Ana Sayfa Blog Sayfa 168

2. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali üçüncü gün etkinlikleri tamamlandı-

0

PİRHA- AKD’nin 9-13 Ağustos tarihleri arasında düzenlediği 2. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nin üçüncü gün etkinlikleri, ‘Karpuzun İçindeki Masal’ çocuk tiyatrosuyla başladı. Etkinlik, Mektebi İrfan Zakirleri’nin deyişleri ve ‘Aleviliğin Güncel Sorunları ve Çözüm Yolları’ paneliyle son buldu.

Alevi Kültür Dernekleri’nin (AKD), Balıkesir’in Altınoluk ilçesinde bu yıl ikincisini düzenlediği Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nin üçüncü günü ‘Karpuzun İçindeki Masal‘ isimli çocuk tiyatro oyunu ile başladı. Alevilik inancının ‘Rıza Şehri’ kavramını konu alan oyun izleyicilerden yoğun ilgi gördü. Festival, Mektebi İrfan Zakirleri’nin okuduğu deyişler ile devam etti. Üçüncü günün son etkinliği ise Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) önceki dönem vekili Mehmet Tüm moderatörlüğündeki ‘Alevilerin Güncel Sorunları ve Çözüm Önerileri’ paneli oldu.

“KADINLARIN HATRINA BU İNANÇ YÜRÜYOR”

Panelde ilk olarak söz alan Alevi Kültür Derneği Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, “Öyle bir inanç içine doğuyoruz ki insana baktığımızda cinsiyet görmüyoruz. Onlara can diye bakıyoruz. Asimilasyon politikalarını en derin hissettiğimiz gündemimiz kadın. Bu haliyle şöyle bir yorum yapabiliriz; Aleviliğin kadınla bir problemi yok ama Alevilerin var. Kadınların hatrına bu inanç yürüyor. Bir cemevinin içinden kadını çıkarıp aldığınızda hiçbir hizmet dört dörtlük yürümez” dedi.

“TÜM OKULLAR MEDRESEYE ÇEVRİLİYOR”

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe de, “Laiklik elden gidiyor gibi söylemler içerisine düşüyoruz. Ancak laikliğin özellikle eğitim içerisinde kurumsallaşmadığını görüyoruz. Uygulamalara baktığımızda gericiliğin, akıl ve bilimden uzak eğitim sisteminin yerleştiğini görüyoruz. Eğitimi tüm yönleriyle değerlendirdiğimizde mevcut olan eğitim sisteminin ırkçı, gerici, ayrımcı, asimilasyoncu, halkları birbirine düşmanlaştırıcı bir sistem olduğunu görmemiz mümkün” dedi.

Erçe, ÇEDES projesi adı altına okullara imam atanmasına tepki göstererek “Tüm okullar imam hatiplere, tüm dersler din dersine çevrilmişti şimdi yetmedi tüm okullar medreseye çevriliyor” diyerek tepki gösterdi.

Milli Eğitim Bakanı’nın karma eğitim karşıtı sözlerine dikkat çeken Erçe, “Bütün bu gerekçelerle Alevi kurumları boş duramaz. Bir kez daha görev üstlendiler. Eğitim sendikalarıyla, veli dernekleriyle ve diğer demokratik kitle örgütleriyle görüşerek bu projenin geri püskürtülmesi için bir eylemlilik dizisi kararın aldı” diye konuştu.

“ASİMİLASYON SADECE TÜRKİYE’DE DEĞİL AVRUPA’DA DA VAR”

Panelden konuşan bir diğer isim olan Avrupa Alevi Birlikler Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat konuşmasında şunları ifade etti:

“Asimilasyon sadece Türkiye’de değil bütün egemen kültürün alt kültürleri asimile ettiği bir gerçeklikten yola çıkarsak bu sorun Avrupa’da da var. Buna rağmen Almanya’da hemen hemen bütün anayasal haklarımızı elde etmiş durumdayız. En son almış olduğumuz kamu tüzel kişilik statüsü Almanya’da bir inanç toplumunun alabileceği en üst statüdür. Avrupa’da bir kaygımız var o da elde ettiğimiz haklarımızın içini nasıl dolduracağımız.”

