Ana Sayfa Blog Sayfa 165

Uçar: Hacı Bektaşi Veli’nin öğretisinden nasibini alamamış bir iktidar burada bir anma töreni gerçekleştiremez

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, HDP Halklar İnançlar Komisyonu ve Alevi Masası Üyeleri Nesimi Aday, Kemal Bülbül, Ali Kenanoğlu, Milletvekilleri Celal Fırat, Çiçek Otlu Hacı Bektaş Belediyesi ve Alevi kurumların ortak düzenlediği Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinliklerine katılmak üzere heyet olarak Hacı Bektaş Dergahına geldiler. Burada açıklama yapan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar “Hacı Bektaşi Velin’in öğretisinden nasibini alamamış bir iktidar burada bir anma töreni gerçekleştiremez.” dedi.

İlk olarak, Hacı Bektaş Veli dergahını ziyaret eden heyet, ardından dergah önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Dergah önünde açıklamalar yapan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, Hacı Bektaş Veli’nin ve Kadıncık Ana’nın mekanlarında olduğunu söyleyerek, “Lokma veren herkesin lokmasının kabul olsun” dedi. Uçar, “Bizler de bugün Yeşil Sol Parti olarak sadece siyasi kimliğimizle değil, yüzyıllardır süren Alevi halkının direniş mücadelesinin yanında olduğumuz için Hacı Bektaşi Veli’nin ve kadıncık ananın açığa çıkardığı inanç ve felsefenin öğretinin bu ülkenin sorunlarına ciddi anlamda rehber edeceğini bu ülkenin sorunlarına çözüm bulacağına inandığımız için bu öğretinin mücadelesini veren ve emekçisi olanlar olarak buradayız.” diyerek konuşmasına şu şekilde devam etti:

“Her yıl Hacı Bektaş Veli’de iki çeşit anma gerçekleşiyor sevgili arkadaşlar. Birinci anmaya gerçekleştiren hak ve hakikat alevileri diğer anmaya gerçekleştiren ise hak ve hakikat alevilerin yanında durmak istemeyen devlet haklı ve iktidarın kendisi. En son tanıklık ettiğimiz şey eşitliği, özgürlüğü, barışı, insanı merkeze alan bir öğretiyle tarihe çok ciddi bir miras bırakmış olan Hacı Bektaşi Veli’nin hepimizin hafızasındaki görüntüsü tam da barışı sembolize eden Ceylanla Aslan’ın kucağında olduğu görüntüdür. AKP iktidarının geçtiğimiz iki gün önce yapmış olduğu etkinliklerde Hacı Bektaşi Veli’nin resmine bile müdahale edildi. Resmindeki barış gerçekliği bile inkar edildi. Bunu hep birlikte gördük. Tanıklığımız var. Cemevleri ziyaretinde de Hazreti Ali’nin on iki imamların resmini kaldırtan bir AKP iktidarıyla karşı karşıyayız. Esas olarak karşı karşıya olduğumuz durum Osmanlı’dan bugüne mevcut iktidarın her biri kendi Alevi’sini yaratmak üzere elinden geleni ardına koymadı. Bunun karşısında çok ciddi bir Alevi direniş olduğunda farkındayız. Farkında olmak durumundayız. Bunun mücadelesini vermek durumundayız. Yaklaşık iki üç yıldır AKP iktidarı eliyle önce İçişleri Bakanlığı ziyaretleri sonra da görevlendirilen Kültür ve Turizm Bakanlığı’yla Alevi inancının kendisi Alevi değerleri inkar edilmeye devam ediyor sevgili arkadaşlar. Yine bu iktidar eliyle kendi Alevilerini yaratmak üzere mantar gibi türeyen Alevi kurumlar oluşturuldu. Ve bu kurumlar üzerinden Alevilerin bütün değerleri, tarihsel bütün değerleri, toplumsallaşan bütün değerleri inkar edilerek yeni bir Alevilik yaratılmaya çalışıyor. Ama biz Aleviler, biz Alevi mücadelesini benimseyen ve bunun yolunu yürütenler olarak biliyoruz ki iktidarlar karşısında hiç bitmeyen bir Alevi direnişi vardı. Hiç bitmeyen bir Alevi toplumsallığı vardı. Biz de bu yolun emekçisi olarak bu mücadeleyi Alevilerle birlikte vermeye devam edeceğiz. Az önce türbeyi ziyaret ettik. Türbeyle ilgili arkadaşlarımızın verdiği bilgiden şu cümleyi de söylemeden geçemeyeceğim. 1800’lü yıllarda mevcut Alevi Bektaşi felsefesinin yürütüldüğü bu inanç ve ibadet merkezi ne? Merkezi Nakşibendi tarikatına veriyorlar sevgili arkadaşlar. Biz buna belki de o tarihte ilk kayyum uygulaması da demek durumundayız. İçeride cami var ve bir de Hacı Bektaşi Veli’nin o dönem toplumla birlikte oluşturduğu değerleri ifade eden dergahın kendisi var. Cami açık ibadete ama Alevilerin bir ibadet merkezi olarak tanıdığı mevcut dergahın kendisi ne yazık ki müze içinde ve insanların giriş çıkışları belli bir zaman dilimine tabi. Biz Alevi halkının dergahlarının geri iade edilmesi talebinin yanındayız. Bunun mücadelesini veriyoruz. Biz Alevi halkının cemevlerini ibadet mekanı olarak tanıması için yürüttüğü mücadelenin yanındayız ve mücadeleyi birlikte veriyoruz. Zorunlu din derslerinin kaldırılması dönük Alevi taleplerinin yanındayız

 

Kemal Demir / HACIBETAŞ

 

 

Milletvekili Hüseyin Olan, köylülere yapılan işkenceyi Bakan Yerlikaya’ya sordu

0

PİRHA – Milletvekili Hüseyin Olan, Bitlis’te çıkan çatışma sonrası köylülere yapılan işkenceye dair İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya “Sorumlular ile ilgili bir inceleme başlatıldı mı?” sorusunu yöneltti.

