Ana Sayfa Blog Sayfa 162

‘Su getireceğiz’ dediler dereleri kuruttular; hayvancılık, tarım bitmek üzere

0

PİRHA- Munzur Koruma Kurulu (DEDEF) Üyesi Ali Ekber Derman, 2015 yılında DSİ’nin Kızılca Suyu (Havaçor Deresi) üzerinde yaptığı dere ıslah projesi ile tarım, hayvancılık ve yaylacılığın bitme noktasına getirildiğini söyledi. Derman, “Bunu geleceğimizi karartan bir proje olarak görüyoruz. Göçe zorlayacak” dedi.

Yeraltı ve yerüstü kaynakları açısından zengin olup yoğun bir endemik çeşitliliğe ev sahipliği yapan Dersim’in Ovacık ilçesi, doğal su kaynakları açısından da oldukça önemli bir bölge. İlçenin 17 kilometre batısındaki Munzur Gözelerinden doğup Dersim il merkezinden geçerek Keban’a dökülen Munzur Suyu bölgenin en önemli akarsuyu. Bu su çevredeki yüksek rakımlı yerlerden vadileri dolaşıp gelen diğer ırmaklarla birleşerek; birçok köye, Ovacık ilçe merkezine, koruma altında olan Munzur Vadisi Milli Parkı’na ve Dersim il merkezine kadar 80 kilometre uzunluğundaki bir alana hayat veriyor.

Munzur’a dökülen en önemli iki kaynak Kızılca (Havaçor Deresi) ve Mercan suları. Mercan deresinin suyu, büyük borularla yatağından taşınmış, bir baraj kurulmuş ve çevre bundan etkilenmişti.

KÖYLER SUSUZ KALDI

Munzur’u besleyen diğer önemli kaynak olan Kızılca Suyu ise 2016’da DSİ tarafından başlatılan dere ıslahı, sulama kanalı ve taşkın önleme projesi ile bataklığa dönüştürüldü. Kemaliye sınırlarında başlayan Havaçor Vadisi’nden gelen ve Munzur’a kaynaklık eden dere kurudu. Çevre köyler susuz kaldı. Su vaat edilmişti, sonuç kuraklık oldu.

“YAPTIKLARI SULAMA KANALI DEĞİL HAVAÇOR DERESİNİ KURUTMAK OLDU”

Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) ile Munzur Kurulu’nda faaliyet yürüten Eski Ovacıklılar Derneği Başkanı Ali Ekber Derman, bu süreci yakından takip edenlerden biri. Devlet Su İşleri’nin (DSİ) bir toplantıda ‘Dereleri ıslah edeceğiz, köylere su getireceğiz, sizi tarımla buluşturacağız’ dediğini ama gerçek amaçlarının farklı olduğunu hatırlatan Derman şunları söyledi:

“Tam da o sırada Ziyaret köyünde Munzur Gözeleri’nin hemen arkasında bulunan ormanın arkasındaki dereden 240 bin metreküp taş çıkartacakları yönünde bir duyum almıştık. Köylüler buna müdahale etti ve bu müdahale sonucu DSİ bir sunum yapma gereği duydu. Sunumda ortaya çıkan şu olmuştu: Yaptıkları bir sulama kanalı değil, bugün Dersim Ovacık’ın yukarı su havzası dediğimiz, Havaçor’dan (Yeni Konak) başlayıp Kedek’te (Koyungölü) biten ve Munzur suyunun önemli bir kaynağı olan Havaçor deresini kurutmak oldu.  Biz o dönem gidip yerinde gördük. Havaçor’un alt kısmında oluşturdukları bentler vardı. O bentler de, buranın önümüzdeki dönemlerde siyanürlü altın arama faaliyetlerinde havuz olarak kullanılabileceğine dönük kaygılarımızı arttırdı. Oysaki böyle bir ihtiyaç yoktu, köylülerin böyle bir talebi de yoktu ama talep haline dönüştürülmek istendi.”

“GELECEĞİMİZİ KARARTAN BİR PROJEDİR”

