Ana Sayfa Blog Sayfa 158

Dersimli İbiş Tan: Mecbur kaldığımız için hayvancılık yapıyoruz, geçinemiyoruz

0

PİRHA-Mecbur kaldıkları için hayvancılık yapmaya devam ettiklerini söyleyen Dersimli İbiş Tan, “Ben hayvanlara 30 ton arpa ve saman alıyorum ama fiyatlar çok artınca bizim cebimizde bir şey kalmıyor. Hayvancılık yapıyoruz ama sadece geçiniyoruz, bir sürü de zahmet çekiyoruz” dedi.

Türkiye’de ekonomik kriz derinleşerek devam ediyor. Yurttaşlar yoksulluk ve açlıkla karşı karşıya kalmaya devam ederken, işsizlik de her geçen gün artıyor.

İşsizliğin yoğun olduğu yerlerden kentlerden Dersim’de hayvancılık en önemli geçim kaynaklarından bir tanesi.

Tan ailesi, Dersim’in Pertek ilçesinin Pınarlar köyünden Ovacık’ın Ağaçpınar köyüne gelip hayvancılık yaparak geçimini sağlamaya çalışıyor.

“MECBUR KALDIĞIMIZ İÇİN HAYVANCILIK YAPIYORUZ”

Her şey pahalı olduğu için geçinmenin artık çok zor söyleyen İbiş Tan, “Mecbur kaldığımız için hayvancılık yapmaya devam ediyoruz. Devlet hayvancılık ve tarım ile uğraşanlara yardımda bulunsa herkes üretim yapar ve ülkemiz de gelişir. Mazota zam geldiği zaman her şey etkileniyor arpa ve buğday iki katına çıktı. Ben hayvanlara 30 ton arpa ve saman alıyorum ama fiyatlar çok artınca bizim cebimizde bir şey kalmıyor. Hayvancılık yapıyoruz ama sadece geçiniyoruz, bir sürü de zahmet çekiyoruz” dedi.

Cihan BERK/DERSİM

Prof. Dr. Aslan: Katliam yapan devletler kaydını tutar; raporlardaki bilgiler dehşet verici

0

PİRHA- Prof. Dr. Şükrü Aslan, BirGün gazetesinde ‘Katliamlar ve kayıtları’ başlığıyla kaleme aldığı yazısında katliam yapan modern devletlerin bunu kayıt altına aldığını belirtti. Dersim Katliamı’nın da kayıt altına alındığını ifade eden Aslan, raporlardaki bilgilerin dehşet verici olduğunu ancak bundan Türkiye kamuoyunun haberinin olmamasının ise adeta başka tür bir kırımın öyküsü gibi olduğunu ifade etti. 

Sosyolog, Prof. Dr. Şükrü Aslan, BirGün gazetesinde ‘Katliamlar ve kayıtları’ başlığıyla bir yazı kaleme aldı. Aslan, katliam yapan devletlerin yaptıkları işlerin kayıtlarını tuttuğunu belirterek Dersim Katliamı ile ilgili tutulan kayıtlardan örnekler verdi.

Şükrü Aslan, verdiği örnekleri Reşat Hallı’nın Genelkurmay arşivlerinden yararlanarak yayınladığı Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar adlı kitabında, 1924-38 yılları arasında aynı askeri birlikler tarafından yapılan harekatlarda insanların ve hayvanların nasıl katledildiğinin kayıtlarının tutulduğunun tarihe not düşüldüğünü belirtti.

Katliamın detaylarının raporlardan okunmasının ürkütücü olduğunu Prof. Dr. Aslan, “Belki devletlerarası savaşlarda olabilecek kadar ayrıntılı askeri uygulamalarla onbinlerce insan ve hayvan katledilmesine rağmen, Türkiye kamuoyunun bundan habersiz olması ve gerçekdışı tarih anlatısının tekrarı ise adeta başka tür bir kırımın öyküsü gibi…” ifadesini kullandı.

Sosyolog Prof. Dr. Şükrü Aslan’ın yazısı şöyle:

“Katliam yapan sistemler bu vahşetin kaydını tutarlar mı? Evet, modern devletlerin önemli bir özelliği yaptıkları işlerin kaydını tutmalarıydı. Bu uygulama, alınan kararların uygulandığını ispat için de gerekliydi ve mesela fotoğraf bunun en önemli araçlarından biriydi. Kayıt altına alınan belgeleri kamuoyuna açmak ya da açmamak veya ne zaman açılacağını belirlemek de yine bu devletlerin bir özelliğiydi. Yani devletler bu kayıtları (şimdi olduğu gibi) kamu için değil, kendisi için tutuyorlardı.