Bitlis’in Tatvan ilçesine bağlı Peyindas köyü kırsalında 10 Ağustos’ta çıkan çatışma ve sonrasında köylülere yapılan işkence Meclis gündemine taşındı.

Yeşil Sol Parti Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan, yaşananlara ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na soru önergesi sundu.

KÖYLÜLERE İŞKENCE YAPILDI!

Milletvekili Olan, çıkan çatışmanın ardından Serkan İpek, Kerem Arvas, Heybet Çelik, Veli Çelik, Mustafa Tedbirli, Necip Tedbirli, Garip İpek ve Hikmet Tedbirli isimli köylülerin gözaltına alındığını belirtti. Olan, avukatların gözaltındaki köylüler ile yaptığı görüşme sonucu işkenceye maruz kaldıklarını belirtirken, Kerem Arvas isimli yurttaşın ise gözaltına alınırken köylülerin önünde gördüğü işkence sonucu iki kaburgasında çatlak meydana geldiği, sırtında morluklar olduğu ve vücudunda kaba dayak izlerinin bulunduğu aktardı.

“İNCELEME YAPMAYI DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?”

Milletvekili Hüseyin Olan, köydeki ablukanın halen devam ettiğini de belirterek İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması talebiyle şu soruları yöneltti:

“Konuyla ilgili kaç kişi gözaltına alınmıştır? Gözaltına alınma gerekçeleri nedir?

Gözaltına alınan köylülerin işkence gördüğü iddialarını soruşturdunuz mu? Sorumlular ile ilgili bir inceleme başlatıldı mı? Soruşturmanın sonucu nedir? Soruşturulmadıysa nedeni nedir?

Gözaltına alınma esnasında işkence sonucu iki kaburgasında çatlak, sırtında morluklar ve vücudunda kaba dayak izleri meydana gelen Kerem Arvas’ın sağlık durumu nasıldır? Konu ile ilgili soruşturma başlatılmış mıdır?

Çatışma bölgesinde köylülerin temel yaşam kaynaklarına erişimini sağlamak ve normal yaşamlarını sürdürebilmelerini desteklemek için Bakanlığınız gerekli tedbirleri almış mıdır?

Köylülerin meralarına ve tarlalarına gitmelerinin engellenmesinin gerekçesi nedir? Bu engellemeler sonucu köylülerin yaşadığı mağduriyet ve zararlar Bakanlığınızca telafi edilecek mi? Zararların giderilmesi ile ilgili köylüler bilgilendirildi mi?

İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü temelinde, Peyindas (Söğütlü) köyündeki duruma ilişkin geniş çaplı bir inceleme yapmayı düşünüyor musunuz? Bu incelemenin sonuçları kamuoyu ile paylaşılacak mıdır?”

PİRHA/ANKARA

‘Leyla’nın Kardeşleri’ filminin yönetmenine 6 ay hapis ve zorunlu ‘eğitim’ cezası

0

Leyla’nın Kardeşleri filminin yönetmeni Saeed Roustayi’ye 6 ay hapis cezası ve 5 yıl film yapma yasağı verildi.
İranlı yönetmen ve senarist Saeed Roustayi, 2022’de gösterime giren, 75. Cannes Film Festivali’nde ödül alan Leyla’nın Kardeşleri filmiyle “rejim karşıtı propaganda” yaptığı gerekçesiyle 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Tahran Devrim Mahkemesi’nin verdiği karara göre Roustayi, yaklaşık bir ay cezaevinde tutuklu kalacak. Roustayi’nin cezasının geri kalanı ise 5 yıl süreyle ertelendi.

5 YIL FİLM YAPMASI YASAKLANDI

Karar göre Roustayi’nin 5 yıl film yapması ve sinemacılarla görüşmesi yasaklanırken, ayrıca yönetmenin Kum’daki Devlet Televizyonu Üniversitesi’nde, “Ulusal ve ahlaki çıkarları korurken film yapımı” dersleri alması zorunlu kılındı.

(HABER KAYNAĞI)

İmamoğlu: İstanbul için bir kez daha yola çıkıyorum

0

PİRHA-Seçim sonrası CHP’de başlayan ‘değişim’ tartışmalarının en önemli isimlerinden İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, yol haritasını açıkladı. Yerel seçimlerde yeniden İBB Başkan adayı olacağının sinyalini veren İmamoğlu, “Sözümü tutmaya devam edeceğim, İstanbul ittifakını kurmaya geliyorum” diye konuştu.

Mayıs ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından CHP’de ‘değişim’ çağrısı yapan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Haliç Kongre Merkezi’nde basın toplantısı yaptı.

