Ana Sayfa Blog Sayfa 13

Berlinde 2. Alevi Festivali Başbakan Wegner ile!

Berlin Alevi Toplumu – Cemevi Yürütme Kurulu, Berlin Eyalet Başbakanı Kai Wegner’i ziyaret ederek bu yıl ikincisi düzenlenecek Alevi Festivali’nin onun himayesinde gerçekleştirileceğini duyurdu. Görüşme, Berlin’de gerçekleşti ve Başbakan Wegner, festivale katılacağını ve etkinlikte bir konuşma yapacağını belirtti.

Görüşmede, Berlin Alevi Toplumu yöneticileri, “Hakka yürüyen canlar” anısına ağaç dikme projesini tanıttı. Başbakan Wegner, projenin anlamlı olduğunu ifade ederek destek vereceğini söyledi. Bu proje, Alevi toplumunun değerlerini yaşatmak ve anma kültürünü güçlendirmek amacıyla hayata geçiriliyor.

Ayrıca, toplantıda Kreuzberg semtinde Alevi önderlerinden birinin adının verilmesi önerisi gündeme geldi. Başbakan Wegner’in bu öneriye de olumlu yaklaştığı ve destek verdiği ifade edildi. Bu adım, Alevi toplumunun Berlin’de daha görünür olmasını hedefliyor.

Görüşmede, üniversitelerde Alevilik üzerine akademik çalışmaların teşvik edilmesi amacıyla bir Alevi kürsüsü açılması konusu da ele alındı. Müsteşar Andreas Kraus ile birlikte, bu girişimin hayata geçirilmesi için atılabilecek adımlar hakkında fikir alışverişinde bulunuldu. Berlin Alevi Toplumu temsilcileri, bu görüşmenin Alevi toplumunun görünürlüğü ve kurumsal çalışmaları açısından önemli bir gelişme olduğunu belirtti.

Devlet inançlara müdahale etmemeli!

Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Şube Başkanı Tahsin Akpınar, Alevi köyü Bademler’de cami yapılmasının inanç özgürlüğüne zarar vereceğini belirtti. Akpınar, cami yapımının, köyde yaşayan Alevi topluluğunun inancını yok saymak anlamına geldiğini ifade etti.

Devletin Alevi köylerine zorla cami yapma girişimlerini eleştiren Akpınar, “Devlet, okula giden çocuklara bir öğün yemek veremiyor, sağlık sorunlarını çözemiyor. Bunun yerine, Alevi köylerine cami yapmayı tercih ediyor. Devletin, insanların inançlarına müdahale etmekten vazgeçmesi gerekiyor” dedi.

Alevi toplumu olarak farklı inançlara her zaman saygı gösterdiklerini vurgulayan Akpınar, “Siyasal iktidar halkın dinini devlete mal ederek sorunları artırıyor. Eğer bir köyde cami yapılacaksa, öncelikle o köyün yüzde 51’inin onayı alınmalıdır” diye ekledi.

Akpınar, devletin bu tür projelere yönelmek yerine, Alevi köylerinin altyapı sorunlarını çözmesi gerektiğini belirtti. “Toplumun ayrışmasına neden olmamak için devletin elini inançlardan çekmesi şart” ifadesini kullandı.

Gazi Katliamının 31. yılı: Katiller nerede?

12 Mart 1995 tarihinde İstanbul Gazi Mahallesi’nde meydana gelen Gazi Katliamı’nın 31. yılı nedeniyle anma etkinlikleri düzenlendi. Gazi Cemevi önünde bulunan Gazi Şehitleri Anıtı önünde toplanan kalabalık, katliamda yaşamını yitirenlerin anısını yaşatmak amacıyla yürüyüş gerçekleştirdi.

Anmaya, Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin ailelerinin yanı sıra çeşitli sivil toplum kuruluşları ve siyasi parti temsilcileri katıldı. Yürüyüşte, katledilenlerin fotoğrafları taşınırken, “Gazi halkı burada, katiller nerede?” gibi sloganlar sıklıkla haykırıldı. Etkinlikte bir dakikalık saygı duruşu yapıldı ve dedeler ile pirler tarafından gülbengler okundu.

