Ana Sayfa Blog Sayfa 146

‘Erkeklerin yüzde 66’sı nafaka ödemiyor’

Günebakan Kadın Derneği, 25 Kasım etkinlikleri kapsamında nafaka hakkına ilişkin söyleşi gerçekleştirdi. Kadın avukatların, yasalarda yer alan nafaka hakkına dair bilgilendirme yaptığı söyleşide 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü eylemine de çağrı da yapıldı.

Mersin Günebakan Kadın Derneği, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü sebebiyle basın açıklaması ve nafaka hakkı ile ilgili söyleşi gerçekleştirdi.

Dernek binasında yapılan açıklamayı başkan Yüksel Gözen okudu. Gözen, 25 Kasım’da erkek şiddetine karşı sokaklarda olacaklarını belirterek, “Kadına, çocuğa, LGBTİ+lara erkekten ve sistemden gelen şiddetin engellenebilmesi için 25 Kasım’da tüm dünyada sokakları dolduruyoruz. Gücümüzün farkındayız. Dönüştürücü etkimizi biliyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin şiddetin sebebi olduğunu görerek hareket ediyor ve eşitlik için mücadele veriyoruz. Günebakan Kadın Derneği olarak hakta eşitlik, temsilde eşitlik, aşkta eşitlik taleplerimizi yine haykırıyoruz” dedi.

KADINLAR NAFAKA HAKKINI KONUŞTU

Açıklamanın ardından nafaka hakkına ilişkin söyleşi yapıldı. Söyleşide avukatlar Nalan Ateş Altuntaş, Nesrin Gözen Bilek, Şirin Güner ve Zahide Yıldıztekin konuşmacı olarak yer aldı.

İlk olarak söz alan Av. Şirin Güner, Türkiye’de Medeni Kanun’a göre hangi koşullarda nafaka alındığına ve mevzuata ilişkin hukuki bilgi verdi. Nafakanın sadece kadınlara verilmediğine, bu durumun Türkiye’de farklı bir şekilde ele alındığına dikkat çeken Güner, “Türkiye’ye baktığımızda hiçbir sosyal güvenliğiniz yoksa, tamamıyla eşe bağlıysanız nafaka dışında hiçbir çıkar yolunuz yok. Biz yaşam hakkı noktasında endişedeyiz. Bazen kadınlar, adamdan kurtulmak için nafaka dahil talep etmiyor. Yasadaki boşluk devletin üzerine düşeni yapmamasından kaynaklanıyor” dedi.

“NAFAKA ERKEKLERİ YOKSULLAŞTIRMIYOR” 

Av. Nesrin Gözen Bilek de, nafakanın erkeği yoksullaştırdığı yönündeki algının doğru olmadığını belirterek, “Nafaka, kişiyi yoksullaştıracak bir miktarda değil. Asgari ücretli, ücretinin yarısını eşe vermiyor. Nafaka yükümlüsünü de yoksullaştırmayacak şekilde tedbir alınıyor. Meblağ buna göre belirleniyor” diye konuştu.

Zahide Yıldıztekin ise Japonya, Avusturya, Almanya, Hollanda, Arabistan, İsrail, Amerika ve İsviçre gibi ülkelerde nafakaların değişim biçimlerini aktardı. Avrupa’da boşanan eşlerin nafaka olsa dahi birbirleriyle ilişkisi kalmadığını ifade eden Yıldıztekin, bu durumun Türkiye’de tam tersi olduğunu ve sırf nafakadan dolayı kadınların şiddete uğradığını söyledi.

“ERKEKLERİN YÜZDE 66’SI NAFAKA ÖDEMİYOR”

Son olarak siyasi partilerin nafaka konusundaki tutum ve çalışmalarını ele alan Nalan Ateş Altuntaş, Yeniden Refah Partisi’nin Meclis’e sunduğu yasa teklifi ile ilgili bilgilere yer verdi. Öte yandan erkeklerin yüzde 66’sının nafaka ödemediğini de vurgulayan Altuntaş şunları söyledi:

“Erkek kadınla evlendikten sonra kadının dışarda kendi kazancını sağlamasına izin vermiyor. Erkekler neden bunu yapıyor çünkü birinin evin ihtiyaçlarını gidermesi gerekiyor. Zaten sosyoekonomik durum araştırması yapıldıktan sonra nafaka hakkında hüküm kuruluyor. Bu nedenle nafakanın öncesine bakılması gerekiyor. Evin temizliğini bakımını erkek yapsaydı, kadınlar dışarıda çalışsaydı, erkeklere nafaka öderdi. Nafakaya ilişkin tartışmaların kadını o yaşama mecbur bırakmak, ekonomik bağımlılığı erkekle sağlamak üzere bir çalışma olduğu kanaatindeyim. Amaç kadınların boşanmasını önlemek.”

Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

Sivas Katliamını ‘olay’ olarak yorumlayan İçişleri Bakanı’ndan 13 firari sanık cevabı!