İmamoğlu burada yaptığı açıklamada, “Şehrimizin yağmalanmasına, adaletsizlik ve çevre katliamına karşı İstanbul’u bir kez daha savunmak için yola çıkıyorum. Dört sene boyunca olduğu gibi, 16 milyona eşit hizmet götürmek için yola çıkıyorum. Yoksulluğu söküp atan refah içinde bir şehir oluşturmak için yola çıkıyorum. Katılımı ve ortaklaşan aklı merkeze almak için dünyanın tüm teknolojik yeniliklerine ev sahibi olmak için yola çıkıyorum” şeklinde konuştu.

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan İmamoğlu, aday olmadığını belirtti. İmamoğlu, “Ben adayım demedim yola çıkıyorum dedim” ifadelerini kullandı.

“İKTİDAR HALKIMIZI AÇLIĞA MAHKUM ETMEYE DEVAM EDİYOR”

İmamoğlu’nun açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“Hükümet yetkilileri vatandaşı sık sık tasarrufa davet ederken iki kamu bankasının yıllık reklam harcaması 2 milyar lira. Tasarruf sadece vatandaştan mı istenir? Hayır. Bu kadar verginin toplandığı bir coğrafyada açlık, yokluk ve yoksulluk olmamalıdır. Şayet oluyorsa orada çok büyük bir israf, adaletsizlik ve paylaşım sorunu vardır. İktidarın ekonomik tercihlerinin sonunda toplumun en zengin yüzde 20’lik kısmı toplam gelirde aldığı payın arttığını görüyoruz. Bu yıl bu payın yüzde 48’e ulaştığını tespit ediyoruz. Buna karşın en yoksul yüzde 20’nin aldığı pay ise yüzde 6’ya gerilemiş durumda. Zengin ile yoksul arasındaki fark 8 katına çıkmış durumda. Özetle bu iktidar zenginin cebini tıka basa doldururken halkımızı açlığa mahkum etmeye devam ediyor.

Siyasi hayatımın en önemli amacı vatandaşlarımızın çaresizlikten kurtulmasını sağlamaktır. Bu mücadeleyi son 4,5 yılda İBB başkanı olarak verdim. Bu aynı zamanda bir demokrasi mücadelesiydi. İktidarın baskılarına karşı en üst seviyedi direncin simgesi olmuştur.

Açıkça ifade etmeliyim ki mayıs seçimlerinden sonra iktidarın muhalefeti topyekün tasfiye çabalarına en güçlü karşı koyuş, duruş, başta İBB olmak üzere ülkemizin ülkemizin metropollerinde gerçekleşecek.

“31 MART’TA TÜM VATANDAŞLARIMIZI BERABER YOL YÜRÜMEYE DAVET EDİYORUM”

31 Mart 2024 mahalli seçimlerinde tüm vatandaşlarımızı, demokrasimizi yeniden yeşertmek ve şehirlerimize sahip çıkmak için beraber yol yürümeye davet ediyorum. İBB Başkanı olarak, diğer belediye başkanlarımız ile omuz omuza bu demokrasi mücadelesinin öncülüğünü tarihi bir sorumluluk olarak görüyorum.

İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır, ben bu sözü çok önemsiyorum. Şüphesiz yerel seçimlerde İstanbul’u kazanmak büyük bir siyasi başarıdır, bunu biliyorum. İstanbul’u kazanan bir belediye başkanı dünyanın en güzel şehirlerinden birine hizmet etme onuruna ulaşır. Eğer o kişi bu fırsatı iyi değerlendirirse bu başarı onu ulusal ve uluslararası siyasette başka noktalara taşır buna şüphe yok. Ama ben ‘İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır’ sözünü sadece seçim galibiyeti olarak anlamıyorum. Benim gözümde İstanbul, Türkiye’nin gelecek tahayyülünün hayata geçtiği şehir olmalıdır.

“İSTANBUL’DA TAHAMMÜLÜ İMKANSIZ HALE GELEN NÜFUS YOĞUNLAŞMASI VAR”

İstanbul’un sorunlarını çözmek Türkiye’nin sorunlarını çözmektir. İstanbul uzun süre ihmal edilmiş devasa sorunlarla iç içe bir şehirdir. Tahammülü imkansız hale gelen nüfus yoğunlaşması var. Özellik iktidarın teşvik ettiği sığınmacı akışı kentimizi boğmaktadır. Resmen insanlarımız bundan en derin haliyle şikayet içinde. Emekçilerin, emeklilerin, gençlerin ve kadınların dertlerini umursamayan ekonomi politikalarıyla yükselen hayat pahalılığı toplumsal düzeni tehdit ediyor.

“KENDİMİ İSTANBUL İLE MÜHÜRLÜ KABUL EDİYORUM”

İstanbul ve Türkiye’nin kaderleri mühürlüdür. Bu nedenle ben de kendimi İstanbul ile mühürlü kabul ediyorum. Hayatımı adadığım bu mukaddes şehrime en üst seviyede hizmet etmeyi Türkiye’ye hizmet olarak görüyorum. Aziz şehrimizdeki ihmal edilmiş, çözülmemiş zorlukları ve sorunları tek tek alt edip kalıcı bir şekilde çözerek, Türkiye’nin sorunlarının nasıl çözüleceğini gösterdik, devam ediyoruz.