Etkinlik öncesinde, bir polis memurunun şehit ailelerinden birine hakaret etmesi üzerine kısa süreli bir gerginlik yaşandı. Olayın büyümesini önlemek amacıyla emniyet amiri duruma müdahale ederek, söz konusu polisi alandan uzaklaştırdı.

Yürüyüş, Eski Postane yönüne doğru devam ederken katılımcılar, “Gazi şehitleri ölümsüzdür” ve “Gazi’nin hesabı sorulacak” gibi mesajlar vererek, adalet talebini yinelediler. Anmanın amacı, geçmişte yaşanan bu acı olayın unutulmaması ve sorumluların hesap vermesi gerektiğini hatırlatmaktı.

Komkujiya Gazi di sala 31’an de nehate jibîrkirin

Komkujiya Gazi di 12’ê Adara 1995’an de li Mahallêya Gazi ya Stenbolê qewimî û di vê bûyerê de gelek kes jiyana xwe winda kirin. Ev komkujî bi meşeke ku li pêşiya Cemeviya Gazi hate rêxistin hat bîranîn. Di vê salê de jî çalakiyên bîranînê bi beşdariya malbatên kesên ku di komkujiyê de jiyana xwe winda kirin û nûnerên gelek rêxistinên civaka sivîl hatin lidarxistin.

Meş ji pêşiya Abîdeya Şehîdên Gazi dest pê kir. Di bîranînê de Federasyona Komeleyên Elewiyan, Federasyona Elewî-Bektashiyan û nûnerên gelek sazî û rêxistinên din beşdar bûn. Di çalakiyê de wêneyên kesên ku hatibûn qetilkirin hatin hilgirtin û sloganên wekî “Gelê Gazi li vir e, qatil li ku ne?” hatin qîrkirin.

Di dema bîranînê de ji bo kesên ku di komkujiyê de jiyana xwe winda kirin yek deqîqeyê rawestanê ya rêzgirtinê hate kirin. Dede û pîrên Elewiyan bi xwendina gülbengan bernameya bîranînê domandin. Lêbelê di çalakiyê de ji ber gotinên heqaretê yên yek polîs li dijî malbatên şehîdan demek kurt tansiyon çêbû.

Beşdarên meşê di seranserê rê de sloganên wekî “Şehîdên Gazi nemirin” û “Hesabê Gazi dê were pirsîn” qîr kirin û daxwaza dadperweriyê kirin. Her çend 31 sal ji Komkujiya Gazi re derbas bûye jî, ku faîlên bûyerê hîn nehatiye dadgehkirin, ev yek hêrs û nerazîbûna kesên ku beşdarî bîranînê bûn zêde kir.

Gelê Gazi ji bo ku êş û bîranînên ku hatine jiyîn nebin jibîrkirin û ji bo ku dadperwerî were peyda kirin, têkoşîna xwe didomîne. Ev cure bîranîn hem ji bo ku dîrok were bîranîn hem jî ji bo ku di pêşerojê de bûyerên bi vî rengî neçin pêş girîng têne dîtin.

DAD Gazi Katliamı’nın 31. yılına özel açıklama!

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Gazi Katliamı’nın 31. yılı dolayısıyla bir açıklama yaparak, katliamın faillerinin hala cezalandırılmadığını vurguladı. 1995 yılında Gazi Mahallesi’nde gerçekleşen saldırıda 22 kişi hayatını kaybetmişti. DAD, bu trajik olayın, Alevi toplumu için derin yaralar açan bir insanlık suçu olduğunu belirtti.

Açıklamada, “Gazi katliamı, direniş tarihimizin ve toplumsal hafızamızın önemli bir parçasıdır” denildi. Katliamın, organize bir saldırı olarak gerçekleştirildiği ve protestoların resmi kolluk güçleri tarafından bastırıldığı ifade edildi. DAD, halkın adalet talebinin hâlâ sürdüğünü vurguladı.

Katliamın ardından açılan davaların zaman aşımına uğratıldığı ve faillerin cezasız kaldığına dikkat çeken DAD, “Bu insanlık suçu, demokratik mücadelemizi daha da güçlendirme gerekçesidir” dedi. Açıklamada, şehitler saygıyla anılırken, demokratik mücadeleye devam etme sözü verildi.

DAD, Gazi Katliamı’nın yıl dönümünde, katilleri ve onları organize eden güçleri bir kez daha lanetleyerek, Alevi toplumu ve vicdan sahibi tüm bireylerin bu travmayı unutmayacağının altını çizdi.

