Ana Sayfa Blog Sayfa 157

‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’

0

PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, AKP’nin köyleri dolaşarak Alevi dedelere maaş teklif etmesine tepki göstererek, “AKP hükümeti bu proje ile Alevi toplumunu parçalayarak kendi makbul vatandaşını yaratmayı hedeflemektedir. AKP hükümetinin, Alevi inancından kesin kes elini çekmesi gerekmektedir” dedi.

Türkiye’de Alevi inancının ve ibadethanesinin hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve bu gibi nefret suçlarının önüne geçilmesi için gerekli hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış olan kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları bile tanınmıyor.

Alevi toplumunun ve örgütlerinin taleplerini görmezden gelen AKP hükümeti, 9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Başkanlığın görev alanındaki çalışmalarını değerlendirmek ve önerilerini bildirmek üzere başkan ve 11 üyeden oluşuyor. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı, aynı zamanda danışma kuruluna da başkanlık ediyor. Danışma kurulu üyeleri, hükümetin seçtiği kişilerden oluşuyor ve Cumhurbaşkanı tarafından 3 yıllığına seçiliyor.

Neredeyse tüm Alevi örgütleri, Alevi Diyaneti olarak adlandırdıkları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘na ve üstelik de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulmasına büyük tepki gösterdiler. 

İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

Aleviler ise, AKP iktidarının Alevileri, Alevi inancını kontrol altına almayı ve Alevileri bölmeyi hızlandıran bu çalışmalarına tepkileri yükseltiyor.

Demokratik Aleviler Dernekleri Genel Merkezi, maaşa bağlama yolu ile ‘Dede’ ayartma, hali hazırda var olan cemevlerine ‘Dede’ tayin etme, maddi vaatlerle cemevlerini kontrol altına alma gibi birçok yöntem ve aracın denenerek, Aleviliği devlet kontrolüne almaya dair bir süreç işletildiğini belirtti.

“KARŞI OLDUĞUMUZ DİYANET MANTIĞI İNANCIMIZIN TEPESİNE OTURTULUYOR”

Açıklamada, “Gerek genel devlet aygıtının, gerekse de onun izdüşümü olan yerel belediye iktidarlarının Aleviler ile kurduğu ilişkiler neticesinde tahakküm ve bağımlılık ilişkisi yaratıldığı ve bu durumun Alevilerin bağrında ciddi tahribatlar oluşturduğu geçmiş yıllardan bilinmekte. Eşit ve Özgür yurttaşlık talebi kabul görmeyen Alevilerin ve buna bağlı olarak Aleviliğin üzerinde, birer genel ve yerel Diyanet mantığıyla işleyerek kendi fetvalarını icra ettirmek isteyen bu iktidarcı zihniyetler, Alevilerin örgütlenme ve ibadet alanlarında derin yaralar oluşturmuştur” denildi.

Alevilik inancı üzerinde yaratılmak istenen tahakküm ve asimilasyonun ön plana çıkarıldığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve İnanç Başkanlığı ile Aleviliği devlet tekeline almak istemekte ve toplumumuza “Alevisiz Aleviliği” vaat etmektedir. Karşı olduğumuz Diyanet mantığı içsel hale getirilip inancımızın tepesine oturtulmak istenmektedir. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Aleviliğin toplumsal hafızasını ve sosyal örgütlenmesini oluşturan ve binlerce yıldır özerk kalabilmiş olan Ocak sistemini ortadan kaldırmayı, toplumsal hafızayı dumura uğratmayı ve kültürel direniş damarını etkisiz hale getirmeyi hedefleyen bir toplumsal mühendislik projesidir. Alevi süreklerine yönelik  geliştirilen bir kültürel soykırım planıdır”

“AKP KENDİ MAKBUL ALEVİ VATANDAŞINI YARATMAYI HEDEFLİYOR”

“AKP hükümeti bu proje ile Alevi toplumunu parçalayarak kendi makbul vatandaşını yaratmayı hedeflemektedir. Modern Hınzır paşalar devşirmek adına kurgulanan bu projelere karşı toplumumuzun ve ocakzade yol evlatlarının net tavır sergileyeceğini umuyoruz. İnancımızı hakaretlerle tarif eden, meydanlarda yuhlatan ve ibadethanelerimize küçük düşürücü yaftamalarda bulunan Akp hükümeti, Alevi inancından kesin kes elini çekmesi gerekmektedir.

Bizler Demokratik Alevi Dernekleri olarak;

1-Devlet Aleviliği tanımlamamalı, Alevilik farklı süreklerden oluşan, her süreğin kendine has özgünlüğü olan bir inançtır.

2-Başta Hace Bektaş Veli Dergahı olmak üzere, el konulan bütün kutsal mekanlarımız bir an önce toplumumuza iade edilmelidir.

3- Aleviliği devletleştiren, kontrol ve denetime alan ve “Türk – İslam Aleviliği”  anlayışı ile yeni tarifler kurgulayan ideolojik çalışmalardan vazgeçilmelidir.

4- Aleviliği, devletin resmi inancı olan “Türk – İslam – Hanefi” anlayışının bir alt kültürü olarak ele alan asimilasyoncu bakış acısını asla kabul etmiyoruz. Bu bakış açısının hem Aleviliği eritmeyi hedeflediğini, hem de binbir sürekle ifade bulan hakikat gerçeğimizi tekleştirme  anlamına geldiğini belirtmek isteriz.