Türkiye’de gazete-radyo haberlerine pek konu olmasa da, Cumhuriyetin erken dönemi böyle deneyimlerle yüklüydü. Reşat Hallı tarafından Genelkurmay arşivlerinden istifade edilerek yayınlanan Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar adlı kitapta 1924-38 yılları arasında hemen hemen aynı askeri birlikler tarafından gerçekleştirilen harekatlar detaylıca yer almıştı. Her yıl daha ‘tecrübeli’ hale gelen sözkonusu birliklerin imha ettiği binlerce insan ve hayvana dair tutulmuş kayıtlar tarihe düşülmüş notlar gibiydi. Şu sıralar değişik şehirlerde anmalara konu olan katliamlar, bahsekonu raporlarda, katliamı yapan askeri birliklerin adları bile belirtilerek yazılmıştı. Kayıtlar, o yıllar boyunca Ağrı, Zilan, Bitlis, Diyarbakır, Erzincan ve Dersim’de neler olduğuna dair ilginç detaylar içeriyordu.

DERSİM KIRIMININ 10 GÜNE SIĞDIRILMASI

Hallı’nın raporunda sadece Dersim’e ve sadece 10-20 Ağustos 1938’e bakmak bile diğerleri hakkında bir fikir vermesi bakımından oldukça ilginçtir. Büyük kırımın on güne sığdırılması için nasıl bir askeri faaliyet yürütüldüğünü okumak ise kendi başına dehşet verici. Rapora göre Bakanlar Kurulu’nun 6 Ağustos 1938’de aldığı karar gereğince Genelkurmay, Tunceli’yi kısa zamanda ve kesin şekilde tarama ve tedip etmeyi, girilmemiş yer bırakmamayı ve tarama sırasında kimsenin bölge haricine çıkmasına izin vermemeyi, muhitten dahile doğru kuşatıcı şekilde bölgeye girmeyi öngörmüştü. Taranacak coğrafya üç bölgeye, her bölge sevk ve idare bakımından yedi iç bölgeye ve her iç bölge de yine aşiretler gözönünde tutularak 3-5 küçük bölüme ayrılmıştı. 7.200 kilometrekarelik tarama bölgesinde 43 tabur, 6 Süvari Alayı konumlanmıştı. Bir taburun günde 20 kilometrekarelik bir alanı tarayabileceği esas kabul edilmiş ve toplam 7.5 günde işin tamamlanması öngörülmüştü. Buna ¼ ihtiyat da eklenerek toplam on günlük bir harekat planlanmıştı. Tarama harekatının 10 Ağustos sabah saat 05.00 de başlayıp 20 Ağustos’ta tamamlanması hedeflenmişti.

RAPORLARDA DEHŞET VERİCİ BİLGİLER

Adına tedip ve tarama denilen bu uygulama, gerçekte kitlesel imha harekatıydı ve toplanan herkes önceden belirlenen yerlere götürülerek silah, dinamit ve süngü ile ya da uçurumlardan atılmak suretiyle öldürülmekteydi. Kayıtlara göre mesela 7. Kolordu askerleri Kırmızıdağ’da 300 kişiyi imha etmiş ve hayvanlarını da ele geçirmişti. 14 Ağustos günü 62. Alay’ın 1. Taburu Ovacık Kackerekbaba’da 32 kişiyi imha etmiş, 16 kadını diri ele geçirmişti. 15 Ağustos günü 41. Tümen birlikleri Zimaqe, Xec ve Bornak köylerinden getirilen 395 kişiyi Hopik’te imha etmişlerdi. 17 Ağustos günü 36. Alay Sin’de, 3. Seyyar Jandarma Taburu Pulur’da, 41. Tümen Kalason ve Sin Bucağında binlerce kişiyi imha etmiş ve köylerini yakmışlardı. 12. Tümen kuvvetleri Tagar deresinde 13 erkek, 30 kadın ve çocuk yakalamıştı! Rapora göre çok sayıda büyükbaş ve küçükbaş hayvan imha edilmişti. İnsanların sığındıkları mağaralar top ve makineli tüfek ateşinden başka 25. Alay’ın istihkam müfrezesi tarafından tahrip kalıpları atılmak suretiyle dağıtılıp içindekiler öldürülmüş, can havli ile dışarı çıkanlar da ateşle imha edilmişti. Planda öngörüldüğü gibi 17 Ağustos 1938 günü yasak bölge içindeki bütün evler, tarlalar yakılmış, müsademelerde binlerce insan imha edilmiş, sığındıkları köyler, komlar hatta fundalık ve tarlaları yakılmıştı. Kitlesel imhaya dair bu dehşet verici bilgilerin tamamı, adı geçen raporda yer almıştı.

“TÜRKİYE KAMUOYUNUN HABERSİZ OLMASI BAŞKA BİR TÜR KIRIMIN ÖYKÜSÜ GİBİ!”

Türkiye’de her yıl Ağustos ayında çok yerde anma toplantılarına konu olan bu katliamların detaylarını resmi raporlardan okumak gerçekten ürkütücüdür. Belki devletlerarası savaşlarda olabilecek kadar ayrıntılı askeri uygulamalarla onbinlerce insan ve hayvan katledilmesine rağmen, Türkiye kamuoyunun bundan habersiz olması ve gerçekdışı tarih anlatısının tekrarı ise adeta başka tür bir kırımın öyküsü gibi…

Şükrü Aslan’ın BirGün’deki yazısını buradan okuyabilirisniz.

