Ana Sayfa Blog Sayfa 166

Gülten Kışanak’a ablasının cenazesinden sonra işkence gibi eziyet; HDP’den sert tepki

0

PİRHA-9 Ağustos’ta ablasının cenazesi için Elazığ’a getirilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Gültan Kışanak’ın, cenaze sonrası kendisine büyük eziyet edildiği ortaya çıktı. Emek Partisi Antep Milletvekili Sevda Karaca, cenazeden sonra Kışanak’ın yanında gecelemek için hiçbir eşya ve kullandığı ilaçları olmadan, Elazığ Hapishanesi’nde geceyi ‘depo gibi, oldukça kirli bir yerde’ geçirdiğini söyledi.

Emek Partisi Antep Milletvekili Sevda Karaca, Twitter hesabından yaptığı açıklamada 9 Ağustos’ta ablasının cenazesi için izin verilen ve Elazığ’a getirilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Gültan Kışanak’ın cenaze sonrası uğradığı muameleye ilişkin bir paylaşım yaptı.

Karaca, Kandıra F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi’nde tutulan Kışanak’ın cenaze sonrası tutulduğu Kandıra Hapishanesi yerine kendisine bilgi verilmeden Elazığ Hapishanesi’ne götürüldüğünü söyledi.

KIŞANAK HABERİ OLMADAN ELAZIĞ HAPİSHANESİ’NE GÖTÜRÜLMÜŞ!

Karaca, yaptığı paylaşımda ablasının cenazesinden sonra Kışanak’ın yanında gecelemek için hiçbir eşya ve kullandığı ilaçları olmadan, habersiz bir biçimde Elazığ Hapishanesi’ne götürüldüğünü ve geceyi ‘depo gibi, oldukça kirli bir yerde’ geçirdiğini söyledi.

Kışanak’ın sabah saatlerinde yetkili biriyle görüşme talebine yanıt verilmediğini aktaran Karaca, Kışanak avukatıyla görüşmek istediğini belirtince kendisine “Sorumlu biz değiliz, sizi buraya getiren jandarmalar, birazdan zaten gelir onlar” cevabının verildiğini belirtti.

KIŞANAK’IN ELİNE AKŞAM YEMEĞİ DİYE BİR POŞET VERİLMİŞ!

Kışanak’ın ısrarı üzerine ailesine nerede olduğu bilgisinin iletildiğini söyleyen Karaca, ailenin yönlendirmesiyle hapishaneye giden Kışanak’ın avukatlarının cezaevi girişinde “Kışanak hükümlü, hükümlüler öğle arasında ziyaret edilemez” diyerek bekletildiğini aktardı. Kışanak’ın avukatlarıyla görüşmesi başlar başlamaz jandarma tarafından ‘alındığını’ dile getiren Karaca, Kışanak’a yola çıkarken de eline bir yemek poşeti tutuşturulup, ‘Akşam yemeği verilmiştir’ içerikli bir belge imzalattırılmak istendiğini aktardı.

Karaca’nın aktardığına göre, Elazığ Hapishanesinden çıkan Kışanak, Elazığ Havaalanı’na gitmeyi beklerken 7 saatlik bir yolculukla önce Sivas’a, sonra Kocaeli’nde bulunan Kandıra Hapishanesi’ne götürüldü. Kışanak, bu yolculuğun ardından saat 03.00’te Kandıra Hapishanesi’ne vardı.

“ADALET BAKANINDAN AÇIKLAMA BEKLİYORUZ”

Kışanak’ın uğradığı muameleye tepki gösteren Karaca, “Bu korkunç muamele hiçbir mahkuma reva görülemez. Hele de taziyesi olan, acısı büyük olan seçilmiş bir siyasetçiye, adeta işkence etmek için böyle bir eziyetin uygulanması hem insanlık dışı hem hukuksuz. Bu konuda Adalet Bakanlığı’ndan bir açıklama bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

HDP’DEN SERT TEPKİ: BU EZİYET İNSANLIKTAN ÇIKMA HALİDİR!

HDP Genel Merkezi ise konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:

“Ablasını kaybeden yoldaşımız Gültan Kışanak cenaze sonrasında yanında ilaçları olmadan Elazığ Cezaevinde depo gibi bir yerde tutulmuş, yol masrafları karşılanmasına rağmen hava yoluyla dönüşüne izin verilmemiş ve saatlerce ring aracında yolculuğa zorlanmıştır. Kışanak’a yaşatılan bu muamele Kürt halkının mücadelesine duyulan kinin, intikam duygusunun açık göstergesidir. Acılı bir insana yaşatılan bu eziyet insanlıktan çıkma halidir. Bu yapılanları asla unutmayacağız!”

(HABER MERKEZİ

Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda yangın!

0

PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın içinde bulunduğu çamlıkta henüz nedeni bilinmeyen bir yangın çıktı. Kısa süreli paniğe yol açan yangın İBB İtfaiye ekipleri tarafından söndürüldü.

Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ne ev sahipliği yapan Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda yangın çıktı. Dergahın doğusunda kalan çamlık alanda çıkan yangının nedeni bilinmezken, yangın İBB İtfaiye ekipleri tarafından söndürüldü.

Kısa süreli paniğe yol açan yangın sonrası dergah girişi polisler tarafından kapatıldı.

PİRHA/HACIBEKTAŞ

Alevi kurumları Hacıbektaş’tan hükümete seslendi: İnancımızı ve kimliğimizi tanıyacaksınız!

0

PİRHA -Alevi kurumları Hacıbektaş’ta yaptıkları toplantının sonuç bildirgesini açıkladı. Hacıbektaş Veli Anma Törenleri’nde sonuç bildirgesini okuyan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Bütün itirazlarımıza rağmen Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdular. Bu başkanlığı kuranlara sesleniyoruz: Hem Cemevi Başkanlığı diyeceksiniz hem de cemevlerimizi ibadethane olarak tanımayacaksınız. Siz kimsiniz?” ifadelerini kullandı. 