Gazi Katliamı 31. Yılında unutulmadı mı?

Gazi Katliamı, 12 Mart 1995 tarihinde İstanbul’un Gazi Mahallesi’nde gerçekleşti ve bu olayda birçok insan hayatını kaybetti. Katliam, Gazi Cemevi önünde düzenlenen bir yürüyüşle anıldı. Bu yıl anma etkinlikleri, katliamda yaşamını yitirenlerin aileleri ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi.

Yürüyüş, Gazi Şehitleri Anıtı önünde başladı. Anmaya, Alevi Dernekleri Federasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu ve diğer birçok kurumun temsilcileri katıldı. Etkinlikte, katledilenlerin fotoğrafları taşınarak “Gazi halkı burada, katiller nerede?” sloganları atıldı.

Anma sırasında, katliamda hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşu gerçekleştirildi. Alevi dedeleri ve pirleri, gülbengler okuyarak anma programını sürdürdü. Ancak etkinlikte, bir polis memurunun şehit ailelerine yönelik hakaretleri nedeniyle kısa süreli bir gerginlik yaşandı.

Katılımcılar, yürüyüş boyunca “Gazi şehitleri ölümsüzdür” ve “Gazi’nin hesabı sorulacak” gibi sloganlar atarak adalet talebinde bulundular. Gazi Katliamı’nın üzerinden 31 yıl geçmesine rağmen, olayın faillerinin hâlâ yargılanmamış olması, anmaya katılanların tepkisini artırdı.

Gazi halkı, yaşanan acıların unutulmaması ve adaletin sağlanması için mücadele etmeye devam ediyor. Bu tür anmalar, hem geçmişin hatırlanması hem de gelecekte benzer olayların yaşanmaması için önemli birer adım olarak değerlendiriliyor.

FEDA ve DAKB, Salih Müslim için başsağlığı diledi.

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), önemli bir Kürt siyasetçisi olan Salih Müslim’in yaşamını yitirmesi nedeniyle başsağlığı mesajı yayımladı. Müslim, 11 Mart 2026 tarihinde böbrek yetmezliği tedavisi gördüğü süreçte hayatını kaybetti. FEDA ve DAKB, Müslim’in yaşamını özgürlük ve adalet mücadelesine adadığını vurgulayarak, onun anısına saygılarını sundu.

Açıklamada, “Salih Müslim, Kürt halkının özgürlük ve onur mücadelesini yaşamının gerekçesi haline getirmiştir. Rojava halkının soykırımcı devletlere ve DAİŞ/HTŞ çetelerine karşı mücadelesinde ön saflarda yer almış, inkar ve imha politikalarına karşı direnişin sembol isimlerinden biri olmuştur” denildi.

Müslim’in kişiliği ve halkıyla kurduğu güçlü bağ da öne çıkarıldı. FEDA ve DAKB, onun mütevazı duruşunu ve ezilen halkların eşit, özgür ve onurlu yaşamı için verdiği mücadeleyi takdirle anarak, “Geleceğe örnek olarak taşınacak onurlu bir duruş ve büyük bir mücadele mirası bırakmıştır” ifadesini kullandı.

FEDA ve DAKB, Salih Müslim’in ailesine, mücadele arkadaşlarına ve tüm ezilenlere başsağlığı dileyerek, kaybın, sadece Kürt halkı için değil, Alevi toplumu ve tüm ezilenler için büyük bir acı olduğunu belirtti.

ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırganlığına amasız-fakatsız karşı çıkılmalıdır Deniz Aras

13-15 Şubat 2026 tarihinde 62’si düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı’nda birçok Avrupalı lider ve bürokrat hem “Yeni Dünya Düzeni”nin hem de Atlantik İttifakı’nın yıkıldığını itiraf etti. Almanya Başbakanı, D.Trump dönemiyle birlikte artık “kurallara dayalı düzen”in yok olduğunu ve “güçlünün kuralları koyduğu eski düzen”inin geri geldiğini söyledi. “Yeni”yi eskinin karşıtı sayan bu bakış açısı, her yeni düzenin, eskinin kökleri ve birikimiyle biçim aldığını göz ardı ederken; “yeni” adı altında sürdürülen düzenin mümkün olmasını sağlayan sömürü ve tahakküm ilişkilerini ve güçlünün “kuralları belirlediği” kapitalist işleyişi manipüle etmeyi amaçlıyordu. D.Trump’la birlikte “orman kanun”larının geri geldiğini iddia etmek, manipülasyondan başka anlama gelmez. “Venezuela’dan başkan kaçırma” tiyatrosundan ve İran’a yönelik saldırıdan sonra da benzer tartışmalar yaşanmaya devam ediyor.