(HABER MERKEZİ)

Aleviler, depremzede 5 bin öğrenciye okul çantası ve kırtasiye malzemesi gönderiyor

0

PİRHA-AABK ve ADFE ortaklığında yapılan projede 5000 öğrenciye okul çantası ve kırtasiye malzemeleri ambalajlanıp deprem bölgelerine gönderilecek. 

6 Şubat’ta meydana gelen, on binlerce insanın hayatını kaybetmesine neden olan, milyonlarca insanı etkileyen depremin üzerinden aylar geçmesine karşın sorunlar devam ediyor.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ve Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) ortaklığında yapılan projede, 5 bin öğrenciye okul çantası ve kırtasiye malzemeleri ambalajlanıp deprem bölgelerine gönderilecek.

“BİRBİRİMİZİN HIZIR’I OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

AABK Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, sosyal medya hesabından projeye ilişkin şunları söyledi:

“Deprem bölgelerine lokmalarımızla aralıksız destek olmaya devam ediyoruz. Aldığımız karar doğrultusunda 5000 öğrencimize (ilk, orta ve lise) sipariş verdiğimiz okul çantası ve bir öğrencinin A’dan Z’ye kadar ihtiyaç duyduğu kırtasiye malzemeleri elimize ulaştı. Okul çantası ve kırtasiye malzemelerinin ambalajlama işleri Bağcılar Alevi Toplumu Cemevimizde başladı. En kısa zaman içerisinde öğrencilerimize dağıtmaya başlayacağız. Emek ve desteklerinden dolayı Alevi Dernekleri Federasyonumuza ve Bağcılar Alevi Toplumu Cemevimize, sevgili başkanımız Zeynel Abidin Koç Dede nezdinde teşekkür ediyoruz. Lokmalarıyla desteklerini her daim sunan tüm Can’larımıza da çok teşekkür ediyoruz. Her zaman ve her yerde birbirimizin Hızır’ı olmaya devam edeceğiz.”

PİRHA/İSTANBUL

11. Edremit Pir Sultan Abdal Anma Etkinliği 26-27 Ağustos’ta yapılacak

0

PİRHA- 26-27 Ağustos’ta yapılacak 11. Edremit Pir Sultan Abdal Anma Etkinliği’nde panel ve müzik dinletisi olacak.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) ortaklaşa düzenlediği 11. Edremit (Zeytinli) Pir Sultan Abdal Anma Etkinliği 26-27 Ağustos’ta yapılacak.

Açılış konuşmalarıyla başlayacak etkinlikte, ‘Doğada, yaşamda, inançta eşitsizlik’ ve ‘Eğitimde, yaşamda, kimlikte eşitsizlik’ panelleri yapılacak.

Panellerin ardından Eyüp Yıldırım, Kutsal Evcimen, Muharrem Temiz, Berivan Canpolat, Celo Boluz ve Gani Pekşen müzik dinletisi sunacak.

PİRHA/İSTANBUL

Eser: Hacı Bektaş Veli’nin portresinin değiştirilmesi büyük bir ideolojik saldırıdır

0

PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) eski Genel Başkanı Turan Eser, Hacı Bektaş Veli portresindeki aslan ve ceylanın kaldırılmasını ideolojik ve teolojik bir saldırı olarak nitelendirerek, “İstedikleri gibi bir Bektaşiliği yaratamadılar. İçlerinde kalmış derin bir ideolojik ukde bu” dedi.

Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) eski Genel Başkanı Turan Eser, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenlediği Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinliklerinde Hacı Bektaş Veli’nin portresindeki barışı simgeleyen aslan ve ceylanın kaldırılmasını Alevilere yönelik asimilasyon politikaları çerçevesinde değerlendirdi.

PİRHA’ya konuşan Eser, aslan ve ceylanın kaldırılmasını sembolik bir ideolojik, teolojik saldırı olarak yorumladı.

“ASİMİLASYONDA EKSİK KALINANI AKP TAMAMLAMAK İSTİYOR”

Alevilere yönelik geçmişten bugüne süren asimilasyon politikalarının devam ettiğini, günümüzde ise AKP iktidarının bu misyonu üstlendiğini söyleyen Turan Eser, “1826’da dergahların işgalinden eksik kalanları AKP iktidarı 21. yüzyılda tamamlama misyonunu üstlenmiş gözüküyor. Nakşi şeyhlerle gökyüzü vahiylerinin takipçisi bir Bektaşiliği yaratmak istediler. Bunu tamamen gerçekleştiremediler. Dolayısıyla eksik kalmış, içlerinde kalmış derin bir ideolojik ukde bu. 21. yüzyılda bunu tamamlamaya çalışıyorlar” diye konuştu.