Hacı Bektaş Veli anma Etkinlikleri kapsamında Hacıbektaş ilçesinde toplantı yapan Alevi federasyonları ve konfederasyonları, vakıfları toplantının sonuç bildirgesini açıkladı.

Bildirge, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan tarafından Hacıbektaş Veli Anma Törenleri’nde okundu.

Aslan, “Örgütlü mücadelemizin üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen tıpkı bundan önceki yıllarda olduğu gibi eşit yurttaşlık haklarımızdan mahrum olarak Hünkâr’ımızın huzuruna gelmiş bulunuyoruz” dedi.

“ALEVİLER VARDIR ALEVİLİK HAKTIR”

Mustafa Aslan tarafından okunan sonuç bildirgesi şöyle:

“Devletin ve hükümetin asimilasyon çabaları her geçen gün daha da artmaktadır. Bütün itirazlarımıza rağmen Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdular. Bu başkanlığı kuranlara sesleniyoruz: Hem Cemevi Başkanlığı diyeceksiniz hem de cemevlerimizi ibadethane olarak tanımayacaksınız. Siz kimsiniz? Duymadıysanız bir kez daha burdan söyleyelim: Cem ibadetimiz Cemevleri ibadethanemizdir! Aleviler vardır Alevilik haktır!

“ALEVİLERİ KÖKLERİNDEN KOPARMAK İSTEYENLERE CEVABIMIZ NETTİR”

‘’Sevgi muhabbet kaynar, yanan ocağımızda
Bülbüller şevke gelir, gül açar bağımızda
Hırslar, kinler yok olur aşkla meydanımızda
Aslanlar ceylanlar dosttur kucağımızda” diyen Hünkar’ın kucağındaki aslanla ceylanı bize alternatif yaptıkları sözde anma etkinliğinde kaldırdılar.
Daha dün dergahlarımızda Şahı Merdan Ali ve Hünkar‘ın resimlerine tahammül etmeyip kaldıranlar şimdi aynı saygısızlığı bir kez daha yapmışlardır. Hünkar‘ın ve dolayısıyla inancımızın en önemli düsturu olan bir arada yaşam felsefesini ifade eden dünyaya malolmuş resme bile tahammül edemediler. Hünkar‘ımızın ruhunu teslim almaya çalışanlara ve bizi biz yapan değerlerimize saldırıp Alevileri köklerinden koparmak isteyenlere cevabımız nettir. İnancı, rengi, dili, milliyeti, cinsiyeti ne olursa olsun herkesin bir arada, özgürce ve eşit yurttaşlar olarak kardeşçe yaşamasını savunmaya devam edeceğiz. Canlı, cansız bütün varlıkları Hakk‘ın bir parçası olarak görmeye devam edeceğiz.

“İNANCIMIZI VE KİMLİĞİMİZİ TANIYACAKSINIZ!”

Oluşturdukları daire başkanlığı aracılığı ile Dede, Baba ve yol önderlerimize maaş teklifi yaparak devletin memuru hale getirmek istiyorlar. Alevi Bektaşi toplumunun yol önderleri hiç bir devletin memuru olmamıştır bundan sonra da olmayacaktır. Aleviliği tanımak yerine, tanımlaya çalışanlara sesleniyoruz: Aleviliği tanımlamak sizlerin haddi de hakkı da değildir. İnancımız ve kimliğimizi tanıyacaksınız. NOKTA.

“DOĞAMIZA SAHİP ÇIKMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

Sevgili canlar devletin, özellikle Alevilerin ziyaret ve kutsal mekan alanlarını maden şirketlerine ihale etmesi, yangınların çoğunlukla bu bölgelerde yoğunlaşması tesadüf olamaz.
Biz Aleviler cümle canı kutsal sayar, cana kıymayız. Biz Aleviler tarlalarımızda yere düşen başak tanesini kurdun kuşun hakkı olduğu için almayız. Biz, bu toprakların kurdunu, kuşunu, deresini, ırmağını, ağacını, ormanını, börtüsünü böceğini kutsal sayarız. Bugün ülkemizin dört bir yanında doğamız talan edilmektedir. En son Akbelen örneğinde olduğu gibi dağına taşına, ormanına ağacına sahip çıkanlar bütün dünyaya ders vermişlerdir. Bütün halkımızı aynı duyarlılıkla doğamıza sahip çıkmaya çağırıyoruz.

“ÇOCUKLARIMIZI BİLİM DIŞI HURAFELERLE UYUŞTURMAYA ÇALIŞIYORSUNUZ”

Eğitimde dinselleşme ve yaşamın tüm alanlarına sirayet ettirilen gericilik aracılığıyla bugüne kadar uğruna nice bedeller ödenerek kazanılmış haklarımız ortadan kaldırmaya çalışılmış, okullarda okutulan zorunlu din dersleri yetmiyormuş gibi, sözde seçmeli olarak koyulan din dersleri de aslında zorunlu hale getirilmiştir. Buradan toplumun tüm kesimlerini yürüttüğü dinci, gerici, ırkçı politikalarla teslim almak isteyen siyasal iktidara sesleniyoruz. Yıllardır temel taleplerimizden birisi olan zorunlu din derslerinin kaldırılmasıyla ilgili mahkeme kararlarını uygulamadınız. Aksine başta eğitim olmak üzere kamusal alanların tamamını tarikatlara cemaatlere pay ettiniz.
Okullarda devam eden karma eğitim uygulamasına ortadan kaldırıp eğitim kurumlarını harem selamlık hale getirmeye çalışmaktasınız. Çocuklarımızı aklın ve bilimin ışığından uzaklaştırıp tamamen bilim dışı hurafelerle uyuşturmaya çalışıyorsunuz. Hünkar, “Erkek dişi sorulmaz muhabbettin dilinde/ Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde / Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok / Eksiklikle noksanlık, senin görüşlerinde” derken, siz, gençlerimizi, kız ve erkek olarak ayırıp gençlik kampları organize ettiniz.