5- Alevilik, kendine has dili, kültürü, ritüelleri, hafızası olan bir inanç sistematiğidir. Kendisinden önceki hakikatlere ikrar vermiştir. Bu inanca yönelik her türlü asimilasyon siyaseti inancımıza yönelik bir katliam olarak kabul ediyoruz.

6- Devlet, Cumhuriyetin birinci yüzyılında tertiplenen Alevi katliamları ile ilgili amasız, fakatsız yüzleşmelidir.

7 – Ulusal ve uluslararası sözleşmelerde yer alan ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin de imzaladığı kazanılmış haklarımız bir an önce yürürlüğe konulmalıdır.

8- Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı gibi bir kurumun Alevi süreklerini temsil etmediğini ve kayyım zihniyeti taşıdığını belirtmek isteriz.

9-Demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılarak, halkın kendi iradesine yönelik geliştirilen yaptırımlara son verilmesi gerekmektedir.

Bu vesile ile tüm canları da, kültürel soykırım amacıyla Aleviliği bitirmeye yönelik kurulan bu başkanlığa ve onun vaadlerine karşı duyarlı olmaya, tenezzül etmemeye, tavır geliştirmeye ve teşhir etmeye çağırıyoruz.”

(HABER MERKEZİ)

İngiltere’den köyü Sevdilli’ye geldi, çiftçilik yapıyor: Yaşamı yeniden inşa ediyorum

0

PİRHA – İngiltere’den memleketi Maraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Sevdilli köyüne yerleşip tarımla uğraşmaya başladı. Köker, “Bizim gayretimiz buraya yenilik katmak” dedi. Devletin hiçbir desteğini göremediklerini de belirten Köker, “Bizim arkadaşlardan ziraat mühendisleri var, bir şeyler yapmaya çalışıyorlar, onlara bile devletin bir desteği yok” dedi.

Maraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Sevdilli köyünde çiftçilik yapan Kemal Köker, yıllardır su gitmeyen Sevdilli köyü arazilerine İngiltere’de kazandığı paralarla su getirdiğini, gelen su ile beraber de tarıma başladığını PİRHA‘ya anlattı.

Kendisine İngiltere’deki yaşantısını bırakıp geldiği için başlarda tepki gösterenlerin olduğunu söyleyen Köker, “Ben buradan giden insanların da nereye giderlerse gitsinler kendi topraklarına sevgileri olduğunu düşünerek bir gün tekrar geleceklerini düşünüyorum” diye konuştu.

“İLK DEFA BURALARA SU DÖKÜP PANCAR EKTİK”

Kemal Köker, tüm gayretlerinin Sevdilli’de bulunan araziye yenilik katmak olduğunu belirterek şunları söyledi:

“1995’te İngiltere’ye gittim. 2004’ten beri de arada bir geliyordum. Tarımda neyi yapıyorlar, biz neyi eksik yaptık ve nasıl modern bir şeyler yaparız, burayı nasıl değerlendiririz diye de sürekli aklımda canlandırıyordum. Ve orada bir şeyler öğrenip burada bir şeyler yapmaya çalıştım. Sonra geldik. Burada önce danacılıktan başladım. Sonra onu bırakıp arazi işine başladım. Arazinin susuz olduğunu gördük. Ne bir devletin desteği vardı, ne de insanların bir gayreti. Sevdilli köyünden 1300 metre öteden biz su getiriyoruz. İlk defa buralara su döküp pancar ektik. Bizim gayretimiz buraya yenilik katmak.”

“İNSANLAR BURAYA BAKTIKLARINDA MEMNUN OLUYORLAR”

Köker, insanların kuraklıktan dolayı ektikleri ürünlerin hiçbir karşılığını alamadıklarını söyleyerek, “Önceden buğday, nohut ekiliyordu. Şimdi iklim değişikliği ve kuraklıktan dolayı bir şey de olmuyordu. Yaptıkları emeğin karşılığı çıkmıyordu. Bu yörede artık sulu tarıma geçmek zorunlu oldu. Çünkü yağmurlar düzensiz yağmaya hatta hiç yağmamaya başladı. Ve insanlar ektiklerinin hiçbir zaman karşılığını alamadılar. Büyük zararlar ettiler. İnsanlar bırakıp gittiler, burası göç verdi. Şu an artık insanlar buraya baktıklarında memnun oluyorlar” diye konuştu.

“ZİRAAT MÜHENDİSLERİNE BİLE DEVLET DESTEĞİ YOK”

Köker, İngiltere’de kazandıkları para ile köye su ve ağaçlandırma yaptıklarını belirtti. Devletin hiçbir yardımını almadıklarını da söyleyen Köker, şöyle devam etti:

“Biz kendimiz bütün masrafları yaptık. Bu masraflar buradaki insanların yapabileceği masraflar değil. Ben yurt dışından getirdiğim paralarla burayı yaptım. Devlet yöneticilerinin, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın buraya el atması gerekirken hiçbir şey yapmıyorlar. Elbistan Türkiye’nin dördüncü ovası her tarafında devletin elinin olması gerekirken, yok. Devletin çoğu yerde eli yok. Bizim ülkenin tarıma, hayvancılığa, turizme önem vermesi gerekirken hiç önem verilmiyor. Biz insanlar, çiftçiler olarak kötüye gidiyoruz. Biz ülkemize, kendi topraklarımıza, insanlarımıza en iyi şekilde hizmet etmeye çalışırken diğer taraftan yöneticilerin hiçbir desteği olmadığı gibi bize en kötüsünü reva görüyorlar. Bizim arkadaşlardan ziraat mühendisleri var, bir şeyler yapmaya çalışıyorlar onlara bile devletin bir desteği yok.”