25 yıllık bir dönemden sonra İstanbul’da oluşturduğumuz yeni yönetimle milletimize çok daha mutlu bir Türkiye ihtimalinin varolduğunu kanıtlıyoruz. Hayatım boyunca bir koltuğa değil sürekli bir misyona aday oldum. Bugün bu misyon Türkiye’nin yeni bir siyaset, yeni bir yönetim anlayışına kavuşturulması misyonudur. Bu topraklarda cesur bir demokrasinin, adeletin, hukukun üstünlüğünün ve güçlü bir devletin yeniden tesisi benim öncelikli hedefimdir.

Hayatımın hiçbir döneminde siyaseti sadece siyasi partilerden ibaret görmedim. Partiler demokratik hayatın önemli organlarıdır ama gücünü yerelden alan bir yönetici olarak siyaseti hep toplumla omuz omuza yapılan dönüştürücü bir eylem olarak gördüm. Geçmişte olduğu gibi bundan sonraki yolculukta da benim yol arkadaşlarım gençler ve kadınlardır, emekliler ve yaşlılardır, engelliler ve keşfedilmeyi bekleyin girişimci zihinlerdir.

Bu vesileyle Türkiye’nin yönetiminden, yoksulluktan, demokrasimizin ölüme terk edilmesinden, emeğin sömürülmesinden, kültür hayatımızın çölleşmesinden, gençlerimizin doktorlarımızın ülkelerini terk etmesinden isyan eden tüm yurttaşlarıma sesleniyorum… Sevgili yurttaşlarım İBB’yi hep birlikte korumalıyız. İBB’nin bu iktidarın eline geçmesinin maliyetinin idrakına varmalıyız. Geçen sürede İBB’yi gayrihukuki yollarla elde etmek için çok yol denendi.

“İSTANBUL İTTİFAKINI KURMAK İÇİN ELİMDEN GELENİ YAPACAĞIM”

Seçimlerde İstanbul’u hep birlikte tekrar kazanmak için bir araya gelmeliyiz. Aramızdaki tartışmaları bir kenara bırakıp milletçe bu sürece odaklanmalıyız. Bu başarı için parti ayrımı yapmadan beraberce hareket etmemiz gerekiyor. Partiler ötesi İstanbul ittifakını kurmak için elimden geleni yapacağım.

Özellikle CHP’li yol arkadaşlarıma da seslenmek istiyorum; mayıs 2023 seçimlerinde yaşadığımız hayal kırıklığı ifade ediyorum ki beni çok derinden üzmüştür. Ben bunu birçok vesile ile de dile getirdim. Halkımızdan bu seçim mağlubiyetinden dolayı özür diledim. Bu hayal kırıklığının nedenlerinden biri de unutmayalım ki yenilginin sorumluluğunu üstlenme, gerçekle yüzleşme konusunda gerekli duyarlılığın gösterilmemesidir, gösterilememesidir. 28 mayıs gecesinden başlayarak ortaya konan tavır partililerimizi seçmenlerimizi anlamak ve hissetme kaygısından ne yazık ki maalesef ki çok uzaktır. Ben bu mağlubiyetin partimizde köklü ve kapsayıcı bir tazenle sürecinin başlamasına vesile olduğunu da görüyorum.

“CHP ARTIK SEÇİM KAYBEDEMEZ”

Artık CHP seçim kaybedemez, kaybetmemeli. CHP, ikinci parti olmakla övünemez, övünmemeli. CHP önderliğindeki toplumsal ve siyasal muhalefetin aynı zamanda yerel seçimleri kazanması zorunluluktur. CHP’liler bu yüksek kazanma arzusu ile bilinci ile hareket etmek mecburiyetindedir. Belediye meclislerini de hep birlikte kazanmalıyız. Bütün örgütümüz bu değişim sürecini uyum içinde tamamlamak ve çalışmak zorundadır.

Değişim, dönüşüm aynı zamanda köklü bir kadro harekatıdır. Genel başkandan yönetime, üye yapısından parti seçimlerine kadar pek çok hususu kapsamaktadır. Yenilenme, değişim, dönüşüm tabii ki kolay değildir ama bunu başarmak zorundayız. Milletimizin seçim sonrası oluşan hayal kırıklığının kalıcı hale gelmesi önemli risktir. Bu risk önümüzdeki yerel seçimlerin kazanılmasında engeldir. Demokrasimizin esas olarak karşı karşıya bulunduğu en önemli tehlike milletimizin umutsuzluğunun kökleşmesidir. Çok büyük bir tehdittir. Ben partimin bir evladı olarak bu dönüşüme en içerikli ve en etkili şekilde katkı sunmaya devam edeceğim.

Şehrimizin yağmalanmasına, adaletsizlik ve çevre katliamına karşı İstanbul’u bir kez daha savunmak için yola çıkıyorum. Dört sene boyunca olduğu gibi, 16 milyona eşit hizmet götürmek için yola çıkıyorum. Yoksulluğu söküp atan refah içinde bir şehir oluşturmak için yola çıkıyorum. Katılımı ve ortaklaşan aklı merkeze almak için dünyanın tüm teknolojik yeniliklerine ev sahibi olmak için yola çıkıyorum. 2019’da olduğu gibi CHP’li yol arkadaşlarımla, farklı partilere gönül veren kıymetli hemşehrilerim İstanbullularla kentine sahip çıkan, oyuna sahip çıkan gönüllülerle tekrar İstanbul ittifakını en güçlü şekilde kurmaya geliyorum. İstanbulluları ve tüm yurttaşlarımı da bu yürüyüşe davet ediyorum.