“LAİK EĞİTİME YÖNELİK HER TÜRLÜ SALDIRININ KARŞISINDA BİZİ BULACAKLAR!”

Kamuoyunda ÇEDES projesi olarak bilinen çalışmayla okullara imam atamaktasınız.
Değerli canlar, buradan sizin huzurunuzda bir kez daha bütün dünyaya sesleniyoruz. Bu türlü ayak oyunlarını bozacağız. Bu proje başta olmak üzere laik eğitime yönelik her türlü saldırının karşısında bizi bulacaklar.

16 EYLÜL’DE İZMİR’DE YAPILACAK MİTİNGE KATILIM İÇİN HALKA DAVET

Bu şiarla 16 Eylül 2023 Cumartesi günü İzmir Gündoğdu Meydanı’nda yapacağımız ’’LAİK EĞİTİM, LAİK YAŞAM VE EŞİT YURTTAŞLIK MİTİNGİ’’ne bütün halkımızı çağırıyoruz. Biz Alevi kurumları olarak bu zor günlerde, her türlü hukuksuzluğun, zorbalığın karşısında duracak; emeğimizi, hakkımızı gasp eden zalimlerin ve onların zulmünün karşısında direnmeye devam edeceğiz.

“DOĞA KATLİAMINA SESSİZ KALMAYACAĞIZ, İZİN VERMEYECEĞİZ”

Emeğimizi hakkımızı gasp eden zalimlerin, zulmün karşısında duracağız. Bizleri yoksulluğa mahkûm eden, insanca yaşama hakkımızı elimizden alan ve bizleri açlıkla terbiye etmeye çalışan bu zihniyete ve saray dalkavuklarına karşı savunmasız olanların hakkını savunmak, sömürüye ve talana dur demek bizim mücadelemizin adıdır. Çünkü biz barış içinde, sevgiyle yaşayacağımız vatanımıza yani geleceğimize sahip çıkıyoruz. Aleviler her daim toplumsal barışa hizmet etmek için, laiklik, demokrasi, hukukun evrensel değerleri, ilkeleri ve sosyal hukuk devletine dayalı bir cumhuriyet için mücadele etmiştir. Cumhuriyeti ileri taşımak ve demokratikleştirmek ve tam anlamıyla laikleştirmekten yana tutum almıştır. Adaletsiz, hürriyetsiz, eşitsiz, hukuksuz, ekmeksiz bir düzen tüm ülkeyi cendereye sokuyor. O cendere de ancak üzerine yürünerek, dokunularak ve kavrayarak kırılabilir. Bu zihniyet iktidara geldiği günden beri ahlaki değerleri, demokrasi, eşitlik, özgürlük kriterlerinin tümünü kirletti; doğayı kirletti. Kısaca insana ait ne varsa kirletti. Müslümanların inançsal değerlerini siyasallaştırarak halkları ayrıştırdı. Başta Suriye olmak üzere bölge halklarına karşı nefret ve savaş suçları da dahil, insanlığa karşı sayısız suça imza attı. Şimdi ise doğaya ve ekolojik dengeye nefretini kusuyor. Ne Akbelen’de ne de başka bir yerde doğa katliamına sessiz kalmayacak ve izin vermeyeceğiz.

“HALKIN GÜNDEMİ AÇLIKLA MÜCADELEYKEN ONLARIN GÜNDEMİ RANT VE TALAN”

AKP zihniyeti, kadınların, yoksulların, emekçilerin, Alevilerin, Sünnilerin, Kürtlerin, Suriyelilerin ve doğadaki tüm canlıların gördüğü 21 yıllık kabustur. AKP demek fatura soygunu demektir, açlık ve yoksulluk demektir. AKP işsizliktir, yalandır, talandır, soygun düzenidir. AKP alttakine din iman, üsttekine han hamam siyasetidir. Milyonlarca insanı açlığa mahkûm edip, bir avuç yandaşı lüks içinde yaşatan yüzsüzlüğün adıdır AKP. Cemaat yurtlarına mahkum edilen çocuklar; baskıdan, şiddetten ve dahi istismardan intihar ederken, insanlar ucuz ekmek kuyruklarında beklerken, esnaf kepenk kapatmışken, gençler akın akın ülkeyi terk ediyorken, Hükümetin derdi ülkeyi bir avuç uluslararası sermayeye peşkeş çekmektir. Halkın gündemi açlıkla mücadeleyken, onların gündemi her zaman olduğu gibi rant ve talandır.

“ÜLKEMİZİN ŞERİATA TESLİM OLMASINA ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ”

Milyonlarca yurttaş olarak, bir araya gelip bu kabusu bitireceğiz. Ülkemizin şeriata teslim olmasına, doğamızın katledilmesine asla izin vermeyeceğiz.
Biz bu ülkede vergilerimizi siz şeriata yatırım yapın, çocukların geleceğini çalın diye vermiyoruz. Bizim tarihimiz 72 millete bir nazarla bakanların eşitlik, demokrasi ve özgürlük için verdiği mücadelelerle doludur. Tıpkı geçmişte olduğu gibi bugün de yarattığınız karanlığa karşı hayatın her alanında ışık olacağız.
Bugün milyonlarca insanı açlığa mahkum edenler, kadına yönelik şiddeti, çocuklara yönelik istismarı “hoş görenler”, bilime, sanata, laikliğe ve evrensel insan haklarına karşı olanlar, yüzleri dahi kızarmadan eşitlikten demokrasiden bahsediyor.

Alevi Bektaşi kurumları olarak diyoruz ki; Çocuklarımızı şeriata teslim etmeyeceğiz! Doğayı talana teslim etmeyeceğiz!

“ÜLKEMİZE, DOĞAMIZA, ÇOCUKLARIMIZA ve GELECEĞİMİZE HIZIR OLACAĞIZ”
Yaygınlaşan ultra milliyetçiliğe, siyasal İslamcılığa, Kürt, Alevi, mülteci düşmanlığına karşı toplumun direnen kesimleri ile demokrasi kavgasına omuz vermeye devam edeceğiz.”