Başlangıçta köylüleri aldatma yoluyla yapılan bu çalışmaya köylülerle birlikte itiraz ettiklerini ve itiraz sonucunda bu çalışmanın Kedek’e (Koyungölü) yakın bir yerde sonlandırıldığını ancak çalışmanın yapıldığı 20 kilometrelik alanda, geride büyük bir tahribat bıraktığını ifade eden Derman, “Bizler madenlerde olduğu gibi bunu da geleceğimizi karartan bir proje olarak görüyoruz. Daha düne kadar Havaçor’dan başlayıp Kedek’te Munzur’a karışan bu su, kendi doğal yatağında kıvrılarak akıyordu. Ama geldiğimiz aşamada insanların ve hayvanların geçişleri engellendi. Tüm canlılara hak olan, kutsal saydığımız bir alanda tahribata neden oldu. İçinde barındırdığı börtü böcek, çevresinde barındırdığı bitki örtüsü, yine balıkların yumurta bırakabileceği bir alan olan, yani kültür mirasımız alabalığın üreme alanı olan bu suyu ve çevresini mahvettiler. Bu çalışmayla birlikte, akan su yeraltına indi. Bitki örtüsüyle teması kesildi. Bu suyun kenarında çalı-çırpı, endemik bitkiler gibi tüm bitki örtüsü vardı. Şimdi artık o bitkilerden eser kalmadı. Yine burada alabalık vardı, ördeklerimiz vardı, onlardan da eser kalmadı. Burası canlıların üreme havzası diyebileceğimiz bir su havzasıydı, yok edildi” dedi.

“ÜNİVERSİTEDEN DESTEK İSTEDİK; ÇIKARDIKLARI TAŞLARIN ARSENİK ÖLÇÜMÜ YAPILMAMIŞ”

Projenin başlangıç zamanlarında köylülerin aldatıldığını, yanlış bilgilendirildiğini, yatırım ve istihdam vaadinde bulunularak ikna edildiğini ancak sivil toplum örgütleri ve demokratik kurumların çabaları sonucu, gerçeğin devletin anlattığı gibi olmadığının ve projenin sulama kanalıyla bir ilgisinin bulunmadığının açığa çıktığını anlatan Ali Ekber Derman şöyle devam etti:

“DSİ’nin yaptığı sunumda, onlara şöyle bir öneri getirmiştik. Bu çalışmayı ortak yapalım. Halka ve buradaki demokratik kurumlara danışalım dedik ama hiçbir şekilde bize kulak asmadılar. Buna rağmen biz üniversiteden destek istedik. Ziraat mühendisleri, çevre mühendisleri ve hocalarımız geldiler. Burada bir çalışma yürüttüler. Çıkarmış oldukları taşların arsenik ölçümünün yapılmadığı anlaşıldı. Yani hiçbir etüt çalışması yapılmadan böyle bir faaliyetin içine girmiş olmaları, buradaki durumun yarattığı kaygıyı arttırdı. Bizim de kaygılarımızın haklı olduğunu gösterdi. Arseniğin nasıl zarar verdiğini, nasıl bir hastalık yarattığını hepimiz biliyoruz. Bu durum hem buranın önemli bir kaynağı olan Munzur Suyu’nun kurutulmasına hem de bunun yanında 240 bin metreküp taşın yer altından arsenikle çıkıyor olması önemli sağlık problemlerinin ortaya çıkmasına neden olabilecekti.”

“NE HAYVANCILIK NE DE TARIM YAPILABİLİR”

Eski Ovacıklılar Derneği Başkanı Ali Ekber Derman, projenin realize edilen 20 kilometrelik kısmındaki tahribatın kalıcı olduğunu, oranın artık eski haline dönmeyeceğini ancak müdahale edilmeyen kısımların korunmasının kazanımları olduğunu söyledi.

Derman; “Bölgenin geçmişine ve bugünkü haline baktığımızda durum içler acısı. Vicdani, ahlaki olarak nereden bakarsak bakalım içimizde bir yaradır. Döşenen bu taşlardan dolayı ne insanların ne de hayvanların sudan geçişi olabilecek. Daha düne kadar buralara, yaylaya gelenler, gelemez oldular. Hayvanlarını buraya su içmeye getirenler getiremez oldular. Yaban hayvanlarının ya da besi hayvanlarının buradan geçişinin sakatlığa sebep olabileceğini görüyoruz. Bu nedenle burada ne hayvancılık ne de tarım yapılabilir artık. Hatta göçe sebep olabilir” diye konuştu.

“BU PROJE ASİMİLASYONUN BİR AYAĞIDIR”

Madenlerde ve siyanürle altın arama faaliyetlerinde olduğu gibi, bu projenin devamına da müsaade etmeyeceklerini belirten Derman, şunları kaydetti:

“Siyasal anlayışları ne olursa olsun, buna bakılmaksızın, Dersim’e ait kimlik aidiyeti üzerinden düşünen her birey, bunların ortak sorunlarımız olduğunu düşünmeli, ortaklaşmalı ve buna karşı birlikte mücadele etmeliyiz. Bu, asimilasyonun bir ayağıdır. Asimilasyon dediğimiz, sadece dil, kültür üzerinden gelişen bir şey değil, inanç merkezleri üzerindeki tarihsel hafızamızı ortadan kaldırmanın da bir şeklidir. Bunun önüne geçmek gerekiyor.”