Sevgili CHP’liler, kıymetli İstanbullular, benim çok değerli vatandaşlarım inanınız ki her şey çok güzel olacak.”

Gazeteci Barış Pehlivan beşinci kez cezaevine girdi

0

Gazeteci Barış Pehlivan, daha önce 3 yıl 9 ay ceza aldığı ve cezaevinde 6 ay kaldıktan sonra tahliye edildiği davayla ilgili bugün Silivri’deki Marmara Açık Cezaevine girdi.
Denetimli serbestlik talebi yanıtlanmayan Pehlivan, Kovid-19 izinlisi hükümlülerin tekrar cezaevine girmesini engelleyen düzenlemeden de yararlanamadı. Pehlivan’ın itirazının kabul edilmemesi halinde sekiz ay cezaevinde kalması bekleniyor.

“BENİMKİ SADECE OKYANUSTA BİR KUM TANESİ”
Gazeteci arkadaşlarıyla vedalaşan Pehlivan konuşmasında, “Bildiğiniz bir süreç, beni aşan bir mesele. Bu biraz da halkın gerçekleri öğrenme çabası. Türkiye maalesef son 20 yıldır bunlarla mücadele ediyor. Sadece gerçekleri yazdığı için düzenli olarak insanlar hapse giriyor. Benimki sadece okyanusta bir kum tanesi. Ben girerim yine içeride yazmaya devam ederim, yine gerçekler için mücadele etmeye devam ederim. Mücadeleye devam.” dedi.

“NEDEN BENİ KAPSAYAN YASADAN FAYDALANDIRILMIYORUM”

Pehlivan, Silivri Marmara Cezaevi önünde yaptığı açıklamada ise:
“Gazeteci Barış Pehlivan, “Arkadaşlar ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Şu an Silivri Cezaevine de Türkiye Cumhuriyeti kimliğimle giriyorum. Orada bana Türkiye Cumhuriyeti’nin verdiği bir kimlik numarası var. Bunları niye hatırlatmak zorunda kalıyorum? Bu toprakların bir Büyük Millet Meclisi var. Bu toprakların Gazi Meclisi var. Ve bu toprakların o Gazi Meclisi’nde bundan tam bir ay önce 15 Temmuz’da bir yasa çıktı. Ve o yasa 100 binden fazla kişiyi kapsıyordu. İçeride hükümlü olan cinayet hükümlülerini, tecavüz hükümlülerine, uyuşturucu satıcılarına, çocuk tacizcilerini kapsayan bir yasadan bahsediyoruz. O yasanın ikinci fıkrası, bakın maalesef bu kadar hukuk bilmek zorunda kalıyorum. 10. maddenin ikinci fıkrası benim cezaevine girmemi engelliyor. O geçici 10. maddenin ikinci fıkrası benim özgür olmamı emrediyor. Ancak buna rağmen ben gördüğünüz gibi maalesef Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmama rağmen bu ülkenin meclisinde çıkan yasadan faydalandırılmıyorum. Bana haftalardır bir açıklama yapılmasını istiyorum. Neden ben bu ülkenin meclisinden çıkan ve beni de kapsayan yasadan faydalandırılmıyorum. Benim bir cinayet hükümlüsünden bir tecavüz hükümlüsünden bir uyuşturucu satıcısından, bir dolandırıcıdan daha tehlikeli olduğumu mu düşünüyorlar? Ben neden faydalanamıyorum? Ben bunun isyanını ediyorum” dedi.

(HABER KAYNAĞI)

Özbek: Devleti tarikatlar yönetiyor, ülke sanat ve kültür alanında da yobazlaşıyor

0

PİRHA – Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası (Kültür Sanat Sen) Genel Başkanı Ahmet Özbek, gerici grupların talepleri ile sanatsal faaliyetlerin iptal edilmesini eleştirdi. Devleti yönetenlerin artık tarikat ve cemaatler olduğunu ifade eden Özbek, “Ülke, her alanda olduğu gibi sanat ve kültür alanında da yobazlaşıyor” dedi. Özbek, tüm kamu emekçilerini 16 Ağustos’ta yapacakları iş bırakmaya katılmaya davet etti.

Türkiye’de, COVID-19 pandemisi ile sanatsal faaliyetlere getirilen yasaklar, salgının bitmesinin ardından daha da belirgin hal aldı.

Salgının sürecinde önce müzik yayınlarına getirilen kısıtlamalar, zaman ilerledikçe tüm kültür sanat alanına yayılarak adeta yasaklamalara dönüştü. Daha çok 2022 yılında duyulmaya başlanan etkinlik iptali haberlerinin ardında ise gerici gruplar kendisini göstermeye başladı.

2022 yılında Anadolu Fest etkinliğinin iptal edilmesi ile başlayan festival yasakları, valilik ve kaymakamlıklar tarafından sıkça uygulanan bir yöntem oldu. Öyle ki Mezopotamya Kültür Merkezi’nin İstanbul’da yapmak istediği konsere getirilen yasaklama kararı, yargıdan da aleyhte dönmesine rağmen yine başka bir yasakla engellenebildi.