“ALEVİLER CEMEVLERİNİ HERKESE AÇTI”

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez panelde deprem konusunu ele aldı. Geçmez, “Dünyanın ve doğanın devamı için deprem olmazsa olmazdır. Deprem dünyanın her yerinde oluyor ama bununla mücadele etmek çok kolaydır. Çünkü bilim bunu rahatlıkla çözmüştür. Ancak deprem bölgesinde insanların çaresizliğini gördük. Devletin her türlü imkanlarından faydalanan kamuya ait binaların nasıl yıkıldığını gördük. Bütün insanların nasıl cemevlerine sığındığına şahit olduk. Nerede bir cemevi varsa depremden etkilenen insanlar cemevi aramaya başladılar. Aleviler cemevlerine herkese açtılar” dedi.

“ALEVİLERİN BÜTÜN TALEPLERİ SİYASİ TALEPLERDİR”

Panelde son olarak Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Yardımcısı Aydın Deniz konuştu. Deniz, “Alevilerin bütün talepleri siyasi taleplerdir. Yaklaşık 35 yıllık mücadelede taleplerimiz oldu. Şimdi de Alevilere kültür ve daire başkanlığı biçildi. Yeni taleplerimizden bir tanesi daire başkanlığının kaldırılması. Söylemlerimizi, isteklerimizi yüksekten dillendirmemize rağmen her zaman olduğu gibi hükümetin bir kulağından girdi ötekinden çıktı” diyerek Alevi daire başkanlığına tepkisini dile getirdi.

Festivalin üçüncü gün etkinlikleri soru-cevapla son buldu.

Dilan ŞİMŞEK- Rozerin TEK/ BALIKESİR

Mezitli Cemevin’de aşure lokması paylaşıldı

0

PİRHA- Mezitli Cemevin’de paylaşılan aşure lokmasında günümüz Kerbelalarına dikkat çekildi.

Alevi toplumu ve kurumları aşure lokmalarını paylaşmaya devam ediyor. Mezitli Cemevi tarafından lokma paylaşımında bulundu. CHP ve Yeşil Sol Parti Milletvekilleri ve belediye başkanlarını yanı sıra onlarca yurttaşın katıldığı lokma paylaşımı Kazım Açıktepe Dedenin gulbangıyla çerağ uyandırıldı.

Yapılan konuşmalarda günümüzde Kerbelaların yaşandığına dikkat çekilerek, Alevilerin talepleri sıralandı.

PİRHA/MERSİN

Ana Fatma Cemevi’nde aşure lokması paylaşıldı

0

PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Ana Fatma Cemevi’nde devletin, belediyelerin yardımlarıyla değil hak lokmalarıyla aşure yaptıklarına vurgu yaparak aşure lokmasını paylaştı.

Muharrem orucunun sona ermesiyle birlikte Alevi toplumu aşure paylaşmaya devam ediyor. Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi’nin lokma paylaşımına Alevi kurumları ve siyasi parti temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

“İKTİDAR ALEVİLERİ ASİMİLE EDEREK YOK ETMEYE ÇALIŞIYOR”

DAD Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudakaşure lokmasından önce yaptığı konuşmada devletin ve belediyelerin yardımlarıyla aşure lokması yapmadıklarına vurgu yaparak, “Aşure bizim için çok anlamlı ve değerlidir. Yaptığımız aşure iyi günlere, barışa vesile olsun diyoruz. Alevi kurumları işin biraz kolayına kaçıyor, belediyelerle birlikte aşure yapıyor. Biz bunu doğru bulmuyoruz. Aşure hak lokmasıdır. Siyasal iktidar geçmişten bugüne baktığımızda dün Alevileri katlediyordu bugün asimile ederek yok etmeye çalışıyor” dedi.

Zakir Nimet Yıldız ve Zakir Hızır Çelebi’nin seslendirdiği deyişler sonrasında pişirilen aşure lokması paylaşıldı.

Buse Nehir Demir/ ANKARA

ABF’den, Diyanetin o çağrısına yanıt: Ali Erbaş, aslında şeriat çağrısı yapmaktadır!

0

PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, okul ve çalışma saatlerinin cuma namazına göre ayarlanması gerektiği yönündeki açıklamasını eleştirdi. Yapılan açıklamada “Diyanet, farklı inanç ve toplumları yok sayarak aslında şeriat çağrısı yapmaktadır” denildi.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 4 Ağustos tarihli cuma hutbesinde yer alan “İşyerlerimizdeki mesai saatlerini, okullarımızdaki ders programlarını cuma namazının vaktine göre düzenleyelim” ifadelerine bir tepkide ABF’den geldi.

