Ana Sayfa Blog Sayfa 147

İstanbul’dan köyüne dönen yazar memleketinde masalları derliyor

Dersim’de yaşayan yazar Caner Canerik, zorlu yolculuklar sonunda ulaştığı köylerde yaşlılardan dinlediği eski masalları kitaplaştırarak gelecek nesillere aktarıyor. İstanbul’da uzun yıllar medya sektöründe çalışan 50 yaşındaki Canerik, 2006’da memleketi Pülümür ilçesine bağlı Kırmızıköprü köyüne yerleşerek doğa ve insan temalı belgeseller çekmeye başladı.Zamanla yöreye özgü masalları da araştıran Canerik, 15 yıldır da çalışmaları kapsamında il merkezi ile Ovacık, Pülümür ve Hozat ilçelerindeki köyleri geziyor

Masal Köyü” oluşturmak istiyor

Topladığı verileri arşivleyerek muhafaza altına alan Canerik, daha sonra “Zazaca” olarak anlatılan masalları çözümlemek için belirli aralıklarla bilgisayar karşısına geçiyor.

Uzun uğraşlar sonunda sözlü kayıtları yazılı metin haline çeviren Canerik, hazırladığı masalları kitaplaştırıyor.

Bölge kültürünün de tanıtılmasına katkı sağlayan Canerik, gelecek yıllarda memleketinde “Masal Köyü” kurmayı amaçlıyor.

Caner Canerik, masal derlemeleri yapabilmek için gittiği köylerdeki yaşlıların kendisine sıcak ve samimi davrandığını söyledi.

Mazgirt’te çocuğa cinsel istismar sanığı yeniden yargılandı

Mazgirt’in bir köyünde 4 yıl önce, 6 yaşındayken dayısı Onur Tunç’un cinsel istismarına maruz kalan R.O. davasında, Tunceli 1’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği cezanın istinaf mahkemesi tarafından bozulması üzerine yeniden yargılandı. Duruşma 19 Ocak’a ertelendi.

Mazgirt’in bir köyünde 4 yıl önce, 6 yaşındayken dayısı Onur Tunç’un cinsel istismarına maruz kalan R.O. davasında, Tunceli 1’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin ‘cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması’ sebebiyle Onur Tunç hakkında verdiği 6 yıl 3 aylık ceza, Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozulmuş ve sanığın yeniden yargılanmasına karar verilmişti. Yargılamanın ilk duruşması bugün Tunceli 1’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme 19 Ocak’a ertelendi.

Bugün yapılan ilk duruşmada tutuksuz yargılanan sanık Onur Tunç ve iki tarafın avukatları mahkeme salonunda hazır bulunurken, şikayetçi taraf ise duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) yöntemiyle katıldı.

SANIK ONUR TUNÇ: İFTİRAYA MARUZ KALDIM

Savunmasında, iftiraya maruz kaldığını ve öz yeğenine karşı böyle bir suçu asla işleyemeyeceğini savunan sanık Onur Tunç, “Öleceğimi bilsem kendi yeğenime bunu yapmam. Çocukların halasının yönlendirmesinden dolayı iftiraya maruz kaldım. Hala, ablamla husumetli. Kendi çocuğu olmuyor, ablamın çocuklarını elinden almak için bana bunu yaptı. Karara itiraz ediyorum, beraatimi talep ediyorum” dedi.

SANIK AVUKATI: ÇOCUĞUN BEYANLARI ÇELİŞKİLİDİR

Tunç’un söylediklerini tekrarlayarak aile içindeki husumetten kaynaklı olarak müvekkiline iftira atıldığını ifade eden sanık avukatı Ceyhun Demir, “Mahkemede ve soruşturmada çocuktan alınan beyanlar çelişkilidir. Müvekkilin yeğenine karşı böyle bir suç işlemesi söz konusu değildir. Ne yazık ki çocuk buna alet edilmiştir. Adli tıp raporlarına dayanarak bu suçun sabit olduğundan söz etmek söz konusu değildir. Somut ve yeterli delil olmadığından müvekkilim hakkında beraat kararı verilmesini talep ediyoruz” dedi.

PİRHA/DERSİM

 

Osman Kavala’dan açıklama: Umudumu kaybetmedim

PİRHA- Gezi Davası nedeniyle 6 yıldır cezaevinde olan Osman Kavala, “Yargıtay kararıyla hukuksuzluğun onanması ile infaz koşullarım ağırlaştı” dedi.

Gezi Davası’nda hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen iş insanı Osman Kavala, 6 yıldır cezaevinde. Kavala, 6 yıldır cezaevinde olmasına ilişkin yazılı açıklama yaptı.

“6 YILDIR DELİL OLMADAN CEZAEVİNDE TUTULDUM”

Cezaevindeki 6. yılına ilişkin yazılı açıklama yapan Kavala, “Ülkemde hukukun egemen olacağına dair umudumu kaybetmedim” dedi.

Kavala açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “6 yıl boyunca suç işlediğime dair hiçbir delil olmadan cezaevinde tutuldum. Bunun sona ermesini beklerken, Yargıtay kararıyla hukuksuzluğun onanması ile infaz koşullarım ağırlaştı. Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesinin kendisi de hapis deneyimi yaşamış olan Vaclav Havel adına verdiği ödüle layık görülmem bana onur verdi. Ancak, Hamas’ın sivillere saldırı eylemi ve İsrail bombardımanının Gazze’de yarattığı felaket sevinmeme fırsat vermedi. Filistin’de büyük acılara sebep olan terör ve şiddet ortamını besleyen adaletsizliklere karşı tüm uluslararası kuruluşların daha fazla duyarlılık göstereceklerini ve uluslararası hukuk normlarına uygun biçimde barışın sağlanması için güçlü bir inisiyatif alacaklarını umuyorum. Havel’in dediği gibi, “en önemlisi umudu kaybetmemek”. Ülkemde hukukun egemen olacağına dair umudumu kaybetmedim.”

(HABER MERKEZİ)

Cumhurbaşkanlığı Hrant Dink davasına müdahil oldu

Hrant Dink’in öldürülmesine dair 78 sanığın yargılandığı dava, Yargıtay’ın 15 sanık hakkında verdiği bozma kararının ardından yeniden görülmeye başlandı.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Agos Genel Yayın Yönetmenin Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin görülen davada Yargıtay’ın 15 sanık hakkında verdiği bozma kararına uydu.

İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasına tutuksuz yargılanan dönemin Mülkiye Müfettişi sanık Şükrü Yıldız ve Mehmet Ali Özkılıç katıldı. Duruşmaya, 7’si tutuklu 12 sanık da Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Dink ailesinin avukatları ve Cumhurbaşkanlığı avukatları da duruşmada hazır bulundu.

CUMHURBAŞKANLIĞI DA KATILACAK

Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi’nin bozma kararını hatırlatan mahkeme, tarafların bu hususa ilişkin taleplerini dinledi. Yargılanan sanıklar, bozma kararına karşı çıktı. Mahkeme, ara karar oluşturarak, bozma kararının usul ve yasaya uygun olduğunu ve bu nedenle uyulmasına karar verdi.

Müşteki Cumhurbaşkanlığının “Anayasayı ihlal” suçu yönünden zarar görme ihtimali olduğu gerekçesiyle davaya katılma talebini kabul eden heyet, sanıklar Gazi Günay, Hasan Durmuşoğlu, Muharrem Demirkale, Okan Şimşek, Osman Gülbel, Veysal Şahin ve Yavuz Karakaya’nın tutukluluk hallerinin devamına hükmetti. Sanık Faruk Sarı hakkında çıkarılan yakalama kararının infazının bekletilmesine karar verdi

Bir sonraki duruşma 10 Ocak 2024’te görülecek

(HABER MERKEZİ)

Yamanlar Cemevi’ne giden Cemevi Başkanlığı yetkilileri umduğunu bulamadı-VİDEO

PİRHA- AKP’ hükümetinin kurduğu Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı yetkilileri, İzmir’de bulunan Yamanlar Cemevi’ne giderek yönetilerle görüştü. Görüşmede, ‘Sizlere dede gönderelim’ teklifine Yamanlar Cemevi yöneticilerinin sert tepki göstermesi sonrasında yetkililer cemevinden ayrıldı. Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, “Pirlerimiz nefsine yenilmemelidir. Bir başkasının lokmasına karşılık kendimizi değiştirmeyiz” dedi.

İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir ögeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

Alevi Diyaneti olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yetkilileri ve sözde bir dedenin de aralarında olduğu heyet, İzmir’de hizmet yürüten Yamanlar Cemevi ‘ne giderek cemevi yöneticileriyle görüştü.

Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, heyetin kendilerine, ‘Maddi ihtiyacınız var mı? Sizlere bir dede ve maaşlı temizlikçiler gönderelim’ sorusunu yönelttiği ve teklifi kabul etmemeleri sonrasında heyetin cemevinden ayrıldığını aktardı.

2 YIL ÖNCE DE İÇİŞLERİ BAKANLIĞI YETKİLERİ ZİYARET ETMİŞTİ

İçişleri Bakanlığına bağlı yetkililerin yaklaşık 2 yıl önce cemevlerini ziyaret ettiği ve tavır konulması ile birlikte cemevlerini terk ettiği bilgisini aktaran Bozkurt, “Yol erkan dışında davrananları deşifre edip bu alanı kişilere vermemiz lazım. Yolu erkanı yürütecek değil, kendi zihniyetlerini bu kurumlara taşıyacak elemanlar arıyorlar. AKP ise bu boşluktan yararlanarak bu hamleyi geliştiriyor. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bünyesinde dede olduğunu söyleyen Ali isimli bir kişi cemevimize gelerek maddi ihtiyaçlarımızı sordu. Talebimizin maddi değil eşit yurttaşlık talebi olduğunu ve bunun da üst çatı örgütlerimizin dillendirdiğini söyledim. Çayını dahi içmeden masadan kalktı ve gitti. Yine önceki dönemlerde vali bizleri çağırdığında Alevi kurumları olarak, ‘Siz devletin memurusunuz, bizim talebimiz anayasaldır ve anayasa kalıcıdır. Anayasal güvence verilirse sorunumuz öyle çözülür’ dedik” diye konuştu.

İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Geleneksel kahvaltımız

İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Geleneksel kahvaltımız Her Hafta olduğu Gibi bu haftada 31 Ekim 2023 SALI saat: 11:00 de yapılacaktır. Bütün canları bekleriz.

ERDEM TAS LONDRA 28.10.2023

 

Laik eğitimin son kırıntıları yok ediliyor

Yirmi iki yıldır sürdürülen siyasal İslam rejim inşası, Cumhuriyet’in 100. yılında Cumhuriyet’le hesaplaşmasının son raunduna hazırlanıyor.

Siyasi iktidarın seçim sonrası ajandası kesintisiz ve daha da hızlandırılarak işletiliyor.

2021-2022’de 48 ilde başlatılan ÇEDES protokolü 2022-2023’te 81 ilde 703 okula yaygınlaştırıldı. Manevi danışmanlık adıyla imam, vaiz, vaize, müezzin vb. okullarda istediği çalışmayı yürütebilecek. Bu protokolün yirmi iki yıldır yüzlerce tarikatla imzalanan protokollerden en temel farkı kalıcı ve sürekli olması. Ayrıca okullarda kamu eliyle “Öğrencilere rol model olabilecek gönüllü rehber öğrenciler” ifadesiyle ülkeye 15 Temmuz karanlığını yaşatan “abiler, ablalar” örgütlenmesi tekrar oluşturuluyor.

Öğrencilerin okul dışı mekanlarda etkinliklere, kurslara katılımının da önü açılıyor. Bu mekanlar nereler? Neden okullar değil de farklı mekanlar kullanılıyor?

ÇEDES kapsamındaki etkinlik başlıkları; baba oğul kampları, dede torun buluşmaları. Kadınların, kız çocuklarının adı dahi yok. Temel hedefleri yeni bir toplum, yeni bir toplumsal iklim yaratmak.

MEB, ortaokullar ve liselerde öğrencilerin zorunlu olarak “Din, Ahlak ve Değer” grubundan bir ders seçmesi kararı aldı. Öğrencilerin ders seçme kararı hukuksuzca Talim Terbiye Kurulu kararı ile ortadan kaldırıldı. Pedagojik de olmayan bu kararla öğrencilerin temel hak ve özgürlükleri yok sayıldı. Çok sayıda dil ve sanat dersleri de kaldırıldı.

80 darbecilerinin zorunlu din dersi ile atmış olduğu siyasal İslam rejimi adımlarının en başarılı sürdürücüsü siyasi iktidar 4+4+4 yasasında seçmeli adıyla haftalık din dersi sayısının artışını da zorunlu hale getirdiği derslerin sayısını daha da arttırdı, kalıcılığını da sağlamış oldu.

Özel okulların hafta sonu kurslarının ücretsiz olması, belediyeler eliyle giderlerin karşılanması, özel okullara bizim vergilerimizin teşvik adıyla yüzde yüz oranlarında arttırılarak aktarılması kararları da yalnızca eğitimin piyasalaştırılmasının, eğitimde eşitsizliğin hızlandırılması ile sınırlı değildi. Yüzlerce özel okula, yurtlara sahip olan şirketleşmiş tarikatların bizim vergilerimizle şatafatlarına şatafat, zenginliklerine zenginlik katacağının açık adımıydı. Halkın emeği, alın teriyle o tarikat şeyhleri artık daha gösterişli villalarda yaşayacak, daha pahalı otomobillere binecek, çocuklara, gençlere ücretsiz yemek hakkı için ayrılmayan bütçeler tarikatlara peşkeş çekilecek.

Önce imam hatip okullarında, sonrasında yönetmelik eliyle tüm ortaöğretim kurumlarında karma eğitimi kaldıranlar artık tüm eğitim kademelerinde karma eğitimin kaldırılacağını açıklıyorlar.

4+4+4 sonrası ilkokuldan itibaren tüm eğitim kademelerinde zorunlu hale getirilen mescit, okul öncesinde de zorunlu hale getirildi. Eğitimin laik, kamusal niteliğine en büyük darbelerden biri daha indirildi. Okullarda, üniversitelerde kütüphane, laboratuvar, spor salonları vb. eğitimin vazgeçilmez mekanlarına ilişkin hiçbir zorunluluk ibaresi yokken zorunlu açılması tarif edilen tek yer mescitler.

Tüm öğretmenlere kasım seminer döneminde “Temel Eğitim ve Ortaöğretim Kurumlarında Din Eğitimi ve Öğretimi” semineri verilecek olması ise ilk kez yaşanıyor.

2012’de AKP sözcülerinin art arda yaptıkları açıklamalarda “Elimize tüm okulları imam hatipleştirmek için tarihi bir fırsat geçti” cümlelerinin en somut halini yaşıyoruz. Artık okul öncesinden yükseköğretime mescitleri, zorunlu din dersleri, karma eğitim yasakları, değerler eğitimi adı altında siyasal İslam’ın dayattığı kavramlar üzerine inşa edilmiş müfredatı, sayıları okul öncesi eğitim kurumlarını geçen okul öncesi Kuran kursları, hafızlık proje imam hatip ortaokul/liseleri, protokoller ve daha onlarca adımla tüm okullar artık imam hatipleştirildi.

Filistin’de dünyanın en büyük katliamı yaşanırken dahi siyasal İslamcılar, 6. filoya kıble duranlar, katliama rağmen İsrail İle ticari anlaşmalarını durdurmayan, feshetmeyen rantlarından vazgeçmeyenler katliamlarla yaşanılan acıyı dahi siyasi ranta dönüştürmekten vazgeçmiyorlar. Tüm okullarda okul mescitlerinde din öğretmenlerinin, imam hatip okullarında meslek dersi öğretmenlerinin nezaretinde cenaze namazları kılınması, imamlar eşliğinde okullarda mevlitler okutulması, sokaklarda şeriat çağrısı yapılıyor.

Rejim artık zora dayalı tüm aygıtları ile yaşamın her alanında, sahada. Tüm araçlarıyla kendini tahkim ediyor. Bu rejimden beslenen sermaye grupları olanca iki yüzlülüğüyle Cumhuriyet’in 100. yılı reklamlarını yayınlatıyor. Oysaki kutlanacak bir Cumhuriyet’in en ufak kırıntısı dahi kalmadı. Yeniden kazanılacak laik, eşit, özgür bir Cumhuriyet mücadelesi artık temel meselemiz.

Aşk ile…

Elif Keleşo ALEViNET 28.10.2023

Düzgün TV kurucularından Hıdır Düzgün Hakk’a yürüdü!

Berlin’de iki yıldır kanser tedavisi gören Düzgün TV kurucularından Hıdır Düzgün Hakk’a yürüdü. 27 Ekim Cuma günü Berlin Alevi Kültür Merkezi’nden Hakk’a uğurlanacak olan Düzgün, Berlin’deki Alevi Mezarlığı’nda toprağa sırlanacak.

Gazeteci Şükrü Yıldız, sosyal medya hesabından bir açıklama yaparak Düzgün TV’i birlikte kurdukları Hıdır Düzgün’ün Hakk’a yürüdüğünü duyurdu.

Yıldız açıklamasında, “Acıların, işkencelerin sürgünlerin yarattığı hayatlarda tükendik, tüketildik. Üzüldük, sevindik ve tüm ayrılıklara rağmen toprağımızı, insanımızı sevdik, gurbetlerde özlemimizin resmini çizdik. Bugün bir kişi daha eksildik… Yanlışı ve doğrusu ile Düzgün TV’yi birlikte kurduğumuz Hıdır Düzgün’ü kaybettik. Devr-i daim olsun…” ifadelerini kullandı.

Hıdır Düzgün, 01 Mayıs 1955 tarihinde Erzurum’un Hınıs ilçesine bağlı Kosan (Taşbudak) köyünde doğdu. Kosan köyünde Kirmancki ve Kurmancı dillerinin konuşulduğu bir çevrede büyüdü ve temel eğitimini aldıktan sonra ortaokulu Hınıs’ta tamamladı. Eğitimine Erzincan Öğretmen Okulu’nda devam ederek mezun oldu.
Öğretmen olarak kariyerine başladıktan sonra, Hınıs bölgesinde devrimci hareketlere katıldı ve inançlarına sadık kalarak toplumuna büyük destek verdi. Ancak, 12 Eylül askeri darbesinin ardından işkencelere ve tutukluluk süreçlerine maruz kaldı. Bu dönemin sonunda öğretmenlik mesleği de sona erdi ve İstanbul’a taşınarak ticari girişimlere atıldı.
Kısa süre içinde elde ettiği başarılar, 1990’ların ortalarında Kürt iş dünyasında adını duyurmasına yol açtı. Hıdır Düzgün, yaşamını tehlikeye atan tehditlere rağmen hayatta kalmayı başardı. Daha sonra Avrupa’ya göç ederek, Almanya’daki ilkler arasında olan döner üretim fabrikasını açarak iş dünyasındaki faaliyetlerini sürdürdü.

2006 yılında, topluma olan bağlılığın vermiş olduğu sorumluluk ile bir grup gazeteci ile birlikte “Düzgün TV” adlı televizyon kanalını kurdu. Alevilerin yayına giren 3. televizyon kanalı ile Alevi örgütlenmesine katkı sundu.

Hıdır Düzgün, Berlin’de iki yıldır kanser tedavisi görüyordu. Ailesi tarafından yapılan açıklamada Düzgün, 27 Ekim Cuma günü Berlin Alevi Kültür Merkezinde saat 10.00’da başlayacak olan Hakk’a uğurlama erkanı sonrası, saat 11.00’de kendisinin isteği üzerine Berlin’deki Alevi Mezarlığı’nda toprağa sırlanacak.

PİRHA/ALMANYA

Aleviler çok katmanlı bir dışlamaya maruz bırakıldı; farklılıklar bir potada eritildi’- VİDEO

Cumhuriyet 100. yılını geride bırakırken Türkiye, geride kalan 100 yılda ‘tek kimlik’ ile yönetildi. Cumhuriyet’in 100 yılını ve ikinci 100 yıla girerken Aleviler açısından değerlendirme yapan Sosyolog Doç. Dr. Bülent Küçük, Alevilerin kendi içerisinde devlet tarafından çeşitlendirilerek çok daha katmanlı bir dışlamaya maruz bırakıldıklarını söyledi.

Türkiye Cumhuriyeti 100 yılını geride bırakıyor. Türkiye, geride kalan 100 yılda “tek dil, tek din, tek kimlik” ile yönetildi.

Geride kalan 100 yılda Aleviler, kırım, yok sayma, asimilasyon uygulamarıyla karşı karşıya kaldı. Alevi köylerine cami yapılmaya, çocuklarına zorunlu din dersi verilmeye devam edildi. Alevi sözcüğünün yasaklı olduğu 80 yıl boyunca Alevi toplumu, kendi varlığını korumak için yoğun bir çaba harcadı.

Aleviler ise ikinci 100 yıla eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasi özlemiyle giriyor. 1950’li yıllardan başlayarak örgütlenme çalışmalarına başlayan Aleviler, Sivas Madımak Katliamı sonrası hak, eşit yurttaşlık mücadelesini daha da artırdı.
Dergahları, ziyaretgahları, kutsal mekanları işgal altında olan Alevi toplumu, son olarak Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle dağıtılmak isteniyor.

PSAKD Diyarbakır Şubesi’nde Aşık Veysel anıldı – VİDEO

PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde  Aşık Veysel anma etkinliği düzenlendi. Etkinlikte Aşık Veysel’in 109 yıllık sazını çalıp türküler söyleyen Şentürk İyidoğan, sazın 1999’da kendisine verildiğini belirtti.

UNESCO’nun ilan ettiği 2023 Aşık Veysel Yılı kapsamında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde  Aşık Veysel anma etkinliği düzenlendi. Etkinlikte Sivaslı Saz Ustası ve Halk Ozanı Şentürk İyidoğan, Aşık Veysel’in sazıyla ozana ait türküleri seslendirdi.

“AŞIK VEYSEL ÖNEMLİ BİR HALK OZANIDIR”

Etkinlikte konuşan PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi Eşit Başkanı Aydın Atlı şunları dile getirdi:
“2023 yılı UNESCO tarafından Aşık Veysel’i anma yılı olarak kabul edildi. Bu nedenle de bir etkinlik düzenlemek istedik. Sözlü kültürün ve aşık geleneğinin son büyük temsilcilerinden olan Aşık Veysel Şatıroğlu’nu özlemle anıyoruz. Aşık Veysel olarak bilinen Veysel Şatıroğlu 1894 yılında Sivas’ta doğmuştur. Türk edebiyatına kazandırdığı eserleriyle ölümsüzlük katan Aşık Veysel önemli bir halk ozanıdır. ‘Uzun ince bir yoldayım, ‘Benim sadık yarım kara topraktır’, ‘Dostlar beni hatırlasın’ gibi büyük eserlerin sahibi olan Aşık Veysel ölümünün 50. yıl dönümünde saygıyla anılıyor.”