“GÜZELLEŞTİRİRSEK DAHA ÇABUK GELECEKLER”

Kendisine İngiltere’deki yaşantısını bırakıp geldiği için başlarda tepki gösterenlerin olduğunu söyleyen Kemal Köker, “Ben buradan giden insanların da nereye giderlerse gitsinler kendi topraklarına sevgileri olduğunu düşünerek bir gün tekrar geleceklerini düşünüyorum” diye konuştu. Köker, ‘insanlar, güzelleştirirsek daha çabuk gelecekler’ dedi.

Kamil Murat DEMİR – Devrim FINDIK / MARAŞ

Türk Tabipleri Birliği: Okullara imam atanması dinciliğin, şeriatçılığın telkinidir

0

PİRHA – Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, okullara imam atama projesine ilişkin açıklama yaptı. Bilimsel eğitim vurgusu yapılan açıklamada “Yapılan eğitim öğretim değil telkin ve ideoloji aşılamadır, çocuklar ve toplum üzerinde korku ve baskıya; en genel anlamda din, mezhep ve ideoloji dayatmasına dönüşmektedir” denildi.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ile Türk Tabipleri Birliği Okul Sağlığı Çalışma Grubu, Millî Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan ÇEDES projesine dair açıklama yaptı.

“TÜM BUNLAR ŞERİATÇILIĞIN TELKİNİDİR”

TTB, okullara imam atanmasına dair yazılı yaptığı açıklamada uygulamanın laik eğitime aykırı olduğunun altını çizdi. Çocukluk döneminin hem duygusal açıdan hem de dini gelişim açısından son derece kritik bir evre olduğunu belirten TTB, şu ifadelere yer verdi:

“Çocukluk döneminde din eğitiminin, ahlaki değerlerin gelişiminin etkili olabilmesi için fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişim alanlarıyla birlikte dini gelişim özelliklerinin de çok iyi bilinmesi gerekir. Psikoloji/pedagoji biliminin de kabul ettiği üzere erken çocukluk döneminde, din, ahlak ya da değerler eğitimi adı altında, bu öğelerin çocuklara tanıtılması ve/veya empoze edilmesi, çocuğun zihninde anlam veremediği düşüncelerin veya karışıklığın, kimi zaman da korkuların oluşmasına yol açabilmektedir.

Sünni İslam temel alınarak yapılan din dersleri veya dinci tarikatçı insanların “manevi rehberlik” adı altında yapacağı uygulamalar; farklı inanca sahip kişiler, farklı mezhepler veya dini azınlıklar üzerinde benlik saygılarını kırıcı ve onları “toplumun geneline asimile olmaya yönelik ayrımcılık, zorbalık, baskı, korku” oluşturmaya da açıktır. Bazı bilimsel çalışmalar, erken yaşlardaki din eğitiminin çocukların hayal güçlerini baskıladığını, bağımsız ve eleştirel düşünebilme becerilerini kısıtladığını ortaya koyuyor. Bununla birlikte 7 yaş altındaki çocuklara verilecek eğitimlerin somut kavramlar üzerinden ve interaktif uygulamalarla gerçekleştirilmesi gerektiği ifade ediliyor.

Mevcut iktidar, herkesin “inancı doğrultusunda” giyinmesine yönelik uygulamaların ardından “cuma gününün resmi tatil ilan edilmesi”, “okullarda din adamı görevlendirilmesi” gibi söylemlerle laik, demokratik ve çağdaş bir Türkiye görünümünden giderek uzaklaşan bir tablo çizmeye devam etmektedir. Manevi danışmanlık projesi (ÇEDES); bilimsel eğitim yerine spiritüalizmin, “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” yerine “şeyhliktir”in; okul, öğretmen ve psikolojik rehber öğretmenlik yerine Diyanet’in, tekkenin, tarikatın, şeyhin, şıhın rol model ve taşıyıcı sayılmasıdır. Tüm bunlar dinciliğin, mezhepçiliğin, şeriatçılığın telkinidir; eğitimin, rejimin ve tüm toplumun dinci dönüşüme zorlanmasıdır.

Oysa tarihin hangi dönemi olursa olsun çocuklar için oluşturulan temel ve zorunlu eğitimin ana amacı çok değişmemiştir: Çocukların bilgili, becerikli, kendine ve topluma yararlı kişiler olarak yetiştirilmesi… Bu amaç bağlamında öğrencilerle birebir ilgilenecek kişilerin pedagojik formasyondan geçmeleri gerekirken bu projede görevlendirilen din insanlarının pedagojik formasyonunun olmayışı, öğretmenlik mesleki kanununda belirtilen bilgi ve becerileri taşıma, çevre duyarlılığı ve değerlere sahip çıkma konusundaki yetkinliklerinin de tartışmaya açık olması projenin gerçek amacı konusunda tereddütler oluşturmuştur.”