HEDEP İstanbul Milletvekili Celal Fırat’ın Sivas Katliamında rol alan kaçak faillerin akıbetine dair verdiği soru önergesini cevaplayan İçişleri Bakanlığı katliamı ‘olay’ olarak yorumlayarak, “13 şahıs hakkında yakalama emri bulunmakta, söz konusu şahısların yakalanmalarına yönelik adli süreç devam etmektedir” dedi. 

Halkların Eşitlik eve Demokrasi Partisi (HEDEP) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, 2 Temmuz Madımak Katliamında sorumluluğu olan, katliamda rol almış kişiler ve katliamın tüm detaylarıyla ilgili nasıl bir soruşturmanın yürütüldüğü, tutuklanan, tutuklanmayan, soruşturulmayan kişilerle ilgili İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya tarafından cevaplanması amacıyla soru önergesi vermişti.

Fırat’ın soru önergesini cevaplayan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Madımak Katliamı faillerinden 13 kişinin 30 yıldır yakalanamamasını ‘adli süreç devam etmektedir’ diyerek cevaplarken, Sivas Katliamı için ise ‘Sivas’ta meydana gelen olay’ olarak yorumladı.

Sanal medya hesabından açıklama yapan Fırat, “Bakanlık verdiği cevapta, Madımak katliamını olay olarak tanımlamakta ve 13 kişi hakkında yakalama kararı olduğunu, bunların halen yakalanmadığını ve bununla ilgili sürecin devam ettiğini belirtmektedir. Ancak, aradan geçen 30 yılda bu kişilerin yakalanması için ne tür çalışmaların yapıldığı, bunca zamana rağmen bu kişilerin neden yakalanmadığına ilişkin herhangi bir açıklama yapmamaktadır. Yurtdışında olan sanıkların İnterpol aracılığıyla yakalanmasına ilişkin etkin bir çalışmadan bahsedilmemektedir” ifadelerini kullandı.

“HESABINI SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

Fırat, insanlığa karşı işlenen suç olan Sivas Madımak Katliamına dair etkin bir soruşturmanın yürütülmediği ifade ederek, “Yukarıda kısaca değindiğimiz konularda bakanlığın soru önergemize verdiği cevapların yetersiz olduğunu, etkin bir soruşturmanın yapılmadığını ve yakalanmayan kişilerle ilgili nasıl bir sürecin yürütüldüğünün belirsiz olduğu apaçık ortadadır. Açık ve net ifade olarak ifade ediyorum ki, Madımak katliamı insanlığa karşı bir suç olduğundan zaman aşımını kabul edemeyiz. Yetkililer bu süreçlerle ilgili kamuoyunu hiçbir şeyi gizlemeden bilgilendirmeli, etkin soruşturmaların yürütülmemesi ve yakalanmayan kişilerle ilgili sorumluluğu olanlara yönelik gerekli işlemlerin yapılmasını istiyoruz. Katliamın sorumluları kim olursa olsun hesabını sormaya devam edecek ve bu işin peşini bırakmayacağımızın da bilinmesini isteriz” dedi.

HEDEP MİLLETVEKİLİ FIRAT’IN SİVAS MADIMAK KATLİAMINA DAİR SORU ÖNERGESİ ŞÖYLE:

“2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Anma Etkinlikleri sırasında Madımak Oteli yaklaşık 15 bin kişinin katıldığı bir saldırı ile yakılmış, bu korkunç vahşet alkışlarla izlenmiş ve çoğunluğu Alevi 33 yazar, ozan, düşünür ile 2 otel çalışanı yanarak ya da dumandan boğularak yaşamını yitirmişlerdir. İnsanlığa karşı işlenmiş suç kabul edilmesi gereken Sivas Madımak katliamı, aradan geçen 30 yıla rağmen tam anlamıyla aydınlatılmamış, yaşanan vahşetin arkasındaki örgütler bulunamamış, gerçek failler yakalanmamış ve bunun sonucu olarak da adalet yerini bulmamıştır.

Bu bağlamda;

1-) 2 Temmuz 1993 günü tarihe Sivas Katliamı olarak geçen, 33 aydın ve 2 otel çalışanının yakılarak katledildiği olayın ardından katliam ile ilgili davada kaç kişi yargılanmış, bu kişiler hangi cezalara çarptırılmıştır?

2-) Sivas Katliamı sanığı olarak aranan ve yargı karşısına çıkmayan kaç kişi vardır? Bu kişilerin akıbeti nedir? Aradan geçen 30 yıla rağmen neden yakalanamamışlardır?

3-) Hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar aradan geçen 30 yıla rağmen neden yakalanamamışlardır? Yakalanması için ne gibi çalışmalar yürütülmektedir? Sanıklardan bazılarının Almanya’da ikamet ettiği “SOL PARTİ Federal Almanya Milletvekili Gökay Akbulut”un 18.12.2020 tarihinde meclise sunduğu soru önergesinde açıkça beyan edilmesine rağmen, yurt dışında olan katliam sanıklarının Türkiye’ye iadesi için gerekli girişimler yapılmış mıdır?

