Ana Sayfa Blog Sayfa 12

Halepçe Katliamı insanlık tarihine kara bir leke!

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Halepçe Katliamı’nın 38. yıl dönümü dolayısıyla bir açıklama yaptı. 16 Mart 1988’de Irak’ın Halepçe kentinde Saddam Hüseyin yönetimi tarafından gerçekleştirilen kimyasal saldırıda yaşamını yitiren binlerce insanı saygıyla andıklarını belirtti. Federasyon, bu katliamın insanlık tarihine kara bir leke olarak geçtiğini vurguladı.

Açıklamada, katliam sırasında kadınlar, çocuklar ve yaşlılar da dahil olmak üzere binlerce Kürt sivilin hayatını kaybettiği hatırlatıldı. Ayrıca, on binlerce kişinin yaralandığı ve kimyasal gazların etkisiyle uzun süreli sağlık sorunları yaşayacağına dikkat çekildi. Halepçe’de yaşananların sadece bir kentin değil, tüm insanlığın vicdanında derin bir yara açtığı ifade edildi.

ABF, kimyasal silahların sivillere karşı kullanılmasının uluslararası hukukun ve insanlık değerlerinin açık bir ihlali olduğunu belirtti. Halepçe Katliamı’nın yaralarının hâlâ tam anlamıyla sarılmadığını ve benzeri suçların unutulmaması gerektiğini vurguladı. Federasyon, savaş politikalarının ve halklara yönelik baskıların yalnızca acı ve yıkım getirdiğini belirtti.

Alevi inancının temel öğretilerine de atıfta bulunan ABF, “İncinsen de incitme” anlayışının yaşamı savunmanın ve zulme karşı durmanın en önemli insanlık görevi olduğunu hatırlattı. Alevi Bektaşi Federasyonu, Halepçe Katliamı’nda yaşamını yitirenleri saygıyla anarak, insanlığa karşı işlenen suçların unutulmayacağını ve unutturulmayacağını vurguladı.

Neuss Alevi Toplumu Genel Kurulunu Gerçekleştirdi.

Almanya’nın Neuss kentinde faaliyet gösteren Neuss Alevi Toplumu, olağan seçimli genel kurulunu yoğun bir katılımla gerçekleştirdi. Toplum üyeleri, 15 Ekim 2023 tarihinde düzenlenen genel kurulda yeni yönetim kurulunu belirlemek ve toplumun geleceği üzerine değerlendirmelerde bulunmak amacıyla bir araya geldi.

Toplantıda yapılan konuşmalarda, Alevi öğretisinin temel değerleri olan birlik, dayanışma ve paylaşım konularına vurgu yapıldı. Katılımcılar, genel kurulların yalnızca yönetimlerin seçildiği toplantılar değil, aynı zamanda toplumsal bir buluşma niteliği taşıdığını belirtti. Toplumun gücünün, yalnızca sayısından değil, üyeleri arasındaki güven ve dayanışmadan kaynaklandığı ifade edildi.

Gerçekleştirilen seçim sonucunda Neuss Alevi Toplumu’nun yeni yönetim kurulu şu isimlerden oluştu: Ahmet Otlu, Ahmet Pekin, Mustafa Yener, Muhsin Bolat, Aydın Altınlı, Recai Doğan, Cengiz Kılıç, Hatice Tokgöz ve Hasan Demirbilek. Ayrıca, denetleme kurulu adayları da toplantıda üyelere tanıtıldı.

Genel kurul sonunda, toplum için emek veren tüm üyelere teşekkür edildi ve yeni yönetime başarılar dilendi. Katılımcılar, Neuss Alevi Toplumu’nun geleceğinin, birlik ve dayanışma etrafında daha da güçleneceğine olan inançlarını dile getirdi. Program, birlik ve dayanışma mesajlarıyla sona erdi.

Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonundan birlik mesajı!

Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, 16. Genel Kurulunu 15 Mart 2026 tarihinde gerçekleştirdi. Genel kurulda, federasyonun geride kalan bir yıl boyunca yürüttüğü çalışmalar değerlendirildi ve gelecek yıl için planlanan faaliyetler üzerinde tartışmalar yapıldı.

Federasyon, yapılan toplantıda “Birlik, dayanışma ve ortak sorumluluk bilinciyle yolumuza devam etme kararlılığımızı bir kez daha vurguladık” mesajını verdi. Seçimsiz olarak gerçekleştirilen genel kurulda, mevcut yönetim ve denetim kurulu bir yıl daha görevine devam etme kararı aldı.

Bu yılki genel kurul, Alevi toplumu için birlik ve beraberliğin önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Avustralya’daki Alevi topluluğu, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık vurgusuyla hareket ederek, gelecekteki çalışmalarını bu değerler üzerinde şekillendirecek.

Federasyon, önümüzdeki dönemde gerçekleştireceği etkinliklerle Alevi kültürünü ve inancını daha geniş bir kitleye ulaştırmayı hedefliyor. Avustralya’daki Alevi toplumu, bu tür organizasyonlarla dayanışma ve birliktelik içinde olmanın önemini bir kez daha hatırlatmış oldu.

Seher Şengüllü Yılmaz, AKD Genel Başkanı seçildi!

Alevi Kültür Dernekleri (AKD) 9. Olağanüstü Genel Kurulu, 15 Mart 2026 tarihinde Ankara’da gerçekleştirildi. Genel kurulda, mevcut başkan Seher Şengüllü Yılmaz ile Memduh Nedim Evli aday olarak yarıştı. Yüksek katılımın olduğu toplantıda, Divan Başkanlığı’nı CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal üstlendi.

Seher Şengüllü Yılmaz, yapılan oylama sonucunda tekrar AKD Genel Başkanı olarak seçilerek görevine devam etme kararı aldı. Bu yeniden seçilme, Alevi toplumu için önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor ve Yılmaz’ın liderliğinde derneğin hedeflerinin ve politikalarının devam edeceği umuluyor.

Toplantıda, Alevi toplumu için öncelikli konuların ele alındığı ve gelecekteki projelerin tartışıldığı belirtildi. Seher Şengüllü Yılmaz’ın yeniden başkan seçilmesi, Alevi topluluğu içinde birlik ve dayanışma vurgusu yapan bir mesaj olarak algılanıyor. Bu durum, Alevi kimliğinin güçlendirilmesi ve toplumsal hakların savunulması açısından da büyük önem taşıyor.

Mersin’de Aleviler ve Ortadoğu paneli düzenlendi!

Mersin’de düzenlenen “Soykırımın 1’inci yılında Aleviler ve Ortadoğu” panelinde, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer inanç topluluklarının bir arada mücadele etmesinin önemi vurgulandı. Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) tarafından 15 Mart 2026 tarihinde Mersin Yenişehir Belediyesi Akademi Salonu’nda gerçekleştirilen panelde, katılımcılar Alevilere yönelik yaşanan soykırımlara dikkat çekti.

Panele konuşmacı olarak katılan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, Suriye’de Alevilerin maruz kaldığı baskı ve soykırımın sebeplerine değindi. Mutlu, Alevilerin uzun yıllar örgütsüz kaldığını ve bu durumun onların hedef haline gelmesine yol açtığını belirtti. Ayrıca, Alevilerin örgütlenme gerekliliğinin altını çizerek, bu sorunun üstesinden gelmek için dayanışma ve direniş çağrısında bulundu.

AABF Onursal Başkanı Turgut Öker ise, Ortadoğu’da laik bir toplumsal yapının oluşmasının emperyalist güçler tarafından istenmediğini ifade etti. Öker, Alevilerin laik ve çağdaş güçlerle bir araya gelmesinin, toplumsal dayanışma açısından hayati önem taşıdığını vurguladı. Panelin sonunda, katılımcılar arasındaki dayanışmanın, gelecekteki katliamları durdurma konusunda kritik bir rol oynayacağına dikkat çekildi.