“GERİCİ POLİTİKALARINI ÖRÜMCEK AĞI GİBİ ÖRMEKTE”

TTB açıklamasında kamu kaynaklarının dinci projelerle “heba edildiği” de belirtilerek şöyle devam edildi:

“Okulların açılmasına az süre kala birçok ilde derslik ihtiyacı varken, daha inşaatı tamamlanmamış, deprem sonrası yıkılmış ya da yıkılma kararı olan okullar tamamlanmamışken, atama bekleyen öğretmenlere kaynak azlığı bahane gösterilirken ciddi bir meblağın bu protokollerle heba edilmesi milli eğitim politikalarının din görevlilerini okullarda görevlendirerek belli bir inanç sisteminin de siyasallaşmasına yönelik olduğunu ortaya koymaktadır. Kur’an kursları ile sübyan mektepleri ile korunmaya muhtaç çocukların tarikat yurtlarına teslim edilmesi ile çocukluk yaşlarından itibaren bireyleri cemaat-tarikat ağları içine çeken zihniyet gerici politikalarını örümcek ağı gibi örmekte.

Kaldı ki okullarda “din adamı” görevlendirilmesi Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan bir dizi hakkın ihlali anlamına gelecektir. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (ÇHS) çocuğun dinini veya inancını açıklamaya zorlanmamasını güvence altına alır.

Din insanlarının “manevi rehberlik” adı altında yapacağı eğitim ve uygulamaları Türkiye’de yalnızca ya da ağırlıklı olarak Sünni İslam temel alınarak sunulması ile dini azınlıkları okulda “toplumun geneline asimile olmaya sevk etme niyetiyle yapılan ayrımcılık, zorbalık ve baskıdan” korkabileceklerdir. Erken çocukluk döneminde çocuklar bahsi geçen olası baskının zararlı etkileri karşısında özellikle kırılgandırlar. Bu nedenle okullarda başlatılan manevi rehberlik başlıklı faaliyetler uygulamaya geçirilmeden önce bilimsel araştırmaların gösterdiği kanıtlar çerçevesinde ve çocuk hakları norm ve standartları ile ulusal mevzuat doğrultusunda değerlendirilmelidir.

Devlet ve toplum düzeninin akıl ve bilime dayandırılmasını temel alan laiklik; özünde aklın sorgulanmasıdır. Bu sorgulamayı yapmadan alınan siyasi amaçlı kararlar; ahlakı dindarlığa, dini de tek bir egemen inanca indirgeyen eğitim programları ile çocukların “kendi kültürel kimliklerine tamamen saygılı, kaliteli eğitim alma” haklarını ihlal etmektedir. Yapılan eğitim öğretim değil telkin ve ideoloji aşılamadır, çocuklar ve toplum üzerinde korku ve baskıya; en genel anlamda din, mezhep ve ideoloji dayatmasına dönüşmektedir.

Laik ve bilimsel eğitimin ortadan kaldırılmasına hizmet etmesinin yanı sıra okul çağı çocuklarının duygusal gelişimini etkileyerek erişkin döneme taşınacak korkulara, zihinsel karışıklıklara yol açacak bu projeden bir an önce vazgeçilmelidir. Çocuğun üstün yararının, insan, toplum ve doğa yararının esas alındığı bilimsel nitelikli eğitim sistemi talebimizdir.”

PİRHA/ANKARA

‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’

0

PİRHA- Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, AKP hükümetinin Alevi Diyaneti olarak adlandırılan Cemevi Başkanlığı aracılığıyla Alevileri bölme hamlesine tepki gösterdi. AKP’nin Alevi köylerini dolaşarak dedelere maaş teklif etmesinin kabul edilemeyeceğini belirten Kılavuz, “Bu çaba ile çok ince bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor. Ama hiçbir Alevi dedesinin böyle bir isteği yok” dedi.

Türkiye’de Alevi inancının ve ibadethanesinin hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve bu gibi nefret suçlarının önüne geçilmesi için gerekli hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış olan kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları bile tanınmıyor.

Alevi toplumunun ve örgütlerinin taleplerini görmezden gelen AKP hükümeti, 9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Başkanlığın görev alanındaki çalışmalarını değerlendirmek ve önerilerini bildirmek üzere başkan ve 11 üyeden oluşuyor. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı, aynı zamanda danışma kuruluna da başkanlık ediyor. Danışma kurulu üyeleri, hükümetin seçtiği kişilerden oluşuyor ve Cumhurbaşkanı tarafından 3 yıllığına seçiliyor.

Neredeyse tüm Alevi örgütleri, Alevi Diyaneti olarak adlandırdıkları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘na ve üstelik de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulmasına büyük tepki gösterdiler. 

İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

Aleviler ise, AKP iktidarının Alevileri, Alevi inancını kontrol altına almayı ve Alevileri bölmeyi hızlandıran bu çalışmalarına tepkileri yükseltiyor.

Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Alevi Diyaneti olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘nın maaşlı dedeler bulma arayışını ve Alevileri bölme girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

Pir Hasan Kılavuz, hükümetin para zaafını kullanarak insanları yanına çekmeye çalıştığını söyledi. Ancak bu çabanın boşa olduğunu belirten Kılavuz, Alevi dedelerinin asıl isteğinin cemevlerine yasal statü verilmesi olduğunu dile getirdi.