“ANAYASA KARŞITI BİR KURUM”

ABF tarafından yazılı yapılan açıklamada “Diyanet İşleri Başkanlığı, kuruluş amacından uzaklaşmış siyasal İslamcıların hedeflerini gerçekleştirmek için en büyük araç olmuş, Alevileri asimile etmenin merkezi olmuş, şeriatçı odakların en önemli destekçisi olmuş, Hanifi yaşam biçimini dayatan ve kadro sayısı ile devasa bir kuruma dönüştürülmüştür. Halka sınav veriyorsunuz diye fakirliği öven, cennet vaadinde bulunanlar, milyonlarca liralık Mercedes’lerinden taviz vermeyenlerdir” ifadeleri kullanıldı.

“ANAYASA KARŞITI BİR KURUM”

Açıklamanın devamında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yetkilerini aşarak Anayasa’ya aykırı eylemelerde bulunduğu vurgusu yapıldı. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, şeriat çağrısı yaptığı ifade edilerek, açıklamada şu cümlelere yer verildi:

“Anayasanın demokratik, laik, sosyal hukuk devleti maddesini, laiklik acısından toplumsal yaşamın dini kurallara göre düzenlenemeyeceği gerçeğine aykırı hareket eden DİB, Anayasanın 136. Maddesinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yetkileri belirtilmiş olmasına rağmen son yıllarda anayasa karşıtı bir kurum haline geldiği görülmektedir.

Milyonlarca insanı açlığa mahkum eden sistem hakkında tek kelime etmeyen Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, okulların ve çalışma saatlerinin Cuma namazına göre ayarlanması gerektiği yönünde yaptığı açıklama ülkede çağdaş, modern ve laik yaşamak isteyenleri, farklı inanç ve toplumları yok sayarak aslında şeriat çağrısı yapmaktadır. Ülkemizde gerek kamu, gerek ise özel sektörde çalışanların Cuma namazına gitmek istediğinde engellenmediğini biliyoruz. İnsanların inançlarını sömürü çarkının merkezine koyarak milyonları açlığa mahkum edenleri, Ortadoğu ülkelerinden biliyoruz. AKP, sömürü sistemini artık devletleştirmek istiyor. Çünkü şeriat demek, alttakine din iman, üsttekine han hamam demektir. Kadına şiddet, çocuk evlilikleri, açlığa mahkum edilen milyonlar demektir.

Alevi Bektaşi Federasyonu olarak laik ve demokratik cumhuriyetin inşası için mücadeleye devam edeceğiz. Bu ülkede gerçek demokrasiden yana olanlar ile yoldaş, cumhuriyetin kuruluş ayarları ile oynamaya çalışanlara karşı duruş olacağız.

Her kesimin ciddi rahatsızlık duyduğu Diyanet İşleri Başkanlığının artık kaldırılması ve ülkenin aydınlık geleceğinin önü açılması gerekmektedir.”

PİRHA/ANKARA

CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu

0

Televizyonlarda, gazete köşe yazılarında herkes bir CHP değişimini konuşuyor, yazıyor.

Değişim dedikleri Alevi Kemal beyin gitmesini istemekten öte bir şey değil aslında ama bunu açık dile getiremiyorlar. Kemal bey istifa ettiğinde CHP değişecek algısını yayıyorlar.

Daha ileri giderek CHP’yi Alevi bir klik yönetiyor söylemleri, içlerindeki ideolojinin dışa vurumunun tam da kendisi. Türk tipi faşistlik dediğimiz benzetmeye kanıt örneklerden birisinin daha yeni örneği. Hem bölgeci, hem mezhepçi, hem de laik olduklarını söylüyorlar da bu dünyada örneği olmayan bir şey.

CHP’de bir siyasi çizgi olmadığı için, Mevlana misali herkese gel diyen ama gelenlerin hiçte CHP’li olmadığını görmekten yoksunlar veya işlerine öyle geliyor. Neymiş; CHP hem solcu, hem muhafazakar, hem milliyetçi bir partiymiş. Yesinler aklınızı…

Hem milletvekili hem Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu durumu çok açık gördük.

Örneğin, CHP İlce Başkanı olan yerlerdeki x.. Partililer, gönüllü hem de gerçek CHP üyesi arkadaşları allem, kallem etti sandıklara yaklaştırmadılar. Bu durumu hepiniz biliyorsunuz.
Muhafazakar dediğiniz yerlerde 22 Bin sandıkta Kemal beye tek oy çıkmadı.

Neden?

Milliyetçi dediğiniz yerler de Aldığınız oy sayısı belli.

Neden?

Demek ki her türlü siyaset olma işi kandırmacadan öte bir şey değilmiş. CHP tüzüğünde sosyal demokrat olduğunu yazıyorsa, bu partinin Başkanı, yönetimleri, kadroları da sosyal demokrat olmalıymış.