Panel, katılımcıların sorularıyla sona ererken, Alevilerin ve diğer halkların ortak mücadele etme çağrısı, katılımcılar arasında yankı buldu.

Aleviler Harîrît Edâr Bayramını coşkuyla kutladı!

Aleviler, 15 Mart 2026 tarihinde Suriye, Lübnan ve Türkiye’de Harîrît Edâr Bayramı’nı coşkuyla kutladı. Bu bayram, “Mart’ın İpeği” veya “İpek Zamanı” anlamına gelirken, bereket, toplumsal dayanışma ve paylaşmanın simgesi olarak kabul ediliyor.

Hatay, Suriye kıyıları ve Lübnan’daki Alevi toplulukları, bu yılki kutlamalarında Suriye’de Alevilere yönelik soykırım ve baskıların sona ermesi dileğini öne çıkardılar. Harîrît Edâr, baharın gelişi ve bereketli bir yılın başlangıcını temsil ederken, Alevi kültüründe özel bir yere sahip.

Bayramın adı, Arapçada “ipek” anlamına gelen “Harir” ve eski takvimde Mart ayını ifade eden “Edar” kelimelerinden türetilmiştir. Haririt Edar’ın kökeni, Levant bölgesindeki tarım ve ipek böcekçiliği geleneğine dayanmaktadır. Mart ayının başları, dut ağaçlarının filizlenmeye başladığı ve ipek böcekçiliğinin yeniden başladığı dönemdir.

Haririt Edar Bayramı, yalnızca bir kutlama değil, aynı zamanda toplumsal dayanışma ve paylaşma kültürünü de yansıtan bir Alevi kültür bayramıdır. Bu özel günde, sütlü tatlılar yapılır, komşulara ve akrabalara ikram edilir. İnsanlar, bereketli bir yıl dileğiyle birbirlerine iyi niyetlerini iletirler.

Bayramda ayrıca, evlerin kapısına süt damlatma ve beyaz renk kullanma gibi gelenekler de yer almaktadır. Bu ritüeller, doğanın canlanmasını ve toplumsal birliği simgelerken, Alevi topluluğunun kültürel ve sosyal bağlarını güçlendirmektedir.

Müthiş yıllardı… NECDET SARAÇ

Bir yanda 12 Eylül 1980 darbesi sonrası yaşanan “psikolojik yenilginin” etkilerine karşı Muhabbet (Muhlis Akarsu, Arif Sağ, Musa Eroğlu, Yavuz Top), Grup Yorum ve Ahmet Kaya yaptıkları müzikle muhalefetin görünen sesi olurken, diğer yandan dünyada sosyalist sistemin çökmesinin etkileri Türkiye’ye de yansıyor, sağın ideolojik hegomanyası ve Türk-İslam kimliği öne çıkarken, Kürt ve Alevi kimlikleri de ayrı ayrı öne çıkıyordu…

“Yurtseverler Birliği”nden bayrağı devralan Aleviler bazı şehirlerde örgütlenirken, Türkiye devrimci hareketinden kopan, (sayıları daha sonra yüzbinleri bulacak olsa da) o dönem benim de içinde yer aldığım çok sınırlı sayıda Alevi de kendi kimliğiyle yeniden tanışıyor ve Alevi dernekleri kurmaya ya da içinde yer almaya başlıyordu.

Böyle bir dönemde yaşanan 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı, Alevi tarihinde yeni bir dönemi başlatıyor, Aleviler tarihlerinde ilk kez bir katliam karşısında geri çekilmiyor, hem Türkiye’de, hem de Avrupa’da sokaklara çıkıyordu. Soldan gelen Aleviler, Alevi hareketini çok hızla büyütüyor, yüzlerce yıla yayılan sessizliğin de etkisiyle, birlik ve mücadele isteği hızla artıyordu.