“ALEVİLER SARAYIN KAPISINA HİÇBİR ZAMAN KUL OLMAMIŞTIR”

Hasan Kılavuz, AKP hükümetinin kendilerine göre cemevi tarifi yaptığını ve buna göre ülkedeki 2 bin 100 cemevini dolaşarak kendilerine bağlamaya çalıştıklarını ifade etti. Kılavuz, Alevi dedelerine maaş teklif edilmesine ilişkin “Maaşla, parayla bazı zaafı olan kişileri yanlarına çekmeye çalışıyorlar ama Alevi dedelerinin hiçbirinin böyle bir isteği yok. Osmanlıdan bu yana kim devletin kapısına para ve maaş için yanaştıysa Aleviler onu çürük bir diş gibi söküp atmıştır. Bu inancın kadim pirleri sarayın kapısına kul olmamıştır. Şimdi yavaş yavaş çok ince bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor” sözlerini kullandı.

Devletin asimilasyon politikalarına karşı örgütlenme vurgusu yapan Kılavuz, “Geri adım atmamak lazım, kimseyle düşmanlık etmeden kendi hak mücadelemizi savunmamız lazım” dedi.

Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

Celal Fırat’tan Orman yangılarına ilişkin soru önergesi

0

Türkiye’de de yaz aylarında inanılmaz boyutlarda artan orman yangınlarına dair Yeşil Sol Parti Milletvekili Celal Fırat’ın Tarım ve Orman Bakanı İbrahim YUMAKLI’ya soru önergesi şu şekilde oldu:

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Aşağıda belirtilen sorularımın Tarım ve Orman Bakanı İbrahim YUMAKLI tarafından Anayasanın 98. ve TBMM İçtüzüğünün 96. ve 99. Maddeleri uyarınca yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Celal FIRAT
İstanbul Milletvekili

Orman yangınları başka ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de yaz aylarında inanılmaz boyutlarda artış göstermektedir. Orman yangınları doğal sebeplerle olduğu gibi, dikkatsizliğin yanında kasti olarak yakıldığı kamuoyuna yansıyan vakalardan bilinmektedir. Daha çok deniz kenarlarına çıkan yangınlar “İmar rantı için buraları yaktılar” tartışmalarını haklı olarak gündeme getirmektedir. Ormanların yanması ekolojik tahribat, iklim değişikliği ve kuraklık gibi birçok sorunu da beraberinde getirmektedir.

Türkiye’nin 1988’den beri kaydedilmiş orman yangını verilerine göre rapor edilmiş orman yangını sayısında bir artış görülmekle birlikte yanan ormanlık alanlarda ise düşüş olduğu gözlenmektedir.

Türkiye Orman Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 1988-2019 arasında toplamda 68.579 adet yangın çıkmış, 336.824 hektar alan yanmıştır. Bu veri, yılda ortalama 2.143 adet yangına, 10.526 hektar alanın tahribine tekabül etmektedir. Bu yangınların büyük bir kısmı, % 48’i ihmâl/kaza, % 10’u kasıtlı olmak üzere beşerî faktörler sonucu çıkmış, %11’i doğal nedenlere atfedilmiştir. Yangının çıkma nedeninin bulunamadığı vakalar genel orman yangınlarının % 30’luk bir kısmını oluşturmuştur.

2021 yılında çoğunluğu Akdeniz, Ege, Marmara, Batı Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki 53 ilde çıkan 299 orman yangınında 8 kişi hayatını kaybederken, önceki yıllara göre büyük artışla 150 binden fazla hektar orman alanı ve yerleşim yeri küle dönmüş ve binlerce hayvan can vermiştir.

Önceki dönem Tarım ve Orman Bakanının açıklamasına göre 2022 yılında çıkan 2 bin 43 orman yangınında 12 bin 384 hektar alanın yandığını bildirilmiştir.

2023 yılında da Türkiye’nin birçok ilinde yangınlar olmuş, Çanakkale merkeze bağlı Damyeri köyünde 22 Ağustos tarihinde çıkan yangın rüzgarında etkisiyle büyümüş, ormanlık alana sıçrayan yangında 12 köy yangından etkilenmiştir. Yangında 2 bin 650 hektarı ormanlık alan olmak üzere 4 bin 80 hektar alan yanarak, küle dönmüştür.
Yine Ağustos ayı içerisinde Şırnak’ın Silopi ilçesinde bulunan Cudi dağının eteklerinde çıkan (çıkarılan) ve geniş bir alana yayılan orman yangını için acil müdahale çağrısında bulunurken yangına müdahale edilmesine izin verilmediği yerel kaynaklardan aktarılmıştır.

Anayasanın 169. Maddesinde “…Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz…orman sınırlarında daraltma yapılamaz.” denilmektedir. Anayasanın bu amir hükmüne rağmen yanan ormanların ne kadarının imara açıldığı ne kadarının maden sahası yapıldığı veya tekrar ağaçlandırıldığı ile ilgili resmi kayıtlara ulaşmak mümkün görülmemektedir.

Bu bağlamda;

1- 1980-2002 yılları arası ile 2002 yılından bugüne kadar yanan orman arazilerinin üzerine hangi konutlar, oteller yapılmış, hangilerine maden işletme ruhsatı verilmiştir?

2- Bakanlığınız kayıtlarında 1980-2002 yılları arası ile 2002 yılından günümüze yanan ormanların yangın sonrası fotoğrafı ile aynı yerlerin bugünkü hava fotoğrafını beraber yayınlamayı düşünüyor musunuz? Bu orman alanlarında yerleşim, konut, otel, tatil köyü, maden sahası varsa bunların mülkiyetleri kime aittir?