Sonuç bildirgesinde imzası olan Alevi kurumları şöyle:

HÜNKAR AŞKINA.
ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU
ALEVİ DERNEKLER FEDERASYONU
HACI BEKTAŞ VELİ ANADOLU KÜLTÜR VAKFI
AVRUPA ALEVİ BİRLİKLERİ KONFEDERASYONU
ALEVİ KÜLTÜR DERNEKLERİ
PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ
AVUSTURALYA ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU
ALEVİ VAKIFLAR FEDERASYONU
ANADOLU ALEVİ CANLAR FEDERASYONU
CEM VAKFI
ABD PİR SULTAN ABDAL DERNEKLERİ

PİRHA/HACIBEKTAŞ

30. Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü Şenal Sarıhan’a verildi

0

PİRHA- 60. Ulusal 34. Uluslarası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında bu yıl 30’ncusu verilen Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü’nün sahibi Avukat Şenal Sarıhan oldu. 4. Hacı Bektaş Veli Onur Ödülü ise Prof. Dr. Sırrı Bektaş’a verildi.  

60. Ulusal 34. Uluslarası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında düzenlenen Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödül törenine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengül Yılmaz, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez ve yüzlerce yurttaş katıldı.

Tören, Hacıbektaş Belediyesi Semah Topluluğu’nun semah dönmesiyle başladı.

Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok, Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’nin tarihçesine ilişkin bilgi vererek bu etkinliklerin herkese iyi gelen büyük bir bayramlaşma olduğunu söyledi.

Ardından ödül töreni gerçekleştirildi. 30. Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü Avukat Şenal Sarıhan’a verildi. Sarıhan’a ödülü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu takdim etti.

ONUR ÖDÜLÜ PROF. DR. SIRRI BEKTAŞ’A

4. Hacı Bektaş Veli Onur Ödülü ise Prof. Dr. Sırrı Bektaş’a Kılıçdaroğlu tarafından takdim edildi.

Ödül töreni Kardeş Türküler’in konseriyle sona erdi.

PİRHA/ HACIBEKTAŞ

Kılıçdaroğlu: Hacı Bektaş Veli’nin öğretileri evrensel bir miras haline gelmiştir

0

PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anma Etkinliklerinde konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Hacı Bektaş Veli’nin öğretisinin günümüzde evrensel bir miras haline geldiğini belirterek, “Çünkü onların dünyasında düşmanlık yok, dostluk var” dedi.

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 60. Ulusal 34. Uluslarası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında Nevşehir’in Hacıbektaş İlçesinde Hacıbektaş Belediyesi’ni ziyaret etti.

Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü töreninde konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“Hacı Bektaş Ocağı, bir aydınlanma, bir eğitim ocağıdır. Çünkü kişi akıl ile yükselir, bilgi ile büyür. Bilgi ile büyüyen insan topluma sağlıklı, huzurlu bir gelecek hazırlar.

Bilime ve bilimsel araştırmaya çok önem veren Hacı Bektaş Veli bu konuda nasıl bir yol izleneceğini şöyle anlatır: İlimle araştırmalı, izlemeli, gözlemeli ve arştan yerin altına kadar her ne varsa kendinde bulmalıdır.

“ONLARDAN İLHAM ALMAYA GELDİK”

Biz buraya sadece velilerimizi, yani Anadolu erenlerini anmaya ve onlara şükranlarımızı sunmaya gelmedik. Biz buraya aynı zamanda onları anlamaya, onların rehberliğine başvurmaya, onlardan ilham almaya geldik.

Bir ülkede adalet varsa, biliniz ki, onun etrafında, hukukun üstünlüğü, denetlenebilirliği, hesap verebilirlik, can ve mal güvenliği, şeffaflık, eşitlik, liyakat, özgürlük, emeğin üstünlüğü, nitelikli ve kaliteli eğitim, insan ve doğa hakları vardır.

Çağlar ötesinden, onun söyledikleri bugün kainatın evrensel kurallarına dönüşmüş durumda. Bugün Hacı Bektaş-ı Veli’nin söylediklerinden çok uzaktaysak, o güzellikleri nerede yitirdiysek onları arayıp bulmalıyız.

İlk bakacağımız yer, Ahmed Yesevi’nin, Mevlana’nın, Yunus Emre’nin, Hallac-ı Mansur’un, Hoca Nasrettin’in, Pir Sultan’ın öğretileridir. Onların aşk ırmağında, sevgi ırmağında yıkanmaktır.”

PİRHA/HACIBEKTAŞ

Uçar: Hacı Bektaşi Veli’nin öğretisinden nasibini alamamış bir iktidar burada bir anma töreni gerçekleştiremez

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, HDP Halklar İnançlar Komisyonu ve Alevi Masası Üyeleri Nesimi Aday, Kemal Bülbül, Ali Kenanoğlu, Milletvekilleri Celal Fırat, Çiçek Otlu Hacı Bektaş Belediyesi ve Alevi kurumların ortak düzenlediği Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinliklerine katılmak üzere heyet olarak Hacı Bektaş Dergahına geldiler. Burada açıklama yapan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar “Hacı Bektaşi Velin’in öğretisinden nasibini alamamış bir iktidar burada bir anma töreni gerçekleştiremez.” dedi.