30-31 Ekim 1993’de Frankfurt’ta yapılan (Almanya) Alevi Birlikleri Federasyonu Kongresi, hem geleneksel Alevileri yeni kuşak Alevilerle, hem de Türkiye ile Avrupa Alevilerini buluşturma anlamında bir zirve oluyor, Alevi aydınları, yazarları, gazetecileri de bu sürece dahil oluyordu…

ALEVİLERİN SESİ DERGİSİ

Kongre sonrası ortak bir yayın ihtiyacı kendisini dayatmış, o güne kadar yayınlanan “Mürşit, Gerçek İlim, Fidan” gibi dergilerin birleşerek “Alevilerin Sesi” adıyla aylık merkezi bir dergiye dönüşmesi kararı alınmış ben de derginin ilk Genel Yayın Yönetmeni olmuştum. Sene 1994’dü ve aylardan Şubat’tı…

“Alevilerin Sesi yalnız Alevilerin değil, içinde insanlık sevgisi ve kardeşlik duyguları taşıyan, demokrasiden, laiklikten ve özgürlükten yana olan herkesin sesi olmak istiyor” diye yola çıkan “Alevilerin Sesi Dergisi”, bugün 32 yıllık yayın hayatıyla bütün Alevi dünyasının yayını devam eden “tek dergisi” haline dönüştüğü gibi, yine benim Genel Yayın Yönetmenliğimde önce SU tv’nin, sonra da YOL tv başta olmak üzere, Düzgün Tv, Can Tv, Tv10 gibi televizyonların da yolunu açmıştı…

32 yıl sonra, bugün geriye dönüp baktığımda, Şubat 1994’de “Deyişler Susmaz, Semahlar Sürer”  başlığıyla yayın hayatına başlayan “Alevilerin sesi” dergisinin ilk Genel Yayın Yönetmeni olmanın haklı gururunu yaşıyorum:

İyi ki böyle bir çalışma başlatmışız, iyi ki ben de bu çalışmanın merkezinde yer almışım!

Alevilerin Sesi Dergisi’nin yayınlanmasını sağlayan, Ali Rıza Gülçiçek, Gülüzar Cengiz, Turgut Öker, Mehmet Ali Ölmez şahsında ABF Yönetim Kurulu’nu ve ilk “Yayın Kurulu”nda yer alan Faysal İlhan, Hasan Aydoğan, İhsan Güvercin, Mehmet Çaba, Sabit Yıldız, Saime Düzgün, Turgut Öker, Uğur Aydoğdu ve Zeynel Gül’ü saygı ve sevgiyle selamlıyor, aramızdan ayrılan Faysal İlhan’ı da ayrıca saygıyla anıyorum…

İHTİYAÇLAR DEĞİŞTİ

Eşit yurttaşlık yada Cemevleri’nin yasal statüye kavuşması gibi önemli konular sorun olmaya devam etse de Alevi hareketi artık ne 1960’ların ne de 1980 sonrasının Alevi hareketi!
Alevi hareketi bugün hem Türkiye’de, hem de Avrupa’da yaygınlaştı, cemevleri üzerinden ama hakka uğurlama törenleriyle, ama inançsal ve kültürel etkinliklerle milyonlarca insana ulaşıyor.
Ancak 32 yıl öncesine göre hem koşullar hem de ihtiyaçlar değişti.
32 yıl önce merkezi bir dergi çıkarmak önemliydi ama bugün artık medyada daha büyük ve önemli hamleler yapılmak zorunda.

Geleneksel basın yerini önemli ölçüde “dijital medyaya” bıraktı. “Sosyal medya” hayatımızın önemli bir parçası oldu.

Alevi hareketi bu alanda maalesef kendini geliştiremedi. “Madımak Hafıza Merkezi” gibi bazı projeler hariç Aleviler medyada “sorunlar ve anmalar” dışında görünür değil!

“Alevilerin Sesi Dergisi”nin 300. Sayıya ulaşması ve alanında “tek” olması kuşkusuz gurur verici ama yetmez! Bugün artık daha güçlü bir dergiye, daha güçlü bir yayıncılığa ve daha da önemlisi ciddi bir “Alevi Medyası”na ihtiyaç var!

