Ana Sayfa Blog Sayfa 110

Demokratik Toplum Paradigmasının, Mezopotamya Ve Ortadoğudaki Kültürel Arka Planı ALİ KÖYLÜCE

0

Bir Not ile başlayalım. 2-3 Şubat 2013 tarihinde DTK öncülüğünde, Alevi Federasyon ve Dernekleri’nin katılımı, Diyarbakır belediyesinin desteği ile, Diyarbakır Cigerxwin kültür merkezinde, 1. Kürdistan Alevi Konferansı düzenlenmişti.

Konferansın birçok tartışma başlığından biri de, ‘’Ulusal Birlik İçinde Alevilerin Rolü’’ konusuydu.  Konferansın 2. günü ve 4. son oturumunda, ben Ali Köylüce FEDA Eşbaşkan olarak, Kemal Bülbül PSAD genel başkanı olarak, İmam Balsever (Demokratik Özgür Alevi Hareketi) adına konuşmacı olarak katılmıştık.

İlk konuşmacı olarak ben söz alıp başlayınca, konu başlığına ilişkin, Ulusal birlik içinde Alevilerin rolünü şeklinde değil; Demokratik Ulus içinde Alevilerin rolü olarak değerlendirmenin daha doğru olacağını belirterek söze başladım. Konuşma metnimi bu içerik ve eksende hazırlamıştım

Daha sonra Kemal Bülbül de, aynı tespiti tekrarlayarak Alevilerin ve Aleviliğin ulus odaklı değil, demokratik ve varlık birliği  hakikati gereği, insan üst kimliği altındaki tüm halk ve kimlikleri eşitleyen, inkar etmeyen , çoğulculuğu ve tüm doğal varlığa eşit yaklaşan felsefesi gereği , demokratik ulus olarak adlandırabileceğimiz, tüm kimliklere eşit mesafede olmayı, her kimlik ve kültürün bir arada yaşamasını, yetmiş iki milleti bir görme şeklinde gördüğümüzü dile getirmiştim.

Gelinen aşama da, Demokratik Toplum Paradigması;  Kürt ,Türk, Arap veya Fars ulusçuluğu yerine, demokratik ulusun, sadece etnik kimlikler olarak değil, inanç ve cinsiyet dahil, Ortadoğu, Mezopotamya ve Anadolu’da, halkların kardeşlik ve kurtuluş mücadelesinin formülü olarak, daha çok toplumsallaşarak ilerlemesi ve ortak bir kurtuluş projesine dönüşmesi, halkların ve inanç kültürlerinin kendi öz değerleri ve hakikati ile bir birini ret ve inkar etmeden, yan yana, bir arada yaşama çoğulculuğu içinde, insan üst kimliği ortak değerlerinde buluşan demokratik , özgür ve eşit halkların birliğine dayalı, ortak vatanın eşit vatandaşları olarak  demokratik bir ulusu yaratmaktır .

Bu perspektiften güncele atlayarak, mevcut ‘’Barış ve Demokratik Toplum’’ sürecindeki gelişmeleri değerlendirelim.

Ortadoğu, Mezopotamya ve Anadolu’da Egemenlikçi Devlet sistemlerine karşı, yerel Halk hareketlerinin geliştirdiği demokratik kominal İnanç felsefeleri Işığında;

Abdullah Öcalan’ın ‘’Demokratik Komünal Birlik’’ Önermesinin Mezopotamya’nın Tarihsel ve Kültürel birikimi ile ilişkisi.

Mezopotamya ve Ortadoğu’da, demokratik ve sosyal halk hareketleri olarak , Merkezi devlet sistemlerine karşı,  halkların yerel kültürlerinden beslenen, muhalif ve alternatif, özellikle Mazdek inancından etkilenen, hatta bu inancın bir çok değerlerini, Emevi islamına karşı, islam içinde yeni bir yorum geliştiren Fatimiler, Karmatiler, Zenc-(i) köle hareketi, Babek, İsmaililer,  Deylemend Hasan Sabah–Alamut,  ‘’Reya Haq -Alevilik, Ezdailik,  Nusayrilik, Ehl-i Haq -Yarsanilik ve Dürzilik gibi çeşitli inanç toplulukları bulunmaktadır.

Mezopotamya ve Ortadoğu’da demokratik komünal halk hareketleri, bölgede M.Ö 4000’lerde yaşamış, çok tanrılı  ‘’Sümer Şehir devletleri’ ’uygarlıklarına kadar uzayan, Tanrıların/veya tanrıları temsil eden yöneticilerin, Teokratik otoritesini veya gücünü dengelemek için kurulan, halkın haklarını ve çıkarlarını savunan, halk meclisleri veya ihtiyar meclisleri gibi bir toplumsal yaşamın birikimleri ve deneyimleri üzerinden şekillenen, egemenlikçi  merkezi devletler kadar, buna karşı Komüne dayalı Rıza şehri tarihsel meclislerinin yönetsel iradesini temsil eden demokratik komünal deneyimleri de ortaya çıkarmıştır.

Daha doğrusu, avcı-toplayıcı ilkel kominal toplumdan sonra, Tarım ve hayvancılığa dayalı, Çoban ve Çiftçilerin (Neolotik Çağda) toplumsal yaşamı üzerinden elde edilen artı değerin, ortaya çıkardığı gücün zora dayalı köleci sistemine karşı, halkın kominal birliğine dayalı çıkarlarını koruma mücadelesi de hep devam etmiştir.

Egemenlikçi otoriter ve teokratik devletler, iktidarlarını politika olarak Tanrıları temsil eden dini ideolojilere dayandırırken, demokratik karakterli muhalif toplumsal hareketler de, insani ve paylaşımcı inanç felsefelerine dayalı bir inançsal motivasyonla karşılık veriyordu.

Çok tanrılı dönemden , tek tanrılı dinlere kadar, merkezi devletlerin önce karşı çıkıp mücadele ettiği Zerdüştilik, Yahudilik, Hırıstiyanlık ve İslamiyetin savunucu ve yayıcıları olan peygamberleri ve ilk yayan havari veya sahabelerine karşı, her türlü saldırı ve yasaklara rağmen, halkın içinde yayılmasını durduramayınca , toplumcu lider ve kadrolarını katledip, bu dini ideoloji ve teolojileri  devlet kontrollerine alarak,  kendi sistemlerinin otoritelerine göre yeniden dizayn edip, merkezi devlet dini olarak, yönetimlerin otoritelerine bağlı kadrolar ile bu Teokratik devletlerin ideolojilerine dönüştürülmüştür.