Eyüp HANOĞLU/DERSİM

Koçyiğit, Tahtacı Alevilerin Kazdağları ziyaretinin yasaklanmasını Meclis’e taşıdı

0

PİRHA- Yeşil Sol Parti Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Edremit ilçesinde geleneksel olarak yapılan Tahtacı Alevilerin 700 yıllık Kazdağları ziyaretlerinin yasaklanmasını Meclis’e taşıdı. Koçyiğit, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’e ve İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya yönelttiği soru önergelerinde, yasal ve anayasal hakların ihlali ile inanç özgürlüğünün ve kültürel değerlerin risk altında olup olmadığını sordu.

Yeşil Sol Parti Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Edremit ilçesinde yıllardır geleneksel olarak yapılan 700 yıllık Tahtacı Alevilerin Kazdağları ziyaretlerinin son üç yıldır yasaklanmasını Meclis gündemine taşıdı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Kültür Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a ayrı ayrı soru önergeleri sunan Koçyiğit, yasağın inanç ve kültürel özgürlüklere yönelik bir saldırı olarak algılandığına dikkat çekti.

Tahtacı Alevilerinin yıllardır devam eden Kazdağları ziyareti geleneği, son üç yıldır alınan bir kararla yasaklanmış durumda. Bu yasaklama, Tahtacı Alevileri’nin inançlarını ve kültürel değerlerini yaşatma geleneğine büyük bir darbe vurmuş durumda. Gülüstan Kılıç Koçyiğit, bu duruma dikkat çekerek, Tahtacı Alevileri’nin yasaklara karşı Cumhuriyet Meydanı’nda yaptığı basın açıklamasına ve tepkilerine değindi.

Yasakların, 700 yıldır devam eden kültürel ve inançsal ziyaretin yerine getirilememesine yol açtığını belirten Koçyiğit, bu durumun kültürel ve inançsal değerleri tehlike altına soktuğunu ifade etti. Yasakların toplum içinde hoşnutsuzluğa, kırılganlığa ve gönül yangınlarına yol açtığını vurgulayan Koçyiğit, yasakların sürdürülmesinin toplumun kültürel ve inançsal zenginliğini yok etme tehlikesi taşıdığını belirtti.

Yasakların gerekçesi olarak orman yangınlarına karşı alınan tedbirler gösterilmiş olsa da, Tahtacı Aleviler, bu gerekçenin asıl amaçları olan kültürlerini yok etmek olduğuna inanıyor.

Koçyiğit, Kazdağları bölgesinin tarih boyunca Tahtacı Alevileri için önemli bir rol oynadığını ve bu topluluğun geleneksel etkinlikleri ve kültürel mirasıyla bölgenin zenginliğini koruduğunu vurguladı.

Alevi inancının doğa ile iç içe ilişkili olduğuna dikkat çeken Koçyiğit, Kazdağları ziyaretlerinin bu inançla bağlantılı bir ritüel olduğunu, yasakların Alevi inancı ve kültürüne yönelik bir saldırı olarak algılandığını belirtti. Bu durumun Türkiye’nin anayasal laiklik ilkesi ve inanç özgürlüğü temel insan hakları ile de çeliştiğine dikkat çeken Koçyiğit, yasağın Tahtacı Alevilerinin inançlarını ve kültürlerini özgürce yaşamalarını engellediğini ve anayasal haklarını ihlal ettiğini düşündüğünü ifade etti.

Koçyiğit, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yönelik soru önergesinde, Tahtacı Alevilerin kültürel mirasının ve inançsal değerlerinin korunması ve geleneksel etkinliklere destek taleplerini dile getirdi. Bu yasaklamaların Türkiye’nin kültürel çeşitliliği ve zenginliğini tehlikeye attığını belirten Koçyiğit, Tahtacı Alevilerin inançsal ve kültürel özgürlüklerinin korunması ve asimilasyon riskinin bertaraf edilmesi amacıyla atılacak adımları sordu.

Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Kazdağları ve çevresindeki inanç ve kültürleri koruma altına almak için bir çalışma planının olup olmadığını sordu. Yasakların sürdürülmesinin Tahtacı Alevilerin kültürel mirasının tehlike altına girmesine neden olduğunu belirten Koçyiğit, bu tehlikeyi önlemek ve kültürel mirasın korunmasını sağlamak amacıyla atılacak adımları da sordu.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANINA SORULAR

Milletvekili Koçyiğit, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’e şu soruları yöneltti:

*Tahtacı Alevi Türkmenlerinin inançları gereği kutsal kabul ettikleri Kazdağlarını ziyaret edip inançsal ritüellerini yerine getirmelerinin yasaklanması inanç asimilasyonu değil midir?