İlk olarak, Hacı Bektaş Veli dergahını ziyaret eden heyet, ardından dergah önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Dergah önünde açıklamalar yapan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, Hacı Bektaş Veli’nin ve Kadıncık Ana’nın mekanlarında olduğunu söyleyerek, “Lokma veren herkesin lokmasının kabul olsun” dedi. Uçar, “Bizler de bugün Yeşil Sol Parti olarak sadece siyasi kimliğimizle değil, yüzyıllardır süren Alevi halkının direniş mücadelesinin yanında olduğumuz için Hacı Bektaşi Veli’nin ve kadıncık ananın açığa çıkardığı inanç ve felsefenin öğretinin bu ülkenin sorunlarına ciddi anlamda rehber edeceğini bu ülkenin sorunlarına çözüm bulacağına inandığımız için bu öğretinin mücadelesini veren ve emekçisi olanlar olarak buradayız.” diyerek konuşmasına şu şekilde devam etti:

“Her yıl Hacı Bektaş Veli’de iki çeşit anma gerçekleşiyor sevgili arkadaşlar. Birinci anmaya gerçekleştiren hak ve hakikat alevileri diğer anmaya gerçekleştiren ise hak ve hakikat alevilerin yanında durmak istemeyen devlet haklı ve iktidarın kendisi. En son tanıklık ettiğimiz şey eşitliği, özgürlüğü, barışı, insanı merkeze alan bir öğretiyle tarihe çok ciddi bir miras bırakmış olan Hacı Bektaşi Veli’nin hepimizin hafızasındaki görüntüsü tam da barışı sembolize eden Ceylanla Aslan’ın kucağında olduğu görüntüdür. AKP iktidarının geçtiğimiz iki gün önce yapmış olduğu etkinliklerde Hacı Bektaşi Veli’nin resmine bile müdahale edildi. Resmindeki barış gerçekliği bile inkar edildi. Bunu hep birlikte gördük. Tanıklığımız var. Cemevleri ziyaretinde de Hazreti Ali’nin on iki imamların resmini kaldırtan bir AKP iktidarıyla karşı karşıyayız. Esas olarak karşı karşıya olduğumuz durum Osmanlı’dan bugüne mevcut iktidarın her biri kendi Alevi’sini yaratmak üzere elinden geleni ardına koymadı. Bunun karşısında çok ciddi bir Alevi direniş olduğunda farkındayız. Farkında olmak durumundayız. Bunun mücadelesini vermek durumundayız. Yaklaşık iki üç yıldır AKP iktidarı eliyle önce İçişleri Bakanlığı ziyaretleri sonra da görevlendirilen Kültür ve Turizm Bakanlığı’yla Alevi inancının kendisi Alevi değerleri inkar edilmeye devam ediyor sevgili arkadaşlar. Yine bu iktidar eliyle kendi Alevilerini yaratmak üzere mantar gibi türeyen Alevi kurumlar oluşturuldu. Ve bu kurumlar üzerinden Alevilerin bütün değerleri, tarihsel bütün değerleri, toplumsallaşan bütün değerleri inkar edilerek yeni bir Alevilik yaratılmaya çalışıyor. Ama biz Aleviler, biz Alevi mücadelesini benimseyen ve bunun yolunu yürütenler olarak biliyoruz ki iktidarlar karşısında hiç bitmeyen bir Alevi direnişi vardı. Hiç bitmeyen bir Alevi toplumsallığı vardı. Biz de bu yolun emekçisi olarak bu mücadeleyi Alevilerle birlikte vermeye devam edeceğiz. Az önce türbeyi ziyaret ettik. Türbeyle ilgili arkadaşlarımızın verdiği bilgiden şu cümleyi de söylemeden geçemeyeceğim. 1800’lü yıllarda mevcut Alevi Bektaşi felsefesinin yürütüldüğü bu inanç ve ibadet merkezi ne? Merkezi Nakşibendi tarikatına veriyorlar sevgili arkadaşlar. Biz buna belki de o tarihte ilk kayyum uygulaması da demek durumundayız. İçeride cami var ve bir de Hacı Bektaşi Veli’nin o dönem toplumla birlikte oluşturduğu değerleri ifade eden dergahın kendisi var. Cami açık ibadete ama Alevilerin bir ibadet merkezi olarak tanıdığı mevcut dergahın kendisi ne yazık ki müze içinde ve insanların giriş çıkışları belli bir zaman dilimine tabi. Biz Alevi halkının dergahlarının geri iade edilmesi talebinin yanındayız. Bunun mücadelesini veriyoruz. Biz Alevi halkının cemevlerini ibadet mekanı olarak tanıması için yürüttüğü mücadelenin yanındayız ve mücadeleyi birlikte veriyoruz. Zorunlu din derslerinin kaldırılması dönük Alevi taleplerinin yanındayız

 

Kemal Demir / HACIBETAŞ

 

 

Milletvekili Hüseyin Olan, köylülere yapılan işkenceyi Bakan Yerlikaya’ya sordu

0

PİRHA – Milletvekili Hüseyin Olan, Bitlis’te çıkan çatışma sonrası köylülere yapılan işkenceye dair İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya “Sorumlular ile ilgili bir inceleme başlatıldı mı?” sorusunu yöneltti.

Bitlis’in Tatvan ilçesine bağlı Peyindas köyü kırsalında 10 Ağustos’ta çıkan çatışma ve sonrasında köylülere yapılan işkence Meclis gündemine taşındı.

Yeşil Sol Parti Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan, yaşananlara ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na soru önergesi sundu.

KÖYLÜLERE İŞKENCE YAPILDI!

Milletvekili Olan, çıkan çatışmanın ardından Serkan İpek, Kerem Arvas, Heybet Çelik, Veli Çelik, Mustafa Tedbirli, Necip Tedbirli, Garip İpek ve Hikmet Tedbirli isimli köylülerin gözaltına alındığını belirtti. Olan, avukatların gözaltındaki köylüler ile yaptığı görüşme sonucu işkenceye maruz kaldıklarını belirtirken, Kerem Arvas isimli yurttaşın ise gözaltına alınırken köylülerin önünde gördüğü işkence sonucu iki kaburgasında çatlak meydana geldiği, sırtında morluklar olduğu ve vücudunda kaba dayak izlerinin bulunduğu aktardı.

“İNCELEME YAPMAYI DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?”