Bu süreçler yaşanırken, halkçı mücadele veren muhalifler, toplumcu ilke ve değerleri savunmaya ve kendi yaşam ihtiyaçlarına göre geliştirdiği ahlaki, etik ve kominal bir sisteme kavuşturarak, kendi kutsallarını, ritüelleri ve yaşam moral değerlerini yeniden düzenleyerek, idari sistemi ile alternatif bir modeli, her zaman geliştirmeye çalışmıştır.

Bu topluluklar, tarihsel olarak bölgedeki muhalif ve yenilikçi sosyal ve siyasi yapılarla etkileşim içinde olmuşlardır. Demokratik toplum hareketleri ise genellikle bu inanç topluluklarının yanı sıra, etnik ve kültürel grupların da katılımıyla şekillenmiştir.

Mezopotamya ve Ortadoğu’da son binli yıllardan itibaren bölgedeki merkezi otoriter devletler olan, Sasani, Emevi, Abbasi, Selçuklu, Bizans, Roma ve Osmanlı gibi krallık veya imparatorluklara karşı , günümüze kadar gelebilen, bu yüzyılda da, merkezi Türk, İran, Irak ve Suriye’deki ulus devletlerin  büyük katliam ve kıyımlarına rağmen hala varlık mücadelesi veren, bu muhalif inanç ve halk hareketlerinden bazılarına bir göz atalım.

Ortadoğu, Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasında şu an yaşanan, devlet ve devlet dışı dini ve politik mücadelelerden dolayı ,Reya haq -Alevilik,  Ezdailik/Ezidilik, Ehl-i Haq veya Yarsanilik, Nusayrilik ve Dürzilik gibi inanç ve halk topluluklarına kısaca bakalım.

Alevilik:

“Rea Haq” (ya da “Rêya Haq”) ifadesi Kürtçede “Hak Yolu” anlamına gelir.

Alevilik inancında temel bir kavramdır ve inancın özünü, yaşam felsefesini ve yol anlayışını ifade eder.

 Reya Haq Nedir?

“Reya Haq”, Aleviliğin inanç sisteminde Hakk’a (Tanrı’ya) giden yol anlamındadır.

Bu yol İnsanı merkeze alan, Doğayla uyumlu, Adaletli, Eşitlikçi, Ahlaki ve vicdani temellere dayanan bir yaşam biçimidir.

Reya Haq, sadece bir inanç değil, aynı zamanda bir yol tutma, bir edep–erkân sistemidir. Alevi yolunda kişi, kendi nefsiyle mücadele ederek olgun insan (kamil insan) olmaya çalışır. Bu süreçte önemli kavramlar şunlardır:

Eline, diline, beline sahip olmak

İkrar vermek (yola girmek)

Müsahiplik (yol kardeşliği)

Semah dönmek

Cem erkânına katılmak

 Alevilik Nedir?

Alevilik, tarihsel olarak  kadim insani değerleri ve Mezopotamya inanç ve kültür sisteminden beslenen, Zerdüştilik, Mazdekilik ve İslam ile ilişkisini  olarak, Hz. Ali’yi ve Ehli Beyt’i esas alan, ama Sünni İslam’dan farklı olarak mistik, tasavvufi ve halkçı bir anlayışa sahip  kedine özgü kutsalları, ritüelleri ve kuralları olan bir inanç ve yaşam biçimidir. Anadolu, Mezopotamya ve İran coğrafyasında yüzyıllardır varlığını sürdürmüştür.

Aleviliğin temelleri arasında:

Tevhid (birlik) anlayışı

İnsan-ı kâmil ideali

Doğa sevgisi

Kadın-erkek eşitliği

Toplumsal adalet

Rızalık hukuku

bulunur.

Alevilikte ibadet şekli cami değil cem evi, dua dili ise Arapça değil genellikle Türkçe, Kürtçe Lehçeri- Kurmanci ,  Kirmançki/Dimîlî gibi halk dilleridir. Deyişler, nefesler, semahlar yolun dilidir.

 Reya Haq ile İlgili Bir Söz:

“Yol bir, sürek binbir.”

Bu söz Alevilikte herkesin hakikate kendi anlayışıyla ulaşabileceğini ama asıl amacın Hak’ta buluşmak olduğunu anlatır.

Dil ile Yol birdir: Dilin kaybı, kültür ve  inancın da zayıflaması anlamına gelir.

Nusayrilik:

Nusayrilik (Arapça: علوية), İslam’ın bir başka heterodoks yorumudur ve Suriye, Türkiye ve Lübnan’da yaygındır. Nusayriler, Hz. Ali’yi ilahlaştıran ve bazı eski dini unsurları da içeren bir inanç sistemine sahiptirler. Nusayriler, tarihsel olarak siyasi olarak marjinalleşmişlerdir ve kendi toplumları içinde kapalı bir yaşam sürmüşlerdir. Ancak, son yıllarda Suriye iç savaşının etkisiyle siyasi ve toplumsal hayata daha fazla dahil olmuşlardır.

Ehl-i Haq – Kakailik-Yarsanilik:

Yarsanilik veya Ehl-i Haq’lar, İranın batısı (Doğu kürdistan) ile Irakın kuzeyi ( Güney ve güney doğu kürdistanın bazı bölgelerinde) , Türkinin Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaygın olan, Kürtlerin yaşadığı bölgelerde görülen bir inanç sistemidir. Yarsanilik, İslam, Zerdüştlük, Mazdekilik ve diğer yerel inançların unsurlarını bir araya getirir. Yarsaniler, genellikle gizli bir topluluk olarak yaşarlar ve inançlarını dışarıya pek yansıtmazlar. Reya Haq Kürt Alevileri ile önemli oranda aynı değerlere inanır ve yaşarlar.