Bugünkü ihtiyaç, refans niteliği olan ciddi bir internet portalı, güçlü sosyal medya hesapları, güçlü bir televizyon ve youtube sayfası, belgeseller, kısa ve uzun metrajlı filmler ve tabi ki Alevilerin Sesi başta olmak üzere çok daha fazla sayıda alanı ilgilendiren dergileri ve kitapları kapsayan bir yayınevidir.

40 yıla yaklaşan modern tarzdaki örgütlülüğüyle Alevi hareketi bunu başaracak güce, birikime ve iradeye sahiptir. Bu irade geçtiğimizi yılın sonunda Garip Dede Dergahı’nda yapılan ve bütün federasyonların ortak kararına dönüşen “Alevi Bektaşi Temsilciler Meclisi” kararında kendisini göstermiştir!

Necdet Saraç
Alevilerin Sesi Dergisi İlk Genel Yayın Yönetmeni

Bu yazı ilk Alevilerin Sesi Dergisinde yayınlanmıştır.

Zenc Ve Karmatiler Hareketi  Ali Köylüce

Ortadoğu’da Devlet İslamına Karşı, Geçmişte Bir Hak Ve Halk Mücadelesi Olarak; Zenc Ve Karmatiler Hareketi 

İnsanlık tarihinde Ortadoğunun oldukça belirgin bir yeri vardır. Özellikle insanlığın yerleşik düzene geçmesinden sonraki  yaşam sistemlerinde.Ortadoğunun insanlık tarihi, aynı zamanda bir dinler tarihidir.

Ortadoğu tüm tek tanrılı dinlerin merkezidir.Devletin iktidar aracı olarak kullandığı dinler,çıkışlarında zulme karşı bir hak ve halk hareketi iken, daha sonraları iktidarlarların menfaatlerini koruyan  siyasi bir politikaya göre dizayin edilmişlerdir. Zerdüştülük,Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet, tümü de çıkışlarından sonra devlet dini yani siyasi politikasına dönüşmüşlerdir.

Bunlardan en son din olan islamiyeti temsil eden devletlerin durumu ortadadır.Bu devletlerin politikasına karşı ,alternatif muhalefet yapan El Kaide, El Nusra,İşid,Müslüman kardeşler,Hizbulllah ve diğerler İslami gruplara bakınca, insanlık için din daha da korkuç bir hal almaktadır.

Devletlerin ,din’i siyasi politikalarının bir aracı olarak kullanmalarına karşı,günümüzün muhalif islami grupları daha da,geriye giderek din’i Vahşetin aracına dönüştürmüşlerdir.

Ama bu hep böyle değildi.Mesala 7.yüzyıldan itibaren Devlet İslamına karşı onlarca , dini kimlikli ama yorum ve felsefeleri ile  devlet dinine muhalif  halk hareketi çıkmıştır.

Bunlardan biride Zenc ve Karmatiler hareketidir.Bu günün islami gruplarındaki akıl tutulmasına karşın,geçmişte halkların bir hak mücadelesi olarak yürütülen bu hareketlerden Karmatiler hareketini ve mücadelesini biraz yakından tanıyalım.