Milletvekili Hüseyin Olan, köydeki ablukanın halen devam ettiğini de belirterek İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması talebiyle şu soruları yöneltti:

“Konuyla ilgili kaç kişi gözaltına alınmıştır? Gözaltına alınma gerekçeleri nedir?

Gözaltına alınan köylülerin işkence gördüğü iddialarını soruşturdunuz mu? Sorumlular ile ilgili bir inceleme başlatıldı mı? Soruşturmanın sonucu nedir? Soruşturulmadıysa nedeni nedir?

Gözaltına alınma esnasında işkence sonucu iki kaburgasında çatlak, sırtında morluklar ve vücudunda kaba dayak izleri meydana gelen Kerem Arvas’ın sağlık durumu nasıldır? Konu ile ilgili soruşturma başlatılmış mıdır?

Çatışma bölgesinde köylülerin temel yaşam kaynaklarına erişimini sağlamak ve normal yaşamlarını sürdürebilmelerini desteklemek için Bakanlığınız gerekli tedbirleri almış mıdır?

Köylülerin meralarına ve tarlalarına gitmelerinin engellenmesinin gerekçesi nedir? Bu engellemeler sonucu köylülerin yaşadığı mağduriyet ve zararlar Bakanlığınızca telafi edilecek mi? Zararların giderilmesi ile ilgili köylüler bilgilendirildi mi?

İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü temelinde, Peyindas (Söğütlü) köyündeki duruma ilişkin geniş çaplı bir inceleme yapmayı düşünüyor musunuz? Bu incelemenin sonuçları kamuoyu ile paylaşılacak mıdır?”

PİRHA/ANKARA

‘Leyla’nın Kardeşleri’ filminin yönetmenine 6 ay hapis ve zorunlu ‘eğitim’ cezası

0

Leyla’nın Kardeşleri filminin yönetmeni Saeed Roustayi’ye 6 ay hapis cezası ve 5 yıl film yapma yasağı verildi.
İranlı yönetmen ve senarist Saeed Roustayi, 2022’de gösterime giren, 75. Cannes Film Festivali’nde ödül alan Leyla’nın Kardeşleri filmiyle “rejim karşıtı propaganda” yaptığı gerekçesiyle 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Tahran Devrim Mahkemesi’nin verdiği karara göre Roustayi, yaklaşık bir ay cezaevinde tutuklu kalacak. Roustayi’nin cezasının geri kalanı ise 5 yıl süreyle ertelendi.

5 YIL FİLM YAPMASI YASAKLANDI

Karar göre Roustayi’nin 5 yıl film yapması ve sinemacılarla görüşmesi yasaklanırken, ayrıca yönetmenin Kum’daki Devlet Televizyonu Üniversitesi’nde, “Ulusal ve ahlaki çıkarları korurken film yapımı” dersleri alması zorunlu kılındı.

(HABER KAYNAĞI)

İmamoğlu: İstanbul için bir kez daha yola çıkıyorum

0

PİRHA-Seçim sonrası CHP’de başlayan ‘değişim’ tartışmalarının en önemli isimlerinden İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, yol haritasını açıkladı. Yerel seçimlerde yeniden İBB Başkan adayı olacağının sinyalini veren İmamoğlu, “Sözümü tutmaya devam edeceğim, İstanbul ittifakını kurmaya geliyorum” diye konuştu.

Mayıs ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından CHP’de ‘değişim’ çağrısı yapan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Haliç Kongre Merkezi’nde basın toplantısı yaptı.

İmamoğlu burada yaptığı açıklamada, “Şehrimizin yağmalanmasına, adaletsizlik ve çevre katliamına karşı İstanbul’u bir kez daha savunmak için yola çıkıyorum. Dört sene boyunca olduğu gibi, 16 milyona eşit hizmet götürmek için yola çıkıyorum. Yoksulluğu söküp atan refah içinde bir şehir oluşturmak için yola çıkıyorum. Katılımı ve ortaklaşan aklı merkeze almak için dünyanın tüm teknolojik yeniliklerine ev sahibi olmak için yola çıkıyorum” şeklinde konuştu.

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan İmamoğlu, aday olmadığını belirtti. İmamoğlu, “Ben adayım demedim yola çıkıyorum dedim” ifadelerini kullandı.

“İKTİDAR HALKIMIZI AÇLIĞA MAHKUM ETMEYE DEVAM EDİYOR”

İmamoğlu’nun açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“Hükümet yetkilileri vatandaşı sık sık tasarrufa davet ederken iki kamu bankasının yıllık reklam harcaması 2 milyar lira. Tasarruf sadece vatandaştan mı istenir? Hayır. Bu kadar verginin toplandığı bir coğrafyada açlık, yokluk ve yoksulluk olmamalıdır. Şayet oluyorsa orada çok büyük bir israf, adaletsizlik ve paylaşım sorunu vardır. İktidarın ekonomik tercihlerinin sonunda toplumun en zengin yüzde 20’lik kısmı toplam gelirde aldığı payın arttığını görüyoruz. Bu yıl bu payın yüzde 48’e ulaştığını tespit ediyoruz. Buna karşın en yoksul yüzde 20’nin aldığı pay ise yüzde 6’ya gerilemiş durumda. Zengin ile yoksul arasındaki fark 8 katına çıkmış durumda. Özetle bu iktidar zenginin cebini tıka basa doldururken halkımızı açlığa mahkum etmeye devam ediyor.

Siyasi hayatımın en önemli amacı vatandaşlarımızın çaresizlikten kurtulmasını sağlamaktır. Bu mücadeleyi son 4,5 yılda İBB başkanı olarak verdim. Bu aynı zamanda bir demokrasi mücadelesiydi. İktidarın baskılarına karşı en üst seviyedi direncin simgesi olmuştur.

Açıkça ifade etmeliyim ki mayıs seçimlerinden sonra iktidarın muhalefeti topyekün tasfiye çabalarına en güçlü karşı koyuş, duruş, başta İBB olmak üzere ülkemizin ülkemizin metropollerinde gerçekleşecek.