Dürzilik:

Dürzilik, Orta Doğu’ya özgü tek tanrılı bir inanç sistemidir ve Suriye, Lübnan, İsrail ve Ürdün’de yaygındır. Dürziler, İslam’ın bir kolundan köken almış olsalar da, kendi özgün inanç sistemlerini geliştirmişlerdir. Dürzilik, özellikle gizemcilik ve reenkarnasyon inançlarına odaklanır. Dürzi toplumu, genellikle kapalı bir topluluktur ve dini liderler tarafından yönetilir. Dürziler, tarih boyunca siyasi ve sosyal olaylara karışmışlar ve kendi kimliklerini korumak için mücadele etmişlerdir. Yaşam biçimleri, Alevi , Nusayri ve Yarsani-Ehl-i Haq’lar gibi seküler toplumsal yaşam içinde, kadın erkek ortak katılımı ile  ilişkilerine açıktır.

Demokratik Toplum Hareketleri:

Mezopotamya ve Ortadoğu’daki demokratik toplum hareketleri, bu inanç topluluklarının yanı sıra, etnik ve kültürel grupların da katılımıyla şekillenmiştir. Bu hareketler, genellikle insan hakları, demokrasi, özgürlük ve adalet gibi evrensel değerleri savunur. Bu hareketlerin birçoğu, siyasi baskılara ve otoriter rejimlere karşı mücadele etmektedir.

Bu inanç topluluklarının her biri, kendi özgün inanç sistemleri, kültürel gelenekleri ve sosyal yapılarıyla bölgenin kültürel çeşitliliğine katkıda bulunmaktadır. Aynı zamanda, bu topluluklar, bölgedeki siyasi ve sosyal olaylardan etkilenmekte ve kendi kimliklerini korumak için mücadele etmektedir. Demokratik toplum hareketleri ise, bu toplulukların katılımıyla bölgedeki siyasi ve sosyal dönüşümlerde önemli bir rol oynamaktadır.

Öcalan’ın geliştirdiği bu Paradigma, Günümüzün siyasal ve Toplumsal krizlerine nasıl bir çözüm Perspektifi sunmaktadır?

Demokratik Toplum paradigmasının, bölgedeki tarihsel arka planı, sosyal, toplumsal ve inançsal kültürel damarlarının hala yaşaması, özellikle yukarıda belirtiğim özünde kominal yaşam ilkelerine dayanan inanç ve kültürel farklı, Kürt, Türkmen, Azeri, Fars ve Arap, etnik grupların, günümüzün toplumsal ihtiyaçları çerçevesinde, Abdullah Öcalan tarafından geliştirilen Demokratik Toplum-Ulus ortak yaşam Paradigması, paylaşım ve barışçıl olduğu kadar, farklılıkları saygı ve tolerans ilkeleri ile, ortak yönetim ve yaşama katarak, kadim insanlığın geçmişten günümüze geliştirip taşıdığı etik, ahlaki ve insani değerleri,  güncelleyip geliştirerek, gelecek kuşaklara taşımayı ve bölgedeki Ulus devletlerin hakların etnik kimlik ve kültürlerini , inanç ve kutsallarını bir birine karşı kullanmayı engellemeyi, savaş ve çatışmaya vesile yapılan inkar ve yasakları ortadan kaldırarak , bölge coğrafyasını bir barış ve özgürlük kıtasına dönüştürecektir

Bu paradigmanın önündeki en önemli engel, bölgedeki Ulusal ırkçılık ve İslam’ın gerici-Fundementalist politikasıdır. Bu politikaları kullanan her iki kesim, son yüz yıllık devlet olma imkanlarını da kullanarak, direnmeye çalışsalar da, Irak ve Suriye de önemli oranda çözülerek toplumsal desteklerini kaybetmişlerdir, Türkiye Ulusal ırkçılık ile bölgenin Sünni dini gericiliğinin hamiliğini, İran ise Şia İslam’ının en gerici organizasyonun Fars ırkçılığına dayalı devleti olarak, halkların nefreti altında, her gün biraz daha otoritesi zayıflıyor.

Ana omurgasını Kürt halkının çeşitli kesimlerinin oluşturduğu ve bölgenin tarihsel dinamikleri ile buluşma sürecindeki bu yeni paradigma, savaş şartları altında dahi, Rojavada geliştirdiği uygulama modeli ile önemli bir sosyal yaşam ve güven örneği yaratmıştır.

Bu mevcut uygulama bile, Ulus devlet veya Egemenlikçi devlet sistemine karşı, halkların ortak yaşam sisteminin en önemli alternatifi olduğunu göstermiştir.

Bu çerçevede Abdullah Öcalan’ın ‘’Demokratik Komünal Birlik’’ Önermesinin Mezopotamya’nın Tarihsel ve Kültürel birikimi ile ilişkisini’’ değerlendirirsek;

Bugünün şartlarında, Mezopotamya ve Ortadoğu’da ortaya çıkan demokratik komünal halk hareketleri, bölgedeki tarihsel, kültürel ve siyasi yapılar çerçevesinde şekillenmiş alternatif bir toplumsal örgütlenme modelidir. Özellikle son yıllarda, devlet odaklı iktidar yapılarına karşı geliştirilen bu model, doğrudan demokrasi, toplumsal cinsiyet eşitliği, ekoloji, inanç özgürlüğü ve yerel özyönetim ilkeleri temelinde, halkın katılımını önceleyen bir sistem kurmayı hedefliyor.

‘Demokratik Toplum Paradigmasına’’ örnek;

  1. Demokratik Konfederalizm / Rojava örneği

Abdullah Öcalan tarafından geliştirilen, ‘’Demokratik Konfederalizm’’ teorisi devletin yerine, halk meclislerine dayalı bir özyönetim modelini savunur.