“DEVLETİN ALEVİLER ÜZERİNDEKİ POLİTİKALARI SONUÇ VERMİYOR”

Turan Eser, yüzyıllardır başvurulan Alevileri dönüştürme projelerinin sonuç vermediğini belirterek, şöyle devam etti:

“O kadim portrede aslanla ceylanı alıp bir Ortodoks din adamı, aklın değil vahiylerin takipçisi gibi bir Hacı Bektaş Veli yaratılmaya çalışılıyor. Ama alıcısının olmadığını zaten gördük. Hükümet, devlet aklı Osmanlı’dan bugüne Alevileri, Bektaşilik, Kızılbaşlık, dergahlar, ocaklar üzerindeki dönüştürme projeleri 700 yıllık inkar, asimilasyon, imha politikaları sonuç vermiyor.”

Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ HACIBEKTAŞ

AKP, biat etmeyen ‘Ceylan Alevileri, biat eden ‘Aslan Alevilere’ yedirmek istiyor

0

PİRHA- Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı tarafından Hacı Bektaş Veli portresi üzerinde yapılan dezenformasyona tepki gösteren Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkarı Mustafa Sazcı, “Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda biz ceylan olan Alevileri yani devlete biat etmeyen Alevileri devlete biat eden Alevilere yani aslana yedirdik. Bunu söylemek, bunu ima etmek için ceylan ve aslan sembolü çıkartıldı” dedi.

v

Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenlediği Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinliklerinde Hacı Bektaş Veli’nin portresindeki barışı simgeleyen aslan ve ceylan kaldırıldı.

Konuya ilişkin Alevi toplumundan tepkiler gelmeye devam ediyor. Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkarı Mustafa Sazcı, Hacı Bektaş Veli’nin portresindeki barışı simgeleyen aslanın ve ceylanın kaldırılmasına ilişkin PİRHA’ ya konuştu

“AKP İKTİDARI, BELEKSİZ BİR TOPLUM YARATMAK İSTİYOR”

AKP iktidarının en çok başardığı şeylerden birisinin belleksiz bir toplum özellikle de belleksiz bir muhalif hareket yaratmak olduğunu belirten Mustafa Sazcı, “Alevi Bektaşi toplumu içerisinde yapmış olduğu politikalar ve çalışmaları incelediğimizde tam olarak bunun üzerine oturduğunu düşünebiliriz. Çünkü farklı alanlarda yaptıkları çalışmalarla farklı tartışmalara sebebiyet veriyorlar” dedi.

“CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NA GİDEN YOL HÜSEYİN GAZİ DERGAHI’NA YAPILAN ZİYARETLE BAŞLADI”

Bugün Hünkâr Hacı Bektaş Veli posteri üzerinden yapılanların seçim öncesinde Hüseyin Gazi Dergahı’na yapılan ziyaretle başladığına dikkat çeken Sazcı, “Hüseyin Gazi Dergahı’nın cem meydanı olan mekânın içerisindeki Hz. Ali’nin, Pir Sultan’ın ve Hacı Bektaş Veli’nin fotoğraflarını kaldırması aklıma geldi. Yerine Arapça tabelaların olduğu, Alevilerin büyük bir kesiminin anlayamayacağı Arapça ifadelerle yazılmış hat sanatı ürünlerini yerleştirmeleri oldu” diye konuştu.

“AKP, ALEVİ BEKTAŞİLİĞİ KENDİ EKSENİNDE DİZAYN ETMEK İSTİYOR”

AKP iktidarının o günlerde aslında Alevi Bektaşiliği kendi ekseninde dizayn edeceğini gösterdiğini ifade eden Sazcı, şunları kaydetti:

“Hüseyin Gazi Dergahı’na yapmış olduğu o ziyaretten sonra ilk olan şey de Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın kurulması, daha doğrusu resmileşmesi durumu oluştu. AKP iktidarı aslında bu yol içerisinde kilometre taşlarını bugüne kadar döşedi. Buna güçlü bir tepki verdiğimize ben kesinlikle inanmıyorum. Elbette bu tepkiyi vermek için kurumlarımız da ciddi mücadeleler verdiler ancak bu konuda eksik kaldık, bunun da özelleştirişini vermekle yükümlüyüz.”

“HÜNKARIN KUCAĞINDAKİ ASLAN VE CEYLANIN KALDIRILMASI BOŞA YAPILMIŞ BİR MÜDAHALE DEĞİL”

Mustafa Sazcı, “Hünkâr Hacı Bektaşi Veli aslında Anadolu’da kardeşliğin, barışın, eşitliğin, zalime karşı mücadelenin mazlumlarla birliğin semboller haline gelmiş bir Alevi Bektaşi ulusu, bir Alevi piri. Aslında aslan olan Alevilerden kastımız, bugün devletin yanında olan, devlete biat etmiş, devletin kapıkulu askeri gibi davranan ve Alevi Bektaşi toplumu içerisinde bir tartışmaya vesile olan, bugün Alevi toplumun içerisinde bulunduğu birliği beraberliği baltalamaya, bozmaya ve iktidar karşısında ve egemen Sünni anlayış karşısında Alevi Bektaşi geleneğinin yok olmasına vesile olacak çalışmalar yürüten devletli Aleviler, devletin Alevileridir” ifadesini kullandı.