4-) Etkinliğin yapılacağı tarihten günler önce kentte bildiri dağıtan ve “Halk cihada” çağrısı yapanlar kimlerdir? Bu bildiriyi dağıtanlardan tutuklananlar var mıdır? Bu bildiriler kim tarafından organize edilmiştir?

5-) Sivas Katliamı davası bir insanlık suçudur ve insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı yoktur. Davanın firari olan 5 sanık ile ilgili kısmı 13 Mart 2012 tarihinde zaman aşımından düşürülmüştür. Bu konu ile ilgili çalışmanız var mıdır veya olacak mıdır?

6-) Katliam sanıklarından Murat Sonkur ve Murat Karataş’ın terör suçlamasıyla arananlar listesine alınmamasının nedeni nedir?

7-) Madde-6’da belirttiğimiz kişilerden Murat Sonkur isimli katliamın baş sanıklardan olan kişi Almanya tarafından iadesinin ret edilmesine karşılık bir işlem yapılmış mıdır?

😎 Sivas, Maraş, Çorum, Roboski, Suruç, Ankara gibi birçok katliamla ilgili, hakikatleri araştırma komisyonun kurulması için çalışma yapacak mısınız?.”

PİRHA/İSTANBUL

Erdoğan’ın Filistin Politikasında İki Yüzlülük: Söz ve Eylem

Filistin davasının son dönemlerde ön plana çıkması ve tartışılması, Türkiye’de, özellikle de Erdoğan’ın şahsında, destek söylemlerin giderek artması, doğal olarak insanların beklentilerini de yükseltiyor. Bu durum, “Vay be, sen neymişsin abi!” diyen Fuat Özkan’ın bir türküsünü andırıyor. Ancak sonuçlara baktığımızda, “Nereden baksan tutarsızlık, nereden baksan ahmakça” diyen Ahmet Kaya’nın şarkısını hatırlıyoruz.

16-17 Temmuz 2014’de Erdoğan, “Bakın, kimdir bu insani yardım kuruluşu? Mavi Marmara ile Gazze’ye ilaç, mama, gıda götüren ve bunun için ölümü göze alan bir yardım örgütü. Somali’de, Filistin’de, Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da, hatta Myanmar’da bütün tehlikeleri göze alarak insanlara el uzatan bir insani yardım örgütü. İsrail’in Mavi Marmara’dan dolayı bu yardım teşkilatına kin beslediğini görüyoruz.” derken ekliyordu: “Otoriteden izin almalıydılar. Diyorlar. Otorite kim? Güneydeki sevdikleri mi, yoksa biz mi? Eğer otorite Türkiye ise, biz zaten izni verdik.”

29 Haziran 2016’da aynı Erdoğan, “Siz kalkıp da Türkiye’den böyle bir insani yardımı götürmek için günün başbakanına mı sordunuz?” diyerek kendinden geçiyor. Miting meydanlarında, “Omurgalı olacaksın, omurgasızdan bir şey olmaz.” diye bağırıyor. Kendisi fazla omurgalı mı?

Son dönemde kullandığı şatafatlı cümleler arka arkaya dizildiğinde, Prof. Dr. İbrahim Öztürk, bir Twitter’inde şöyle diyor: “Dün geceki yoğun İsrail karşıtı eylemlere bakarak insanlar soruyor; ‘Doğu Türkistan’da Müslüman Türk dindaş ve soydaşlarımız soykırıma uğruyor, neden bu adamların kılı kıpırdamıyor?'” ve eklemiş: “Türkiye Müslümanlarının davranışlarını herhangi bir kutsal yönetmez.”

Filistinlilerin, Mescid-i Aksa’nın kutsiyeti falan Türkiye’yi harekete geçirmiyor, Türkiye’deki Müslümanları harekete geçirmiyor. Mavi Marmara gibi pazarlığa yatıyor. Tepkinin getirisini hesaplıyor. Bedeli olmayacak, getirisi olacak tepki gösteriyorlar. Bunun bir de iç pazarı var: “Bak bizim Reis’e, nasıl dünyaya kafa tuttu!”

Filistin’de yaşananlar, Türkiye’nin, iktidarın, pohpohlayarak yönelttiği ve ondan siyasi bir rant elde etmeye çalıştığı, para toplamaya endekslenmiştir. Filistinliler, can havliyle yaşam mücadelesi veren insanlar, İsrail bombaları altında inleyen insanlar, şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin uluslararası ilişkilerinde bir sermayeye çevrilmeye çalışılıyor. Mavi Marmara’da yaptıkları gibi, paraya çevirdiler insanların cenazelerini, hayatlarını, insanların dayanışma duygularını.

İsrail karşıtlığına devletin bu süreçte onay verdiğini bilen ırkçı, faşist, siyasal İslamcı grupların hepsi kahraman kesildi. Çünkü Türkiye’de ırkçılığın, milliyetçiliğin, saldırganlığın beslendiği ana kaynak devlet oluyor. Bütün katliamlara bakın, Maraş katliamına, Çorum’a, Sivas’a, bütün halkın toplu dahil edildiği katliamların tümüne bakın, arkasında devlet organizasyonu, arkasında devletin kendisi var.