Afrika’nın çeşitli yörelerinden devşirtilerek, el-Cezire ve Basra havalisinde köle işçi olarak çalıştırılan ve insanlık dışı koşullarda yaşayan Zenciler (Miladi.869) tarihinde Sahibuzzen diye tarihe adı geçen Ali b. Muhammet liderliğinde ayaklandılar. O dönemde hilafet makamında Muhtedi bulunuyordu. Bu yarı köle kitleler, ziraat işlerinde çalıştırılıyordu. Bunlar daha öncede Hicri 70-Miladi 680 tarihinde baş kaldırmışlar ve Haccac’ın Valiliği sırasında beş yıl süren isyan bastırılmıştır. Zenc (Zenci) isyanının lideri Sahibuzzene Ali bin Muhammet ez-Zenci isyan bastırıldıktan sonra Hicri 270-Miladi 883 tarihinde idam edildi. Sahibuzzene Azerbaycan asıllı ve Rey kentinin bir köyünde doğmuştu. Zenc isyanı İslam egemenliğine karşı ezilen, emekçi ve işçi eylemi olarak başladı. Kısa zamanda bölgesinde Abbasi’lerden memnun olmayan herkesi etkiledi. Hallac-ı Mansur da bu isyanla ilişkisi olduğu gerekçesiyle katledilmişti. Bu hareketin en önemli müttefikleri Karmatiler ve İsmail’iler idi .

Karmatilik, Fatimilerin bir hareketidir.  Bu hareket adını kurucu lider Hamdan bin Eş’as el Karmat’an almıştır. Karmat hareketinin lideri Karmat, Zenc isyanının lideri sahibi Zenc ile Küfe’de görüşmüştür. Karmati hareketi Abbasi İslam devletini yüz yıl boyunca rahatsız etmiş ve uğraştırmıştır. Karmati hareketi gizli – mistik sosyalist bir düşünce ve siyaset hareketidir (özellikle Aleviliği felsefi olarak ciddi derecede besleyen bir harekettir).

Karmati’lerin amacı,  İslam adına ancak, İslam’dan saparak zulüm ve  eşitsizliği kitlelerin kaderi haline getiren bir yönetimi iktidardan uzaklaştırıp adalet ve eşitlikçi bir islami düzen getirmekti. Karmati hareketi illegal (gizliliği esas alan) bir örgütlenme idi. Liderinin de gerçekte kim olduğu tam olarak bilinmiyor. Karmatilik etkisini Babai ve Simavnalı isyanlarında görmek mümkündür.

Karmatilerin mücadele hayatları, eşine her yerde rastlanamayan bir gizli anlaşma (şifre) ve haberleşme sistemiyle yürürdü. Bu her şeyden önce gizli bir istihbarat olarak algılanmıştır.

Tüm Karmati Dai’ler (davetciler) halk arasında kot adlarıyla bilinirdi. Haberleşme ve genel mekanlardaki (Halk içinde) anlaşmaları Cifir ile yani harflere verilen özel numaralar ile yapılırdı. Günümüzde kullanılan şifre (cifir)  sistemi Karmati’lerin eseridir.

Karmati elemanlarının çok sağlam karakterli, gözü pek, vefalı ve sadakatte zirve kişiler olmaları gerekir. Gizlilik, sadakat ve cesaret ile birlikte olursa sonuç verir. Karmatilik kişiler bazında baktığımızda meçhul olarak kalmaktadır. Çünkü bu hareketin ünlü eseri olan  “İhvan Risaleleri“inden ilkeleri, amaçları ve felsefeleri anlatılır. Yani hareketin Manifestosudur. Bu eseri vücuda getiren kişiler bile adlarını deşifre etmemişlerdir. Tarihin bilinmezleri arasında kalmayı yeğlemişlerdir. Hareketin ilk merkezleri Vasıt, Hamdân, Abdân ve Dindan’dır. İkinci önemli Merkez Bahreyn veya Halic bölgesi olmuştur.

Bu hareket  ve ondan sonraki  Babek,Hürrem,Babailer,Şeyh Bedreddin gibi bir çok hareket, dini siyasallaştırıp bir gasp ve sömürü aracına çeviren devletlerin iktidarlarına karşı mücadele etmişlerdir.

Bugün de , Türkiyede İslam’ı iktidarını korumak için bir araca çevirip halklar ve inanaçlar arasında kin ve nefret politikalarına dönüştüren,bu amaç ile bağnaz ve vahşet uygulayan örgütler kuran-destekleyen yönetimlere karşı , dini toplumsal Hak ve Adaletin mücadelesinde değerlendirecek islami dini önderler ve örgütler karmatilerin mücadelesinden çok şey öğrenmelidir.