3- 1980-2002 yılları arası ile 2002 yılından bugünümüze, yanan tüm ormanlık alanların miktarı ne kadardır? Bunların ne kadarı tekrar ağaçlandırılmıştır?

4- 1980-2002 yılları arası ile 2002 yılından bu yana yıllara ve illere göre çıkan orman yangınları istatistiği neden yayımlanmamaktadır?

5- 1980-2002 yılları arası ile 2002 yılından bu yana çıkan orman yangınlarının sebepleri kategorik olarak nelerdir? Rant için kasti olarak yakıldığı iddia edilen alanlarda yapılaşma olduğu iddiaları doğru mudur?

6- Orman yangınlarına hızlı müdahale edilmesi için Türkiye’nin kaç yangın söndürme uçağı bulunmaktadır?

Celal Fırat

 

 

Alevinet/İstanbul

Munzur Nehri’ne giren Çayan Demir, hayatını kaybetti

0

PİRHA-Ovacık ilçesine bağlı Hozat köprüsü mevkiinde suya giren Çayan Demir, boğularak hayatını kaybetti.

Hozat ilçesinden arkadaşlarıyla birlikte Ovacık ilçesine gezmeye giden Çayan Demir (28) isimli genç, yüzmek için Munzur Nehri’ne girdi. Bir süre sonra su üzerinde hareketsiz şekilde duran Çayan’ı gören arkadaşları duruma müdahale etti.

Sudan çıkarılan Çayan, Ovacık İlçe Entegre Hastanesi’ne kaldırıldı. Çayan, burada yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti. Çayan Demir’in kesin ölüm sebebinin tespiti amacıyla otopsi yapılırken olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Çevresinde yardımseverliği ile tanınan Çayan Demir’in ölümü büyük üzüntüye neden oldu. Çayan Demir, CAN TV’nin Heqibê Perperıkî programın Pıxamî köyünde yapılan programda ‘Heyderê Mın’ türküsünü söylemişti.

PİRHA/DERSİM

İşkence başvurularında son 20 yılın en yüksek sayısı!

0

PİRHA – İşkence ve kötü muamele gördüğü için 2022 yılında Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na başvuranların sayısı bir önceki yıla göre yüzde 22 arttı. Başvuranların en küçüğü 3 yaşında, en büyüğü 76 yaşında. 

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) 2022 Yılı Tedavi Merkezleri Raporu Türkiye’de işkence gerçeğine bir kez daha dikkat çekti.

Rapora göre, TİHV’e 2022 yılında 1201 kişi kendisi ya da bir yakını işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı için başvurdu. Böylece, 1990 yılından bu yana işkence görenler ve yakınları için tedavi ve rehabilitasyon çalışmaları yürüten TİHV’in tarihinde, 2001 yılındaki en yüksek başvuru sayısından sonraki en yüksek 2. başvuru sayısına ulaşılmış oldu.

TİHV Başkanı Metin Bakkalcı da raporun sunuş yazısında bu duruma dikkat çekti. Bakkalcı, 2022 yılı için 530 yeni başvuru beklerken, bunun iki mislinden fazla kişinin gördükleri işkence nedeniyle kendilerine başvurmasının, insan hakları konusundaki kötü gidişatın bir göstergesi olduğunu belirtti.

3 YAŞINDAN 76 YAŞINA…

Rapora göre, vakfa başvuran 1201 kişiden 1117’si kendisi, 84’ü ise bir yakını işkence ve diğer kötü muamele gördüğü için TİHV temsilciliklerine ulaştı. Başvuranların 1079’unun Türkiye içinde, 38’inin ise Türkiye dışında işkence ve kötü muamele gördüğü belirlendi. Bunların 756’sı 2022 yılı içinde, diğerleri ise önceki yıllarda işkence ve kötü muamele gördüğü için başvurdu.

Gördüğü işkence ve kötü muamele nedeniyle başvuranların en küçüğü 3 yaşında, en büyüğü 76 yaşında. Başvuranların yüzde 56,9’u erkek, yüzde 39,1’i kadın, yüzde 4’ü ise LGBTİ+ oldu.

TERS KELEPÇE, CİNSEL TACİZ, TECAVÜZ

Vakfa başvuranların yüzde 70,2’sinin fiziksel müdahaleye, yüzde 83,4’nün tehdit ve hakarete, yüzde 45,2’si pozisyonel işkenceye uğradı. 497 kişi ters kelepçeli halde bekletildi.

Başvuranların yüzde 43,5’i cinsel işkence gördüğü tespit edilirken, 3 kişinin tecavüze uğradığı aktarıldı. 80 kişi ise fiziksel, cinsel tacize uğradı.

SOKAKTA DA EMNİYETTE DE İŞKENCE HIZ KESMEDİ

Barışçıl toplantı ve gösterilere yönelik artan baskı ve engellemeler, bu yıl da TİHV Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezleri raporuna da yansıdı. Gözaltı sürecinde işkence görenlerin yarısından fazlasının (yüzde 50,6’sı) sokakta ya da açık alanda işkence ve kötü muamele gördü.

Gözaltı sürecinde işkence gördüğünü belirten her iki kişiden birinin (50,7) götürüldüğü emniyet müdürlüklerinde işkenceye ve kötü muameleye maruz kaldığı tespit edildi. Vakfa başvuranlardan 131’i İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde, 103’ü Van Emniyet Müdürlüğü’nde işkence ve kötü muamele gördüğünü belirtti.