Bu model şu ilkeler üzerine kuruludur:

  • Doğrudan Demokrasi: Temsili değil, halkın doğrudan karar süreçlerine katıldığı sistem.
  • Toplumsal Cinsiyet Eşitliği: Eşbaşkanlık sistemi ve kadın meclisleri gibi yapılar ile kadınların aktif rol alması sağlanır.
  • Ekolojik Toplum: Doğa ile uyumlu, yerel tarıma ve çevreye duyarlı politikalar ve örgütlenmeler.
  • Etno-kültürel Çoğulculuk: Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler, Türkmenler, Aleviler, Ezidiler, Dürziler, Nusayriler, Hıristiyanlar, Müslümanlar ve Ateistler gibi farklı, çok dilli etnik ve inanç(sız) kültürlerinin, bir arada eşit yaşaması.
  • Rojava Deneyimi (Kuzey ve Doğu Suriye):

2012’de Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan koşullarda, Cezire, Afrin ve Kobani kantonları ile başlayan bu yapı daha sonra Kamışlo ve Arap aşiret topluluklarının yaşadığı bölgeler de genişleyerek, bölgede yaşayan halklar ve inançları bir arada demokratik katılımcı bir sistem içinde örgütlemeyi başarmıştır. Bunu Demokratik Özerklik temelinde, halk meclisleri, komünleri, kadın örgütleri ve kooperatifler kurarak, Ulus-devlet modeline alternatif bir sistem olarak örgütlenmektedir.

  1. Şengal (Sincar) Demokratik Özyönetimi:

Ezidi Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı, Irak’ın Şengal bölgesinde, 2014’te İŞİD saldırılarının ardından, YBŞ (Şengal Direniş Birlikleri) ve sivil meclisler aracılığıyla, demokratik komünal bir yapı inşa edilmeye çalışılmıştır. Bu yapı Rojava’daki deneyimden etkilenmiştir.

Bu çerçevede;

  • Halk meclisleri, kadın meclisleri, eğitim ve ekonomi komiteleri gibi kurumlar kurulmuştur.
  • Ezidi inanç özgürlüğü korunurken, kadınların toplumsal hayata katılımı arttırılmıştır.
  1. Bakur (Kuzey Kürdistan/Türkiye Kürt Bölgesi)

2000’li yılların sonlarında ve 2010’ların başında, Türkiye’nin güneydoğusunda bazı Kürt yerleşim belediyelerinde, Demokratik Özerklik modeli uygulanmaya çalışılmıştır.

Bu vesile ile;

  • Yerel halk meclisleri, kadın kurumları, gençlik komiteleri kuruldu.
  • Kooperatifleşme çalışmaları yapıldı.
  • Ancak devletin baskısı, kayyum atamaları ve operasyonlar ile birçok tutuklama yapılarak, bu uygulama büyük ölçüde tasfiye edildi.
  1. Ortadoğu’da Tarihsel Komünal Yapılar

Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği bu paradigma ve hareketin kökeni yalnızca modern ideolojilere değil, Mezopotamya’nın tarihsel toplumsal yapısına da dayanmaktadır.

  • Aşiret ve kabile federasyonları- meclisleri, uzun süredir yerel yönetimde halkın katılımına dayalıydı.
  • Köy komünleri ve dayanışma ekonomileri, tarımsal üretimde ortaklaşmayı içerirdi.
  • Kadim Mezopotamya kent devletleri (Rıza Şehri) bile zaman zaman halk meclisleri ile yönetilmiştir.
  1. Bu Konudaki Eleştiri ve Tartışmalar

Bu hareket, özellikle sol/sosyalist çevrelerde büyük ilgiyle takip edilse de, çeşitli eleştiriler de yapılmaktadır. Ancak Alevi kurumları ve entellektüel kadroları bu paradigmayı yeterli derecede inceleyip algılayamamışlardır.

Tarihsel olarak en çok Alevi felsefesi ve yaşam sistemine benzerlikler içermesine rağmen, adeta ‘’Rıza Şehri’’ yaşam modelinin günümüze, Demokratik Toplum Paradigması olarak uyarlanmış olduğundan bihaber durumdadır. Bu durum sadece Türk/Türkmen  ve Arap Alevilerde değil, Kürt Alevilerin kurumlarında da aynıdır.

Tartışmanın bir başka noktası ise;

  • Güçlü bir ideolojik merkez( Özellikle Kürt hareketi ile ilişkisi) olması nedeniyle, tam anlamıyla tabandan mı, yoksa yukarıdan aşağıya tavandan mı örgütlendiği tartışmalıdır.
  • Savaş koşulları, dış müdahaleler ve ekonomik ambargolar sistemin sürdürülebilirliğini zorlamaktadır.
  • Demokratik meşruiyet ve çoğulculuk, zaman zaman güvenlik kaygıları ile sınırlanmaktadır.

Sonuç olarak; Mezopotamya ve Ortadoğu’da kökleri tarihsel halk hareketlerine dayanan,   devletçi yapılara ve otoriter rejimlere alternatif olarak doğmuş ve halen coğrafyada varlığını sürdüren , önemli oranda devlet dışı yaşayan inanç veya etnik gurubun, değerlerini korumada direndiği bu süreçte, özellikle Kürt hareketi ve Abdullah Öcalan öncülüğünde geliştirilen demokratik toplum paradigması ile, yeni bir Toplumsal sözleşme arayışı başlatılmıştır.

Bu muhalif inanç ve  grupların , Ulusalcı dini-devletlere karşı , Kürt hareketi önderliğinin paradigmasının içinde ve yanında yer alarak, bölgede demokratik bir yaşam sistemini yeniden kurmayı hep birlikte başaracaktır.

Bu hareket, yerel demokrasi, cinsiyet eşitliği ve halkın doğrudan katılımı açısından ilham verici örnekler sunmaktadır; ancak mevcut siyasi ve askeri koşullar, bu modelin kurumsallaşmasını ve yaygınlaşmasını sınırlamakta veya engellemektedir.

 

İlk Semah Dergisinde Yayınlanmıştır.

Alevilere yönelik saldırılar kınandı, göç zorbalığına son verilsin!

Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, Şam’a bağlı Sümeriye Mahallesi’nde yaşayan Alevilerin tehdit, baskı ve saldırılarla göçe zorlanmasını kınadı. Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Alevi ailelerin gözaltı, işkence ve darp gibi vahim olaylarla yerlerinden edilmek istendiğini bildirdi. Zorla tahliyeleri protesto etmek isteyen Alevi kadınlar, çeteler tarafından darp edildi.

Federasyon, Alevilere yönelik zorla göçertme ve şiddet politikasının, tarihsel zulümlerin yeni bir halkası olduğunu vurguladı. Açıklamada, “Şam’ın Sümeriye Mahallesi’nde sivillere yönelik uygulanan zorla göç ettirme, şiddet ve mezhepsel ayrımcılığı kesin bir dille kınıyoruz” denildi.