Bu durum değişmediği süre içinde yüz seçime daha girilmiş olsa bu sandıklarda görevli görünen CHP’liler yine oy vermezler. Çünkü onların başka yerlerin insanları olduğu daha nasıl anlaşılacak?

Evet, CHP değişmeli, hem de baştan aşağı değişmeli. Gerçek Sosyal Demokrat kimliği kabul eden bir değişim olmalı bu.

İşin bir de öteki yüzü var. Kemal beyin Alevi kimliği. Gerçi laikçi geçinen ulusalcıların genel başkan seçildiği günden başlayan Alevifobisi gazete ve televizyon arşivlerinde duruyor. Kemal beyin aday olması, partisin ve 6’lı masacıların büyük çoğunluğunun hiçte laik falan olmadıklarını ortaya çıkardı. Bunları görünce “iyi ki seçimleri kazanmamışlar” diyesi geliyor insanın. İlk başta değişim diye ortalığı velveleye verenler sahte laik, sahte sosyal demokrat mı olacaklar buna bir karar vermeliler. Hem Alevi düşmanı, hem laik, hem sosyal demokrat olunmaz. Olunursa Türk tipi olur. Ülkenin dağını, deresini, ovasını satan Türk dinciliği, Türk milliyetçiliği gibi ne olduğu karanlık bir ideoloji.

Son söz olarak söyleyim, Kemal beyin bu istekler üzerine istifa etmesi bir tek sarayın işine gelecektir.

Alevi düşmanı bu beylere bir de hatırlatma yapayım; hani milletvekili seçilecek kadar aldığınız oylar var ya, o oylar Alevilerin, Kürtlerin ve solcuların oyları. Gözünüze dursun, zehir zıkkım olsun.

Bir de, şehirlerde dönen büyük ratlar var ki kim kiminle dost, kim kiminle iş çekiyor insanın aklı duruyor.

Onu da başka bir gün konuşalım.

13. Hızırşah Etkinlikleri halk konseriyle sona erdi

0

PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Datça Şubesi, Muğla Büyükşehir Belediyesi ve Datça Belediyesi’nin katkılarıyla yapılan Hızırşah Etkinliği halk konseriyle sona erdi.

Bu yıl 13’üncüsü düzenlenen Hızırşah Etkinlikleri kapsamında paneller, öykü-şiir yarışması, ödül töreni, lokma paylaşımı, konserler gibi etkinlikler gerçekleştirildi.

Etkinlikle ilgili konuşan HBVAKV Datça Şube başkanı Murat Yıldırım “13’üncü Hızırşah etkinliğini yaparken bize katkı sunan destek veren tüm kurum ve kuruluşlara sponsorlara, gönülden destek veren sanatçılara ve emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Umuyoruz ki gelecek sene 14. Hızırşah’da bir arada oluruz yine” dedi.

Konuşmanın ardından Gökhan Erol, Erdal Akkaya ve Ermeni sanatçı Udi Yarvant Bostancı’nın söylediği Türkçe, Kürtçe ve Ermenice türkülerle, çekilen halaylarla 13.Hızışah etkinliği tamamlandı.

Cebrail ARSLAN/MUĞLA

‘Bizi biz olarak niteleyen şeyler artık çöktü, birlikte yaşamayı bilmiyoruz’

0

PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça şubesi öncülüğünde, 13’üncü Hızırşah etkinliği kapsamında “Birlikte nasıl yaşarız” paneli yapıldı. Panelin konuşmacılarından Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, “Bizi biz olarak niteleyen şeyler artık çöktü. Dolayısıyla da birlikte nasıl yaşayacağımızı bilmiyoruz. Bütün modeller çöktü, yeni bir model arayacağız. Yani yeni bir yol bulacağız ya da o yolu yaratacağız” dedi. 

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Datça Şubesi Cemevi’nin gerçekleştirdiği Hızırşah Etkinlikleri kapasamında “Birlikte nasıl yaşarız” paneli yapıldı.

Zübeyir Çelik moderatörlüğünde Prof. Doktor Ayhan Yalçınkaya, Seyit Sevdin Ocağı mensubu Mehmet Ali Doğan ve Ermeni sanatçı Udi Yarvant Bostancı’nın katılımı ile yapılan panelde, birlikte yaşamanın önemine dikkat çekildi.