 

Suriye’de Alevilere yönelik soykırım anması yapıldı!

Almanya’nın Neuss kentinde, 7 Mart 2025 tarihinde Suriye’nin sahil bölgesinde Alevilere yönelik gerçekleştirilen soykırım girişiminin birinci yıl dönümünde uluslararası bir anma etkinliği düzenlendi. Alevi Bektaşi Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinlik, Suriye İnsan Hakları Topluluğu (AHRS) öncülüğünde ve 11 farklı ülkeden katılımcıların desteğiyle gerçekleştirildi. Etkinlikte, soykırım mağdurlarının anısına adalet talep edildi.

Anma programında, katılımcılar altı farklı dilde konuşmalar yaptı, şiirler okundu ve dualar edildi. Suriye’de yaşanan soykırım saldırılarında hayatını kaybeden Alevi kadın, erkek ve çocuklar anılırken, katılımcılar acı tanıklıklarını paylaştı. Açılış konuşmalarında AHRS temsilcileri ve Neuss Alevi Bektaşi Kültür Merkezi Başkanı, insan hakları ihlallerine karşı duyarlılığın artırılması gerektiğine vurgu yaptı.

Etkinlikte, Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı’nın video mesajında, Suriye’nin yeniden inşasında kapsayıcı bir anayasanın gerekliliği dile getirildi. Katılımcılar, Suriye’deki insan hakları ihlalleriyle ilgili uluslararası topluma daha güçlü mekanizmalar geliştirmesi çağrısında bulundu. Ayrıca, etkinlikte katliamda yakınlarını kaybeden ailelerin acı dolu hikayeleri de dinlendi.

Etkinliğin sonunda, katılımcılar uluslararası adalete teslim edilmesi gereken soykırım faillerinin yanı sıra Alevi toplumuna yönelik ayrımcılığın sona erdirilmesi gibi üç temel talebi dile getirdi. Program, Suriye’deki yetim çocuklar için başlatılan koruyucu aile projesinin tanıtımıyla sona erdi. Anma etkinliği, sadece yas tutmak değil, aynı zamanda uluslararası dayanışmayı güçlendirmek amacı taşıdığını vurguladı.

Kaçırılmış, tutuklanmış ya da öldürülmüş olabilir mi?

Suriye’nin kuzeyinde 18 Ocak’tan bu yana haber alınamayan Alman gazeteci Eva Maria Michelmann’ın son olarak Rakka’da görüldüğü bildirildi. Michelmann’ın akıbetiyle ilgili bilgi bulunamazken, Alman sendikası Ver.di, gazetecinin Suriye geçici hükümet güçleri tarafından gözaltına alındığını açıkladı.

Demokratik Suriye Güçleri (DSG) kontrolündeki bölgede çalışan Michelmann, DSG ile Suriye ordusu arasında yaşanan çatışmalar sırasında gözaltına alınmış olabilir. Ailesi, gazetecinin resmi bir tutuklama kararı olmadan kaybolmuş olabileceğinden endişe duyduklarını dile getirirken, avukatı ise öldürülme ihtimalinin de bulunduğunu ifade etti.

Bunun yanı sıra, Ocak ayında DSG ile Şam yönetimine bağlı gruplar arasında yaşanan çatışmalar sırasında Michelmann’ın Şam yönetimi tarafından Türkiye’ye teslim edilmiş olabileceği ihtimali de gündemde. Almanya Dışişleri Bakanlığı, kayıp gazeteciyle ilgili bölgedeki tüm resmi makamlarla iletişimde olduklarını ve gerekli verilerin paylaşıldığını açıkladı.

Öte yandan, Michelmann gibi kaybolan bir diğer gazeteci de ETHA için çalışan Ahmed Polat. Polat’ın akıbetine dair henüz net bir bilgi bulunmuyor. Her iki gazetecinin durumu, gazetecilik açısından büyük bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor.