Ana Sayfa Blog Sayfa 154

Bornova’da öğrencilere çanta kampanyası: Krizden en çok çocuklar etkileniyor

0

PİRHA- Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği ve PSAKD Bornova Şubesi okula başlayacak öğrencilere yönelik kampanya sonrasında toplanan çantaları ihtiyaç sahiplerine iletti. 

Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi yeni eğitim yılında çocukları okula başlayacak ihtiyaç sahibi ailelerle buluşarak, toplanan çantaları kendilerine iletti.

Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği’nin binasındaki buluşmaya dernek başkanı Barış Çelik, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, CHP Yoksulluk Dayanışma Ofisi Koordinatörü Hacer Foggo, Eğitim Sen  İzmir 4 Nolu Şube Başkanı Şuayip Vayiç ve çok sayıda öğrenci velisi katıldı.

TEK DİN- TEK MEZHEP UGULAMASI

Buluşmada ilk söz alan Eğitim Sen İzmir 4 Nolu Şube Başkanı Şuayip Vayiç, iktidarın tek din-tek mezhep ideolojisi ile yeni bir toplum inşa etmek istediğine vurgu yaparak, “İktidar kültür ve eğitim anlamında başarı sağlayamadığını defalarca söylemişti. Kültür alanında konserlerin, festivallerin yasaklanması, filmlerin yasaklanması kısıtlanması devam ediyor. 4+4+4 sisteminin esas amacı imama hatipleri aktif hale getirip çocukları oraya yönlendirmekti. İktidar bu alanda başarılı olamayınca bütün okulları imam hatipleştirmek istedi. Tek mezhep, tek dinli projelerini çocuklarımızın yaşamına sokmaya çalıştı. Okullara imam atayarak Diyanetin kadrolarını görevlendirme yaparak bu projeyi hayata geçirmeye çalışıyorlar. Yapılmaya çalışılan şeyle tek dinli, mezhepli eğitim okullarımıza sokulmak isteniyor. Geç kalınmış gibi görünmese tavır koymazsak yarın başka şeyler için koyacak tavrımız olamayacak. Bölge mitingini merkezi miting haline getirmenin çalışması içerisinde olacağız” diye konuştu.

16 EYLÜL MİTİNGİNE ÇAĞRI

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, devletin farklı inançlara dayatmada bulunmasına tepki göstererek bu alanın sivil alana bırıkılması gerektiğini ifade etti. Aslan, okullara imam atanmasına karşı 16 Eylül’de İzmir’de gerçekleşecek mitinge çağrıda bulunarak, “Kimsenin inancını, rengini reddetmeden bir arada yaşama amacımız var. Alevi de Sünni, inanan da inanmayan da kendisine göre çocuklarını yetiştirsin. Devletin bir inancı dayatmaması lazım. Devlet zorla bize bir inancı dayatmasın ve inancı sivil alana bıraksın. Kim nasıl inanıyorsa birlikte yaşamaya ihtiyacımız var. Ailelerin okul masrafları gittikçe artıyor ve devlet halkı muhtaç hale getiriyor. 16 Eylül de birlikte yaşanabilir bir dünya için ses çıkaralım” dedi.

“KRİZDEN EN ÇOK ÇOCUKLAR ETKİLENİYOR”

CHP Yoksulluk Dayanışma Ofisi Koordinatörü Hacer Foggo ise ekonomik krizden en çok çocukların etkilendiğini söyledi. Dayanışmanın yaygınlaşmasının değerli olduğunu sözlerine ekleyen Foggo, “Ekonomik krizden en çok etkilenen çocuklar oluyor. Görüştüğüm her aile çocuğuna nasıl bir beslenme koyacağıma dair dert yanıyor. Bu devletin görevi. 2022’de 14.8 milyon insanın yetersiz beslendiğini paylaşıldı. ÇEDES projesi gündeme geldi. Sesimizi duyurabileceğiz çok önemli bir miting. Okulda yemek kampanyasını yüksek sesle dillendirmememiz gerekiyor. Çalışanlar da yoksullaştığı için çocukların beslenmesine maaşın yarısı gidiyor. Örgütlülükle bunu seslendirmek gerekiyor. Bu kampanya çok değerli. Dayanışmanın tüm ülkede yaygınlaşması gerekiyor. Birbirimizin yalnız bırakmamanız gerekiyor” şeklinde konuştu.

Konuşmalar ardından toplanan çantalar ihtiyaç sahiplerine dağıtıldı.

PİRHA/İZMİR

AABK Eşit Başkanlarından laik eğitim mitingine katılım çağrısı

0

AKP hükümetinin okullara imam atamasını engellemek ve laik eğitim, laik yaşam için İzmir’de Eğitim-Sen ve Alevi örgütlerinin öncülüğünde 16 Eylül’de bir miting yapılacak. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanları Nevin Kamilağaoğlu ve Hüseyin Mat, herkesin İzmir’de yapılacak mitinge katılmasını ve gerici eğitime karşı direniş sergilemesini istediler.

Eğitim Sen, veli dernekleri ve Alevi örgütleri, okullara imam atanması olarak bilinen ÇEDES projesinin iptal edilmesi için 16 Eylül’de İzmir’de Gündoğdu Meydanı’nda miting yapacak.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanları Nevin Kamilağaoğlu ve Hüseyin Mat, herkesin İzmir’de yapılacak mitinge katılmasını ve gerici eğitime karşı direniş sergilemesini istediler.

KAMİLAĞAOĞLU: BİR DİRENİŞ SERGİLİYORUZ

Nevin Kamilağaoğlu, “Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve Türkiye Alevi kurumlarının eğitimle ilgili projesini gerçekleştiriyoruz. Yaşam koşulları Türkiye’de çok zor ve Türkiye’de Eğitim-Sen başta olmak üzere tüm Alevi kurumları 16 Eylül’de İzmir’de laik yaşam, eşit yurttaşlıkla ilgili miting gerçekleştirecekler. Biz de ayrıca Avrupa Parlamentosu’nun önünde 11 Eylül’de Strazburg’ta ÇEDES projesine karşı bir basın açıklaması yapacağız. Biz devletin okullara imam atamasına karşı bir direniş sergiliyoruz ve tüm kurumları, tüm halkımızı ayın 16’sında İzmir’de büyük mitinge davet ediyorum. Siz katılmazsanız biz bir eksik oluruz. Mutlaka bu direnişi sergilememiz lazım” dedi.

MAT: TÜRKİYE SİYASAL İSLAM BAĞLAMINDA ELE GEÇİRİLİYOR

Hüseyin Mat ise, “Türkiye, tam anlamıyla siyasal İslam bağlamında ele geçirilmesi konusunda yeni projelerle karşı karşıya. Bu anlamıyla laik, eğitim, laik, yaşam ve eşit yurttaşlıktan yana olan ve çağdaşlıktan yana olan herkesi 16 Eylül’de, İzmir’de yapacağımız meydana davet ediyoruz. Orada buluşmak dileğiyle” ifadelerini kullandı.

SUÇ DUYURUSU DİLEKÇESİ İŞLEME DAHİ KONULMADI

Bu arada, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, MEB ile Diyanet arasında imzalanan ve tepki çeken ‘ÇEDES’ protokolü hakkında Halkın Kurtuluş Partisi’nin (HKP) verdiği suç duyurusu dilekçesinin ‘işleme konulmamasına’ karar verdi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin yaptığı inceleme ve değerlendirme sonucunda il valileri, il milli eğitim müdürleri ve il müftüleri hakkındaki dosyanın “işleme konulmaması” yönünde karar verdi. Karara göre ÇEDES projesi laiklik ilkesine aykırı bulunmadı.

(HABER MERKEZİ)

Erdoğan’ın Sivas Katliamı hükümlüsünü affetmesine Alevilerden tepki

0

PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sivas Katliamı davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Hayrettin Gül’ün cezasını kaldırmasına tepki gösteren Alevi kurum başkanları, “Suçsuz yere yıllardır hapishanelerde tutulanlar var ama katiller affediliyor. Halkın vicdanı affetmeyecek ve eninde sonunda halkımız bu kanlı tarihle yüzleşecek ve hesabını soracaktır” dediler. 

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 2 Temmuz 1993’te 33 kişinin yakılarak katledilmesine dair açılan Sivas Katliamı davasında idama mahkum edilen Hayrettin Gül’ün ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrilen cezasını ‘sürekli hastalık’ gerekçesiyle kaldırdı. Söz konusu karar Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlandı.

Kamuoyunda tepkiye neden olan bu karar sonrasında açıklama yapan Alevi kurum başkanları Madımak’ın Alevi toplumu için kırmızı çizgi olduğunu vurgulayarak, 30 yıldan bu yana adalet arayışının sürdüğünü belirttiler.

Sivas Katliamı davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Hayrettin Gül’ün cezasının affedilmesine ilişkin tepkiler şöyle:

“VİCDANIMIZDA AFFETMİYORUZ, HESABI SORULACAKTIR”

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe: Madımak otelinde 33 canımızı diri diri yakan ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan katillerden birini daha affettiler. HÜDA-PAR’a verilen sözler mi yerine getiriliyor? İçeride onlarca hasta hükümlü var. Suçsuz yere yıllardır hapishanelerde tutulanlar var ama katiller affediliyor. Halkın vicdanı affetmeyecek ve eninde sonunda halkımız bu kanlı tarihle yüzleşecek ve hesabını soracaktır. Dün Ahmet dedeleri bugün Hayrettin Gül. Tek tek bırakıyorlar. Aranmakta olan katilleri ve esas suçluları mahkeme önüne getirmiyorlar. Yazıklar olsun…

“AFFETMEYECEĞİZ”

Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç: Siz affetseniz de biz affetmeyeceğiz. Cumhurbaşkanı Sivas Madımak Katliamı’nın katillerinden hayrettin gülün cezasını sürekli hastalık nedeni ile affetmiş. Buradan bir kere daha söylüyoruz siz affetseniz de bizim nazarımızda katil katildir. Ülkede fikirlerinden dolayı hapis yatan bir çok masum var iken katil olduğu mahkemelerce tescil edilmiş katilleri affetmek doğru bir iş mi?”

Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Genel Başkanı Haydar Baki Doğan: Cezaevlerinde suçsuz yere yatan, sadece toplumun refahı, mutluluğu ve adaleti adına kendi mesleklerini yapan binlerce gazeteci, avukat, siyasetçi, milletvekili, avukat, TSK mensubu varken sanırım yeni suçsuzlara yer açmak amacıyla 33 canımızın katladildiği Sivas davasında, cezası ömür boyu hapse çevrilen Hizbullah hükümlüsü Hayrettin Gül’ün cezası, sürekli hastalığı gerekçe gösterilerek kanun hükmünde kararnameyle Cumhurbaşkanı tarafından kaldırıldı.

Daha öncede Sivas davası sanıklarından Ahmet Dede’nin de cezası affedilmişti.

Şaşırdık mı, hayır !“Laiklik yıkılacak, şeriat gelecek”diyen Şeriatçılar bu ülkede kazanamayacak !

Eren Yıldırım Dede: Madımak’ta alevler bugün bir kez daha yükseldi! Madımak otelini yakanlardan biri Hayrettin Gül, ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmıştı. Bugün Cumhurbaşkanının özel yetki kararnamesi ile serbest bırakıldı. Bir kez daha yandı bugün Madımak. Hüda-Par’a (Hizbullah) verilen sözler yerine getiriliyor. Bu karara imza atan ve bunu destekleyen herkes Madımak otelini ateşe verenlerdir ve bir utanca daha imza atmışlardır..

PİRHA/İSTANBUL

İngiltere’de yaşayan Aleviler 30. kuruluş yılını kutlamaya hazırlanıyor

0

PİRHA- İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi, 30’uncu yıl kutlamalarının startını üye toplantısı yaparak verdi.

Alevi toplumunun göç yollarına düştüğü 1960’lı yıllardan itibaren diasporada bir araya gelerek inancını ve kültürünü korumak adına dernekler etrafında bir araya geldi.

1990’lı yıllarda ise Aleviler kendilerini görünür kılmak ve ‘Bizde varız’ demek adına Alevi Kültür Merkezleri ve Cemevleri kurmaya başladı. Maraş, Dersim, Malatya, Sivas gibi kentlerden İngiltere’de yaşamaya başlayan Alevilerin örgütlü micadelesi 30’uncu yılına girdi.

İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi, 30’uncu kuruluş yıldönümü dolayısıyla üye toplantısı yaptı. Üye toplantısında 9 Aralık’ta yapılacak etkinliğin hazırlıklarıyla ilgili bir bilgilendirme yapıldı. Etkinliğin kordinatörlüğünü yapacak olan sanatçı Necati Şahin, bilgilendirme bulunurken, toplantıya katılan üyeler sorular sordular ve önerilerde bulundular.

Toplantının ardından PİRHA’ya değerlendirmede bulunan Necati Şahin, Alevi toplumunun dünyaya vizyon projelerle seslenmesi gerektiğine işaret ederek, 30’uncu yıl vesilesiyle yapacakları çalışmanında bu minvalde olduğunu aktardı. Sanat dilini kullanarak Alevilerin inancını ve yaşama bakışını anlatacaklarını ifade eden Şahin, ” Bu proje sosyo-kültürel eğitim projesidir. Startını verdik, çalışmalarımıza devam edeceğiz” dedi.

İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Başkanı İbrahim Has da, diasporadaki çalışmaların öneminin altını çizerek, “Türkiye’de toplum ağır bir baskı altında. Bizler yaşadığımız ülkelerde bir nebze daha rahat koşullardayız. Avrupa’da Alevi kurumları ciddi bir mesafe kaydetti. 30’uncu yıl vesilesiyle de “Bütün diller barış söyler” diyerek kültürek etkinlik yapacağız. Herkesi bu çalışmaya omuz vermeye davet ediyoruz” dedi.
Gece Kuzey Londra Wood Green’deki Dominion Center yapılacak. Projenin kostümleri ise Urfa’da 200 kadının çalıştığı atölyede dikilecek.

Elif TABAK-Diren KESER/İNGİLTERE

Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!

0

PİRHA – AKP’nin görevlendirdiği kişiler cemevlerini dolaşarak dedeleri maaşa bağlama konusunda girişimlerini sürdürüyor. Pir Mustafa Mısır da bütün toplum gibi AKP’nin asimilasyon çabasında olduğunu belirterek “Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi. Halen o damarı sürdüren, dik duran, hem pirlerimiz hem de taliplerimiz var” yorumunda bulunarak tepkisini dile getirdi.

Alevi toplumuna yönelik yüzyıllardır süren inkar politikası, AKP hükümeti döneminde sinsi bir asimilasyona bürünerek en fazla zarar görülen dönem oldu.

Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından resmi olarak tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Ayrıca cemevleri de ibadethane olarak kabul görmüyor. Resmiyette tanınmama hali nedeniyle Alevilere karşı işlenen suçlarının hiçbiri “nefret suçu” kapsamında ele alınmıyor. Uluslararası mahkemelere taşınan dosyalarda dahi Türkiye’nin aleyhine dönük sonuçlar çıkmasına rağmen alınan kararlar yürürlüğe konulmuyor.

Alevi toplumunun taleplerini görmezden gelen AKP hükümeti, şimdilerde ise kurduğu Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile inanca müdahalede bulunuyor. “Alevi Diyaneti” olarak adlandırdıkları Cemevi Başkanlığı bünyesindeki görevliler, köy köy dolaşarak dedeleri de maaşlı birer görevli eleman haline çekmek istiyor.

Toplum ise siyasal iktidarın, Alevi inancını kontrol altına almayı hedefleyen bu girişimlerine dönük tepkilerini yükseltiyor.

“RCEMEVLERİNİ RESMİ DAİREYE ÇEVİRMEYE ÇABALIYORLAR”

Uryan Xizir Ocağı pirlerinden Mustafa Mısır, Maraş bölgesinde AKP’nin görevlendirdiği elemanların, cemevlerini dolaşarak dedeleri ikna etmeye çalıştıklarını ifade etti. Mısır, söz konusu girişimleri “Kadimden beri gelen bir durum” sözleriyle özetledi.

Pir Mustafa Mısır, AKP’nin, Alevilere yönelik bir bütün saldırı girişiminde olduğunu ifade ederek şu değerlendirmeyi yaptı:

“Osmanlı ile birlikte cumhuriyetle de baskılar devam ediyor. Asimilasyon politikaları kapsamında daha önceden Nakşibendi şeyhlerini dergahlara gönderiyorlardı bugün de aynısını yapmaya çalışıyorlar. Recep Tayyip Erdoğan, bizzat kendisi ‘cemevleri cümbüş evleri’ diyerek Alevilik diye bir inancı tanımıyordu. Bugün de çıktılar ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığını kurdular. Ve bu başkanlığı direkt Cumhurbaşkanlığına bağladılar. Yani cemevlerini, ibadethaneden ziyade resmi bir daireye çevirmeye çabalıyorlar. Buralara da kendi beğendikleri birilerini atayacaklardır. Eskiden Alevileri öldürüyor, katlediyorlardı, bugün de inançlarını katletmeye çalışıyorlar. Şimdi bir de bunlarla birlikte okullara imam atıyorlar. Haliyle yapılanlar bu toplumu baskı altında tutmak, asimile etmektir.”

“OCAKZADELER, OLTANIN PEŞİNE DÜŞEN BALIK GİBİ…”

Almanya’da yaşam süren Pir Mustafa Mısır, yıllık tatili sebebiyle bugünlerde Türkiye’de bulunuyor. Bu süre zarfında birçok bölgede hizmet yürüttüğünü belirten Mısır, toplumun artık kendi değerlerine karşı zayıf kaldığını söyleyerek şöyle devam etti:

“Bu zamana dek Yol yürüyordu. Müsahibin varsa Yol devam ediyordu. Bugün sahip olduğumuz kavramların çoğu kalktı. Yol’un yürümesi için insanların ikrarlı olması lazım. Pirlerin taliplerine, taliplerin de pirlerine gitmesi lazım. Geçmişte her talip, hangi ocağa bağlı olduğunu biliyordu ama bugün ne pir ne de talip bunu bilmiyor. Ne de Alevi toplumu kendi değerlerini sahiplenmiyor.

Maraş’a geldiğimden bu yana erkanlar yürütüyorum. Toplumun da artık bir derdinin kalmadığını görüyorum. Gittiğimiz cemevlerinde inanç boyutu adına itikata dair bir şey yok. Eskiden hatır gönül vardı şimdi ise toplumda bir çürümüşlük var. Ocakzadeler de şimdi zaten oltanın peşine düşen balık gibi gidiyorlar. Bizlerin pirleri, ataları daha önceden de bu işleri yapabilirlerdi ancak hem inançlarını hem de dillerini yaşatmak için ücra köşelere çekilmişler. Onlar da akıl yok muydu ki sanki suyun başında yer yurt edinsinler! Ama bugün ne yazık ki Aleviler göç ediyor. Maraş, Sivas, Kayseri hattı sınır gibi bir yer. Şimdi bu bölgeleri boşaltıyorlar. Maraş gibi toprağa sahip bir Alevi yoğunluğunun olduğu yer düşünün, işte insanlar istemeyerek bu toprakları terk edip gidiyorlar. Yani bu iş inanç boyutuyla da kalmayacak. Geçmişteki pirlerimiz, taliplerine giderlerdi. ‘Hakk’tan ölüm bile gelse talibin kapısında olun’ diyorlardı ama bugün ne talip kalmış ne de Pir. Ortalıkta dolaşanlar da sırf bir geçim kaynağı olarak imamlığa dönmüşler. Ama bunun karşılığında çaba sarf etmek lazım. Alevi toplumunun geneli menfaat peşinde değil. Halen o damarı sürdüren, dik duran, hem pirlerimiz hem de taliplerimiz var. Elimizden geldiği kadar boyun eğmemek gerekir. Rıza toplumunu yaratabilmek amaç olmalıdır. Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi. Biz de bunu yapmaya elimizden geldiği kadarıyla sürdürmeye devam edeceğiz. Toplumla ilişkileri devam ettirmek gerekir. Eskiden ’48 Cuma farz’ derlerdi. Şimdi bizim pirlerimiz de ’48 perşembe fazdır’ deyip cem yapıyor. Yani sadece bir şekilcilik söz konusu. Ancak inanç bu değil.”

“CEMEVLERİ SADECE CENAZE YA DA TAZİYE YERLERİ OLMUŞ”

Pir Mustafa Mısır, Elbistan ilçesindeki cemevine devletin gönderdiği yetkililerin gittiğini ve iki görevlinin tayin edilmek istendiği bilgisini paylaştı. Mısır, Alevi örgütlerine büyük sorumluluk düştüğünün altını çizerek şunları söyledi:

“Sanki toplumun üzerine bir kül serilmiş gibi. İnsanlarda bir sindirilmişlik var. Şimdi cemevlerinde eğitim ve görgü açısından bir şey yok, sadece cenaze ya da taziye yerleri olmuş. Bir de lokma paylaşılıyor. Sonuçta Yol boyutuyla cemevlerinde gençlere verilecek bir şey yok. Cenazelere dedeler gelip imamlar gibi erkan yürütüp gidiyor. Evet toplumun bir kesiminde bir dik duruş da var. Ama bir kesiminde de çaresizlik var. Alevi kurumlarımız da bu konularda çok mağdurlar. İşin doğrusu pek de çalışmıyorlar. Cemevleri bilgi yuvası olmalı, insanlarımız eğitilmeli, bilge insan yetiştirilmeli. Örgütler, topluma elinden geldiği kadar ulaşabilmeli. Ama biz yolu öğretmezsek bu toplumun da bir suçu yok ki. Dede de zaten fırsat kolluyor, ‘ne olacak ki bir lokma ekmek de ben yiyeyim’ diyor.”

Eren GÜVEN/ANKARA

İktidarın asimilasyon politikalarına kadınlardan tepki: Yol ve erkanımız satılık değildir

0

PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Mamak Şube üye ve yöneticisi olan kadınlar, iktidarın Aleviler üzerinde uygulamaya çalıştığı asimilasyon politikalarını eleştirdi. Şube Başkanı Fadime Türkyılmaz, “Ne yaparsanız yapın bizim yol ve erkanımız satılık değildir. Rıza şehrine giden yolda inatla hep beraber eşteş olarak ilerleyeceğiz” dedi.

İktidarın, Alevi inancını tanımayarak uyguladığı asimilasyon politikalarına tepkiler gelmeye devam ediyor. PSAKD üye ve yöneticisi olan kadınlar, iktidarın politikalarına alet olan Alevileri de eleştirdi.

“NE YAPARSANIZ YAPIN, ALEVİLİK EVRENSELDİR”
PSAKD Mamak Şube Başkanı Fadime Türkyılmaz, cemevinde semah dönen kadınlara etek giydirilmek istenmesinin de bir asimilasyon ve Sünnileştirme politikası olduğuna vurgu yaparak, “Asimile etmek için Osmanlı’dan önce de Osmanlı döneminde de astılar, kestiler, yüzdüler, kuyulara doldurdular, kazıklara bağladılar ve sonuç alamadılar. Baktılar ki bu iş böyle olmuyor 80 sonrası Alevi köylerimize hızla cami yapmaya başladılar. 1818’li yıllarda Hace Bektaş Veli’nin türbesinin tam yanına Osmanlı, bir camii diktirdi. Bunlar, biz Alevileri asimile etmenin projeleriydi. Bunlarla yetindiler mi? Elbette ki hayır. Biz Alevi örgütlerine, dik duranlara, özünü, kendini, kimliğini, kişiliğini satmayanlara rağmen Kültür Bakanlığı’nda Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığını oluşturdular. Ne kadar satılmış düşkün varsa Cemevi Başkanlığına üşüşmeye başladı. Para için kendini satanlardan olmayan biz Pir Sultan’lılar ise bugünlere kadar dişimizle, tırnağımızla gelmeye devam ettik. Etmeye de devam edeceğiz.

“DEĞERLERİMİZİ ELİMİZDEN ALACAKLARINI SANDILAR”
Daha yeni, Hacıbektaş’ta Kültür Bakanlığı öncülüğünde ne kadar satılmış, ne kadar kendini, kimliğini, kişiliğini paraya satmış Alevi varsa onlarla birlikte, Alevi örgütlerine rağmen alternatif bir etkinlik düzenlemeye çalıştılar. Pirimiz, yol önderimiz, Serçeşmemiz olan Hace Bektaş Veli’nin kucağındaki dişi olan aslanı, erkek olan ceylanı silip, sadece Hace Bektaş Veli’nin resmini kullandılar. Eğer bir insanın inancını, toplumunu yok etmek istiyorsanız önce tarihini yok edersiniz. Değerlerimizi elimizden alacaklarını sandılar, tarihe kirli bir not düşmeye çalıştılar. Nasıl ki Kültür Bakanlığı, türbelerimizi ‘yenileme’ adı altında türbelerimizin baş tarafını güneye çeviriyor, tarihimizi elimizden alıyorsa bu da onun bir örneğidir.

“BİZİM ÖZÜMÜZ SATILIK DEĞİLDİR”
Hace Bektaş Veli’nin içindeki figürlere bir bakınız hepsinin çember sakalı, hepsinin farklı bıyığı var. Oralara figürler yerleştirdiler. Bu figürlerin hiçbirinin Alevi tarihindeki canlarımızın figürlerine benzemediğini de hepimiz biliyoruz. Bizim kara kazanımız vardı, komünal yaşamı ifade eden. Tıpkı Hassan Sabbah gibi komünal bir yaşamın ilk örneği de Hace Bektaş Veli Dergahımızdır. Bu komünal yaşamı dağıtmak üzere başına çember sakallı figürler yerleştirdiler. Bizim gidenlerimiz de niyaz ederken hiç ‘Bu çember sakallılar bizim Alevi erenlerimize benzemiyor’ diyerek itiraz etmediler. Ama buradan bir kez daha Mamak Pir Sultan olarak haykırıyoruz ki ne yaparsanız yapın bizim özümüz satılık değildir. Ne yaparsanız yapın bizim yol ve erkanımız satılık değildir. Ne yaparsanız yapın Alevilik evrenseldir. Biz rıza şehrine giden yolda inatla hep beraber eşteş olarak, kadınlı, erkekli ilerleyeceğiz. Hani kadınlar o cemevlerinde hala bulaşık yıkıyor erkekler postta oturuyor ya onu da değiştirerek yolumuza devam edeceğiz. Bakıyoruz ki bazı cemevlerinde semah dönen kadınlarımıza etek giydiriliyor, başlarına tülbent örtülüyor bu bile Aleviliğin asimilasyon edilmesi ve Sünnileştirilmesi anlamına gelir. Biz ne Şii’yiz ne Sünniyiz.”

“İKTİDAR, ALEVİLERİ KENDİ ÇİZGİSİNDE HAREKET ETTİRMEK İSTİYOR”
PSAKD Mamak Şube Sekreteri Adalet Ayten, iktidarın, Alevi inancını kendisine göre yönetmeye çalıştığını belirtti. Ayten, 2024 yılında yapılacak olan Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinliklerinin tarihinde yapılan değişikliği hatırlatarak şunları söyledi:
“Şu anki mevcut iktidarın, kendilerine göre Alevileri yönlendirme ya da kendi çizgilerinde hareket ettirme gibi bir baskısı var. Bu bağlamda eş değeri olarak bunun bir benzeri Hüseyin Gazi’de yaşanmıştı. Alevi inancını kendilerince yönetmeye çalışıyorlar. Hacı Bektaş Veli etkinliklerini kendilerince yapıp, Alevi kurumlarının ortaklaşarak aldıkları tarihi bile değiştirmeyi planlıyorlar.”

“KADINLAR ‘YOL’A SAHİP ÇIKIYOR”

PSAKD Mamak Şube Kadın Sekreteri Bahtiyar Atakay da 12 Ağustos’ta Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) önderliğinde toplanan kadın meclisinin aldığı kararları da hatırlatarak asimilasyon politikalarına teslim olmayacaklarının altını çizdi. Atakay, şöyle devam etti:
“Kadınlar olarak alınan kararlarla yol haritamızı belirledik. Şiarımız ‘kadınlar yola sahip çıkıyor, kadın kadının yurdudur, yolda erkek dişi sorulmaz’ felsefesiyle yola çıktık. Toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini sürdürmek ve bunu büyütmek için kararlar alındı. Alevi Bektaşi Federasyonu’nun Kadın Meclisi’ni kurma kararı alındı. Yolumuzun siyasal İslamcı asimilasyon politikalarına teslim edilmeyeceği kararı alındı. Alevi kadınlarının baskıcı, iktidarın köşeye sıkıştıracağı, belirli konumlara getireceği politikaları asla kabul etmediğimizi ve kendi yolumuzda ilerleyeceğimiz konusunda kararlar aldık. Amacımız cins değil, can olmak. Sonuç olarak da bildirgemizde Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi’nin oluşturulması kararı alındı. Hacı Bektaş Veli anma etkinlikleri ile birlikte her yıl kadıncık anayı da onunla birlikte anma kararı alındı”

“BİZ KADINLAR, ASİMİLASYONA İZİN VERMEYECEĞİZ”
PSAKD Mamak Örgütleme Sekreteri Sultan Cevher ise Cemevi Başkanlığı ile hareket eden Alevileri eleştirerek, “Bize rağmen Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı oluşturuldu. Oluşturulan başkanlık, Alevi örgütlerine rağmen düşkünlerle beraber Hacı Bektaş etkinliği düzenledi. Biz kadınlar bu asimilasyona izin vermeyeceğiz” dedi.

“HOCALARIN YERİ CAMİ, ÖĞRETMENLERİN YERİ OKULLARDIR”
PSAKD üyesi Haney Polat ise Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)” projesi kapsamında “manevi danışman” adı altında okullara yapılan imam atamasını eleştirdi. Polat,” Hocaların yeri cami, öğretmenlerin yeri okullardır. Öğrencilerimizi, çocuklarımızı asimile etmeye çalışıyorlar. Çocuklar, din derslerinde zorlanıyorlar. Asla bunu istemiyoruz. Ayrıca Hacı Bektaş’ın portesinin değiştirilmesini de asla istemiyoruz. Onun içinde mücadelemiz devam edecek. Bizim değerlerimize kimse el süremez” diye konuştu.

Buse Nehir DEMİR/ANKARA

Depremzede öğrencilere kırtasiye desteği

0

PİRHA- Depremin ilk günlerinden itibaren bölge halkının yaralarını sarmak için faaliyet gösteren Avrupa Alevi Birlikleri (AABK) ile bileşenleri depremzede öğrencilere destek verdi.

Video eklenecek…

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanları Nevim Kamilağaoğlu ve Hüseyin Mat, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Zeynel Abidin Koç oluşan heyet Mersin Cemevini ziyaret ederek, Mersin’de bulunan depremzede öğrencilerine kırtasiye desteğinde bulundular.

Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz,’’ 6 Şubat depreminden sonra Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu deprem bölgesine önemli yardımları olmuştur. Türkiye’de 5 bin öğrenciye kırtasiye yardımı yapıldı. Bizlerde Mersin’deki öğrenciler için kontenjan istedik. Mersin’de 250 öğrencimiz belirlenmesinde, okul müdürlerinin desteğiyle olmuştur. İlkokul, ortaokul, lise müdürlerimize eğitime gösterdiği ilgiden dolayı teşekkür ederiz” dedi.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat da,’’ Avrupa’da faaliyet yürüten 14 Alevi kurumun desteğiyle kırtasiye yardımı gerçekleştirdik. Ülkemizdeki depremlerde üzerimize düşen tüm sorumlulukları yerine getirmek için çalışıyoruz. Avrupa da toplanan bağışların, depremden etkilenen çocuklarımızın ve gençlerimizin  kırtasiye malzemesi ve burs olanağı sağladık. Gelen yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaya devam edeceğiz.Destek ve bağışlarını bizlerden esirmeyen tüm canlara teşekkür ederiz” diye konuştu.

Gelen yardımlar öğrencilere dağıtıldı.

PİRHA/MERSİN

Aydın Deniz: 16 Eylül Mitingi laikliğin ön planda tutulması için yapılacaktır

0

Alevi kurumları öncülüğünde ÇEDES projesine karşı İzmir Gündoğdu meydanında gerçekleşecek 16 Eylül “Laik Yaşam, Laik Eğitim, Eşir Yurttaşlık” mitingini Alevi kurum yöneticilerine sorduk. Mitinge dair Alevinet’e konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “16 Eylül Mitingi laikliğin ön planda tutulması için yapılacaktır.” dedi.

Mitingin Türkiye’deki eğitim sistemi üzerinden gericileştirme  dinselleştirme ve siyasal İslam’ı yerleştirme çabalarına karşı bir gösteri olacağını belirten Deniz ”Türkiye’de laikliğin ön planda tutulması ve gerçekten laik bir yaşama geçmek umuduyla yapılan bir mitingidir. Laik yaşam, laik eğitim, bilimsel eğitim ışığında çocuklarımızın geleceğinin karartılmaması adına bu miting gerçekleştiriliyoruz.” dedi.

“UYGULATMAMAK İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPACAĞIZ”

AKP iktidarı 21 yıllık döneminde geldiğinden itibaren eğitim sisteminde oynayarak gericileştirme   kindar nesil  yaratma çabasında olduğunu söyleyen Deniz, ”Her dönem bununla ilgili birer adım atıldı. Öncelikle 4 artı 4 artı 4, seçmeli din dersleri, sonra okullara mescit, sonra çocukları gezi bahanesiyle camilere götürme, sonra ana sınıfında zorunlu din dersleri, en son Diyanet Akademisi ve bundan sonra da bugün yaşadığımız ÇEDES projesi. imamların okullara girebilmesinin öne açılan ve gerici eğitimin tamamen hayat bulacağı bir proje bu. Bununla birlikte sonrasına planlanan adımlarında bir başlangıcı. Gerek karma eğitim olsun sonlandırılması anlamda gerek diğer adımlar uzun başlangıcı olacak. Bu bağlamda Türkiye siyasal İslam üzerine tamamen şekillenen bir siyasal yapaya dönüşmeye başlayacak ve bu bağlamda seküler yaşamı savunanların Türkiye’de yaşama şansı neredeyse kalmayacak. Dolayısıyla biz bu ÇEDES protokolüne güçlü ve kararlı bir ses çıkartırsak projenin durdurulması konusunda zannedersem başarılı oluruz diye düşünüyorum. Çünkü geçen sınıfın örneğini ana sınıfın zorunlu bir derslerinde yaşamıştık ve en azından erteleme  çabası vermiştik ve ertelenmişti. Aynı şey ÇEDES protokolü için de geçerli. dolayısıyla bu ÇEDES protokolünün uygulanması Türkiye’de gerçekten birçok şeyin daha önünün açılması anlamına gelecek. Uygulatmamak için elimizden geleni yapacağız.” Dedi.

Aydın Deniz Alevi kurumlarının 35 yıllık hak talep mücadelesinde tabii somut olarak yasal olarak, anayasal olarak aldığı bir sonuç olmadığını ancak meşruluk anlamda ciddi bir sonuçlar aldıklarını belirterek, bununda yeterli olmadığına değindi.

Özellikle hak mücadelesinin son bir yıldır gündemlerin de ciddi şekilde Alevilere dayatıldığı bir süreç olduğu ama Alevi Hareketi bu konuda gerçekten gerek sokak, gerek meydan, gerek işte meclis yönü, gerek kapalı spor salonları, gerek farklı yerlerde gereken tavrını gösterdiğini söyeleyen Deniz, ”Bir ivme kazandı, mücadeleyi bayrağını yükseltiyor ama yeterli mi? Tabii ki değil bunun yeterli olması ve sonuç odaklı olabilmesi için tüm alanlarda bulunan cemevlerimiz, Alevi kurumlarımız, yöre derneklerimiz ve yerellerdeki diğer birleşenlerle koordinasyon halinde olmamız gerekiyor. Bu konuda şu an çabalar harcanıyor ama daha çok çaba harcanması ve zamanla yaşıyoruz açıkçası. Çünkü hak talep mücadelesini kırmak amacıyla özellikle Turizme ve Kültür Bakanlığı’nda kurulan o CEMİB daire başkanlığı hızlı bir şekilde çalışmalarına başladı ve örgütlü yapımızın altını boşaltmak için şu anda ciddi çabalar harcıyorlar. Bundan dolayı da biraz daha sancılı bir süreç daha çok mücadelenin yükseltileceği bir döneme giriyoruz.  hak mücadelesinin sonuçlanması sadece Alevilerin burada verdiği mücadeleyle sonuç bulmaz. Türkiye’nin demokrasi güçlerine bu sürece dahil olması ve demokrasi mücadelesi veren sünni canların da empati kurarak bu mücadeleye destek vermesi ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için çabalarsak ancak bir zihniyet değişikliği olursa sonuç alınabilir diye düşünüyoruz. Yoksa tek başımıza bir mücadeleyle, koskoca devlet aygıtıyla belli bir yere kadar mücadele edebiliyoruz.” şeklinde konuştu.

ALEVİNET

DAD’dan 1 Eylül çağrısı

0

1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle açıklama yapan Demokratik Alevi Dernekleri, “Savaş canavarı çok büyüdü. Tüm yaşamımızı yutmak üzere. Uçuruma giderken, Xızır aklıyla barışı mümkün kılmakta var. Konuşmadıklarımızı konuşalım. Barış vardır, mümkündür” denildi.

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle yazlı açıklama yayınladı. “Hiç konuşmuyoruz” başlıklı yapılan açıklamada, “Yaşı  elinin altında olan vatandaşların, barış iklimini hiç solumadığı savaşı hiç konuşmuyoruz. Kurucu aklın; tekçi zihniyet mağdurlarının, etnik kimlik, dil, inanç özgürlüğü ve eşitliği talep edenlerini, başı ezilesi canavar, terörist diye yaftalanıp, ocağından diyarından, yaşayamaz edildiği savaşı hiç konuşmuyoruz” denildi.

Açıklamanın tamamında şunlara yer verildi:

“Bir zamanlar bir parlamentomuzun olduğunu, hükümetin bu parlamentodan oluştuğunu, denetim mekanizmalarımızın olduğunu, bu rejimin değiştiğini, cumhuriyet değerlerinin yokolduğunu hiç konuşmuyoruz. Savaşın sürdürülebilmesi için insanlığın ata yadigarı dinlerinin, inançlarının nasıl suistimal edildiğini, emeğinden ayırıp vergi olarak ödediği, eğitim, sağlık, beslenme, barınma ve kültürel gelişim için değerlendirilmesi gereken bütçenin, Diyanet ve cemaatlere aktarıldığını, buraların topluma hangi hizmetleri ürettiğini sorgulamıyoruz.

İnancın bireysel bir durum olduğunu, devletin dininin olmayacağını, devletin her inanca eşit mesafede durması gerektiğini anlatmaya çalışan toplumsal kesimleri, Alevileri duymuyoruz. Bütçenin aslan payının toplumu uyutmak için bu kurumlara sunulduğunu hiç konuşmuyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kobani kumpas davasına müdahil olduğunu, DAİŞ yenilgisini kabullenmediğini, DAİŞ kazansaydı, Ezidilere uyguladığını Alevilere ve tüm topluma uygulayacağını, Ezidi kadınların binlercesinin köle pazarlarıda satıldığını, binlercesinin hala akıbetinin bilinmediğini, hiç konuşmuyoruz. Savaşın; bu ülkenin ekonomisini batırdığını, toplumun büyük kesiminin açlıkla başbaşa kaldığını, tarımsal üretimin bitme noktasına geldiğini, çöplerden beslenildiğini, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu yoksulluğun cennette peygambere komşuluk olarak ödüllendirileceğini, bir an evvel ölüp cennete mi gitsek, peygamber lokmasını bizimle paylaşır mı hiç konuşmuyoruz.

CUMARTESİ ANNELERİ’NE UYGULANAN BASKI VE ZULMÜ GÖRMÜYORUZ, HİÇ KONUŞMUYORUZ

Barış annelerine en ağır zulmün reva görüldüğünü, barış kavramından nasıl korkulduğunu, kaybolan yakınlarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri’ne uygulanan baskı ve zulmü görmüyoruz, hiç konuşmuyoruz.

Yaşanan savaş, savaşın yarattığı karanlık, zulüm ortamından hak, hukuk, adalet namına ortadan bir şeyin kalmadığını, hakkın, hukukun, adaletin yerine, imamlarla avutma ve uyutma dönemine geçildiğini görmüyor, duymuyor, hiç konuşmuyoruz. Savaşın ağır ikliminden doğamızın nasıl tahrip edildiğini, uluslararası maden şirketlerine peşkeş çekildiğini, görmezden geliyoruz, hiç konuşmuyoruz.

Kadın kıyımının adeta teşvik edildiği, son yıllarda yüzlerce katarttığını, sokaktaki kadın mücadelesini yükselten, buna karşı tavır geliştiren kadınlara zindanların ve ölümün nasıl reva görüldüğünü görmüyor, yokmuş gibi davranıyoruz, hiç konuşmuyoruz.

Onlarca yıldır ülkemize yoğun mülteci akını oldu. Neden geldi? Nereden geldi? Geldiğinde ne oldu? Sorduk mu? Yaşadığımız her türlü kötülüğün müsebbibi onlarmış gibi, ırkçı saldırılara maruz bırakıp mağdur ederken, aralarındaki paramiliter güç boyutunu, her türlü suistimale açık olduklarını hiç konuşmuyoruz.

Deprem süreci geçirdik. ilk üç gün devlet duymadım, görmedim, bilmiyorum dedi. Sonrasında Alevi coğrafyasını boşaltmak için fırsata çevirdi. Ölenler öldü, kalanlar göç yollarında köklerinden koparıldı, hiç konuşmuyoruz.

SAVAŞ ORTAMININ AĞIR BASKISI DİRENCİMİZİMİ KIRDI, SORDUK MU KENDİMİZE!

Biz Aleviler; “Kızılbaş Alevilik, zalimin zulmüne karşı direnen, erenlerin ve canların yoludur.”, “Cem ve semah hakikate ve özgürleşmiş insanların toplumunaulaşmanın yürüyüşüdür.” diye kendimizi tanımlarken, Diyanet’in baskısına, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Alevi Bektaşi Başkanlığı’nın bizi içimizden sadaka kültürü ile yok etmesine, ÇEDES projesi, karma eğitimi sonlandırma, zorunlu din dersleri ile hem inançsal hem de toplumsal her tür tehlikeye karşı karşıya olduğumuzu görüyor muyuz? Yüzyıllardır yaşadığımız mağduriyetler, elimizde alınan değerler, hukuksal mücadele ile elde ettiğimiz haklar, vermeye çalıştığımız eşit yurttaşlık mücadelesi görmezden gelinip yok sayılırken, yeteri kadar direnç oluşturabildik mi? Savaş ortamının ağır baskısı direncimizimi kırdı, sorduk mu kendimize, hiç konuşmuyoruz.

SAVAŞ VİCDANLARIMIZI MI KÖRELTTİ?

Elbette bu durumu dert edinenler, bunun mücadelesini veren toplumsal kesimler vardı. Bunları ne kadar görebildik, ne kadar hissedebildik, ne kadar yanlarında olabildik. Savaş vicdanlarımızı mı köreltti? Hiç konuşmadık. Savaş canavarı çok büyüdü. Tüm yaşamımızı yutmak üzere. Uçuruma giderken, Xızır aklıyla barışı mümkün kılmakta var. Konuşmadıklarımızı konuşalım. Barış vardır, mümkündür. Çağrımız olsun. 1 Eylül Dünya Barış Günü Kutlu olsun. Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir. ”

ALEVİNET

Tekirdağ’da hava kirliliği nedeniyle kanser vakaları arttı

0

PİRHA – Milletvekilleri Faik Öztrak, İlhami Özcan Aygun ve Nurten Yontar, Tekirdağ’ın artan hava kirliliği ve boğaz yakan koku sorununun araştırılması ve komisyon kurulması için TBMM Başkanlığı’na önerge verdi.

CHP Tekirdağ Milletvekilleri Faik Öztrak, İlhami Özcan Aygun ve Nurten Yontar,  TBMM Başkanlığına sundukları Araştırma Önergesi’nde, “Tekirdağ’da hava kirliliği ve koku sorunu, vatandaşlarımızın yaşam kalitesini düşürmüş, ilimizdeki kanser oranını arttırmıştır” tespitinde bulundu.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın Ocak 2022 Raporu’na işaret eden vekiller, “Tekirdağ’ın en öncelikli sorununun hava kirliliği olduğunun” teyit edildiğini kaydetti.

İSTANBUL’UN ARDINDAN İKİNCİ SIRADA!

Ocak 2022 tarihli Türkiye Çevre Sorunları ve Öncelikler Değerlendirme Raporu’na göre, “Tekirdağ’da ısınma amaçlı kalitesiz yakıt kullanımı, Malkara, Süleymanpaşa, Hayrabolu ve Şarköy ilçelerinde linyit ocaklarının olması ve evsel ısınma ile sanayide yoğun olarak kömür kullanımı, Süleymanpaşa ilçesinin topoğrafik yapısı ile meteorolojik koşulların” hava kirliliğinin nedenleri olarak sıralandığını anlatan Vekiller, şu bilgiyi de paylaştı:

“Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Edirne Bölge Müdürlüğü’nün 2019 Yılı Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistiklerine göre Tekirdağ, iyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümlerde İstanbul’un ardından ikinci sırada yer almıştır.”

ÇORLU’NUN MAHALLELERİNDE BOĞAZ YAKAN KOKU!

Tekirdağ’daki koku sorununun da katlanılmaz boyuta geldiğini belirten CHP’li Milletvekilleri, “11 ve 19 Ağustos 2023 tarihlerinde Çorlu’da Muhittin, Esentepe, Hürriyet, Kazımiye, Rumeli, Çoban Çeşme, Emlak Konutları ve Esentepe Mahallelerinde görülen boğaz yakan kimyasal yanık kokusu, vatandaşlarımızı sıcak havanın da etkisi ile nefes alamaz hale getirmiştir” ifadelerine yer verdi.

Araştırma Önergesinde, yaşanan sıkıntılar şöyle özetlendi:

“Tekstil tesislerinin yaptığı ‘ön terbiye, fiksaj, termofiksaj, boyama ve yıkama işlemleri’ sırasında açığa çıkan kimyasal maddelerin gaz ve atık su deşarjı yoluyla yayılarak, meteorolojik koşulların etkisi ile şehre taşınmasından kaynaklandığı düşünülen koku sorunu mutlaka çözülmelidir. Sorunun tespitine yardımcı olmak üzere Hava Kirliliği ve Meteorolojik Veri İstasyonlarının kurulması elzemdir. Hava kirliliği ve koku sorununun kaynaklarının tespiti ve önlenmesi için İçtüzüğümüzün 104. ve 105. maddeleri gereğince Araştırma Komisyonu kurularak konunun kapsamlı olarak araştırılmasını arz ederiz.”

“FABRİKALAR ARITMASIZ ÇALIŞIYOR!”

Araştırma Önergesine ilişkin bilgi veren Tekirdağ Milletvekili Dr. İlhami Özcan Aygun, Türkiye’deki plansız kentleşme ve sanayileşmenin en çok darbe vurduğu illerin başında Tekirdağ’ın geldiğine dikkat çekerek, “Fabrikalar arıtma tesislerini çalıştırmaksızın üretim yapıyor ve atıklarını denetimsiz şekilde salıyor. Türkiye, yeşil sanayi politikasına geçemiyor. Havaya salınan emisyonların ve atık oluşumunun; kaynağında azaltılması gerekli” diye konuştu.

“CAYDIRICI ÖNLEMLER ŞART!”

Aygun, Tekirdağ’daki hava kirliliğine eşlik eden koku sorununun da ciddi boyutlara ulaştığını belirterek, şu önerilerde bulundu:

“Hem hava kirliliği hem de koku sorununun çözülmesi için endüstriyel denetleme mekanizmalarının kapsamlı ve detaylı hale getirilmesi, cezai ve caydırıcı yaptırımların arttırılması, ceza miktarlarının güncellenmesi ve endüstriyel atık numunelerinin kapsamlı olarak analiz edilmesi için yeni laboratuvarlar kurulması gerekmektedir. Sorun tüm yönleriyle araştırılmalıdır.”

PİRHA/ANKARA