“31 MART’TA TÜM VATANDAŞLARIMIZI BERABER YOL YÜRÜMEYE DAVET EDİYORUM”

31 Mart 2024 mahalli seçimlerinde tüm vatandaşlarımızı, demokrasimizi yeniden yeşertmek ve şehirlerimize sahip çıkmak için beraber yol yürümeye davet ediyorum. İBB Başkanı olarak, diğer belediye başkanlarımız ile omuz omuza bu demokrasi mücadelesinin öncülüğünü tarihi bir sorumluluk olarak görüyorum.

İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır, ben bu sözü çok önemsiyorum. Şüphesiz yerel seçimlerde İstanbul’u kazanmak büyük bir siyasi başarıdır, bunu biliyorum. İstanbul’u kazanan bir belediye başkanı dünyanın en güzel şehirlerinden birine hizmet etme onuruna ulaşır. Eğer o kişi bu fırsatı iyi değerlendirirse bu başarı onu ulusal ve uluslararası siyasette başka noktalara taşır buna şüphe yok. Ama ben ‘İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır’ sözünü sadece seçim galibiyeti olarak anlamıyorum. Benim gözümde İstanbul, Türkiye’nin gelecek tahayyülünün hayata geçtiği şehir olmalıdır.

“İSTANBUL’DA TAHAMMÜLÜ İMKANSIZ HALE GELEN NÜFUS YOĞUNLAŞMASI VAR”

İstanbul’un sorunlarını çözmek Türkiye’nin sorunlarını çözmektir. İstanbul uzun süre ihmal edilmiş devasa sorunlarla iç içe bir şehirdir. Tahammülü imkansız hale gelen nüfus yoğunlaşması var. Özellik iktidarın teşvik ettiği sığınmacı akışı kentimizi boğmaktadır. Resmen insanlarımız bundan en derin haliyle şikayet içinde. Emekçilerin, emeklilerin, gençlerin ve kadınların dertlerini umursamayan ekonomi politikalarıyla yükselen hayat pahalılığı toplumsal düzeni tehdit ediyor.

“KENDİMİ İSTANBUL İLE MÜHÜRLÜ KABUL EDİYORUM”

İstanbul ve Türkiye’nin kaderleri mühürlüdür. Bu nedenle ben de kendimi İstanbul ile mühürlü kabul ediyorum. Hayatımı adadığım bu mukaddes şehrime en üst seviyede hizmet etmeyi Türkiye’ye hizmet olarak görüyorum. Aziz şehrimizdeki ihmal edilmiş, çözülmemiş zorlukları ve sorunları tek tek alt edip kalıcı bir şekilde çözerek, Türkiye’nin sorunlarının nasıl çözüleceğini gösterdik, devam ediyoruz.

25 yıllık bir dönemden sonra İstanbul’da oluşturduğumuz yeni yönetimle milletimize çok daha mutlu bir Türkiye ihtimalinin varolduğunu kanıtlıyoruz. Hayatım boyunca bir koltuğa değil sürekli bir misyona aday oldum. Bugün bu misyon Türkiye’nin yeni bir siyaset, yeni bir yönetim anlayışına kavuşturulması misyonudur. Bu topraklarda cesur bir demokrasinin, adeletin, hukukun üstünlüğünün ve güçlü bir devletin yeniden tesisi benim öncelikli hedefimdir.

Hayatımın hiçbir döneminde siyaseti sadece siyasi partilerden ibaret görmedim. Partiler demokratik hayatın önemli organlarıdır ama gücünü yerelden alan bir yönetici olarak siyaseti hep toplumla omuz omuza yapılan dönüştürücü bir eylem olarak gördüm. Geçmişte olduğu gibi bundan sonraki yolculukta da benim yol arkadaşlarım gençler ve kadınlardır, emekliler ve yaşlılardır, engelliler ve keşfedilmeyi bekleyin girişimci zihinlerdir.

Bu vesileyle Türkiye’nin yönetiminden, yoksulluktan, demokrasimizin ölüme terk edilmesinden, emeğin sömürülmesinden, kültür hayatımızın çölleşmesinden, gençlerimizin doktorlarımızın ülkelerini terk etmesinden isyan eden tüm yurttaşlarıma sesleniyorum… Sevgili yurttaşlarım İBB’yi hep birlikte korumalıyız. İBB’nin bu iktidarın eline geçmesinin maliyetinin idrakına varmalıyız. Geçen sürede İBB’yi gayrihukuki yollarla elde etmek için çok yol denendi.

“İSTANBUL İTTİFAKINI KURMAK İÇİN ELİMDEN GELENİ YAPACAĞIM”

Seçimlerde İstanbul’u hep birlikte tekrar kazanmak için bir araya gelmeliyiz. Aramızdaki tartışmaları bir kenara bırakıp milletçe bu sürece odaklanmalıyız. Bu başarı için parti ayrımı yapmadan beraberce hareket etmemiz gerekiyor. Partiler ötesi İstanbul ittifakını kurmak için elimden geleni yapacağım.

Özellikle CHP’li yol arkadaşlarıma da seslenmek istiyorum; mayıs 2023 seçimlerinde yaşadığımız hayal kırıklığı ifade ediyorum ki beni çok derinden üzmüştür. Ben bunu birçok vesile ile de dile getirdim. Halkımızdan bu seçim mağlubiyetinden dolayı özür diledim. Bu hayal kırıklığının nedenlerinden biri de unutmayalım ki yenilginin sorumluluğunu üstlenme, gerçekle yüzleşme konusunda gerekli duyarlılığın gösterilmemesidir, gösterilememesidir. 28 mayıs gecesinden başlayarak ortaya konan tavır partililerimizi seçmenlerimizi anlamak ve hissetme kaygısından ne yazık ki maalesef ki çok uzaktır. Ben bu mağlubiyetin partimizde köklü ve kapsayıcı bir tazenle sürecinin başlamasına vesile olduğunu da görüyorum.