ABD emperyalizminin Siyonist İsrail’le birlikte İran’a yönelik gerçekleştirdiği saldırı ikinci haftasına girdi. ABD, bir süredir, etkisini kaybeden hegemonyasını yeniden tesis etmek ve içinde debelendiği krizi aşmak adına yeni bir konsept devreye sokmuş, “içeride” ve “dışarıda” daha agresif, saldırgan bir politikaya yönelmişti. Emperyalist kapitalist sistemin jandarması pozisyonuyla krizlerden en fazla etkilenen durumunda olan ABD, rakipleri karşısında, mevcut konumunu korumak adına hem ekonomik hem de siyasi hem de askeri alanlarda daha domine edici bir tutum takınmıştı. D. Trump gibi bir emlak tüccarının devlet başkanlığına seçilmesi de bu yönelimin ve ihtiyacın bir sonucu olarak gündeme gelmişti.

ABD’nin İran’a yönelik saldırısı, Münih Güvenlik Konferansı’nda AB’li liderlerin itiraf ettiği üzere, bugüne kadar kapitalistler tarafından dünya halklarına sergilenen “demokrasi savunucusu” oldukları, “insan hakları”na saygıları, “barış” istedikleri şeklindeki oyunun sonuna gelindiğinin somut bir kanıtıdır. Gelişmeler, emperyalistler arasındaki rekabetin yeni bir küresel düzen kurma rotasında yol aldığına işaret etmektedir. ABD emperyalizmi hegemonyasını, rakiplerinin geleceğe dair olası hazırlık ve projeksiyonları bağlamında yeniden yapılandırmakta ve küresel nizamı sarsarak, yeniden biçim vermeye çalışmaktadır. Dünya enerji kaynaklarının önemli bir kısmını barındıran Ortadoğu’nun da bu yeni düzenin parantezine alındığı açıktır.

İran, ABD emperyalizminin yeni bir küresel düzen hedefinde kritik bir öneme sahiptir. Bu hem jeopolitik konumu hem de sahip olduğu enerji kaynakları bakımından böyledir. ABD, Siyonist İsrail’i bir koç başı gibi kullanarak bölgede İran’a yönelik saldırı için sahayı uygun hale getirmiş ve harekete geçmiştir. ABD’nin Siyonizm’le birlikte İran’a yönelik gerçekleştirdiği bu saldırılar üçüncü paylaşım savaşına doğru atılmış daha büyük ve tehlikeli bir hamledir. Saldırı, kısa sürede küresel ekonomiyi sarsmış, petrol başta olmak üzere enerji fiyatlarının fırlamasına neden olmuştur. İran, ABD/NATO ve AB ile Rus ve Çin emperyalistleri arasındaki hegemonya savaşında çok önemli bir kavşak olarak karşımızda durmaktadır.

İran’da, ABD’nin domine ettiği bir rejimin kurulması, NATO’nun doğrudan Rusya’ya komşu olması anlamına gelecektir. Diğer yandan da Çin’in, başta enerji alanında olmak üzere Kuşak ve Yol Projesi gibi uzun yıllardır yaşama geçirmeye çalıştığı küresel ölçekteki projeler ve hedefleri baltalanacaktır.

Buradan hareketle, ABD/İsrail-İran savaşının kısa sürmeyeceği açıktır. Bu, uzun yıllardır bir savaş ekonomisi inşa eden İran rejimi ile ilgili olduğu kadar Rusya ve Çin’in stratejik çıkarları nedeniyle de böyledir. Tarihsel bir yönetme kabiliyetine sahip İran hakim sınıflarının ve onların bugünkü temsilcileri durumundaki Molla rejiminin, kısa sürede devrilmeyeceği açıktır. ABD/Siyonist İsrail’in, İran’a yönelik saldırısı ve İran’ın karşı misillemeleriyle şimdiden binlerce insan yaşamını yitirmiştir. Emperyalist paylaşım ve hegemonya savaşı, bir kez daha işçi, emekçileri ve halkları hedef almıştır. Çatışmaların uzamasıyla başta İran olmak üzere bir bütün Ortadoğu halklarının daha fazla acı ve felaketle karşı karşıya kalacağına şüphe yoktur.