Açıklamada ayrıca, HTŞ’nin kontrolündeki güçlerin halkı evlerinden çıkarması, tapu belgelerini yok etmesi ve temel yaşam kaynaklarını kesmesi gibi eylemlerin, insanlığa karşı suç ve soykırım girişimi olarak nitelendirildiği belirtildi. Bu eylemlerin, uluslararası hukukun açık ihlali olduğu ifade edildi.

Federasyon, Sümeriye’de yaşananların Alevi topluluklarına yönelik tarihsel zulümlerin devam ettiğini gösterdiğini belirtti. Maraş, Sivas, Malatya ve Çorum gibi yerlerde Alevilere yönelik yapılan saldırıların bir benzeri bugün Sümeriye’de yaşanmaktadır.

Uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletler’e çağrıda bulunan federasyon, ihlallerin durdurulması ve mağdurlara koruma sağlanması gerektiğini vurguladı. Alevi topluluklarının kimlikleri nedeniyle hedef alınmadığı, özgür, eşit ve adil bir Suriye için mücadeleye devam edileceği ifade edildi.

Pir Sultan Abdal Anma Etkinlikleri Banaz’da coşkuyla başladı

Pir Sultan Abdal Anma Etkinlikleri, bu yıl Banaz’da geniş bir katılımla gerçekleştirildi. Etkinlikler, Pir Sultan Abdal Anıtı’na yapılan yürüyüşle başladı.

Birçok ilden Banaz’a gelen Aleviler, yürüyüş boyunca deyişler okuyarak, Pir Sultan Abdal’ın değerlerini ve mirasını bir kez daha hatırlattı. Anıtın önünde bir araya gelen kalabalık, kaybedilen canların anısına saygı duruşunda bulunarak, onların hatıralarını andı.

Etkinlikler boyunca, Alevi kültürü ve inancının önemi vurgulandı. Katılımcılar, Pir Sultan Abdal’ın öğretilerinin günümüzde de geçerliliğini koruduğunu dile getirerek, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık taleplerini dile getirdi.

Pir Sultan Abdal Anma Etkinlikleri, Alevi topluluğunun bir araya gelerek dayanışma içinde olduğu, kültürel ve sosyal değerlerin paylaşıldığı önemli bir platform olmayı sürdürüyor.

Alevi Ansiklopedisi Yayına Açıldı! DEMİR ÇELİK

1

Rızaşehri Akademisi’nin 27 Nisan 2024’te startını verdiği; “Aleviler Kendi Ansiklopedisi’ni Yazıyor “projesi önemli bir aşamayı geride bıraktı. Projenin ilk adımı olan Alevi Ansiklopedisi Web Sitesi, 2 Temmuz 2025‘te Alevi canların erişimine açılmış bulunuyor.

Bin yıllardır Alevileri katliam ve soykırımlardan geçiren egemenler, Alevilerin kendi ana dilleriyle duygu ve düşüncelerini dile getirmelerine, kavram ve kuramlarıyla kendilerini ifade etmelerine, inanç hafızaları ve tarihsel bellekleri ile kendilerini tanımlamalarına da müsaade etmediler. Aksine tarih boyunca inkâr, asimilasyon, katliam ve Alevi karşıtı bilgisel şiddet ile Alevileri tanımlamaya, onlara biçim ve şekil vermeye çalıştılar. Özellikle de son iki yüz yılda bilgisel şiddette sınır tanımayan Türkçü- Sünni İslam çizgisi, tarihsel belleğimizi ve inanç hafızamızla her seferinde oynamış, yeni don ve gömlek biçmeye çalışarak uydurma Alevi söylemini geliştirdiler. Osmanlı’nın çöküşü sürecinde İttihat Terakki‘ de vücut bulan bu çizgi, yeri geldiğinde Alevilerin Türk olduğunu, yeri geldiğinde de Alevi Yol Önderi Pirlerin, Ehl-i Beyt soyundan geldiklerini iddia etmiş, Kürt Raa-Reya Heq inancını başkalaşıma uğratmaktan geri durmamışlardır.

Türkçü ideologlardan Baha Said, Yusuf Ziya Yörükan başta olmak üzere birçok Türkçü, Mezopotamya’nın kadim inancını inkar etmeye, karartmaya ve başkalaşıma uğratırlar. Türk ulus devlet sürecinde de, devlet, bir yandan Koçgiri ve Dersim‘ de soykırım ile Alevileri ortadan kaldırmaya çalışırken, öte yandan da başta din ve siyaset olmak üzere, ideolojik aygıtlarıyla Aleviliği inkar eder, asimilasyonla başkalaşıma uğratır. Ulus devlet sürecinde fiziki soykırım ve kaba şiddetin her türlüsüne maruz kalan Aleviler, asıl olarak asimilasyon ve kültürel soykırım uygulamalarıyla ağır travmalar yaşarlar. Bunun sonucu olarak inanç hafızalarından ve tarihsel belleklerinden uzaklaşarak, egemen dine ve dinin değerlerinin kuşatıcılığına maruz kalarak kedileri olmaktan uzaklaşırlar.

Mart 1924‘ te kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı ile bu başkalaşım ve inancına yabancılaşma, hız kesmeden yüzyıldır devam eder. 1925’te Pir Ocaxlarının kapatılması, pirlerin talip topluluklarına ulaşmalarının engellenmesi yanı sıra okul, kışla, camii ve mahalle baskısı ile Aleviler, kendileri olmak yerine egemen dinin değerleri ile kendilerini tariflemek durumunda kalırlar. O dönemden başlayarak Kürtçe’yi yasaklayan devlet, Alevi köylerine okul, camii ve karakollar açar. Fiziki şiddetin yanında, bilgisel şiddeti de yüzyıldır Alevilere temel politika olarak uygular. Coğrafyayı insansızlaştırmaya, Alevileri kentlere ve Avrupa‘ ya göçerterek, köklerinden ve kutsal mekanlarından Alevileri uzaklaştırır, mahale baskısına tabi tutar. Aşiretleri dağıtılan, Ocaxları yasaklanan, kutsallıklarından kopartılan Aleviler, din, eğitim, siyaset, medya üzerinden kendisi olmaktan çıkarılır. Bununla yetinmeyen devlet, Alevi olmayan ideologlarına Aleviler hakkında kitaplar yazdırır, ozanlarına Aleviliği İslam’ın alt mezhebi olduklarını dile getiren deyişler, siirler yazdırır. Alevinin ana dilini yasaklarken, Türkçe yazan ve çizen ‘aydınlarına‘ Alevilere her seferinde yeni don ve gömlek biçer, hakikati çarpıtır, uydurma Aleviliği oluşturmaya çalışır.