*Tahtacı Alevi Türkmenlerinin coğrafyadaki bin yıllardır varlığını ve kültürel mirasa katkılarını düşündüğümüzde mevcut yasaklamanın kültürel mirasa zarar vereceğini düşünmüyor musunuz?
*Tahtacı Alevi Türkmenlerinin kültürünün korunması ve yaşatılmasına yönelik alınan önlemler nelerdir?
*Tahtacı Alevi Türkmenlerinin Kazdağları ziyareti, hem inançsal hem de kültürel bir değer taşımaktadır. Bu ziyaretin yasaklanması, Tahtacı Alevi inancını ve kültürel mirası asimile etme tehlikesi taşıdığına dair kaygılara cevabınız nedir? Bu kaygının bertaraf edilmesi için almayı düşündüğünüz tedbirler nelerdir?
*Kazdağları ve çevresindeki inanç ve kültürleri koruma altına almak için bir çalışma planınız var mıdır?
*Yasakların sürdürülmesi, Tahtacı Alevi Türkmenleri’nin kültürel mirasının tehlike altına girmesine neden olmuş ve bu durum toplumun kültürel çeşitliliğini zayıflatabileceği endişesini uyandırmaktadır. Bu tehlikeyi önlemek ve Tahtacı Alevi Türkmenleri’nin kültürel mirasını ve inanç özgürlüğünü korumak amacıyla atmayı düşündüğünüz adımlar nelerdir?
*Bu yasaklamalar uygulamaya konulurken görüşleriniz alınmış mıdır? Yasaklamaya dair değerlendirmeniz nedir?

İÇİŞLERİ BAKANINA SORULAR

Gülüstan Kılıç Koçyiğit, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya ise şu soruları yöneltti:

*Bölge turizme açık olduğu halde, bölgenin kadim halkı olan Tahtacı Alevi Türkmenlerinin Kazdağları’nda gerçekleştirdiği inançsal ve kültürel ziyaretlerin yasaklanmasının yasal ve anayasal gerekçesi nelerdir?
*Orman yangınlarına karşı alınan önlemler çerçevesinde Tahtacı Alevi Türkmenlerinin inançsal ve kültürel ziyaretlerine getirilen yasaklar, alternatif çözümler düşünülerek ele alınmış mıdır?
*Bu yasaklamaların Tahtacı Alevi Türkmenlerinin inançsal ve kültürel değerlerine dair etkilerine, bu durumun da göçe sebep olabileceğine dair bir risk değerlendirmeniz var mıdır?
*Tahtacı Alevi Türkmenlerinin Kazdağları ziyaretinin yasaklanmasının, inanç ve kültürel değerlerin özgürce yaşatılması ve ifade edilmesi hakkına zarar verdiği düşüncesine dair değerlendirmeniz nedir?
*Yasakların uygulanmasının Tahtacı Alevi inancını asimile etme veya baskılama amacı taşıdığına dair kamuoyuna yönelik oluşan endişelere nasıl bir açıklama getireceksiniz?

PİRHA/ANKARA

Cumartesi Anneleri’ne 960. eyleminde de polis müdahalesi: 21 gözaltı

0

PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’nda anayasal hakları olan eylemlerine bu hafta da polis ablukası altında devam etti. Eylemde Cumartesi Annesi ve hak savunucusu 21 kişi ters kelepçe ve hakaret edilerek gözaltına alındı.

Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 960’ıncısını gerçekleştirdi.

Cumartesi Anneleri’nin Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) verdiği olumlu karara rağmen 19 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkmaları engellenen Cumartesi Anneleri/İnsanları ve hak savunucularının eylemi bu hafta da polis ablukası altında gerçekleşti.

Bu haftaki eyleme Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü ve Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek ve bir Halkların Demokratik Partisi (HDP) bir önceki dönem İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu da destek verdi.

ABLUKA BU HAFTA DA DEVAM ETTİ

Meydan ve meydana çıkan tüm ara sokaklar polis tarafından saatler önce kapatıldı. Yoğun ablukaya rağmen Cumartesi Anneleri/İnsanları ve hak savunucuları, meydana yaklaşır yaklaşmaz polis tarafından önleri kalkanlarla kesilerek ablukaya alındı. Ablukayı görüntülemek isteyen gazeteciler de ablukadan uzaklaştırıldı.

Eylemin engellenmesi çevrede bulunan birçok yurttaşın tepkisine neden oldu. Ablukayı ve polisin müdahalesini telefonlarıyla sosyal medyadan yayınlamak isteyen yurttaşlar da polisler tarafından engellendi.