Karakollar, jandarma komutanlıkları/karakolları kadar gözaltı araçlarında da işkence ve kötü muamele sürdü. Gözaltı sürecinde işkence görenlerin yüzde 30,7’si araç içinde kolluk güçlerinin işkence ve kötü muamelesine maruz kaldı.

BAŞVURANLARIN %68,8’İ DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU DOĞUMLU

Raporda Diyarbakır, Van ve Cizre’deki TİHV merkezlerine yapılan başvuruların her yıl giderek arttığının da altı çizildi. Bu durumun bölgede ifade özgürlüğü ile barışçıl toplantı ve gösteri özgürlüğüne yönelik yasaklamalarla birlikte ele alınması gerektiği vurgulandı.

Ayrıca raporda, gördüğü işkence ve kötü muamele nedeniyle vakfa başvuranların yüzde 68,8’nin Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesi doğumlu kişiler olduğu aktarıldı.

KOLLUK EŞLİĞİNDE ADLİ MUAYENE

Gözaltında adli muayene süreçlerinde yaşanan hak ihlalleri de TİHV’in raporuna yansıdı. İşkence gördüğü için TİHV’e başvuranların çoğunluğu, gözaltı süreçlerinde adli muayeneleri yapılırken kolluk güçleri muayenehaneden çıkarılmadığını, yakınmalarının dinlenmediğini anlattı.

PİRHA/ANKARA

Hamm Cemevinde ‘Alevilik Dersleri’ verilmeye başladı

0

PİRHA- Hamm Alevi Kültür Merkezi Cemevi bünyesinde 2023-2024 yıl eğitim döneminde ilkokul ve ortaokul seviyesindeki öğrencilere Alevilik inanç dersleri verilmeye başlandı.

Almanya’da hizmet yürüten Hamm Cemevi, Alevilik derslerine başlandığını duyurdu. Aleviliğin temel öğretilerinin değerler eğitimi olarak verildiği belirtilerek çocukların Alevilik derslerine olan ilgilerinin yoğun olduğu belirtildi.

Hamm Cemevi tarafından yapılan açıklamada Alevilik derslerine dair şunlar kaydedildi:

“2023-2024 yılı eğitim ve öğretim dönemi Orta Okul seviyesi Alevilik İnanç Dersileri, Hamm’daki iki Cemevinin ortak çalışması sonucunda başladı.

Bugün Bockum-Hövel Realschle’de Alevilik dersimiz Satı Demir öğretmenimizin rehberliğinde, Hülya Demir Ana’nın verdiği Gülbank ile başladı. Bu mutlu günümüzde ziyaret edip, öğrencilerimize destek veren Cemevi Başkanımız Mehmet Akbaba’ya Hak Bir Cemevi yöneticilerimize, Alevilik derslerimizin sorumlusu Cafer Kaplan Dede’mize, velilerimize ve misafirlerimize de teşekkür ediyoruz.Bu vesile ile öğrencilerimize başarılı bir eğitim yılı diliyoruz.”

PİRHA/İSTANBUL

‘Dedelerimizi devletin memuru yapmayacağız’

0

PiRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Sekreteri İsmail Ateş, AKP hükümeti tarafından görevlendirilen kişilerin, Alevi köylerine giderek dedelere maaş vermeleri konusundaki girişimlerini kınadı. Ateş, dernek yönetimi olarak söz konusu girişime dair halka ve dedelere yaptığı uyarıları da anlattı.

AKP Hükümeti’nin, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, birçok ilin vali ve kaymakamları ile köy köy gezerek dedeleri devlet himayesine almaya çabalıyor.

Dedelere maaş bağlanmasına Alevi kurumları başta olmak üzere birçok kesimden tepkiler gelmeye devam ediyor.

“ASİMİLE ETME ÇABALARINI ÇOK ERKENDEN FARK ETMİŞTİK”

PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş, AKP hükümeti döneminde hızlanan asimilasyon çalışmalarının önceden farkına vardıklarını ve Alevi kurumları ile ortak tutum geliştirdiklerini belitti. Hükümetin önceki yıllarda da benzer eylemler gerçekleştirdiğini vurgulayan Ateş, şunları söyledi:

“Öncelikle bizler, AKP hükümeti ile hızlanan Alevileri asimile etme çabalarını çok erkenden fark etmiştik ve bunun önlemini almak için de Alevi-Bektaşi kurumları ile bir arada durma adımını atmıştık. Önceki yıllarda aslında bunu sinyallerini vermişlerdi. Mesela Hacıbektaş’ta gençlerimizi toplayıp onlara Alevilik anlatmaya çalışmışlardı. Aynı zamanda dedeleri toplayıp ‘inanç turizmi’ adı altında Kerbela’ya götürüp güya orada yine dedelerimize hem Kerbela’yı hem Aleviliği anlatacaklardı. Bunların hepsi Kültür Başkanlığı altında kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın çatısı altında örgütleniyor. Biz 8 Kasım’a buna karşı durmak adına Meclis’in önünde büyük bir miting yapmıştık. Belki de meclis tarihinde bir ilktir. Bütün bunlar aslında bu çabaların, bugün uygulanan projelerin önüne geçmek adınaydı. Biz o zamanlarda dedeleri toplayıp Kerbela’ya götürecekleri zaman da buna karşı çıkmıştık ve hiçbir dedemizin gitmemesini talep etmiştik ve bu söylediklerimiz de karşılığını bulmuştu.”