İşte Rıza Şehri Akademisi, egemen sistemin bu hegomonik kuşatıcılığına itiraz etmenin yeterli olmayacağından hareketle, inancın özgün gerçekliğini özerkçe kayıt altına alma ve yarınlara taşıma amacıyla Alevi Ansiklopedisi Projesi‘ni hayati önemde bir çalışma olarak Nisan 2024’te başlatır. Bu anlamda Alevi Ansiklopedisi; başta Raa-Reya Heq süreği olmak üzere, bir bütünen Alevilerin, başkalarının kendilerini tarifleme ve tanımlamalarına itıraz etmenin bilinciyle, kendi kavram, kuram, bilgi, anlam ve duygu dünyalarıyla kendilerini tanımlamaları ve tarihe not düşmenin stratejik bir projesi olarak 2 Temmuz‘ da canların erişimine açıldı.

Tarih boyunca rafizi, zındık ve sapkın mezhep denilerek katliam ve soykırımdan geçirilen Aleviler, yüzyıllık ulus devlet sürecinde, çok daha örgütlü ve uzun soluklu bir müdahale ile onlarca kez katliam ve soykırımlardan geçirildiler. Fiziki soykırımlarda onbinlerce can katledilmiş, onbinlerce can yerinden yurdundan edilmiştir. Bu anlamda Alevi Ansiklopedisi, sadece Alevi bilgisini toplayan, var olan bilgiyi sistematik biçimde tasnif eden, geleceğe taşıyan sıradan yazılı bir kaynak olmayacaktır. Alevi Ansiklopedisi; öncelikle uluslararası Alevilik çalışmaları alanında oluşan devasa akademik birikimi, akademik standartlara bağlı kalarak geniş Alevi kitlesi ve genel okur kitlesiyle buluşturmayı amaçlamaktadır. Alevilik üzerine bilimsel çalışma yürüten bilim insanlarının inancın bilimsel, objektif değerlerini, kavram ve kuramlarını açığa çıkarma çalışmaları Ansiklopedinin temel dinamiği olacaktır. Bununla birlikte Yol Önderi Pir ve Anaların otantik inanç değerleri ile inancın kendisini nasıl toplumsallaştırıp bugünlere taşırdığına ilişkin söz kurmaları, inancın ritüelleri, sembol ve Alevi kurumsallığı alanına ilişkin birikim ve gözlemlerini aktarmaları, Alevi Ansiklopedisi’nin ikinci temel dinamiğini oluşturacaktır. Bu iki temel dinamik üzerinden şekillenecek ve ete kemiğe bürünecek olan Alevi Ansiklopedisi, bu anlamda stabil ve statik değildir. Aksine değişimci, dönüştürücü ucu açık bilimsel bir çalışma esasıyla vücut bulacak, Alevilerin tarihsel hakikatinin temel kaynağı olacaktır. Dolayısıyla 2 Temmuz 2025‘ te yayına açılmış olması, onun bitmiş, tamamlanmış olduğu anlamına gelmemektedir. Binlerce madde ve tematik konunun, Yol Önderleri‘nin de dahil olacakları onlarca çalıştay çıktıları ile uluslararası onlarca bilimsel konferans, sempozyum ve çalıştaylarla önümüzdeki iki yıla damgasını vuracak nitelikli planlamalarla şekillenecek dinamik bir süreç söz konusudur. Üç yıl sonrasında A’dan Z’ye kadar, bilimsel bilgi ışığında ele alınan çok değerli madde ve tematik konular ile Yol Önderleri‘nin Hakikat Sırrı, inancın sanat, edebiyat, nefes, deyiş ve siir başta olmak üzere tarihi yapım ve yaratım değerlerinin yer alacağı bu derinlikli bilimsel ve objektif çalışma, aynı zamanda Alevi İnancının Uluslararası Literatürü‘ de olmanın stratejik ve tarihi önemdeki projesidir. Tarihi önemdeki bu projenin ilk adımı; İngilizce ve Türkçe olarak erişime açıldı. Daha sonraki aşamalarda Alevi Ansiklopedisi Almanca, Fransızca, Kurmanci ve Kirmancki dillerinde de canların erişimine açılacaktır. İsteyen dilediği ve iyi bildiği dil sayesinde Alevi inancına ve değerlerine ulaşabilecektir. Uluslararası Alevi Literatürü olma özelliğini kazanacak olan Alevi Ansiklopedisi; Alevi kavram ve kuramları üzerinden mastır ve doktorasını yapmak isteyenlerin başvuracakları en temel objektif ve bilimsel bilgi kaynağı olacaktır.

Ucu açık olan, yıllara sair nitelikli bilimsel çalışmalar neticesinde oluşacak Alevi Ansiklopedisi’ni; UNESCO bünyesindeki Kaybolan Diller ve Kültürleri Koruma Komitesi’ne müracaat ederek, ana dilimizi, kültürümüzü ve inancımızın özgünlüğünü koruma altına almayı sağlamış olacağız. Stratejik önemdeki bu projemizi aynı şekilde BM bünyesindeki Temsil Edilmeyen Milletler ve Halklar Örgütü(UNPO)‘ne sunarak özgün inancımızın uluslararası statüsünü almaya çalışacağız. Çok dilli olan, çoklu kavram ve kuramın yer alacağı Alevi Ansiklopedisi, ilk kez Aleviler tarafından kaleme alınan tüm Alevi süreklerinden Alevilerin en temel başvuru kaynağı olacak olan tarihi önemdeki bu stratejik çalışmada her alan, katkı sunan, Xizir lokmalarını esirgemeyen tüm canların eline, yüreğine sağlık diyorum.

