve yapılarının değişimine yol açtı. Özellikle kent yaşamı, Alevilerin geleneksel inanç pratiklerini zayıflattı; Cemevlerine katılım azaldı ve Alevi kimliği, Sünni çoğunluk içinde erime tehlikesiyle karşı karşıya geldi.

Köylerde güçlü bir rehberlik görevi üstlenen ve taliplerin saygısını kazanan Anadolu Alevi Ocak Sistemi’nin Dedelik Kurumu da bu değişimden nasibini aldı. Topluluklar arasındaki güçlü dayanışma bağları çözülürken, Dedelik Kurumu’nun zayıflatılmasıyla geleneksel Alevi hukuku erozyona uğradı. Musahiplik ve Görgü Cemi gibi kurumlar işlevsiz hale geldi. Dedelerin yürüttüğü rızalığa dayalı adalet sistemi, yerini devletin resmi mahkemelerine bıraktı. Bu, Alevilerin kendi iç sorunlarını çözme geleneğinden uzaklaşarak devletin merkezci hukuk sistemine yöneltilmesine ve geleneksel toplumsal otoritenin zayıflamasına neden oldu.

***

Kent yaşamında siyasetin Aleviliğe verdiği zararlar, inkar, işgal ve asimilasyon politikalarıyla kendini gösterdi. Siyaset kurumu, Aleviliğin tarihi kültür değerlerinden oluşan inanç anlayışını tanımayarak, cemevlerini ibadethane saymadı. Bunun yerine, Alevi köylerine cami yaptırma, imam gönderme, tekkelere ve dergahlara el koyma ve zorunlu din dersleri gibi politikalarla asimilasyona yöneldi.

Ayrıca, özellikle Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Ben Aleviyim” çıkışıyla alevlenen nefret söylemleri, Alevi kimliğini siyasi bir hedef haline getirdi ve toplumda kutuplaşmaya yol açtı. Bu söylemlerde, Alevileri inançları nedeniyle ötekileştiren bir dil kullandı.

***

Kentleşmeyle birlikte oluşan ibadet ve sosyalleşme ihtiyacına cevap vermek amacıyla kurulan Cemevleri, bir süre sonra Alevi sivil toplum kuruluşlarının (STK) etkisi altına girdi. Demokrasi mücadelesinden inanca müdahale etmeye yönelen bu STK’ların tutumu, Alevi toplumunda büyük tartışmalara neden olmaya devam ediyor.

Bu süreçte, toplumun ibadet talebini karşılamak amacıyla Bektaşiliğin babalık şemsiyesi altında şekillendirilen kadrolara “Cemevi Dedeliği” adında yeni bir mevkii oluşturuldu. Bu pozisyon, geleneksel Anadolu Alevi Ocak Sistemi’ne ve onun temsil ettiği değerlere karşı bir duruş olarak ortaya çıkarıldı. Geleneksel Ocak Sistemi’nde Dede, soya ve ocak bağlantısına dayanan bir manevi otoriteydi.

Ancak geleneğin tersine “Cemevi Dedeliği”, STK’lar tarafından yapılan atamalarla belirlendi. Bu atama anlayışının tarihi kodları, 1500’lü yıllardaki Balım Sultan tekke geleneğine ve 1826’da kayyum olarak atanan Nakşi kadroların uygulamalarına dayanmaktadır. Bu durum, Aleviliğin tarihi inanç değerlerinden kopuk olan bir kadrolaşma anlayışını yansıtmaktadır.

Bu stratejik uygulama, Dedeliğin soya dayalı otorite anlayışı yerine kurumsal ve merkezi bir asimilasyonu hedeflemektedir. Cumhuriyet döneminin son çeyreğinde de aynı anlayışla uygulanan siyasi ve egemen dini politikalar, yalnızca Dedelerin sorunlarını çoğaltmakla kalmadı, aynı zamanda Alevi toplumu ile Dedeleri de karşı karşıya getirdi.

Ne yazık ki, “Cemevi Dedeliği” aynı zamanda finansal ve siyasi ilişkilere de bağlı hale getirildi. Cemevlerinin sürdürülebilirliğini siyasi partiler veya belediyelerle kurulan ilişkilere dayandırılması, Dede’lerin asli görevi olan yol rehberliğini yerine getirmesini zorlaştırdı. Geleneksel Alevi inancının siyasi iktidarlardan bağımsız olma ilkesi zedelenerek, Dedeler siyasi çıkarlara hizmet etme riskine düşürüldüler.