“DEDELERİMİZİ DEVLETİN MEMURU YAPMAYACAĞIZ”

İsmail Ateş, dedelerin, devlet bünyesinde hizmet yürütmelerinin Alevi inancında kabul edilemez bir durum olduğunun altını çizerek şöyle devam etti:

“2 Temmuz’un hemen ardından bizler yine durmadık, Anadolu’nun birçok yerine gittik. Bu arada tabii bir de ÇEDES projesi var. Biraz da ÇEDES projesini anlatmak adına da bütün Türkiye’yi dolaşırken bu Kültür Bakanlığı’nın altında bulunan başkanlığın yapmaya çalıştığını, bizim örgütlü olmadığımız yerlerde bile Alevi köylerinde, Alevi nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde anlatıyoruz. Tarih boyunca biz hiçbir zaman için devletin Alevisi olmadık. Dedelerimiz de devletin Alevi’si olmadılar. Biz sadece inancımız gereği değil bütün inançların da aynı şekilde yaşamasını talep ediyoruz. Yani eşit yurttaşlık talebi bizim en büyük taleplerimizden biridir. Biz, dedelerimizi devletin memuru yapmayacağız. Çünkü dede, devletin memuru olmaz. Devletin memuru olduğu zaman Yol’u değil devletin öngördüğünü insanlarımıza anlatmak zorunda kalır. Bizi Sünnileştiremedikleri için asimile etme yoluna gittiler ve bu dedelere maaş bağlama da bunun en önde gelen çabalarından bir tanesi. Bu sadece Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak değil, Alevi Bektaşi Federasyonu’na bağlı olan tüm bileşenler ve diğer Alevi kurumlarıyla beraber biz Alevilerin örgütlü olduğu her yerde bunun mücadelesini veriyoruz. Gittiğimiz her yerde de bunu dedelerimizle birebir de görüşüyoruz. Ayrıca halka da anlatıyoruz. Asla bu maaşları kabul etmemelerini talep ediyoruz. Sonuçta bizim bu sofrada yerimiz yok. Devletin sunduğu bu sofrada gerçek Alevilerin, Kızılbaşların, Bektaşilerin yeri yok.”

Eren Güven-Buse Nehir Demir/ANKARA

Milletvekili Hatimoğulları, ‘Asla moloz dökümü olmuyor’ denilen Milleyha’dan seslendi!

0

PİRHA – Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Samandağ ilçesindeki Milleyha Kuş Cenneti’ne moloz dökülmesine karşı açıklama yaptı. Hatimoğulları, “Kar elde etmeleri için denizimizi, kuş cennetimizi, Asi Nehri’mizi ve tarım arazilerimizi bir kere daha zehirlemelerine müsaade etmeyeceğiz” dedi.

Yeşil Sol Parti Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Milleyha Kuş Cenneti’ne dökülen molozları bir kez daha gündeme getirdi. Hatimoğulları, konu ile ilgili daha önce de yetkililerle çeşitli görüşmelerin yapıldığını söyleyerek, faaliyetlerin derhal durdurulması gerektiğini belirtti. Hatimoğulları, “Yetkililer, ‘Orada asla moloz dökümü olmuyor’ şeklinde açıklamalar yapmış olmalarına rağmen şu an etrafta gördüğünüz gibi buraları moloz doldurmuşlar” dedi.

“ASLA RAZI GELMEYECEĞİZ”

Hatimoğulları, Samandağ Milleyha Kuş Cenneti’nin iktidarın, şirketlere peşkeş çektiğini söyleyerek şöyle konuştu:
“Yeterince bu afetten dolayı kentimiz ve bütün deprem bölgeleri büyük bir yıkımla, büyük bir afetle karşı karşıya kaldı. Canlarımızı, kentlerimizi, yaşam alanlarımızı kaybettik. Bir de bunun üstüne gelip doğa katliamına burada devam edilmesine, Asi Nehri’ne, denize zarar verilmesine, tarım arazilerini aynı zamanda etkileyecek bu moloz dökümüne asla razı gelmedik, gelmeyeceğiz.”

“DOĞA KIYIMI GERÇEKLEŞTİRMELERİNE MÜSAADE ETMEYECEĞİZ”

Yetkilileri göreve ve sorumluluğa davet eden Hatimoğulları, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

“Sorumsuzca, plansız ve programsız deprem bölgesindeki moloz kaldırma işlemine bu şekilde devam edilemeyeceğini bilmeleri gerekiyor. Moloz döküm yerleriyle ilgili doğaya zarar vermeyecek yerlerin seçilmesi konusunda daha çok hassasiyet ve daha çok görev ve sorumluluk üstlenmek zorundalar. Moloz kaldırma ihaleleri alan şirketlere en ucuz yoldan taşıma yolunu getirip burada kar elde etmeleri için denizimizi kuş cennetimizi Asi Nehri’mizi ve tarım arazilerimizi bir kere daha zehretmelerine, bir kere daha doğa kıyımı gerçekleştirmelerine müsaade etmeyeceğiz. Ve bu konuda yetkilileri bir kez daha göreve davet ediyoruz.”

PİRHA/HATAY