Uygulamaya konulan yasakların gerekçesi ise genelde “huzur ortamı ile kamu düzeni ve kamu güvenliğinin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi, başkalarının hak ve özgürlüklerinin, genel asayişin korunması ile şiddet olaylarının yaygınlaşmasının önlenmesi” olarak açıklandı.

“ÜLKE, KÜLTÜR ALANINDA DA GERİCİLEŞİYOR, YOBAZLAŞIYOR”

Olağan bir uygulama haline dönüşen sanat faaliyetlerine yönelik yasaklama kararlarını, Kültür Sanat Sen Genel Başkanı Ahmet Özbek ile konuştuk. Sanatçılara yönelik yasaklamaları kınayan Özbek, “AKP iktidarı ile birlikte ülkedeki her şey gibi kültür sanatta da ciddi bir değişim söz konusu. AKP ile birlikte ülkedeki kültür sanat faaliyetleri de farklı bir kimlik kazanmış oldu” ifadelerini kullandı.

Ahmet Özbek, kültür sanat faaliyetlerinin devlet eliyle yasaklandığının altını çizerek şunları söyledi:

“İktidarın belediyeleri tarafından daha önceden planlanmış konserler ve benzeri sanatsal etkinlikler çeşitli yapıların baskılarıyla iptal ediliyor. Burada direkt yaşam biçimine bir müdahale söz konusu. Şu anki yönetimin sanat ve sanatçı ile barışık olduğunu söylemek mümkün değil. Zaten sanata ve sanatçıya karşı duran, sanatın, dini anlayışlarına uygun olmadığına inanan ciddi bir kitleleri var. Devlet dediğimiz organizmayı şu anda daha çok cemaat ve tarikatlar yönetiyor. Biz cemaat ve tarikatların talepleri ile konserler iptal ediliyor diye düşünüyoruz ama aslında devleti yöneten zaten tarikat ve cemaatler. Bugün görev yapan kaymakam ve valilerin büyük kısmı tarikatların onayı ile göreve gelmiş kişilerdir. Ve tarikatların, cemaatlerin talebi ile bu tür etkinlikler yasaklanıyor, iptal ediliyor ve gündemden çıkarılıyor. Ancak unutulmamalı ki sanat ve kültür dediğimiz şey toplumların gelişimini, vizyonunu sağlayan etkinliklerdir. Kültür ve sanatın olmadığı hiçbir toplumda gelişme sağlanamıyor. İktidar, bunu görebilecek durumda değil ve ülke her alanda olduğu gibi sanat ve kültür alanında da gericileşiyor, yobazlaşıyor ve geri kalmış ülkeler konumundaki yerini biraz daha sağlamlaştırıyor.”

“TEMELDE SANATA KARŞITLIK VAR”

Ahmet Özbek, kültür Sanat etkinliklerinin sadece dini temelde değil farklı kimlikler üzerinden de engellendiğine dikkat çekti. Özbek farklı dillerde sanat üreten kesimlerin faaliyetlerinin de yasaklandığını belirterek şöyle devam etti:

“Engellenen sanatçılar arasında Kürt olan da var, başka dilde sanat yapan da var, giyim kuşamı sebebiyle engellenenler de var. Hatta yaptıkları bir şaka sebebiyle hem konserleri iptal edilen hem de hapsedilen sanatçılarımız da var. Temelde sanata, sanatçıya karşıtlık ve kendisi gibi olmayan herkesi yok etmeye ayarlanmış bir yapıdan söz etmek mümkün. Kürt, Laz, Çerkez, Rum ya da Türk asıllı sanatçıların da konserleri iptal ediliyor. Temelde bir sanat karşıtlığı söz konusu. Bunun da tarikat ve cemaatlerle çok sıkı bir ilişkisi var.”

“NERESİNDEN BAKARSAK BAKALIM BU FAŞİZMDİR”

“İşsiz kalan, konserleri iptal edilen sanatçılar, bir süre sonra büyük ihtimalle geçim sıkıntısı yaşayacaklar. Tüm sanatçıların çok iyi gelirleri yok. Yapacakları konserlerle hayatını idame ettiren birçok sanatçımız var ve işleri engelleniyor. Yani insanların bir taraftan yaşam biçimine müdahale ediliyor diğer taraftan aşına, ekmeğine engel olunuyor. Neresinden bakarsak bakalım bu baskıcılıktır, despotizmdir, faşizmdir. Sadece kendileri gibi yaşanılır, kendileri gibi düşünülürse yaşam hakkı tanıyan bir anlayış söz konusu. Bu durum değişmek zorunda.”

“KAMU EMEKÇİLERİ SANATI ÖZGÜRCE YAPAMIYOR”

Ahmet Özbek, kamuda çalışan kültür emekçilerinin de durumunu aktardı. Özbek, “Kamuda görev alanlar sonuçta devlet memurudur. Önlerine konulan program neyse onu uygularlar” diyerek şöyle devam etti:

“Bugün Kültür Turizm Bakanlığına göre bürokratlar nasıl bir sanatsal faaliyet istiyorlarsa memurlar, onları gerçekleştirebiliyorlar. Tabii ki kamu çalışanları özel sektördekiler gibi tamamen işinden, aşından edilmiyor ama özgür sanat yapmaları, sanatın özgürleşmesi, insanların da sanatla özgürleşmesi tabii ki kamu ile yapılan sanatsal faaliyetlerle de çok mümkün görünmüyor.