Devlet diyor ki, “Siz bu işleri yaparsanız, bir cezası yoktur. Siz bu kahramanlığı, bu öldürmeyi, bu hırsızlığı yaparsanız,” diyor, “size herhangi bir müeyyide uygulanmayacak. Onun için bunları yapabilirsiniz,” diyor. Demokrasi, eşitlik, birlikte yaşamak diyince “Hayır, bunları talep edemezsiniz” dediği için, o çok duyarlı vatandaşlar, Kürt’ün Rojava’da katledilmesini alkış tutanlar, Irak’ta insanların, çocuklarının, kadınlarının ve kızlarının katledilmesini, pazarlarda satılmasını alkışlayıp, IŞİD’le iş tutanlar, birden bir bakıyorsunuz, öbür tarafta vicdan abidesi kesiliyor ve her gün vicdan satmaya başlıyorlar. Çünkü pazara inmişler, satacaklar ellerindeki malzeme şu anda Filistinliler.

“Filistinliler üzerinden bakalım, ne elde edebiliriz, ne kazanabiliriz, hangi ülkeden ne karşılığında Filistinlileri satabiliriz?” hesabı yapılıyor. Çünkü şu anda değer eder bir pozisyon içerisinde duruyorlar. Mesela Doğu Türkistan için kılını kıpırdamıyorlar. Recep onay vermiyor. Para etmiyor. Kışkırtılmış güruh ise devlet parmağını kime uzatırsa, bunlar anında ona karşı aslan kesiliyor.

Türkiye’de böyle yetiştirilmiş bir nesil var. 100 yıllık cumhuriyetin yarattığı tip bu. Devletin işaret ettiği yere saldıran, güçsüzü gördüğü zaman tepesine binen, güçlüyü gördüğü zaman da diz çöken, ondan kemik toplamaya çalışan bir topluluk yaratıldı. Basit, yalın, iğrenç bir topluluk, iğrenç bir bakış açısı, iğrenç bir saldırganlık.

“Önce biz gönderdik, bir yardım kuruluşuna, siz nasıl saldırısınız?” sonra diyor ki, “Biz bu izni verdik,” sonrası belli, “Kimden izin aldınız?” diyor. Reisten başka izin alacakları birisi mi var, vicdanları mı var, ruhları mı var? Yok böyle bir şey. Reislerinden icazet alıp yola çıkmışlar. Bunlar katledilmiş. Bu yardım kuruluşu, reisten aldığı izinle İsrail’e giderken İsrail tarafından katledilmiş. Sonunda ne ediyor? Efendi, 29 Haziran 2016’da, parasını almış, hesabını görmüş, anlaşmaları da imza atmış. Sonra dönüp ne diyor? O kahraman ilan ettiği, o vicdanlı yardımsever ilan ettiklerine için ne diyor? “Siz, dönemin başbakanından, yani benden izin mi alıp oraya gittiniz, siz bana mı sorup oraya gittiniz?” diyor. Utanmıyor.

Bu durum Türkiye’de siyaset geleneği haline gelmiş. Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti dediğimiz iradenin yapısal durumu, kimliksel durumu. “Erdoğan’ı nasıl görürsünüz?” diye sorulunca kısaca öngörülemez, öngörüsüz deniyor. Siyasette birisine yapılabilecek en büyük hakaretlerden bir tanesi, ne üdüğü belirsiz, ne diyeceği belirsiz, ne nane yiyeceği, ne iş çevireceği belirsiz, güvenilir olmayan manasına geliyor.

Dünya’da Türkiye’ye insanlar bu gözle bakıyor. Mesela, “Siz Türkiye’den geldiğinizi söylediğinizde size bu gözle bakılıyor.” Tutarsız, öngörüsüz, güvenilir olmayan insan tiplemesi olarak siz dünyanın karşısına çıkıyorsunuz. Siz reisin arkasında duruyorsunuz. Bu adamın arkasında durduğunuz zaman, bu adamın karakterinin bir temsili olarak da insanlar size geri dönüş yapıyorlar.

Bir dönem Rabia vardı. Şimdiler unutuldu. Bir dönemlerde seçimlerde Rabia işaretinin etrafında gözyaşları dökülüyordu. Vicdan edebiyatı yapıyorlardı meydanlarda. “Rabia, Rabia, Rabia,” diye insanlar titreyip reislerinin aşkıyla coşuyorlardı. Ama eyvallah, o da geldi, o da geçti, başka bir hikayeye dönüştü.

O zaman şöyle diyordu: “Beni Sisi ile çok barıştırmak isteyenler var, asla kabul etmiyorum, etmem de. Neden? Halkının %52 oyunu almış olan bir Mursi ve arkadaşlarını cezaevine mahkum eden bir anti-demokratla yan yana gelmem, onla aynı masada oturmam.” Tayyip Erdoğan, ‘Niçin Sisi ile görüşmüyor?’ diyenlere cevap veriyorum: Aracı olanlar oluyor, geliyor zaman zaman. Ben böyle bir kişiyle asla görüşmem, görüşenler de şunu bilmeli ki, onlar da tarihte farklı bir şekilde değerlendirilecektir.”