HAKARETE MARUZ KALDILAR

Abluka içerisinde dakikalarca bekletilen Cumartesi Anneleri/ İnsanları ve hak savunucuları burada polis tarafından ters kelepçelenerek gözaltına alınmaya başlandı. Gözaltılara tepki göstererek direnen birçok kişi burada polislerin hakaretlerine maruz kaldı.

21 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

Gözaltına alındıktan sonra gözaltı araçlarına bindirilen Cumartesi Anneleri/İnsanları ve hak savunucuları hızlıca alandan çıkarılarak emniyete götürüldü. Gözaltı sayısının 21 olduğu öğrenildi.

PİRHA/İSTANBUL

595. F Oturması eylemi ağır hasta mahpus Soydan Akay serbest bırakılsın talebi ile gerçekleşti

0

PİRHA- İHD İstanbul Şubesi Hapishaneler Komisyonu, “F Oturumu” eyleminde Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulmakta olan hasta mahpus Soydan Akay’ın sağlık durumuna dikkat çekerek, serbest bırakılması istendi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishaneler Komisyonu, hasta tutsakların durumuna dikkat çekmek amacıyla her hafta düzenlediği “F Oturumu” eyleminin 595’incisini gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulmakta olan hasta mahpus Soydan Akay’ın sağlık durumu paylaşıldı. 595. F oturması kapsamında ağır hasta mahpus Soydan Akay ve bütün ağır hasta mahpusların serbest bırakılarak, sağlık ve yaşam haklarının korunması için yetkililer göreve, kamuoyu duyarlılığa çağırıldı. Basın metnini hak savunucusu Meryem Bars okudu. Bars’ın okuduğu metinde şu ifadelere yer verildi;

POLİTİK MAHPUSLARA KEYFİ UYGULAMA 

İnfaz süresini tamamlayan mahpusların şartlı tahliye hakkından yararlanabilmesi, 1 Ocak 2021’den itibaren yürürlükte olan yasal düzenleme doğrultusunda, İdare Gözlem Kurulu’nun “iyi hal raporu” na bağlanmış, bu durum kişi özgürlüğü konusunda ciddi ihlallere zemin yaratmıştır. Halen; şartlı salıverme düzenlemesine göre tahliye olması gereken mahpusların tahliyeleri; ‘terörle ilişkisi var’, ‘idarenin kütüphanesine ve eğitimine gitmiyor’ , ‘sosyal etkinliklere katılmıyor’ gibi gerekçelerle ve özelde politik mahpuslara uygulanan keyfi ve ön yargılı değerlendirmelerle engellenmekte, bu ihlale maruz kalan mahpus sayısı her geçen gün artmaktadır.

“AKAY’IN HAPİSTE TUTULMASI SAĞLIK VE YAŞAMINA TEHDİT OLUŞTURMAYA DEVAM ETMEKTE”

Soydan Akay; Eklem Romatizması, Hepatit B, Kalp ve Prostat kanseri hastası olup, hapishanede yeterli tedavi ve bakım imkanı sağlanamadığından sağlığı hızla bozulmuştur. Hapishane koşullarında tek başına yaşamını sürdürmesi sakıncalı olduğu halde, Akay 5 yıldır tek başına tutulmaktadır. Kronik hastalıkları yanında, 2018 yılında teşhisi konulan Prostat Kanserinin tedavisinde de ciddi sorunlar yaşamış, hastaneye sevk ve tedavi süreçlerinde yaşanan sorunlar nedeniyle tedavisi tamamlanamadığı gibi, yeterli beslenme ve hijyen koşullarından da mahrum bırakılmıştır. Hızla bozulan sağlık durumundan dolayı serbest bırakılması gereken Soydan Akay, hakkında düzenlenen “iyi hal raporu” doğrultusunda şartlı tahliye hakkından da mahrum bırakılmış, tahliyesi 6 ay boyunca geciktirilmiştir. Akay’ın hapiste tutulması sağlık ve yaşamına tehdit oluşturmaya devam etmektedir.

PİRHA/İSTANBUL 

Dertli Divani ve Ali Sizer’in katılımıyla Maraş’ın Çokyaşar köyünde cem yapıldı

0

PİRHA- Dertli Divani, Ali Sizer ile Mektebi İrfan Zakirleri’nin katıldığı ve ilki Maraş’ın Çokyaşar köyünde yapılan muhabbet ceminde, kültürümüzde her şeyin muhabbetle başladığı ve muhabbetle kavrandığı vurgulandı.