***

Artan cemevi sayısıyla birlikte oluşan Dede ihtiyacını karşılamak için STK’lar, genellikle birkaç dua ezberleyen ve ağzı laf yapan kişilerle bu boşluğu doldurmaya çalıştı. Bu kişiler ‘cami imamı’ benzeri bir tarzda ibadet yaptırmaya özen gösterir oldu. Ne acıdır ki cemevlerine atanan bu “Cemevi Dedeleri” önceden hazırladığı metinleri bile telaffuz etmekten mahrum durumdalar. Bu durum, Geleneksel Alevi Ocak Sistemi’ndeki yıllara dayanan eğitim ve terbiyeyi içermediğinden, niteliksiz kişilerin Dedelik makamına gelmesine yol açtı. Bu süreç, Alevi toplumunda Dedelerin manevi kişiliği ve bilgisi hakkında soru işaretleri doğurarak Dedelik Kurumu’nun itibarını sarstı.

***

Günümüzde Ocak Sistemi’ne bağlı Dede ile STK’ya bağlı Dede arasındaki ayrışma, Alevi toplumunun güven duygusunu zedelemekte ve toplumu bölmektedir. Bu anlayış farklı Cemevleri ve Dedeler arasında rekabet oluşurken, bazen de inancın farklı yorumlanmasına ve ritüellerin özünden uzaklaştırılmasına bile neden olmaktadır.

Kentleşmenin bir ürünü olan bugünkü Cemevleri ve “Cemevi Dedeliği”, modern örgütlenmenin getirdiği bir zorunluluk gibi görünse de, geleneksel Anadolu Alevi Ocak Sistemi’nin temel ilkelerini tartışmaya açarak önemli sıkıntılara yol açtı. Bu yeni yapılar, Alevi toplumunun manevi önderlik yapısını tarumar ederken, geleneksel Dedelik Kurumu’nun geleceği hakkında da bilinmezliklere neden oldu.

***

Yaklaşık 40 yıllık bir geçmişe sahip olan kentli Alevi örgütlülüğü bir tıkanmışlıkla karşı karşıyadır. Toplum içinde bu sorunlar yaşanırken, Alevi STK’ların öncüleri bu durumun farkında olmadıkları gözlemlenmektedir. Yeni bir örgütlenme modeli mümkünken, hala bu alanda bir çözüm önerisini sunmaktan dahi aciz olan bu yöneticiler, bugünkü mevkilerini koruma pahasına tükenmişliklerinin farkında olmadıkları anlaşılmaktadır.

Bin yıldır Anadolu Alevilerini edep-erkan-yol ile kadim Alevi inancının rehberliğini yürüten Alevi Ocak Sistemi içindeki Pir, Mürşid, Rehberlerin devre dışı bırakılması toplumun dağılmasına ve inançtan uzaklaşmasına neden oldu. Bin Yıllık bir deneyime sahip olan Alevi Ocak örgütlenmesi yeniden yapılandırarak, Ocak Dedeleri inancın hizmetine davet edilmelidir. Bu Dedeler kendi talip topluluklarıyla buluşturularak Görgü Cemleri ve Musahipliğin hayata geçirilmesi sağlanmalıdır. Kentleşmenin önümüze koyduğu modern hayat tarzına uygun bir düzenlemeyle geleneksel Alevi örgütlülüğü hayat bulduğunda Cemevlerini yeniden çekim merkezi olacağı kaçınılmazdır.

Alevi inancının temel ahlaki değerleri olan “eline, diline, beline; işine, eşine, aşına; özüne, sözüne, gözüne sahip olmak” ilkeleri, toplumun temel yaşam felsefesiydi. Ancak Kentleşme bu yaşam kültürüne zarar vermiş olsa da, bu ilkelerin Alevi toplumu tarafından içselleştirilmesi ancak yeniden Ocak Dedeleri’nin bilge kişiliği ve rehberliği sayesinde mümkündür.

ilk halktv.com sayfasında yayınlanmıştır.

Hüseyin Mat: “Hain, Kendi Kimliğini Rededenlerdir”

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Alevi toplumuna yönelik eleştirilere yanıt verdi. Mat, “Alevilerin hainleri çoktur” diyenlere karşı çıkarak, hainliğin özünü inkâr eden bir tavır olduğunu belirtti. Tarihten bugüne işbirlikçilerle birlikte hareket edenlerin unutulmayacağını vurguladı.

Mat, kişisel çıkarlar uğruna Alevi değerlerini yok sayanlar ve faşizan zihniyetlerle işbirliği yapanların tarihe kara bir leke olarak geçeceğini ifade etti. Sessiz kalanların da bu sorumluluğu taşıdığını belirten Mat, Alevilerin sahipsiz olmadığını ve milyonlarca Pir, Talip, Âşık, Ozan, Yoldaş ve Yaren’in demokrasi, eşitlik ve özgürlük için en ağır bedelleri ödemekten kaçınmadığını dile getirdi.

Hüseyin Mat, yazısında, “Alevilerin hainleri birkaç taneyse, insanlık onuru adına mücadele edenler, demokrasi, eşitlik ve özgürlüğü savunanlar milyonlardır” ifadelerini kullandı. Bu bağlamda, toplumların ilerleyişinin yalnızca hainlere değil, onları meşrulaştıran zihniyete karşı durabilen iradeye bağlı olduğunu vurguladı.