Meydanlarda bağırıyordu “İşte, pazar günü Sisi mi diyeceğiz, Binali Yıldırım mı”. Şimdi Sisi ile buluşmaktan keyif alanlar listesinde Recep… Recep, yani bunu dün söyleyen adam, bununla milleti ve insanları galeyana getirip, bundan siyasi çıkar, menfaat bekleyen adam. Bugün de Sisi ile birlikte olmanın, onunla resim vermenin getirisi üzerine hesaplar yapıyor. Resim verirken mutluluğu gözlerinden akıyor!

“Sisi ile aynı karede olanlar, işte tarihe hangi sıfatla geçecekler” diye soruyordu ya, şimdi aslında biz de dönüp soruyoruz. Şimdi sen, Sisi ile birlikte aynı karede, bu resimdeyken, tarihe hangi sıfatla geçiyorsun?

Türkiye’de iktidarların karakteri, toplulukların karakteriyle bütünleşmiş durumda. Bu sadece bir Erdoğan meselesi değil. Türkiye Cumhuriyeti Devleti resmi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlarının resmi. Her şeyi kendisine hak gören, her türlü yolsuzluğu, hırsızlığı, dolandırıcılığı , yalancılığı kendisine hak gören bir sistem.

İşte sarayda her yol var. Hangi yolu isterseniz o yola devam edebilirsiniz. Bir gün Sisi’ye çakarsınız, öbür gün İsrail’e çakarsınız, öbür gün İsrail’in elini öpersiniz. Kaldı ki, mesela değil mi, İsrail’le şu anda son dönemlerde çok üst perdeden konuşmalar yapılıyor. İşte parmaklar sallanıyor vesaire, hikayeler yapılıyor, protestolar düzenleniyor, değil mi? Devasa Türkiye’nin tümü ayağa kalkmış…

Devletin tüm ıvır zıvır örgütlenmeleri, MİT, istihbarat örgütlenmeleri, devlet kurumları, iktidar kurumları vesaire, hepsi toparlanmış, sokağa dökülmüş. Hepsinin hassasiyeti ne? Filistin hassasiyeti. Hepsinin karşıtlığı ne? İsrail karşıtlığı. Peki bu anlaşılır bir şey. Şu anda görüntülere baktığımızda, insanların vicdanını almayacak görüntüler var, değil mi?

Hamas’ın saldırısından sonra gelen görüntülerin acımasızlığı kadar, bugün İsrail’in Filistinlilere karşı saldırganlığını da aynı dehşet ve vicdansızlıkla görüyoruz. Dehşet bir vicdansızlığın örgütlendiği bir topraklar içerisinde, komşuluklar içerisinde yaşıyoruz. Ama gelin görün ki, siz bu kadar bir davanın arkasındaysanız, eğer siz bu kadar gerçekten söylediklerinizin arkasındaysanız, birileri de size sorar: ‘Siz niye hala İsrail’e, İsrail’e o uçakların havalanması için petrol göndermeye devam ediyorsunuz? Siz niye İsrail’e hala çelik satmaya devam ediyorsunuz? Siz İsrail’le hala ticaret yapmaya neden devam ediyorsunuz?’ Dün ticaret yaptığınız meblağ belliyken, bugünkü meblağ bunun kaç katına kadar çıkmış durumda. Siz kolaları sokağa döktürürken, iş yerlerini vesaire bastırıp şov yaparken, üç beş kuruşluk şeyin hesabını yapıp boykotlar üzerinde tepinirken, milyar dolarların döndüğü bir hesap içerisinde ise kılınız kıpırdamıyor, İsrail’i beslemeye devam ediyorsunuz.”

“Katil” diyorsunuz, katili besliyorsunuz. “Cani” diyorsunuz, caninin cinayet işlemesi için her türlü imkan ve olanağı örgütleyip arkasında duruyorsunuz. Yalan söylüyorsunuz, yani toplumun bu kadar kendisiyle çeliştiği, toplumun bu kadar yalan üzerinde oynatıldığı ve bu yalanın da insanların gözlerinin içine sokularak yapıldığı, insanların da bu kadar sessiz kalabildiği bu çelişkiler üzerinden gerçekliği değerlendirebilecek başka bir ülke var mıdır?

Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde muhabbet cemi gerçekleştirildi

Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde muhabbet cemi gerçekleştirildi

Cem erkanına Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Gülçin Akça, yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından yol hizmetkârı Mustafa Sazcı, Zakir Kader Bahadır, Ali Aksoy ve Özde Canlar Semah topluluğu katıldı.

Yürütülen muhabbet ceminde Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol yürütücüsü Süleyman Demir, yaptığı konuşmada “Yolun bir güzelliği var, yolun ikrarı, yolun görgüsü, yolun sorgusu yolun bir dar hizmeti var bizlerin birbirimizle rızalığı var hepsini aşama aşama yapıyoruz” diye belirtti.