Halk ozanları Dertli Divani, Ali Sizer ve Mektebi İrfan Zakirleri’nin katıldığı muhabbet cemlerinin ilki Maraş’ın Çokyaşar köyünde yapıldı. Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF), Paris Alevi Kültür Merkezi (PAK Merkez) ve Pazarcık-Elbistan Halk Evi’nin desteğiyle organize edilen muhabbet cemine halkın yoğun katılımı dikkat çekti.

“MUHABBET KAPININ KİLİDİDİR”

Dertli Divani ve Adıyaman’daki canlarla birlikte muhabbetlerini ve yola olan ikrarlarını tazelemek için Maraş köylerine geldiklerini belirten halk ozanı Ali Sizer, “El ele el Hakk’a düsturuyla güzel dostlar bir araya gelmişler. Biz de Alikot Baba’nın, Elif Ana’nın yaktığı çerağın ışığında kalabilmek için, bunların nurundan nasiplenebilmek için buradayız. Sizleri de bekliyoruz. Gelin ki yolumuz yerini bulsun. Gelin ki itikatımız itikat olsun” dedi.

Muhabbet ceminin açılışında bir konuşma yapan Dertli Divani ise şunları söyledi:

“Bu kültürün sürdürücüsü olan canlar olarak bu muhabbet, bu erkân, sizin talebiniz üzerine bugün burada yapılıyor. Öncelikle yapacağımız cemin içeriğine dair bir muhabbet kapısı açalım. Kapı nedir, muhabbet nedir diyeceksiniz. Nasıl ki her evin, her binanın bir kapısı var, bizim öğretimizin, yolumuzun, inancımızın ve inandığımız değerlerin de ne olduğunu anlayabilmemiz için eşikten içeriye girmemiz gerekiyor. Yani bir kapı gerekiyor. İşte o kapının kilidi muhabbettir. Her şey muhabbetle başlıyor ve muhabbetle kavranıyor.”

“KAİNATIN SIRLARI ANCAK MUHABBETLE ANLAŞILIR”

Konuşmasında muhabbetin insandan başka bir yerde aranamayacağını belirten ve halk ozanlarının muhabbetle ilgili deyişlerinden dizeler okuyan Dertli Divani, 18. yüzyıl Alevi ozanlarından Genç Abdal’ın bir deyişini şöyle tercüme etti:

“Ey kardeşim. Hakkın cemali muhabbetle perdelendi, sırlandı. Hakkın bilgi hazinesinde evrenin, kainatın keşfedilmeye muhtaç olan sırları da ancak muhabbetle anlaşılır ve bilinir olur.”

Daha sonra muhabbet cem erkanının yürütülmesiyle devam etti.

PİRHA/MARAŞ

Gericilerden ‘karma eğitim’ kaldırılsın çağrısı!

0

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in ‘kız okulları’ açıklamasının ardından gericiler ‘karma eğitim’in kaldırılması için imza kampanyası başlattı. Cumhuriyet’e konuşan Eğitim İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Laik ve çağdaş eğitimin başlıca koşulu olan karma eğitimin talep adı altında keyfi uygulamalarla kuşatılmasına asla izin verilemez” dedi.

Aslıhan Sinem’in ölmeden önceki görüntüsü ortaya çıktı: Son sözü yürek burktu…

0

İzmir’de iş görüşmesi için evden çıkıp, geri dönmeyen ve bir gün sonra bulunduğu hastanede yaşamını yitiren Aslıhan Sinem Çiçek’in (18) ölmeden önceki son görüntüsü ortaya çıktı. Cep telefonu kamerasına yansıyan görüntüde Sinem’in, ‘Nefes alamıyorum’ dedikten sonra son sözünün ‘Baba’ olduğu ve acıdan kıvrandığı görüldü.

Bayraklı ilçesinde oturan Aslıhan Sinem Çiçek, geçen yıl 26 Temmuz’da, Bornova’da iş görüşmesine gitmek için evden çıktı. Geri dönmeyen Çiçek’e ulaşamayan babası Serdar Çiçek (41), polise kayıp başvurusunda bulundu.

Ekipler, Çiçek’in Ege Üniversitesi Hastanesi’nde olduğunu tespit etti. Çiçek, bir gün sonra hastanede yaşamını yitirdi. Polis, Çiçek’in ölümüne ilişkin Burak Kaya’yı gözaltına aldı.

Çiçek’in telefonu üzerinde bulunan Kaya, sorgusunda kendisinin öldürmediğini söyledi. Kaya, ardından ‘gasp’ suçundan tutuklandı.