Sazcı, Ceylan Alevilerin ise iktidarın ‘bunlar Ali’siz, bunlar Muhammed’siz, bunlar Allahsız, bunlar kitapsız’ diye karşısına aldığı Aleviler olduğunu söyledi.

Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkarı Mustafa Sazcı şöyle devam etti:

“Ceylan Aleviler; gerçek manada hakikatçı, Alevi Bektaşi yol erkanına sahip çıkan, ocakların rehberleri, pirleri, müritleriyle ve Alevi kurumları ile birlikte bu mücadeleyi yürüten, bu inancı gelecek nesillere taşımakla kendini var eyleyen, aynı zamanda iktidarın zalimliğine, zamanın Yezid’ine karşı mücadeleyi kendine bir görev olarak bilen Hünkar Hacı Bektaş Veli’den aldıkları o felsefeyle barışın, kardeşliğin, dostluğun, eşitsizliğin ortadan kalktığı, cümle cihanı bir nazarla görenlerin o felsefesini yaşatmakla kendilerini yükümlü gören kurumlar, Aleviler oldu. İktidar aslında bize şunu söylüyor: Alevi Daire Başkanlığı kurduk, kendimiz alternatif bir etkinlik yaptık, Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda biz Ceylan olan Alevileri yani devlete biat etmeyen Alevileri devlete biat eden Alevilere yedirdik. Bunu söylemek, bunu ima etmek üzere bunu kullandı.”

“ASLINDA TÜM MUHALİF KESİMLERE VERİLMİŞ BİR MESAJDIR”

Sazcı, Alevi Bektaşi toplumu olarak biz kendi sorunlarımızı biliyoruz. Burada verilmek istenen mesaj sadece Bektaşi toplumuna da değil, Türk, Sünni, Hanefi ve erkek kimliğine sahip olmayan diğer toplumsal kesimlere, kadınlara, Alevilere, Kürtlere, azınlık olarak görülen etnik gruplara, inanç gruplarına da gözdağını veriyor. Her geçen gün kullandıkları ithamlar, kullandıkları ifadeler, zaten bunun en açık örneği” dedi.

Mustafa Sazcı konuşmasını şu cümlelerle tamamladı:

“Biz Alevi Bektaşiler iktidarın bu yok saymasına, yapmış oldukları bu hareketlere boyun eğmeyeceğiz. Elbette ki onların aslan ile ceylanın fotoğraflarını kaldırmaları ile biz bu felsefemizi yitirmeyeceğiz.

Sevgi muhabbet kaynar yanar ocağımızda,
Bülbüller şevke gelir gül açar bağımızda,
Hırslar kinler yok olur aşkla meydanımızda,
Aslan ile ceylanlar dost olur kucağımızda.

Hünkarın bu güzel özdeyişi ile güzel felsefeyle mücadelemize devam edeceğiz. Ancak bu mücadeleyi yürütürken elbette ki Hünkarın yaptığı gibi zalime karşı durmaktan da zamanının Yezid’ine ve Muaviye’sine karşı durmaktan da bir adım olsun geri adım atmayacağız. Ancak, o zalimler tarafından zulme maruz bırakılan Kürtlerle de, Romanlarla da, Abdallarla da birliğimizi, beraberliğimizi, ortak mücadelemizi sürdüreceğiz.”

Cebrail ARSLAN/ANTALYA

‘Okullara imam atanması kadroların siyasal islamcılar tarafından işgal edilmesidir’

0

PİRHA- AABK Eşit Genel Başkanı Hüseyin Mat, AKP’nin okullara imam atamasına tepki göstererek, “Sessiz kaldığımız sürece bu projeler daha da artacak. Buna şimdiden itiraz etmek lazım. Laiklikten, özgürlükten, demokratik cumhuriyetten yana olan her canı 16 Eylül’de İzmir Gündoğdu Meydanı’nda yapılacak mitinge bekliyoruz” dedi. 

Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) projesi Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı arasında bir protokol olarak imzalandı. Bu protokol ile özellikle seküler yaşamın hakim olduğu illerden İzmir, Tekirdağ ve Eskişehir’deki okullar hedef alınarak imam ve din görevlileri okullara atandı. AKP iktidarının eğitimde her geçen gün dincileştirme politikasının dozunu arttırdığı günlerde son olarak ‘ÇEDES’  projesiyle okullara imam atanmasına tepkiler sürüyor.

Alevi kurumları, öğrenci veli dernekleri ve eğitim kurumları okullara imam atanmasını protesto etmek amacıyla 16 Eylül’de İzmir Gündoğdu Meydanı’nda buluşacak.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Genel Başkanı Hüseyin Mat, okullara imam atanmasını PİRHA’ya değerlendirdi.

“TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ AÇISINDAN CİDDİ BİR TEHLİKE UNSURU”

Hüseyin Mat, Türkiye’de özellikle 20 yılda AKP iktidarıyla birlikte devletin laiklikten uzaklaştığı, siyasal islamın bütün kodlarıyla toplumlar üzerinde baskı kurduğunu belirterek, “AKP ile geliştirilen projelerle kadrolar büyütülmeye çalışılıyor. Hem imam hatiplerdeki sayıların artmasıyla, hem ilahiyat fakültelerinin sayısının artmasıyla, buradan mezun olan insanlara istihdam ihtiyacı doğuyor. Bu insanlara yeni yeni alanlar açıyorlar. Her okula bir imam atanma projesi var. Bu hem devlet içindeki kadroların büyütülmesi hem de kadroların siyasal islamcılar tarafından işgal edilmesi anlamına geliyor. Bu da Türkiye’nin geleceği açısından ciddi bir tehlike unsuru” dedi.

“BİZİM İMAMA İHTİYACIMIZ YOK, BİLİM İNSANINA İHTİYACIMIZ VAR”

“Laiklikten yana olan herkesi baskılamaya yönelik bir durumla karşı karşıyayız” diyen Mat sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye halklarının bir arada yaşayabilmesinin en önemli koşullarından biri laiklik. Türkiye’nin olmazsa olmazı laikliktir. Cumhuriyet tarihinde laiklik, hiçbir zaman anayasadaki gibi uygulanmamıştır ama eskiden sözde bir laiklik vardı şimdi onu da konuşamıyoruz. Bu sürece birilerinin dur demesi lazım. Bu sorunlar sadece Alevilerin sorunu da değil. Birlikte yaşamaktan yana olan herkesin sorunu. Okullara imam atama projesi İzmir, Eskişehir ve Tekirdağ gibi seküler yaşamın yoğun olduğu şehirlerde yapılıyor. Burada başarılı olduklarında Türkiye’nin her okuluna imamlar gönderilecek. Bizim imama ihtiyacımız yok. Bizim bilim insanına, pedagojik eğitimini almış danışmanlara ihtiyacımız var.

“AKP TÜRKİYE’Yİ ŞERİATA GÖTÜRÜYOR”

Bu iktidar Türkiye’yi adım adım şeriata götürüyor. Şeriat dediğimiz unsur gözümüzü kapatıp sabah açtığımız anda gelmeyecek. Zamanla bu iş yürütülüyor. O yüzden bu işe itiraz etmek lazım. Hem Türkiye’deki hem avrupadaki Alevi hareketi 16 Eylül’de İzmir Gündoğdu Meydanı’nda Eğitim Sen ve diğer sendikalarla birlikte bir eylem kararı aldı. Sessiz kaldığımız sürece bu projeler daha da artacak. Buna şimdiden itiraz etmek lazım. Laiklikten, özgürlükten, demokratik cumhuriyetten yana olan her canı bu mitinge bekliyoruz.”

Dilan ŞİMŞEK- Rozerin TEK / İSTANBUL

Koca: Failler aklanıyor, kadınlar üzerinde ölüm ittifakı kurulmuş durumda

0

PİRHA- Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, günden güne artan erkek şiddetinde yargı düzenine işaret ederek, “Yargı, erkek şiddetinin cezasız kalmasına, erkeklerin cesaretlenmelerine ve yargı-erkek dayanışmasının büyüyerek kadınlar üzerinde bir ölüm ittifakı kurulmasına olanak sağlıyor” dedi. Koca kadın sığınma evlerinin yetersizliğine de dikkat çekti. 

Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, günden güne artan kadın cinayetleri ve sığınma evlerinin durumuna ilişkin Mersin Mor Dayanışma binasında değerlendirmelerde bulundu.

Koca; kadın yoksulluğu, devletin kadın politikaları, mülteci kadınların yaşadığı sorunlar, bireysel silahlanma, yargının erk kararları gibi konulara da değindi.

“ÜLKE SUÇ MAHALİNE DÖNMÜŞ DURUMDA”

Perihan Koca, yalnızca 2022 yılında medyaya 3 bin 984 silahlı şiddet olayının yansıdığı ve ülke genelinde yaşanan silahlı şiddet olaylarında 2 bin 278 kişinin öldürüldüğü, 4 bin 231 kişinin de yaralandığı bilgisini verdi.

Ülkenin suç mahalline döndüğünü söyleyen Koca, “Ülke genelinde sadece temmuz ayında 25 kadın cinayeti işlendi, 9 kadının ölümü ise kayıtlarımıza şüpheli ölüm olarak geçti. Bireysel silahlanmanın günden güne arttığı Mersin’de ise yılın ilk yedi ayında 5 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 4 kadın ise halen giderilemeyen şüphelerle yaşamını yitirdi. Kadın cinayetleri artık faili meçhul olarak anılıyor, ölümler herkesin bildiği faillerin bir şekilde aklandıkları olaylara dönüşüyor” şeklinde konuştu.

“SIĞINMA EVLERİ YETERSİZ”

Kadınları şiddete karşı koruması beklenen uygulamaların yetersizliğine dikkat çeken Koca, Belediyeler Kanunu2nun 14. Maddesi’ndeki Nüfusu 100 binin üzerinde olan belediyelerin kadın konuk evi açma zorunluluğunu hatırlattı.