“SEVMEYİ, KUCAKLAŞMAYI BİLMEZSEK ASLA BİR YERE VARAMAYIZ”

Ermeni sanatçı Udi Yarvant Bostancı, Aleviliğe sevdasının 9-10 yaşlarındayken başladığını belirterek, “Kuyumcuda çalışıyordum 5 lira haftalık alırdım. Tam yolumun üstünde bir plak dükkânı vardı ve o dönemde 45’lik plaklar satardı. 5 lirayı anneme vereceğim. Annem bana 1 lira veya 1 lira 25 kuruş sinema parası verecek ve o haftada Yılmaz Güney’in filmi varsa yaşamışız zaten. Birini seversin, birine âşık olursun. Birlikte yaşamanın güzelliği sevgiden geçer. Bir de bu işin ucunda Ermenilik de var” dedi.

Bostancı, Amerika’ya gitme kararının nedenini ise şöyle anlattı:

“Bir gazinoda çalışıyorum. Ast solist Şükran adında bir ablamız var Rumca okuyor benim de yeni parladığım dönemler beni de Ermenice okuyayım diye aldılar. O zamanlar rahmetli Hrant’ın Agos Gazetesi daha yoktu. Jamana Marmara vardı ve onda da sürekli reklamım çıkıyordu. Rumca okuyan var, Türkçe okuyan var, ben de Ermenice parçalar okuyordum. Hem Türkçe okuyorum hem Ermenice. Kürtçe nerede hak getire. Ermenice okuyorum, Türkçe okuyoruz. Bir gece biri geldi, dedi ki “nece okudun? Ben de gayet heyecanlı “Ermenice okudum” dedim. “Vay ki sen Ermenice okudun. Ne ana, ne avrat, ne bayrak, ne bacı, aklına ne gelirse küfür yetmezmiş gibi, ‘yarın ben buraya geleceğim,  istiyorsan bir Ermenice oku kafana sıkarım’ dedi. ‘Yarın yine geleceğim, ben de yine okuyacağım sen de gel sık kafama’ dedim. Hani birlikte yaşamak güzel ya, kardeşçe yaşamak güzel ya, nasıl yaşayacaksın? Nasıl becereceğiz. Yani sen Kürtçe’nin K’sine Ermenice’nin E’sine tahammül etmezsen, biz birbirimizi sevemezsek, Aşık Mahsuni’nin dediği gibi ‘hümanist, komünist, sosyalist, insandan gayrısı yalandır yalan, doğarken var mıydı gavur müslüman?’ Biz birbirimizi nasıl seveceğiz? Biz sevmeyi bilmezsek, kucaklaşmayı bilmezsek asla bir yere varamayız. Ben böyle düşünüyorum.”

“HER ŞEY HAK İLE BAŞLAR HAK İLE BİTER”

Seyit Sevdin Ocağı mensubu Mehmet Ali Doğan, Bostancı’yı dinledikten sonra konuşmasında acılarının, kaderlerinin, çektikleri acıların ortak olduğunu belirterek, “Aynı topraklarda yaşamışız, onun kadar ben de duygulandım. Belki benim anlattığımdan anladığım kadar da o da duygulanacak. Sırf bu başlık için birlikte yaşamak bizim en büyük idealimizden öte, inanç itikat kültürdeki yerini aşmaya çalışacağım” dedi.

Doğan, aynı zamanda kaderlerinin de ortak olduğunu söyleyerek, “Bugün kanın döküldüğü, insanların boğazlandığı, etnik kimliklerin geldiği noktada bunu sadece biz mi yaşamışız hayır, bunu bizden önce başka bir halk yaşamıştır. Onun için kaderimiz ortak, o açıdan bu sorunları aşmanın yolu bunun üzerinde durmaktan geçiyor” ifadelerini kullandı.

Mehmet Ali Doğan, küçükken büyüklerinin kendilerine iki şekilde hitap ettiklerini söyleyerek, “Birincisi zihniyeti bozuk, ikincisi ise ahlakı bozuk. Yani bu iki değer üzerinden bizim babalarımız bize bakınca zihniyeti bozuk, ahlakı bozuk diyor. Bir toplumun toplum olarak ortak değerlerini oluşturan bu iki kavram ilminde insanlığın da ortak sorunudur. Birlik ve dayanışmanın olmadığı, insanca yaşamanın kurallarıyla yaşanmadığı yerlerde bunlar aşılabilir” dedi.