ABD/İsrail’in, İran’a yönelik saldırganlığının, demokrasi, insan hakları veyahut rejimin faşist karakteriyle uzaktan yakından bir ilgisinin olmadığını söylemeye bile gerek yoktur. Bu iki gücün, bugüne değin dünyanın herhangi bir ülkesine barış, demokrasi veya özgürlük getirdiği görülmemiştir.

Bu konuda net olmak önemlidir; ABD/İsrail’in İran’a yönelik saldırganlığına amasız-fakatsız karşı çıkılmalıdır. Emperyalist bir saldırganlık ve işgal sözkonusu olduğunda, eleştirilerimizin sivri ucu saldırının hedefindeki ülkeye, buradaki rejime değil saldırganlara yönelmelidir. Bugün, yalan olduğunu söyleme gereği bile bulmadığımız gerekçelerle İran’a saldıran ABD/Siyonist İsrail’dir. Devrimci-demokratik ve ilerici kamuoyunun, eleştiri oklarının hedefi kuşkusuz bu güçler olmalıdır. Bu tutum, gerici İran Molla rejimini savunduğumuz, savunacağımız anlamına da gelmemektedir. Daha düne kadar özgürlük, eşitlik ve adalet talebiyle sokaklara çıkan İran halkı, korkunç bir zulüm cenderesine maruz bırakılmıştır. ABD veya İsrail’in bu direnişi manipüle etmeye çalışması, İran halkının söz konusu taleplerine ve direnişine gölge düşürmez. İran’ın gerici Molla rejimi yıkılmalıdır. Bu yıkımın asli unsuru ve bu amacı gerçek kılacak yegane güç İran halkıdır.

Yeni Yaşam Gazetesi

AĞAÇDAŞLARIM… NECATİ ŞAHİN

Bonn – Venusberg ormanlık…
Tepeden bakıyor Bonn’a.
Dört cepheden…

Günlerdir, her gün o ormana dalıyorum.

Çocukluğumdaki gibi ağaçlar ile muhabbet ediyorum.

Henüz belki beş yaşında bile yoktum.
Koçgiri, Cogi Köyü – Hallas mezrasındaki evimizin karşında bir koruluk.
Meşe.

Meşeler daire halinde.
içi, çadır içi gibi.

Girip oynardım.
Hayır tek başıma değildim.
Onlarca, yüzlerce Meşe.
Neşe içinde.

O çadır gibi dairenin içinde mavi mavi çiçekler toplardım.
Koklardım.
Toprak kokardı.
Belli ki baharmış.

Yıllar sonra menekşe olduğunu öğrendim.
Çiçek çiçektir işte.

Bonn’un tepesinde,
tepe içinde başka bir tepe.

Ağaçlar daire olmuş.
Cemal cemale.
Semaha durmuşlar.
Köydeki gibi.

Girdim dairenin içine.
Ağaçlara baktım yukarı yukarı doğru.

Aamanın ben diyem
60 metre.
Siz deyin 80.

Bizim meşeler nire
Bu, çoğu kestaneler nire…

“Demek ki geri kalmış yurdumun ağaçları da bodur kalmış” dedim içimden.

Ağaçlarla dost olmak için önce güvenini kazanmalı insan.

Öyle yaptım.
Girdim ortalarına.
Kendimi tanıştırdım.
Çok umurlarında olmadı önceleri.

Sonra, ben sarılınca, öpünce…
Yavaş yavaş gülümsediler yüreğime.

Küçük olana
EVLATDAŞ dedim.
Bağrıma bastım.

Dalına
TORUNDAŞ dedim.
Gözlerinden öptüm.

Orta kalınlıkta olana sarıldım
KARINDAŞ dedim.
Anladı.
Yaşıtız.
“Eyvallah Birader” dedi.

Biraz daha büyüğüne ARKADAŞ dedim.
Cilve yaptı.