KAMUDAKİ KÜLTÜR ÇALIŞANLARI DA YOKSULLAŞIYOR!

“Tüm kamu emekçilerinin beklentileri var. Ülkemizde son 2 yıldır %200’leri bulan enflasyon yaşıyoruz. Kamu emekçilerinin alım gücü son 8 yıldır çok ciddi eridi. Doğal olarak bu kayıpların karşılanacağı kamu emekçilerinin alım gücünün tekrar belli bir refah seviyesine yükselebileceği bir sonuç bekliyoruz ama mevcut yandaş sendikalardan da mevcut iktidardan da bunun kendiliğinden olabileceğini düşünmüyoruz. KESK, ‘hak verilmez alınır’ diyor. Biz bu sebeple mevcut iktidarı uyarıyoruz; kamu emekçilerini açlığa, sefalete mahkum etmeyin. Kamu emekçilerinin en az maaşı yoksulluk sınırının üstünde olmalıdır.

16 AĞUSTOS’TA EYLEM

Bu sebeple de tüm kamu emekçilerini eylemde birlikte olmaya, 16 Ağustos’ta yapacağımız iş bırakmaya, greve katılmaya davet ediyoruz.”

EREN GÜVEN/ANKARA

Şenyaşar ailesi Adalet Nöbeti’nin 22. gününde Adalet Bakanlığı’na alınmadı

0

PİRHA-Meclis’ten Adalet Bakanlığı’na yürüyen Şenyaşar ailesi, gerekçe sunulmadan Adalet Bakanlığı’na alınmadı.

Suruç ilçesinde 14 Haziran 2018’te eski AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Yeşil Sol Yeşil Sol Parti Milletvekilli Ferit Şenyaşar, Ankara’ya taşıdıkları Adalet Nöbeti’ni 22 gündür sürdürüyor.

Yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle tekerlekli sandalye ile Meclis’e gelen Emine Şenyaşar, oğlu Ferit Şenyaşar ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şube üyeleriyle “Adalet” yazılı dövizle Meclis’in Dikmen kapısından Adalet Bakanlığı’na kadar yürüdü. “Bakan yok”, “Bakan toplantıda” denilerek Adalet Bakanlığı’na alınmayan Şenyaşar ailesi, bu defa hiçbir gerekçe sunulmadan bakanlık binasına alınmadı.

Bakanlık önünde bulunan polisler, Emine Şenyaşar’ın elinde tuttuğu “Adalet” yazılı dövizi almaya çalıştı.

(HABER MERKEZİ)

Adana, Mersin ve İzmir’de ev baskınları: Çok sayıda kişi gözaltında

0

PİRHA-Adana, Mersin ve İzmir’de yapılan ev baskınlarında çok sayıda kişi gözaltına alındı.

Adana, Mersin ve İzmir’de yapılan ev baskınlarında çok sayıda kişi gözaltına alındı.

GÖZALTI GEREKÇESİ HAKKINDA BİLGİ ALINAMIYOR

Adana’da polis tarafından sabah saatlerinde birçok adrese eş zamanlı baskın düzenlendi. Gözaltı gerekçesi hakkında bilgi alınmazken, gözaltına alınanların Adana İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğü kaydedildi. Dün gözaltına alınanlar serbest bırakıldı.

Öte yandan dün Ceyhan Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında gözaltına alınan 10 kişi arasında bulunan 4 çocuk, savcılığa sevk edilerek ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı. Gözaltında tutulan 6 kişinin ise emniyetteki işlemleri sürüyor.

İZMİR İL EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ’NE GÖTÜRÜLDÜ

İzmir’de ise sabah saatlerinde bazı evlere baskınlar düzenlendi. Baskınlarda, Gökhan Kızıl, Reyhan Çomak, Mikail Kalın, Hamdullah Seyhan, Ayşe Öztürk, Savaş Özer, Berfin Özer, Felemez Yıldırım, Aziz Yıldırım, İhsan Bakır, Sibel Aydemir, Cahit Doğan’ın gözaltına alındığı öğrenildi.
Gözaltı gerekçeleri bilinmezken, dosyada gizlilik kararı olmasından kaynaklı avukatlara bilgi verilmedi. Gözaltına alınanlar İzmir İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

MERSİN 7 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

Mersin’de de yapılan ev baskınlarında 7 kişi gözaltına alındı. Şahin Ertem (18) ve Dilan Ümit’in de aralarında bulunduğu 7 kişinin, Mersin Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğü kaydedildi.

(HABER MERKEZİ)

Kocatepe Camii’nde fotoğraf çekimi yapan model ve yönetmen gözaltına alındı

0

PİRHA-Kocatepe Camii’nde fotoğraf çekimi yapan yönetmen Bilal Gabra Kısa ve model Ezgi Cebeci gözaltına alındı.

Ankara Başsavcılığı, Kocatepe Camii’nde fotoğraf çekimi yapan yönetmen ve model hakkında soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında yönetmen Bilal Gabra Kısa ve model Ezgi Cebeci gözaltına alındı.