“TOPLUMUMUZ DEĞERLERİ HAFIZASINDA TOPLUYOR”

Doğan, anlattıklarının sadece Alevilerin değil bütün insanlığın sorunu olduğunu da söyleyerek, Hakk kavramından da şöyle söz etti:

“Hacı Bektaşi Veli bir kucağına aslanı diğer kucağına ceylan yavrusunu almış. Günün şairi diyor ki “yılan serçeye su taşıdı.” Normalde yılanın yavru serçeyi yemesi lazım. Demek ki biz de yılansak serçeye su taşımamız lazım. Bunun felsefesi ve bunun içeriği o halkların kültüründe yatıyor. Bunu Ermenilerde araştırın öyledir, Kızılderilileri araştır öyledir, Afrika’da bir kabileyi araştır öyledir. Yaşamımızda bütün her şey hakla başlar hakla biter. Haktan geldik Hakk’a gidiyoruz onun için bu geniş bir tartışma konusu olduğundan bizim örf, adet, gelenek dediğimiz her şey Hakk’a tarif edilir. Ama ne yazık ki bu gerici hurafe modası geçmiş, bu kavramlar tasfiye edilmiş. Buna rağmen toplumumuz bu değerleri hafızasında topluyor, buna ve bunlara bağlı olarak yaşadılar yaşıyorlar.”

“BİRLİKTE NASIL YAŞAYACAĞIMIZI BİLMİYORUZ”

Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya da, cem meydanı kurulduğunda erkan sürülürken ana yoksa posta kimsenin oturamayacağını söyledi. Yalçınkaya, kadınların büyük insanlık söyleminin yalan olduğunu tek bir sloganla bir anda gösterdiklerini söyledi.

Büyük insanlığın ortak değerinin olmadığını da dile getiren Yalçınkaya, “Bunlar tümüyle bize dayatılmış şeyler ve çok açık” dedi.

Yalçınkaya, “‘Nasıl birlikte yaşayabiliriz?’ sorusunu yanıtlamak istiyorsak bir noktada uzlaşmak zorundayız” diyerek şöyle devam etti:

“Biz kimiz birlikte yaşamaktan neyi anlıyoruz? Gerçekten ortak bir şey mi anlıyoruz? Ermeni’nin Ermenice konuşması halinde “kafana sıkarım lan burası Türk yurdu” denilen bir yerde hangi birlikte yaşamaktan söz ediyoruz? O adama sorun, birlikte yaşamayı över, ‘ bizim cetlerimiz olan Osmanlı’dan öğrendik bunu, biz hoşgörülüyüz, Ermenilerin kılına zarar gelmez’ der. Kılına zarar gelmez de milyonlarca Ermeni’yi ben mi kovaladım bu topraklardan. Senin övündüğün cetlerin kovalamadı mı? İttihat ve Terakkili paşaların kovalamadı mı? Ama herkes Ermeni’yi duyana kadar, Kürdü duyana kadar maşallah birlikte yaşama hayranı. Aleviler de öyle. Demek ki birlikte yaşayamıyoruz. Birlikte yaşamanın anlamı üzerine de uzlaşabilirsek, birlikte yaşayabiliriz ama uzlaşamadığımıza göre bunu önleyen güçler üzerinde uzlaşabilirsek yine birlikte yaşayabiliriz. Biz Türk’üz, biz erkeğiz, biz müslümanız biz Aleviyiz, biz heteroseksüeliz dediğiniz anda düşmanlığa hazır hale geliyorsunuz. Çünkü siz Türk’seniz bunun açık anlamı şu: Başkaları Türk değil, her topluluk kendi üstünlük iddiasını sürdürme hakkına da sahiptir. Yani biz dediğimiz anda birlikte yaşamanın yolunu döşemiyoruz, düşmanlığın yolunu döşüyoruz. Öncelikle bunu fark etmeliyiz. Bu bizim tam da ortaklıkları sorgulamaya başlamamıza neden olur. Bizi biz olarak niteleyen şeyler artık çöktü. Dolayısıyla da birlikte nasıl yaşayacağımızı bilmiyoruz. Bütün modeller çöktü, yeni bir model arayacağız. Yani yeni bir yol bulacağız ya da o yolu yaratacağız. O yol yok, hepimiz bunun peşindeyiz.”

Cebrail ARSLAN/MUĞLA

Barış Annesi Remziye Ekenek Hakk’a yürüdü

0

Derik’te yaşayan ve uzun zamandır sağlık sorunları yaşayan Barış Annesi Remziye Ekenek Hakk’a yürüdü.

Mardin’in Derik ilçesinde yaşayan Barış Annesi Remziye Ekenek, 82 yaşında Hakk’a yürüdü.