Haq Yardımcıları, Xizir Yoldaşları Olsun!

ilk semah dergisinde yayınlanmıştır…

Yeni Şafak’tan Alevilere Bir Saldırı Daha

İktidara yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak gazetesi, bu kez de Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE) Başkanı Zeynel Abidin Koç’u hedef aldı. Gazete, Koç’un bir televizyon programında yaptığı açıklamaları çarpıtarak Alevi toplumunu inanç değerleri üzerinden yeniden hedefe koydu.

“Hedef gösterici dil”

Koç, katıldığı programda Hacı Bektaş-ı Veli dergâhının Aleviler için taşıdığı manevi önemi vurgulaması Siyasal İslamcıları rahatsız etti. Koç’un sözleri, Yeni Şafak tarafından “tepki çeken açıklamalar” başlığıyla sunuldu.

Gazetenin haberinde kullanılan küçümseyici ve kışkırtıcı ifadeler, Alevi toplumunu hedef haline getiren bir dil olarak değerlendirildi.

Daha önce de hedef olmuştu

Zeynel Abidin Koç, geçtiğimiz günlerde de Dersim’in Ovacık ilçesine yapılan mescide diğer Alevi kurumları ile birlikte tepki göstermiş ve Alevi kutsallarına müdahale edilmemesi gerektiğini dile getirmişti. Bu açıklaması da iktidara yakın medya tarafından “rahatsızlık” ifadesiyle haberleştirilmiş, Koç yeniden hedef haline getirilmişti.

“Alevilere yönelik sistematik saldırı”

Alevi örgütleri, Yeni Şafak’ın bu tür haberleriyle sürekli olarak Alevi toplumunu itibarsızlaştırmaya çalıştığını belirtiyor. Eleştiriler, bu dilin yalnızca bir gazetecilik tercihi değil, aynı zamanda toplumsal barışı zedeleyen ve Alevileri ötekileştiren bir siyasi tutum, Alevi düşmanlığı olduğuna işaret ediyor.

Alevilik, Saray’ın Zincirlerine Boyun Eğmeyecek!

Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından 28 Ağustos’ta düzenlenen “İnanç Önderleri ve Cemevi Başkanları İstişare Toplantısı”na, Alevi dedeleri, cemevi başkanları ve Türkiye’deki Alevi kurumları davet edildi. Ancak Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), bu daveti reddetti ve yapılan açıklamada, AKP hükümetinin Aleviliği denetim altına alma çabalarına dikkat çekildi.

AABK, Aleviliğin sarayların değil, pirlerin ve cem meydanlarının ışığında var olduğunu vurgulayarak, “Ne devletin memurları ne de sarayın politikaları Aleviliği temsil edemez” ifadelerini kullandı. Açıklamada, Alevi kurumlarının çelenk bırakma eylemi sırasında yaşananların da altı çizildi ve Esma Ersin’in Pir Sultan Abdal’a uzattığı gülün, Alevi toplumu açısından bir “ihanet” olarak değerlendirildiği belirtildi.

AABK, Aleviliğin bağımsız bir şekilde kendi iradesiyle yoluna devam edeceğini, inancın devletin güdümüne sokulamayacağını ifade ederek, “Alevilik devletin güdümüne girmeyecek, inancımızı teslim etmeyeceğiz, ikrarımızdan dönmeyeceğiz” dedi. Açıklama, Alevi toplumunun kendi değerlerine olan bağlılığını ve bağımsızlığını vurgulayan bir duruş sergiliyor.

Bu gelişmeler, Alevi toplumunun inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık taleplerinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Alevi kurumları, kendi kimlikleri ve inançlarıyla var olma mücadelesine devam edecektir.

Devletin Alevileri: Ayrı Komisyon Taleb Ettiler

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TBMM’de “Terörsüz Türkiye” kapsamında kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuna Alevilerin katkı sunacağını söyledi. Ancak, Alevi toplumu bu açıklamaya sert tepki gösterdi.

Ankara’da Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı öncülüğünde düzenlenen toplantıya hükümete yakın bazı isimler ve uzun süredir Alevi toplumunun dışında bırakılmış gruplar katıldı. Resmi olarak “Alevi temsilcileri” diye sunulan bu çevreler, Alevi toplumunun büyük kısmı tarafından meşru görülmeyen Cem Vakfı gibi yapılar.

“ALEVİLER DEVLETİN PROJESİNE EKLENEMEZ”

Alevi dernekleri ve kurumları, toplantıyı boykot ettiklerini hatırlatarak, “Aleviler inançtır, devletin yanına iliştirilecek bir aparat değildir.” dedi.

SİMGESEL DIŞLANMA VE BÜTÇE OYUNU

Toplantıya çağrılan isimler bile salonda Hz. Ali ve Hacı Bektaş Veli’nin resimlerinin olmamasını eleştirmek zorunda kaldı. Ayrıca Alevi-Bektaşi Başkanlığı’na ayrılan bütçenin, Diyanet’in yalnızca bir günlük harcamasına eşit olduğu ortaya çıktı. Aleviler, “Bu, Alevilerin eşit yurttaşlık talebini sulandırmaktan başka bir şey değil” yorumunu yaptı.

“AYRI KOMİSYON DEĞİL, EŞİT YURTTAŞLIK”

İktidarın “Aleviler için ayrı komisyon” önerisini de reddeden Alevi kurumları, “Bizim meselemiz komisyon değil; cemevlerinin yasal statüsü, zorunlu din derslerinin kaldırılması, kamudaki ayrımcılığın son bulmasıdır. Bu haklarımızı devlet lütuf gibi değil, anayasal güvence olarak tanımak zorunda” açıklamasını yaptı.

Dortmund’da Alevi Kültürüyle Dolu 4. DAKME Festivali 27-28 Eylül’de!

27-28 Eylül 2025 tarihlerinde Dortmund’da gerçekleştirilecek olan 4. DAKME Rıza Şehri İnanç ve Kültür Festivali, “Rıza Şehrinde Yol bir, Yürek bir, Sürek bin bir” temasıyla inanç, kültür ve dayanışma çerçevesinde bir araya gelecek. Dortmund Alevitischer Kultur Verein (DAKME) tarafından organize edilen bu etkinlik, Alevi toplumu için büyük bir öneme sahip.