“SAZIMIZLA MUHABBETİMİZLE YOLUMUZA HİZMET EDİYORUZ”

Süleyman Demir ceme gelmenin yola girme manasında olduğunu ifade ederek, “İkrar verip yola girdikten sonra kişinin Aleviliği yola olan ikrarı, görgüleri başlar sonra müsahip olabiliyorsa olur bu süreç Hakk’a yürüyene kadar gider. Hangi ocağa hangi mürşide bağlıysa o ocak kapısında görülerek görgüsü sorgusu yapılarak  bir nevi 72 millete bir nazarda bakarak hiç kimsenin inancını ötekileştirmeden saygı duyarak Rıza şehri yaratmak komin bir yaşam biçimi ile paylaşımcılığı bunların alt temellerini açılarak cem muhabbetlerinde kendi kendimizi pişirerek gönülleri birleyerek gönlümüzü hoş ederek sazımızla  sözümüzle muhabbetimizle yolumuza kültürümüze hizmet ederek bu yolun taşıyıcısı olmaya çalışıyoruz” dedi.

“BAĞNAZLIĞA KARŞI DİRENEN BİR KESİM VAR”

Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Gülçin Akça ise yaptığı konuşmasında, “Bu kadar bağnaz bu kadar yobaz bu kadar gerici karşı duruşa rağmen hala buna karşı direnen bir kesim var. Ben kadın hakları dersi alıyorum. Kadınlara seçme ve seçilme hakkını nasıl aldıklarını o dönemde verilen bir mücadele var onları öğrendik. O dönemde de kadınlar hep darp edilmişler gözaltına alınmışlar. Parti kurmuşlar partileri kapatılmış, dernek kurmuşlar dernekleri kapatılmış Cumhuriyetin ilanından sonra kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmış” dedi.

Uygarlığın beşiği olarak kabul edilen İsviçre’de dahi kadının seçme ve seçilme hakkının 1971 yılında alındığına dikkat çeken Akça, “İngiltere’de Amerika’da müthiş bir kadının mücadelesi vererek kadınlar o kadar büyük işkence görmüşler öldürülmüşler hapse atılmış açlık grevine girerek müthiş bir mücadele vermişler. Çok büyük bir kırım olmuş. Elbette bu topraklarda kadınlar darp edilmiş gözaltına alınmışlar. Cumhuriyet’te her şey dört dörtlük değil dört dörtlük yaşamıyoruz ama yine de bu coğrafyada bir mücadele var” diyerek sözlerini tamamladı.

Ra/Yol belgeselinin galası Dersim’de yapıldı-

Ra/Yol belgeselinin galası Dersim’de yapıldı. Alevi inancına önem verdikleri için belgeseli çektiklerini söyleyen Ra/Yol belgeselinin yönetmeni Devrim Tekinoğlu, “Dersim’de yaşayan çok köklü bir inançtır ve bu inanç aynı zamanda yaşam biçimidir. Belgeselde bu detayları anlatmaya çalıştık. Belgeselimiz bu kuvvetli ve derin inanca küçük bir yoldur” dedi.

Ra/Yol belgeselinin galası Dersim’de yapıldı. Belgeselin yapımcılığını Dersim Araştırmaları Merkezi, yapım koordinatörlüğünü Hüseyin Ayrılmaz, rejisörlüğünü ise Devrim Tekinoğlu yaptı. Belgeselin galasına yurttaşlar yoğun ilgi gösterdi.

“ALEVİ İNANCINA ÖNEM VERDİĞİMİZ İÇİN RA/YOL BELGESELİNİ ÇEKTİK”

  • Alevi inancına önem verdikleri için belgeseli çektiklerini söyleyen Ra/Yol belgeselinin yönetmeni Devrim Tekinoğlu, “Biz de buranın çocukları olarak inancımıza önem verdik ve belgeseli çektik. İnancımızı başka inançlar kendilerine eklemeler yapmaya çalışmakta ve kendi kabullerini inancımızın gerçekliği gibi anlatmaya çalışmaktalar. Fakat Dersim’de yaşayan inanç çok köklü bir inançtır ve bu inanç aynı zamanda yaşam biçimidir. Belgeselde bu detayları anlatmaya çalıştık. Bizim belgeselimiz bu kuvvetli ve derin inanca küçük bir yoldur” dedi.

PİRHA/DERSİM

 

“İnsanların artık kalbi temiz değil, eski insanlar saftılar”

Ali Dost ziyaretini anlatan İnci Çetinkaya, “Ali Dost tek başına bu köye ev yapmaya geldi. Gece geldiğinde üç gün peş peşe kazması ile küreğini ziyaretin oraya atmışlar. Ali Dost’ta demek ki benim burada yapmamı istiyorlar demiş. Buranın itikati çokmuş, insanlar eskiden buraya gelirlerdi” dedi.

Ali Dost ziyareti, Dersim, Mazgirt’in,  Xıran (İbimahmut) köyünde bulunuyor. Ali Dost ziyaretinin yanında iki aile yaşıyor bu aileler dönüşümlü olarak ziyarete bakıyor.

Ali Dost ziyaretine bakan iki aileden birinin üyesi olan İnci Çetinkaya, Ali Dost ziyaretinin hikayesini PİRHA’ya anlattı.