Ankara Valiliği de fotoğraflara ilişkin idari ve adli inceleme ve soruşturma başlatıldığını, “İlimiz Kocatepe Camiinde çekildiği anlaşılan ve sosyal medyada paylaşılan ve cami mehabetini rencide eden görüntüler ve sorumluları hakkında Valiliğimizce adlî ve idari inceleme ve soruşturma başlatılmıştır” açıklamasıyla duyurdu.

Başsavcılığın açıklaması şöyle;

“Yazılı, görsel ve sosyal medyadaki yayınlar sebebiyle yapılan açık kaynak araştırmalarında; Bilal Kısa isimli bir yönetmenin bir bayan şahısla Ankara Kocatepe Camiinde çektiği ve sosyal medyada yayınladığı fotoğraflar sebebiyle TCK’nın 216/3 maddesinde düzenlenen halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama suçundan resen soruşturmaya başlanıldığı;
Bu kapsamda kolluk birimleri tarafından yapılan araştırmada fotoğrafları çekilen bayan şahsın Ezgi Cebeci, söz konusu yayını yapan yönetmenin Bilal Kısa olduğu, şüphelilerin Ankara’da ikamet ettiği hususlarının tespit edildiği, şüphelilerin gözaltına alındığı, ikametlerinde arama, suç delillerine el konulması ve CMK m. 134. kapsamında dijital materyallerinde inceleme kararı verildiği, evrakın mevcutlu olarak hazırlandığı, bilgilerinize arz olunur.”

(HABER KAYNAĞI)

‘Bunlar Ermeni, terörist’ tehdidi Meclis gündeminde

0

PİRHA – Milletvekili Celal Fırat, İstanbul’da yaşayan Tuncel ailesinin, komşuları tarafından “Bunlar Ermeni, terörist” sözleriyle nefret söylemine maruz kalıp ölümle tehdit edilmesini İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya sordu. Fırat, “Tuncel ailesinin can güvenliği tehdidini ortadan kaldıracak önleyici tedbirler alınmış mıdır?” dedi. 

Bianet editörü Ruken Tuncel’in ailesi, Beylikdüzü semtinde 10 Ağustos’ta komşuları M.Y. ve A.Y.’nin sözlü ve fiziksel saldırısına uğramıştı. Ölümle tehdit edilen aile, nefret söylemine de maruz kalmıştı.

2022’DE ALEVİLERE YÖNELİK EN AZ 15 NEFRET SUÇU İŞLENDİ!

Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, konuyu Meclis gündemine de getirdi. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya soru önergesi yönelten Fırat, Sinem Tuncel’in darp edilip, aile üyelerine “Bunlar Ermeni, terörist” denildiğini de belirtti.

Celal Fırat, 2023 Ağustos ayında yayımlanan “Türkiye’de Din, İnanç veya İnançsızlık Temelli Nefret Suçları 2022” raporundaki verileri de önergede işaret etti. Türkiye’de 2022 yılı içinde 36 nefret suçu ve olayı tespit edildiğini belirten Fırat, Alevi toplumunun en fazla hedefte olan grup olduğunu aktardı.

Celal Fırat, “Din, inanç veya inançsızlık temelli nefret suçları, diğer nefret suçları gibi, Türkiye’de önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Türkiye’deki yasal mevzuat ve uygulama ise bu suçlara karşı oldukça etkisiz durumdadır. Oysa nefret suçları toplumsal barışın önünde ciddi bir engel teşkil etmektedir” diye de ekledi.

“NEFRET SUÇLARINI ENGELLEMEK AMACIYLA NE GİBİ ÖNLEMLER ALINMAKTADIR?”

Milletvekili Celal Fırat, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

“*Bianet editörü Ruken Tuncel’in ailesine yapılan saldırı sonrası, Tuncel ailesinin can güvenliği tehdidini ortadan kaldıracak önleyici tedbirler alınmış mıdır?

*Bianet editörü Ruken Tuncel’in ailesine yapılan ırkçı saldırı sırasında A.Y. pompalı diye tabir edilen çekip kurmalı bir silahla ölüm tehdidinde bulunmuştur. Evde bulunduğu iddia edilen silahla ilgili emniyet güçleri nasıl bir işlem yapmıştır?

*Bianet editörü Ruken Tuncel ailesine yapılan ırkçı saldırı başta olmak üzere, tüm nefret suçlarını engellemek ve bunlarla mücadele etmek amacıyla ne gibi önlemler alınmaktadır?

*Türkiye’de din, inanç veya inançsızlık temelli nefret suçları kamu yetkilileri tarafından izlenip kayıt/rapor edilmekte midir? Rapor ediliyorsa son beş yıllık rakamlar nedir?

*Nefret suçları etkili bir şekilde soruşturulmakta mıdır? Zarara ilişkin tazmin mekanizması işletilmekte midir?

*Nefret suçları veya olaylarının çoğunluğunda etkili bir hukuki süreç yürütülmemesi ve cezasızlık politikasının suç işleyenleri cesaretlendirdiği doğru mudur?

*Türkiye’de nefret suçlarının önlenmesine ilişkin ivedilikle kapsamlı bir mevzuat düzenlemesi yapılmasına yönünde bir çalışmanız var mıdır?”

PİRHA/ANKARA