Festivalin ilk günü 27 Eylül’de saat 18.00’de Dar Gülbangı ve Muhabbet Cemi ile başlayacak. Cemin yürütücülüğünü Pir Zeynel Kete üstlenirken, Zakir Fırat Er de nefesleriyle etkinliğe katkıda bulunacak. Bu özel gün, katılımcılar için manevi bir deneyim sunacak.

İkinci gün 28 Eylül’de saat 12.00’de Meydan Gülbangı ile devam edecek programda, DAKME ve FEDA Eşbaşkanları ile misafir konuşmacılar katılımcılara hitap edecek. Etkinlik, toplumsal birlik ve dayanışma mesajları vermeyi amaçlıyor.

Festival boyunca Tolga Sağ, Koma Çarneva, Zaza Women, DAKME Müzik Topluluğu ve diğer sanatçılar sahne alacak. Etkinliğin sunuculuğunu ise Gulan Akbaba ve Yasemin Şahin üstlenecek. Festivalin adresi, Dortmund’daki Körnebachstr. 49-51, 44143 olarak belirtiliyor.

DAKME Festival Komisyonu, festivale tüm canları davet ederek, “Rıza Meydanında; Pirlerin nefesiyle, zakirlerin sesiyle, semahların aşkıyla birliğimizi, dirliğimizi, Yol’umuzu ve kültürümüzü hep birlikte haykıracağız” ifadelerini kullandı.

Suriye’deki Alevilere Destek İçin Antakya Emek ve Demokrasi Platformu’ndan Çağrı!

Antakya Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’deki Alevilere yönelik artan saldırılara dikkat çekerek, Lazkiye başta olmak üzere Suriye’nin sahil kentlerine insani yardım koridoru açılması çağrısında bulundu. 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla yapılan basın açıklamasında, bölgedeki insani trajedinin göz ardı edildiği vurgulandı.

Açıklamada, Alevilere yönelik saldırıların Birleşmiş Milletler raporlarında “savaş suçu” ve “insanlığa karşı suç” olarak değerlendirildiği belirtildi. Ana akım medyada yer alan “özgürlük ve demokrasi” söylemlerinin gerçeği yansıtmadığı ifade edilerek, bölgedeki çatışmaların mezhep temelli bir soykırıma dönüştüğü kaydedildi.

Platformun yaptığı açıklamada, “Suriye’de Alevilere yönelik bir soykırım süreci yaşanmaktadır” denilerek, uluslararası toplumun sessizliğine dikkat çekildi. Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan raporda yer alan sistematik saldırılar ve katliamların durdurulması için acil eylem çağrısı yapıldı.

İnsani yardım talepleri doğrultusunda, Suriye’nin sahil kentlerinde gıda, hijyen, ilaç ve diğer yaşamsal ihtiyaçların karşılanması için yardım koridorlarının açılması gerektiği ifade edildi. Herkesi bu konuda adım atmaya davet eden platform, Türkiye’deki hak savunucularını, demokrasi ve emek güçlerini 31 Ağustos Pazar günü Yayladağı Gümrük Kapısı’nda yapılacak basın açıklamasına katılmaya çağırdı.

Alevi Örgütlerinin Güven Kaybının Nedenleri İSMAİL PEHLİVAN

Alevi toplumu arasında Alevi örgütlerinin artık eskisi gibi topluma öncülük edemediğine ve güven kaybı yaşandığına dair bir algı oluşmuş durumdadır. Bu durumun çeşitli nedenleri bulunmaktadır.

Güven Kaybının Nedenleri:

Parçalı Yapı:

Alevi toplumu içinde çok sayıda dernek, vakıf ve federasyon bulunması, ortak bir ses çıkarılmasını zorlaştırıyor. Kimi örgütler devlete daha yakın dururken, kimileri daha muhalif bir çizgi izleyebiliyor. Bu da Alevi toplumunun kafasını karıştırarak örgütlerin etkinliğine dair soru işaretleri yaratıyor.

Siyasi İlişkiler;

Bazı Alevi örgütlerinin belirli siyasi partilerle yakın ilişki kurması, bu örgütlerin bütün Alevi toplumunu temsil etmediği düşüncesini güçlendiriyor. Aleviler, kendi inançlarının ve taleplerinin siyasi çıkarlara alet edilmesinden rahatsızlık duyuyor. Aleviler, Aleviliğin siyasallaştırılacağı endişesi taşımaktadır ve bundan dolayı örgütlerle arasına mesafe koyuyor.

Devletin “Alevi Açılımı” Politikaları:

Devletin geçmişte ve yakın zamanda yaptığı ve yapacağı “Alevi açılımları” ve Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı” kurulması gibi adımlar, örgütler arasında farklı tepkilere yol açtı. Kimi örgütler bu adımları olumlu bulurken, bazı Alevi örgütleri bunları bir asimilasyon politikası olarak değerlendirdi. Bu durum da örgütler arasındaki fikir ayrılığını derinleştirdi.

Asimilasyon ve Kimlik Sorunları:

Modernleşme ve kentleşme ile birlikte genç kuşakların Alevi inancına olan mesafesi artıyor. Örgütlerin bu yeni nesle ulaşmakta ve Alevi kimliğini yaşatmakta zorlanması, liderliklerinin sorgulanmasına neden oluyor.

Finansal ve Yönetim Sorunları:Bazı örgütlerin finansal kaynakları, üyelerin bağışlarına ve devlet veya belediye desteklerine bağımlı olabiliyor. Bu durum, örgütlerin bağımsızlığını zedelediği algısını yaratıyor. Ayrıca, örgüt içi yönetimsel sorunlar ve liderlik mücadeleleri de güven kaybını tetikleyebiliyor.

Özetle, Alevi örgütlerinin yaşadığı güven kaybı, hem örgütlerin kendi iç dinamikleri ve öncülerin cehaleti (bazıları hariç) hem de devlet politikaları ve toplumsal değişimlerle ilişkilidir. Alevi toplumunun daha köklü ve yapısal çözümlere odaklanması, örgütleri de bu taleplere uygun yeni stratejiler geliştirmesi zorunlu durumdur.

Aşkı muhabbetle…

Halk tv sitesinde ilk yayınlanmıştır.