Uzun yıllar Barış Annesi olarak mücadele veren Ekenek, geçirdiği beyin felci nedeniyle sağlık sorunları yaşamaya başladı. Ekenek’in ilerleyen yaşıyla birlikte sağlık sorunları artmıştı. Ekenek’in cenazesi, Derik Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi.

(HABER MERKEZİ)

İkizköy ve Dikmece halkı Ankara’da: Bu madencilik anlayışı değil, sömürü faaliyeti

0

PİRHA- İkizköy halkı, Akbelen Ormanı’nda süren talana karşı Ankara’dan seslendi. Yapılan açıklamada “Toprağımız, havamız için direnmemiz sebebiyle marjinal, vatan haini olduk. Buraya geldik ve artık sesimizi duyacaklar” denildi. Direnişçiler, “Limak Holding ve IC Holding’e, “Akbelen’den elinizi çekin” çağrısı yaptı. 

İkizköy direnişçileri, Akbelen ormanında yapılan çevre talanına karşı Ankara’ya geldi.
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB), Ankara Tabip Odası (ATO), Ankara Diş Hekimleri Odası (ADO), Akbelen direnişçilerini, MMO Kültür Evi önünde karşıladı.
MMO Kültür Evi önünde basın açıklaması yapan meslek örgütleri, “İkizköy direnişçilerini selamlıyoruz. Akbelen ormanını vermeyeceğiz” pankartını açtı.

“Katil Limak, Akbelenden defol. Havama, suyuma, ormanıma dokunma. Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek” sloganları atıldı.

“MADENCİLİK ANLAYIŞI SÖMÜRÜ FAALİYETİDİR”

Kurumlar adına basın açıklamasını Seyit Ali Korkmaz okudu.

“Akbelen ve İkizköylüler yalnız değildir” diyen Korkmaz şunları söyledi:

“Bugün, Akbelen’de yaşam alanlarımıza, doğamıza, sahip çıkmak için mücadele eden İkizköylüler ile birlikteyiz. DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve TDB’nin çağırısı ile İkizköylüleri, TBMM’de gerçekleşecek Akbelen oturumu öncesinde karşılamak ve dayanışmamızı göstermek için bir aradayız.
Ülkemizde doğa ve kültür değerlerini sermaye birikim aracı olarak gören ve ranta dönüştürmeyi hedefleyen ekonomi politikaları acımasız ve kuralsız bir şekilde yürütülmekte; yaşam alanları yok edilmektedir.

Kaz Dağları ve Cerattepe’de maden işletmelerinin sebep olduğu çevre katliamından, hidroelektrik santral (HES) projeleriyle kurutulan akarsulara; yapılaşmaya açılarak betonlaştırılan yaylalardan, orman alanlarında ağaç kesimlerine pek çok çevre karşıtı yatırım gündemdedir. Günlerdir Akbelen’de ağaçları kestiler, Cudi’de ise yaktılar. Tüm tepkilere rağmen yangına müdahale edilmesine engel oldular.
Orman alanları yangınlar nedeniyle yok olurken rant amaçlı katliamlar da devam etmektedir.
Muğla’nın Milas İlçesine bağlı İkizköy’de Akbelen ormanlarının maden sahası ilan edilerek; doğanın, ormanlık alanların ve yaban hayatının katledilmesi çevre ve insanlık suçudur.
Akbelen’de planlanan maden işletmesi ve faaliyetleri sonucunda coğrafya değişecek, biyolojik çeşitlilik ve ormanlık alanlar yok edilecek, su kaynakları tükenecek ve telafisi mümkün olmayan zararlara yol açacaktır.

“AKBELEN’DEN ELİNİZİ ÇEKİN”