“ESKİDEN PİRLER KÖYÜMÜZE GELİP CEM BAĞLARLARDI”

Dedesinin zamanında pirlerin köylerine gelip cem bağladıklarını söyleyen İnci Çetinkaya, “Dedelerimizden sonraki insanlar bu gelenekleri bıraktılar. Buranın itikati çokmuş, insanlar eskiden buraya gelirlerdi. Yoğurdunun mayası olmayanlar ziyaretin önünde azcık toprak götürüp süte atarlarmış o süt yoğurt olurmuş. Şimdiki gençlerde itikat yok” diye belirtti.

“ALİ DOST, TEK BAŞINA BURAYA EV YAPMAYA GELDİ”

Ali Dost’un tek başına bu köye ev yapmaya geldiğini ifade eden Çetinkaya, “Gece geldiğinde üç gün peş peşe kazması ile küreğini ziyaretin oraya atmışlar. Ali Dost’ta demiş ki demek ki benim burada yapmamı istiyorlar. O yüzden burada ev yapmaya başlamış. Kral tepenin başında izliyormuş Ali Dost damın üstüne bir kürek atıyor ama kırk kürek toprak atılıyormuş damın üstüne. Kral demiş bu tek adam bunun işçileri mi var acaba bir bakalım demiş. Asker köye gelip baktığında sadece tek kişi var, bu adamdan korkulur diyor. Kral kendisi gelip adama bakıyor ve benim misafirim olur musun diyor. Ali Dost’ta tamam diyor kral Ali Dost’a ne yemek indiriyorsa bütün yemekleri bitiriyor. Ali Dost, krala bir günde sen benim misafirim ol diyor. Kral sen fakirsin benim bu kadar askerimi nasıl yemek vereceksin diyor. Ali Dost’ta ben sizi davet ediyorum, aç kalırsanız da aç kalırsınız. Ali Dost, kral ve adamlarına yoğurt ile ekmek veriyor ama askerler ve kral yemeği yemelerine rağmen bitmiyor, yoğurt sürekli dolu, ekmek de bitmiyor. Kral kaçıp gidiyor oralar ıssız oluyor buralarda şenleniyor” dedi.

İngiltere Alevi Kültür Merkezi: Sanatın diliyle kendimizi anlatmak istiyoruz …

İngiltere’de Alevilerin Sesi sözcüsü, temsilcisi olarak kurduğumuz İngiltere Alevi Kültür Merkezi- İAKM 30.Yılı dolayısıyla

Sanatın diliyle kendimizi anlatmak istiyoruz …

ALEVİLİK,

sevgi, barış, kadın-erkek eşitliğini, doğaya saygıyı inanç eyleyen,  Ritüellerini güzel sanatlar ile yaşayan, Ozan geleneği ile dile getiren Hümanist bir Öğretidir…

Hümanist birçok öğreti gibi Alevilik de Ortadoğu’da, Anadolu’da baskıya, zulüme, katliamlara uğramasına rağmen Dünyanın hümanist bir “rengi” olarak binlerce yıldır yaşamış, Göçle birlikte İngiltere’nin de bir “Rengi” olmuştur…

Sizleri,

ALEVİLİĞİN, Ozan diliyle anlatacağı;

Halklar, İnançlar, Diller, Renkler Mozaiği ile buluşacağı;

Birbirinden değerli Sanatçının yer alacağı

“30. Yıl ” kutlamamıza

Müzikal Şölenimize Davet ediyoruz…

Onur vermeniz dileğiyle…

Yer: Dominion Centre

Tarih: 9 Aralık 2023,

Saat: 17.00

İngiltere Alevi Kültür Merkezi

Biletlerinizi Cemevi veya aşağıdaki linkten temin edebilirsiniz

30 YIL SEMAHA DURDUK

ERDEM TAS LONDRA 02.11.2023

 

İdil Kültür Merkezi’ne baskın: 9 gözaltı

Grup Yorum’un müzik çalışmalarını yürüttüğü İdil Kültür Merkezi’ne baskın düzenleyen İstanbul polisi, 9 kişiyi gözaltına aldı.

İstanbul Okmeydanı’nda faaliyet yürüten İdil Kültür Merkezi’ne polis baskın düzenledi. Kültür merkezinin girişi polisler tarafından koçbaşı ile kırılırken, baskında 8 Grup Yorum üyesinin ve kültür merkezini ziyarete gelen İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Sevcan Akdoğan’ın gözaltına alındığı öğrenildi.

Gözaltına alınanların isimleri şöyle:

Rezzan Şengül, Fırat Kaya, Rıdvan Akbaş, Vedat Doğan, Hakan İnci, Eser Çelik, Barış Yüksel, Seher Adıgüzel ve Sevcan Akdoğan.

(HABER MERKEZİ)

Aynur Doğan bu yılki EFG Londra Caz Festivali için Royal Festival Hall’da

Kürt halk müziği, çağdaş bir anlayışla buluşuyor ve bu buluşmanın olağanüstü ses yeteneğiyle temsilcilerinden biri olan Aynur Doğan, çağımızın en önde gelen Kürt şarkıcılarından biridir.
Aynur’un etkileyici sesi ve müziğe dair anlatma yeteneği, kültürel köklerinin bir yansıması olarak Kürt müzik mirasını küresel bir tür olarak temsil etmektedir.