ŞÜPHELİLER SERBEST BIRAKILDI

Polis, Aslıhan Sinem Çiçek’in son olarak beyaz bir hafif ticari araca bindiğini tespit etti. Aracın geçtiği noktaları inceleyen ekipler, Cem A.’ya ulaştı. Belirlenen adrese operasyon yapan polis, şüpheliyi gözaltına aldı.

‘Nitelikli cinsel saldırı’ suçlamasıyla adliyeye sevk edilen Cem A., adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Ayağına elektronik kelepçe takılan Cem A.’ya, konutunu terk etmemek başta olmak üzere yurt dışına çıkış yasağı konuldu.

Soruşturmada, gözaltına alınan Cem A.’nın kuzeni Diyar A. da mahkemece, adli kontrol şartıyla serbest kaldı.

Burak Kaya için istenilen adli tıp raporunda, kanında ve idrarında uyuşturucu madde tespit edildi. Kaya, 27 Ekim’de savcının istemiyle yurt dışı çıkış yasağıyla tahliye edildi. Ancak Kaya, ilerleyen süreçte başka suçtan hüküm giyip cezaevine girdi.

SANIKLAR YARGILANIYOR

Soruşturmanın ardından hazırlanan iddianamede, şüphelilerden Cem A. hakkında ‘Nitelikli cinsel saldırı’ ve ‘Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından 19 yıla kadar, Burak Kaya için ‘Yağma’ suçundan 15 yıla kadar hapis cezası talep edildi.

Sanıklar hakkında, ‘Olası kastla öldürme’ suçundan ise kovuşturmaya yer olmadığı belirtildi. Sanıklar, İzmir 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaya başladı.

‘BABA’ DİYE BAĞIRMIŞ

Daha önce bir hafif ticari araca binerken ardından sokakta telaşla koşarken görüntüleri ortaya çıkan Aslıhan Sinem Çiçek’in, hayatını kaybetmeden önceki son görüntüsü ortaya çıktı. Görüntüler, dava dosyasına girdi.

Aslıhan Sinem Çiçek’in, otoyol kenarındaki yeşil alanda cep telefonu kamerasıyla kaydedilen görüntüsünde, Aslıhan Sinem’in, ‘Nefes alamıyorum’ dedikten sonra son sözünün ‘Baba’ olduğu ve acıdan kıvrandığı görüldü.

‘ADALET İSTİYORUZ’

Baba Serdar Çiçek, “Kızım ölmedi öldürüldü. Sanıklar dışarıda geziyor. Kızımın son görüntüleri elimizde. Daha önce bir caminin güvenlik kamerasınca kaydedilen görüntüde, panikle koştuğu görülmüştü. Cep telefonuyla kaydedilen son görüntülerinde ise kızım acı çekiyor ve nefes alamıyor. Sonra ambulans geliyor, sedyeye alıyorlar. Sanırım orada ölmüş. En son ‘Baba’ diyor. Elimizden bir şey gelmedi. Kızım evine gelemedi. Olayda yargılanan 2 kuzen dışarıda. Olay yerinde bulunan sanık da serbest bırakılmıştı şimdi uyuşturucu suçundan tutuklu. Bu kişilerin bir an önce caza almasını istiyoruz. Adalet istiyoruz” dedi.

TESK Başkanı Bendevi Palandöken’den gramaj hilesi uyarısı

0
Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken, bazı ambalajlı ürünlerde gramaj düşürülüp fiyat aynı tutularak gizli zam yapıldığını belirtti. Palandöken “Gıda ve zorunlu tüketim malları başta olmak üzere ambalajlı ürünlere yasal çerçevede gramaj standardı getirilmeli” ifadesini kullandı.

Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken, yaptığı yazılı açıklamada, yurttaşları alışveriş yaparken gramaj hilelerine karşı dikkati olmaları yönünde uyardı.

Bazı ambalajlı ürünlerde gramaj düşürülüp fiyat aynı tutularak gizli zam yapıldığına dikkati çeken Palandöken, özellikle gıda, temizlik ve kişisel bakım ürünlerindeki fiyat artışlarından dolayı piyasadaki bazı üreticilerin kar marjlarını artırmak için ürünlerin gramajını düşürerek tüketiciyi yanılttığını belirtti.

Palandöken, tüketicinin daha az ürün aldığının farkında olmadan aynı miktarda para ödediğini ifade ederek, “Bir nevi gizli zam yaparak tüketiciyi mağdur ediyorlar. Vatandaş bu konuda bir hile veya haksız uygulamaya maruz kaldığında yasal haklarını korumalı. Gıda ve zorunlu tüketim malları başta olmak üzere ambalajlı ürünlere yasal çerçevede gramaj standardı getirilmeli” değerlendirmesinde bulundu.