Sonuç olarak, Alevi toplumunun kendi değerlerine sahip çıkmasının ve birlik içinde hareket etmesinin önemini belirten Mat, tarihsel sorumluluğun bilincinde olmak gerektiğini ifade etti.

Alevilerin Haini yoktur, Hakikati Vardır ELİF KELEŞ O.

0

Televizyon ekranlarından “Alevilerin haini çoktur” cümlesini duyduğumda, yüreğimde derin bir acı hissettim. Çünkü bu söz, sadece bir topluluğa yöneltilmiş bir hakaret değil; benim kimliğime, inancıma, yoluma yapılmış bir saldırıdır. Biz Aleviler, tarih boyunca ihanetle değil, direnişle anıldık. Defalarca kılıçtan geçirildik, yakıldık, sürgün edildik. Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de öldürüldük. Ama hiçbir zaman zalimin sofrasına oturmadık, hiçbir zaman hakikatten vazgeçmedik. Bu yüzden bize “hain” diyen, aslında kendi diline ve vicdanına ihaneti ilan edendir.

Ben biliyorum ki Alevi olmak, “eline, beline, diline” sahip olmaktır. Alevi olmak, Pir Sultan Abdal gibi darağacına giderken bile zalimin zulmüne boyun eğmemektir. Seyit Rıza gibi darağacında “Sizin hilelerinizle baş edemedik, bu bize dert oldu” diyerek tarihe onur bırakmaktır. Bizim yolumuzun yolcuları hain olamaz; çünkü bu yolun özü, ihanet değil, hakikattir. Asıl ihanet, halkların kardeşliğini bozanlarda, inançları birbirine düşman edenlerde, devletin katliamlarını görmezden gelenlerdedir. Asıl ihanet, insanı insandan ayıran, dilini nefretle kirleten zihniyettedir.

Ben bir Alevi olarak şunu söylüyorum. Alevilerin haini yoktur. Alevilerin darağacına gidenleri, yakılanları, sürgün edilenleri, bedel ödeyenleri vardır. Biz ihanetle değil, direnişle anılırız. Merdan Yanardağ’ın sözleri, hiçbir şekilde “yanlış anlaşıldım” bahanesiyle geçiştirilemez. Bu söz, hakikati yaralayan bir iftiradır. Ben bu iftirayı reddediyorum. Çünkü biliyorum ki suskunluk zulmü büyütür, hakikati ise ses büyütür.

Ve son sözüm şudur.
Bizim yolumuz hakikatin yoludur. Hakikati kirleten her söz, bizden değildir.

Aksoy: Zorunlu din derslerine karşı birleşik bir direniş şart!

Antalya’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Sekreteri Hatice Demir Aksoy, zorunlu din derslerine karşı topyekün bir mücadele çağrısında bulundu. Yeni eğitim öğretim yılıyla birlikte gündeme gelen zorunlu din derslerinin, eğitim müfredatına dini referansların eklenmesiyle daha da belirginleştiğini vurgulayan Aksoy, bilimsel ve laik eğitimi savunan herkesin bu konuda sorumluluk alması gerektiğini ifade etti.

Aksoy, Diyanet’in eğitim müfredatına ilişkin açıklamalarının toplum üzerinde şekillendirici bir etkiye sahip olduğunu belirtti. Siyasal iktidarın, dini eğitim ve aile yapısını ön planda tutarak eğitim sistemini dinselleştirmeye çalıştığını dile getiren Aksoy, bu sürecin 4+4+4 eğitim modeliyle başladığını ve yeni müfredatla devam ettiğini söyledi.

Alevi kurumları olarak laik, bilimsel ve parasız eğitim mücadelesini yıllardır sürdürdüklerini belirten Aksoy, Antalya’da zorunlu din derslerine karşı açtıkları davaların sınırlı etkiler yarattığını ifade etti. Zorunlu din derslerinin yalnızca Alevilerin değil, tüm toplumun sorunu olduğunu vurgulayan Aksoy, bu konuda birlikte hareket etmenin önemine dikkat çekti.

Aksoy, laik ve seküler düşünceye sahip ailelerin, çocuklarının okulda deşifre olma korkusuyla mücadeleye girmekten çekindiklerini aktardı. Zorunlu din derslerine karşı yürütülen mücadelenin zorlu olduğunu belirten Aksoy, hakların gasp edilmesinin gelecekte daha büyük sorunlara yol açabileceğini savunarak, bu konuda örgütlü bir mücadelenin şart olduğunu ifade etti.

Son olarak, Alevi öğrencilerin din dersinden muaf tutulması için velilerden daha fazla talep beklediklerini belirten Aksoy, laik, bilimsel ve parasız eğitim mücadelesinden asla vazgeçmeyeceklerini sözlerine ekledi.