“CHP ARTIK SEÇİM KAYBEDEMEZ”

Artık CHP seçim kaybedemez, kaybetmemeli. CHP, ikinci parti olmakla övünemez, övünmemeli. CHP önderliğindeki toplumsal ve siyasal muhalefetin aynı zamanda yerel seçimleri kazanması zorunluluktur. CHP’liler bu yüksek kazanma arzusu ile bilinci ile hareket etmek mecburiyetindedir. Belediye meclislerini de hep birlikte kazanmalıyız. Bütün örgütümüz bu değişim sürecini uyum içinde tamamlamak ve çalışmak zorundadır.

Değişim, dönüşüm aynı zamanda köklü bir kadro harekatıdır. Genel başkandan yönetime, üye yapısından parti seçimlerine kadar pek çok hususu kapsamaktadır. Yenilenme, değişim, dönüşüm tabii ki kolay değildir ama bunu başarmak zorundayız. Milletimizin seçim sonrası oluşan hayal kırıklığının kalıcı hale gelmesi önemli risktir. Bu risk önümüzdeki yerel seçimlerin kazanılmasında engeldir. Demokrasimizin esas olarak karşı karşıya bulunduğu en önemli tehlike milletimizin umutsuzluğunun kökleşmesidir. Çok büyük bir tehdittir. Ben partimin bir evladı olarak bu dönüşüme en içerikli ve en etkili şekilde katkı sunmaya devam edeceğim.

Şehrimizin yağmalanmasına, adaletsizlik ve çevre katliamına karşı İstanbul’u bir kez daha savunmak için yola çıkıyorum. Dört sene boyunca olduğu gibi, 16 milyona eşit hizmet götürmek için yola çıkıyorum. Yoksulluğu söküp atan refah içinde bir şehir oluşturmak için yola çıkıyorum. Katılımı ve ortaklaşan aklı merkeze almak için dünyanın tüm teknolojik yeniliklerine ev sahibi olmak için yola çıkıyorum. 2019’da olduğu gibi CHP’li yol arkadaşlarımla, farklı partilere gönül veren kıymetli hemşehrilerim İstanbullularla kentine sahip çıkan, oyuna sahip çıkan gönüllülerle tekrar İstanbul ittifakını en güçlü şekilde kurmaya geliyorum. İstanbulluları ve tüm yurttaşlarımı da bu yürüyüşe davet ediyorum.

Sevgili CHP’liler, kıymetli İstanbullular, benim çok değerli vatandaşlarım inanınız ki her şey çok güzel olacak.”

Gazeteci Barış Pehlivan beşinci kez cezaevine girdi

0

Gazeteci Barış Pehlivan, daha önce 3 yıl 9 ay ceza aldığı ve cezaevinde 6 ay kaldıktan sonra tahliye edildiği davayla ilgili bugün Silivri’deki Marmara Açık Cezaevine girdi.
Denetimli serbestlik talebi yanıtlanmayan Pehlivan, Kovid-19 izinlisi hükümlülerin tekrar cezaevine girmesini engelleyen düzenlemeden de yararlanamadı. Pehlivan’ın itirazının kabul edilmemesi halinde sekiz ay cezaevinde kalması bekleniyor.

“BENİMKİ SADECE OKYANUSTA BİR KUM TANESİ”
Gazeteci arkadaşlarıyla vedalaşan Pehlivan konuşmasında, “Bildiğiniz bir süreç, beni aşan bir mesele. Bu biraz da halkın gerçekleri öğrenme çabası. Türkiye maalesef son 20 yıldır bunlarla mücadele ediyor. Sadece gerçekleri yazdığı için düzenli olarak insanlar hapse giriyor. Benimki sadece okyanusta bir kum tanesi. Ben girerim yine içeride yazmaya devam ederim, yine gerçekler için mücadele etmeye devam ederim. Mücadeleye devam.” dedi.

“NEDEN BENİ KAPSAYAN YASADAN FAYDALANDIRILMIYORUM”

Pehlivan, Silivri Marmara Cezaevi önünde yaptığı açıklamada ise:
“Gazeteci Barış Pehlivan, “Arkadaşlar ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Şu an Silivri Cezaevine de Türkiye Cumhuriyeti kimliğimle giriyorum. Orada bana Türkiye Cumhuriyeti’nin verdiği bir kimlik numarası var. Bunları niye hatırlatmak zorunda kalıyorum? Bu toprakların bir Büyük Millet Meclisi var. Bu toprakların Gazi Meclisi var. Ve bu toprakların o Gazi Meclisi’nde bundan tam bir ay önce 15 Temmuz’da bir yasa çıktı. Ve o yasa 100 binden fazla kişiyi kapsıyordu. İçeride hükümlü olan cinayet hükümlülerini, tecavüz hükümlülerine, uyuşturucu satıcılarına, çocuk tacizcilerini kapsayan bir yasadan bahsediyoruz. O yasanın ikinci fıkrası, bakın maalesef bu kadar hukuk bilmek zorunda kalıyorum. 10. maddenin ikinci fıkrası benim cezaevine girmemi engelliyor. O geçici 10. maddenin ikinci fıkrası benim özgür olmamı emrediyor. Ancak buna rağmen ben gördüğünüz gibi maalesef Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmama rağmen bu ülkenin meclisinde çıkan yasadan faydalandırılmıyorum. Bana haftalardır bir açıklama yapılmasını istiyorum. Neden ben bu ülkenin meclisinden çıkan ve beni de kapsayan yasadan faydalandırılmıyorum. Benim bir cinayet hükümlüsünden bir tecavüz hükümlüsünden bir uyuşturucu satıcısından, bir dolandırıcıdan daha tehlikeli olduğumu mu düşünüyorlar? Ben neden faydalanamıyorum? Ben bunun isyanını ediyorum” dedi.

(HABER KAYNAĞI)