CHP’de gözler ‘İmamoğlu ile bir hayalim var’ diyen Özgür Özel’e çevrildi: Değişimin sözcüsü

0

CHP’de, adı genel başkanlıkla anılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun önümüzdeki dönem İstanbul’a yeniden aday olacağını açıklaması üzerine, genel başkanlık için adı geçen isimlerin sayısı ikiye indi.

CHP’de, adı genel başkanlıkla anılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun önümüzdeki dönem İstanbul’a yeniden aday olacağını açıklaması üzerine, genel başkanlık için adı geçen isimlerin sayısı ikiye indi.

(Ekrem İmamoğlu)

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurultayda yeniden aday gösterilmesi beklenirken, değişimcilerin odaklandığı isim CHP grup başkanı Özgür Özel oldu. İmamoğlu da belediyeye yeniden aday olduğunu duyurduğu basın toplantısında, Kılıçdaroğlu’nun “Geçmişi temiz biri olsun, bırakırım” sözlerine gönderme yaparak “CHP’nin tarihini bilen, geçmişi tertemiz evlatları vardır. Bunlardan biri, ismi geçtiği için Özgür Özel’dir” dedi.

(Özgür Özel)

KONGRELER ÖNEMLİ

Özgür Özel’in parti tabanının endişelerini de dillendireceğini söyleyen değişimciler, “Aranan sözcü Özgür Özel olacak” yorumunu yaptı. Özel’in adaylığını ne zaman açıklayacağına ilişkin konuşan kaynaklar, “Şu an ilçe kongreleri sürüyor. İlçe seçimleri bitince, aldığı tepkilere göre ‘Ben adayım’ der” değerlendirmesini yapıyor.

Özel’in altı dolu bir değişimle gelmek istediğini de söyleyen değişimciler, bu kapsamda bir tutum belgesi hazırladıklarını aktardı. Belgeye ilişkin konuşan değişimciler, “Değişimden insanlar ne anlıyor, bunu yazmaya çalışıyoruz. Kongre süreci bitince, bu da Özgür Bey tarafından açıklanabilir” dedi.

 

 

CUMHURİYET

Barış PEHLİVAN’IN kaleme alıdığı son yazı ;“8 ayda 2 bin 500 mahkûmu yolcularsın buradan.”

0

Cezaevinin arka bahçesindeki bankta sohbet ettiğim bir hükümlüden duyuyorum bu sözü. Ekliyor: “Öyle bir yasa çıkardılar ki kimse anlayamıyor.”

Koğuşlarından bahçesine, yemekhanesinden kuyruklarına açık cezaevi tıpkı asker kışlası gibi… Kışlada vatan yaşatılıyor, burada ise diğer cezaevleri. Zira aslında açık cezaevi Silivri yerleşkesinin içindeki 10 kapalı cezaevini besliyor. Misal, burada her gün 20 binden fazla ekmek yapılıyor ve kapalı cezaevlerine dağıtılıyor. Ve evet, üretimde mahkûmlar görev alıyor.

Bir başka mahkûm yaklaşıyor yanıma…

“Biz neyse de utanıyorum sizi burada görmekten” diyor. Ne söyleyeceğimi bilemiyorum, “Adalet herkese lazım” gibi bir cümle çıkıyor ağzımdan.

Sohbetlerimden öğreniyorum ki…

“Cinsel” diye kodlanan istismar ve tecavüz suçluları bu son infaz yasasıyla hızlıca cezaevinden çıkarılmış. Yerlerine, aynı yasadan faydalanıp kapalıdan açık cezaevine erkenden geçenler konulmuş.

Ama işte yetmiyor kapasite…

Kimi kısa kimi uzun süre kalmak için onlarca mahkûm geliyor her gün. Duyuyorum, yan binada 3 kata çıkarılan ranzalarda ya da yerlerde yatanlar oluyor.

Haliyle, en çok “Sen bilirsin, af çıkar mı” sorusuyla karşılaşıyorum. Bildiklerimi, tahminlerimi, meselenin açmazlarını anlatıyorum. Yanıtlarımdan pek tatmin olmuşa benzemiyorlar.

Volta atarken malum bir eski bakanın adını veriyor biri: “15 yıl uyuşturucu sattım. O bakanın yeğenlerinden alıyordum malı. Onlar neden burada değil? Yıllardır cezaevindeyim, bir tane baron görmedim. Bize ‘torbacı’ diyorlar, güçleri bize yetiyor.”

Yürümeye devam ediyorum. O türküdeki şirin gecekondu evleri artık yok. Bir bakış uzaklıktaki dostları düşünüyorum. Yazıyorum, büyüyorum…

 

CUMHURİYET