Nüfusu 2,5 milyonu aşan Mersin’de yalnızca 4 tane kadın sığınma evi olduğunu aktaran Koca, “Yerel yönetimlerin, nüfusları 100 bini geçtiği halde sığınma evi açmayan Akdeniz, Yenişehir, Mezitli ve Toroslar ilçe belediyelerinin bu keyfi tutumdan vazgeçmelerini bekliyoruz” dedi.

Koca, sığınma evlerine dair diğer sorunları şöyle özetledi:

“Kadın sığınma evlerinin açık adresleri herkes tarafından bilinmesi konusunda yerel yönetimlerin ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın sorumluluk alması gerekiyor. Öte yandan 12 yaşın üzerindeki erkek çocukların kadın sığınma evlerine alınmamalarından kaynaklanan sorunlar ortaya çıkıyor.
Kadınlar ya çocuklarının çeşitli kurumlara verilerek onlardan ayrı kalmayı göze almaya ya da çocuğundan ayrılmayarak kadın sığınma evinden feragat etmeyi göze almak zorunda bırakılıyor. Mülteci kadınlar sığınma evlerine alınmıyor, ayrı bir kampa götürülüyorlar. Tüm bunlar ve çok daha fazlası kadın sığınma evlerini işlevsizleştiriyor.”

Milletvekili Perihan Koca, tüm bu şiddet sarmalı karşısında örgütlü mücadelenin tek çıkış noktası olduğunu vurguladı.

Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

Yağmur Köseoğlu, Enfield Alevi Mezarlığında toprağa sırlandı

0

PİRHA- Tatil için geldiği Türkiye’de Hakk’a yürüyen Yağmur Köseoğlu için İngiltere Wood Green Cemevi’nde erkan yürütüldü. Hakk’a Uğurlama Erkanı’nda Yağmur’un arkadaşları çerağ uyandırıp semaha durdu.

Londra Cemevi yöneticileri Güneş ve Okan Köseoğlu’nun kızı Yağmur Köseoğlu, tatil için geldiği Türkiye’de geçirdiği kaza sonucu Hakk’a yürüdü.

Yağmur Köseoğlu için İngiltere Wood Green Cemevi’nde erkan yürütüldü. Hakk’a uğurlama erkanını Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga yürütürken, Yağmur’un arkadaşları çerağ uyandırıp semah döndü.

Hakk’a uğurlama Erkanı’nda konuşan BAF Eşit Başkanı Müslüm Dalkılıç, Yağmur’un inancına ve kültürüne bağlı olduğunun altını çizerken, BAF Eşit Başkanı Dilek İncedal da, kelimelerin yaşanan acı karşısında yetersiz kaldığını belirterek, Yağmur’un anısını yaşatacaklarını ifade etti.

İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Başkanı İbrahim Has ise, Türkiye’ye tatil için giden yurttaşların daha dikkatli olması çağrısında bulundu.

Yağmur Köseoğlu için İngiltere Wood Green Cemevi’nde erkan yürütülürken, Yağmur Londra’nın Enfield ilçesinde bulunan Alevi Mezarlığı‘nda toprağa sırlandı.

PİRHA/LONDRA

Ağaç A.Ş. işçilerinin Saraçhane Parkı’ndaki grevi 8. günde sonlandı

0

PİRHA – Ağaç A.Ş. işçilerinin Saraçhane’deki başlattıkları grev 8. gününde sona erdi. İşçiler alınan grev sonlandırma kararından sonra “Biz burada toplu sözleşme bekliyorduk. Bu sözler devamlı bize verildi. Ama hiçbir zaman yerine getirilmedi” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) bağlı Ağaç A.Ş. işçileri sefalet ücretine ve kötü çalışma koşullarına karşı Saraçhane Parkı’nda başlattıkları eylemlerini 8. günde sonlandırdı. Birleşik Tarım ve Orman Sendikası (BTO-SEN) genel başkanı Mehmet Çat’ın “çeşitli görüşmeler yaptık, görüşmelerin sonucunda mutabakata vardık. Hedefimiz Boğaziçi sözleşmesiydi” açıklaması ardından Ağaç A.Ş. işçileri ise alınan grev sonlandırma kararına ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

“İMZA ALDIK DEDİLER UMARIM ALMIŞLARDIR”

Tam olarak hak ettiklerini alamadıklarını söyleyen Ağaç A.Ş. işçisi, aldıkları maaşın yaşam koşullarına uygun olmadığına ve verilen sözlerin tutulup tutulmayacağına dikkat çekerek şunları söyledi;
“Diğer iştirak firmalarından 25-30 bin civarı alan var ama iştiraklardan en ağır işlerde çalışanlar biziz. Gerek sıcakta gerek soğukta çapa yapıyoruz, rampalarda motor kullanıyoruz, çok zor şartlar altında çalışıyoruz. Diğer şirketlerin de işleri çok zor ama bizim kadar zor olduğu söylenemez. Ben biraz önce de şuna itiraz ettim. Geçen seneki eylemimizde sözler verilmişti. O sözler tutulmadı. Gelmediğimiz günler de maaşlarımızdan kesilmeyeceği söylenmişti ama kesildi. Verilen sözler tutulmamıştı. Şimdi biz bir şeyleri kazandık diyoruz. Bunun karşılığında diyorum ki ‘biz imza aldık mı, sözler tutulacak mı?’ diye sormak istedim biraz önce de. İmza aldık dediler. Umarım almışlardır. Kesilirse maaşımızdan 8 günlük epey bir tutar kesilecek. 8 gün uğraştık ama beklediğimiz gibi olmadı. Ben ortalama net olarak 20 bin beklerdim yol-yemek derken 23 olurdu, mesai yapardık. 25 olsaydı nefes alabilirdik. Bu şartlar altında geçim çok zor. Zaten ev kiraları 15 binden aşağı değil. Genç nesile ‘niye evlenmiyorsun?’ diyorlar. Nasıl evlenilecek? Biz en son zaten 11 bin tl maaş alıyoruz. Nasıl olacak?”