Biraz daha büyük, biraz da ciddi olana
YOLDAŞ dedim.
Sanki, “Yoldaşlar çok satar birbirini der gibi hissettim.”
Yoo bizimkisi öyle değil Yoldaşım dedım.
İdeoloji ötesi.
Daha derin.
Doğa, doğal.

Yoldaşımın beli biraz kalın:
Boynu uzun ince zarif.,
sülün…

Epeyce yaşlı olana ANADAŞ dedim.
Sarıldım.
Sırma Anam
Koktu.
Nevruz…

En büyük, yüce olan bakıp duruyordu.
Öyle bilge bilge bakıyordu.
Sarıldım.
Ohoo beş kol daha gerek tam kucaklamaya.
Ellerinden öptüm.
BİLGEDAŞ dedim.
“Uiusun” dedim.
“Yol uludur” dedi.
“Dikenli” dedim.
Güldür, yürü “dedi.
*
Hergün aynı muhabbet.
Gitmesem özlüyorum.
Görmesem özlüyorum

*

Doktorlarım ile konuşuyoruz odamda.

Günlerin nasıl geçiyor?

“Ohooo çok yoğunum.
Zamanımın çoğunu muhabbet ederek geçiriyorum.”

“Nasıl yani, odanda yalnızsın.”

“Odamda yalnızım.
Ormanda dostlar arasındayım.”
Muhabbetimiz bol”

“Kimler ile buluşup, konuşursunuz öyle.”

“Ağaçdaşlarim ile…”

“Yani?”

Yani, başladım anlatmaya.l;

Evlatdaş
Torundaş
Karındaş
Arkadaş
Yoldaş
Anadaş
Bilgedaş…

Doktorun yaşlı olanı.
Sarıldı…
Candan…

Neden Ağaçlar?
Dedi…

Dedim ;
Riyasız.
Düzgünler.
Çok ‘düzgünler’…”

Necati şahin
Bonn, 10.03.2026

*

Bu yazımı,
Doğa Aşkını bana aşılayan
Doğa İnsanı
Canım Arkadaşım FAYSAL İLHAN’a minnetle, özlemle adıyorum.

Ağaçlar gibi ışıklar da Yoldaşıdır…

DAD, Munzur Üniversitesine tepki gösterdi!

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Munzur Üniversitesi yönetiminin uygulamalarına yönelik sert bir eleştiride bulundu. 10 Mart 2026 tarihinde yapılan açıklamada, üniversitedeki asimilasyon ve ayrıştırma politikalarının son dönemde belirginleştiği vurgulandı. DAD, bu uygulamaların bilimsel, laik, demokratik ve özerk üniversite anlayışıyla bağdaşmadığını ifade etti.

Açıklamada, üniversite yönetiminin cinsiyetçi, milliyetçi ve Türk-İslamcı kadrolarla işbirliği yaptığına dikkat çekilerek, Alevi inancına ve Dersim’in tarihsel hafızasına yönelik saldırılar sürdürüldüğü belirtildi. Ayrıca, liyakatten yoksun siyasi atamaların üniversite içerisindeki baskı ve tehdit ortamını arttırdığı ifade edildi.

DAD, açıklamada, üniversitedeki baskı politikalarının artık kamuoyunun bilgisi dahilinde olduğunu ve bazı akademisyenlerin Alevi kimliğine sahip olmalarına rağmen bu baskı politikalarına ortak olmalarının düşündürücü olduğunu dile getirdi. Mücadelede birlik çağrısı yaparak, Dersim halkının ve Alevi kamuoyunun bu asimilasyon politikalarına karşı durması gerektiğini vurguladı.

Rektörlük binasındaki çay ocaklarının kapatılması gibi uygulamalara da tepki gösteren DAD, farklı inanç ve kimliklerin barış içinde bir arada yaşamasının önemini vurguladı. Açıklamada, Munzur Üniversitesi’nin bu baskıcı politikalarının, demokratik toplum tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde artarak sürdürülmesinin son derece kaygı verici olduğu ifade edildi.

Son olarak, DAD, üniversite rektörü ve dayatmacı anlayışta ısrar eden akademisyenlerin bir an önce soruşturulması gerektiğini belirtti. Açıklama, demokratik bir üniversite ortamında farklı kimliklerin, inançların ve kültürlerin zenginlik olarak görülmesi gerektiğini vurgulayarak son buldu.