Türkiye’nin Tunceli ilinde yer alan küçük bir dağ kasabası olan Çemişgezek’te doğan ve İstanbul’da büyüyen Aynur, geleneksel Kürt halk müziğini Batı müziğinin çağdaş duyarlılığıyla birleştirerek, neslinin en çok satan Kürt halk şarkıcılarından biri olarak tanınmasını sağlamıştır.

Aynur’un başarısı, Yo-Yo Ma, Kayhan Kalhor, Javier Limón, Kinan Azmeh ve NDR Big Band gibi tanınmış sanatçılarla işbirliği yapmasına yol açmıştır.

Aynur, Fatih Akin’in İstanbul’un Sesi: Köprüyü Geçmek belgeselinde yer almış ve Yo-Yo Ma ve İpek Yolu Topluluğu hakkında Morgan Neville’in belgeselinin bir parçasıdır.

Gerçekten kuşaklar arası bir çekiciliğe sahip olan Aynur, genç nesli Kürt müziğinin kökleriyle buluştururken, geçmişin hazinelerini bugünün müzik diline entegre ediyor.

Aynur’un açılışını İranlı klasik müzisyen Adib Rostami ve kendi kendine yetişen Kürt müzisyen Tara Jaff yapacak.

Bu konser, EFG Londra Caz Festivali 2023’ün bir parçasıdır.

KONSER DETAYLARI
Başlık: Aynur

Tarih: 18 Kasım 2023, Cumartesi

Saat: 19.30’da başlar

Mekân: Royal Festival Hall, Southbank Centre, Belvedere Road, Londra SE1 8XX

Giriş: Bilet fiyatları £25-35 arasında değişmektedir (+ rezervasyon ücretleri).

Biletler: Biletleri mekânın web sitesinden çevrimiçi satın alabilirsiniz

ERDEM TAS LONDRA 01.11.2023

Enfield Belediye Başkanı Suna Hurman, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’ni ziyaret etti

Enfield Belediye Başkanı Suna Hurman, göreve başlama ritüeli olarak İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’ni ziyaret etti. Geleneklere göre, seçilen belediye başkanları kendi inançlarına uygun bir ritüelle göreve başlarlar.

Suna Hurman, kendi Alevi inancına uygun olarak Cemevi’nde düzenlenen ritüelde “Gülbang” alarak ve Semah dönerek görevine başladı. Bu, İngiltere’de bir belediye başkanının göreve Alevi ritüeliyle başlaması açısından önemli bir adımdır.

Bu ritüelin Cemevi’nde gerçekleşmiş olması, Aleviliğin kendine özgü bir inanç ve öğreti olduğu gerçeğini vurguluyor ve bu anlamda büyük bir öneme sahiptir.

Enfield Belediye Başkanı Suna Hurman açıklama yaparak şu ifadeleri kullandı:

‘‘Bugün benim için tarihi bir gün, bir “gönül” günüydü. İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi, benim kökenim, inancım ve hümanist felsefe okulum gibi bir mekanda, naçizane benim için bir tören düzenledi. Enfield Belediye Başkanı olarak, ben ve belediyedeki mesai arkadaşlarıma, meclis üyelerimize ve başkanlara “Gülbang” verildi. Bu anlam dolu etkinlik sırasında samah döndük ve bu güzel insanlarla barışa ve dostluğa Semah döndük. Ozanlarımızın “Bütün evren Semah döner” sözleri, duvardaki sembollerin önünde yankılandı.

Bu deneyim benim için çok özel, güzel ve derin anlamlara sahipti. Çünkü dostlarım, bu Cemevi’ndeki ritüelin İngiltere’de değil, dünyada bir ilk olduğunu söylediler. İlklerin onuru ve sorumluluğu büyük olur. “Onuru onurluca, sorumluluğu sorumluca taşıyacağım” diyorum.

Alevi bir kadın ve bir kadın başkan olarak, Cemevi’nde bir kadın anadan Gülbang almak beni çok bahtiyar etti. Bu bir ilk olabilir, ama nasip oldu ve eyvallah dedim.

Toplumu temsil etmek, özellikle gençlere ve kız çocuklarına rol model olabilmek benim için çok önemliydi, şimdi ise çok daha önemli. Bu özel günümde beni yalnız bırakmayan İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Yönetim Kurulu’na, emekçilere, omuzlarına başımı dayadığım aileme, gönül dostlarıma, kurum temsilcilerine, yöneticilere ve değerli basın mensuplarına teşekkür ediyorum.

Semah dönenlere, bağlamayı okşayanlara, deyiş söyleyenlere, lokma sunanlara ve bu anlamlı günde yanımda olan herkese gönül dolusu teşekkür ediyorum. Bu deneyim benim için unutulmaz bir anı olacak.’’

ERDEM TAS LONDRA 01.11.2023