“8 GÜNDÜR BİR TANE YETKİLİ GELİP KONUŞAMADI”

Bir kadın işçi ise 8 gündür Saraçhane’de devam eden greve yetkili hiç kimsenin gelmediğini belirterek tepkisini şöyle dile getirdi:
“8 gündür grevimiz devam ediyordu ama bizim başımıza bir tane yetkili gelip de burada konuşamadı. Onların konuşma hakkı yok muydu? Bu işçinin başına gelmek onlara gerekmiyor muydu? Bu muydu bunların yapacağı iş? Ben buraya yetkili adam beklerim. Nerede İmamoğlu? Nerede Ağaç A.Ş. adamları? Bak millet dağılıp gidiyor. Biz taşeronda çalıştık hakkımızı alamadık. Boşa çalışmasınlar taşeron şirkette biz çok ezildik. Hakkımızı alamadık, sigorta yapmadılar. Ben 55 yaşında bir kadınım 8 gündür buradayım. Ben hakkımı aramaya geliyorsam aramayanlar utansınlar.”

“8 GÜNDÜR İMAMOĞLU NEREDEYDİ?”

Ağaç A.Ş. işçisi Meliha ise hak ettiklerini alıp almadıklarını maaşlarını ellerine alınca göreceklerini söyleyerek şunları kaydetti:
“8 gündür buradayız pişman da değiliz kaldığımız için. Buraya gelmeyenler utansın. Yüzümüze nasıl bakacaklar bilmiyorum. Biz kalanlarla beraber mücadele verdik. Burada bir bardak suyu böldük içtik. İnşallah haklarımızı almışızdır. Seçim de var görüşeceğiz. Bizi düşünmezlerse kendileri bilirler.”

Toplu sözleşme beklediklerini dile getiren bir işçi ise şöyle konuştu:
“Biz burada toplu sözleşme bekliyorduk. Bu sözler devamlı bize verildi. Ama hiçbir zaman yerine getirilmedi. 8 gündür burada bazı şeylerin direnişini veriyoruz ama bir nebze de olsa birazcık alınmış sayıldı. Bu da bizi birazcık rahatlatacak diye düşünüyoruz. Yetkisiz bir sendikayla 8 günlük direnişimizde yapabileceğimizin en iyisini yaptığımızı düşünüyoruz.”

“ELDİVEN OLMADIĞI İÇİN ÇÖPÜN İÇİNDEN ELİMİZLE ÇÖPLERİ ALIYORUZ”

Sendikal hakların bir kısmını elde etmelerine rağmen uygun çalışma koşullarına sahip olmayan işçiler ise şunları söyledi:

“İş güvenliği meselelerinde bizden çok kadın arkadaşlarımız için zorunlu olduğunu düşünüyorum. Kadın arkadaşlara şirketimiz tarafından bu konuda daha çok kolaylık sağlanırsa daha iyi olacağına inanıyorum. Biz erkek çalışanlar olarak bir şekilde bunun üstesinden kalkıyoruz ama kadın çalışanlarımız çok zor durumdalar. Sahada çalışırken tuvalet ihtiyaçlarını bile karşılayamıyorlar. Bunun gibi birçok zor durumla karşılaşıyorlar. Zor koşullarda çalışıyorlar. Biz sürekli parklarda da değiliz. Öyle yerlere gidiyoruz ki orada tuvalet bulma şansımız da yok. Su, yemek, çay ihtiyaç sonuçta bunları bulamıyoruz. Eldiven desen keşe sorun sadece eldiven olsa. Çözülmesi gereken çok daha büyük sorunlar var. İnsanlar düzgün koşullarda çalışsın hakları verilsin. Bunları perde arkasında yapıyoruz diyorlar. Ama görünüşte hiçbir şey yok. Eldiven olmadığı için çöpün içine girip elimizle çöpleri aldığımız oluyor. İşçiye emekçiye reva görülen buysa günü geldiğinde herkes hak ettiğini alır. Biz yine çalışmaya , emek etmeye devam edeceğiz ama baştakiler hiçbir zaman bu şekilde başta durmayacaklar”

Dilan ŞİMŞEK – Devrim FINDIK / İSTANBUL