Günlerdir süren ve Akbelen`de Limak Holding ve IC Holding tarafından yapılan orman katliamı devletin kolluk güçlerinin himayesinde gerçekleştirilmiş ve bütün ağaçlar kesilmiş, bu hukuksuzluk sürerken devletin kurumları, ilgili bakanlık ve idareler bu duruma sessiz kalmış, ormanını, toprağını, yaşamını savunan ve tek bir ağacını kestirmemek için direnen halka, baskı, gözaltı ve şiddetli saldırılar yapılmıştır.
Akbelen Ormanlarına ve çevre değerlerine sahip çıkan bölge halkına ve duyarlı kesimlere uygulanan şiddet ve hukuksuz müdahaleler kabul edilemez.
Bizler madenlerin, aç gözlü şirketlerin ormanlarımızı, tarlalarımızı, köylerimizi, insanlarımızı yuttuğu, tükettiği bir ülke istemiyoruz. Ne yazık ki ülkemizde egemen olan madencilik anlayışı, madenin bulunduğu tüm arazinin harap edildiği, geride ise tümüyle verimsizleştirilmiş ve kirletilmiş bir toprağın bırakıldığı bir anlayışla sürdürülmektedir. Bu anlayış nedeniyle Cerrattepe’den Fatsa’ya, Kaz Dağlarından Akbelen’e kadar her yerde verimli ormanlık alanlarımız, tabiat zenginliklerimiz yok edilmektedir. Bu anlayış, sadece madenciliği değil, yaşamı da sürdürülemez hale getirmektedir. Bu madencilik anlayışı, bir üretim faaliyeti değil, bir sömürü faaliyetidir. Madenleri olduğu gibi, doğayı ve halkı da sömürmektedir.
Buradan bir kez daha sesleniyoruz: Akbelen’den elinizi çekin, Akbelen’e dokunmayın! İnsana ve doğaya zarar veren tüm projeleri iptal edin!”

İKİZKÖYLÜLERE 8 NOKTA’DA ARAMA!

İkizköylüler Mahallesi’nden bir kadın yurttaş ise orman kesiminin durdurulması için Ankara’ya geldiklerini belirterek, “Toprağını, suyunu savunanlar artık marjinal, vatan haini olmuş durumda. 90 yaşındaki Zehra nene marjinal ise siz düşünün. Dün öğlen yola çıktık, engeller nedeniyle ancak gelebildik. 8 yerde arama yapıldı. Buradan Meclise gideceğiz. Artık sesimizi duyacaklar” dedi.

“DAYANIŞMAYA İHTİYACIMIZ VAR”

Dikmece köylüleri adına Hasan Özgür ise yaptığı konuşmada, “3 aydır başımızda bela dolanıyor” dedi. Deprem nedeniyle tüm hayatlarının yıkıldığını ifade eden Özgür, şimdi ise asırlık zeytin ağaçlarının ellerinden alınmak istendiğini belirtti.

Özgür, “Bunlar deprem konutu gerekçesiyle yapılıyor. Oysa devletin boş olan ve zemini sağlam olan arazileri var. Ama bizim zeytinliklerimize göz dikmişler. Karşımıza jopla çıktılar. Deprem sonrası gönderdiğiniz battaniyelere sarıldık, gönderdiğiniz suyu içtik. Şimdi doğamız için dayanışmaya ihtiyacımız var” diye konuştu.

PİRHA/ANKARA

 

İngiltere Cemevi’nde aşure Madımak’ta katledilenlere ve depremde kaybedilenlere adandı

0

PİRHA- İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’nde çok sayıda kişinin katılımıyla aşure paylaşıldı. İngiltere Alevi Kültür Merkezi Cemevi Başkanı İbrahim Has, bu seneki aşure lokmalarını Madımak’ta katledilen 33 cana ve depremde Hakk’a yürüyenler için kaynattıklarını belirtti.

Muharrem orucunun sona ermesiyle birlikte Alevi toplumu birçok yerde aşure paylaşmaya devam ediyor.

İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi 1500 üyesi ile aşure lokmalarını paylaştı. Aşure lokmasına yerel yöneticiler, kurum temsilcileri, Britanya Alevi Federasyonu Eşit Başkanı Dilek İncedal, HDP geçmiş dönem Milletvekili Hüda Kaya ve çok sayıda yurttaş katıldı.

Aşure paylaşımı öncesi Yadigar Arslan Ana, delil uyandırdı. Zakir İsmail Ataş, deyişler seslendirdi, semaha duruldu.

“AŞURE FARKLILIKLARIN ZENGİNLİĞİDİR, PAYLAŞIMIDIR”

İngiltere Alevi Kültür Merkezi Cemevi Başkanıİbrahim Has, bu seneki aşure lokmalarını Madımak’ta katledilen 33 cana ve depremde Hakk’a yürüyenler için kaynattıklarını belirterek, “Her toplumu bir arada tutan, aynı duygu düşünce ve umutlarla bir araya gelmesini sağlayan önemli günleri vardır. Aşure, çeşitliliğin kutlanmasıdır, birimizin hepimiz, hepimizin birimiz olmasıdır, birlik ve eşitliğin sembolüdür ve farklı tat ve renklerin birliğinin adıdır. Aşure biz Aleviler için sevginin, saygının sembolü, farklılıklarımızı zenginlik kabul ederek, bir arada daha güçlü olarak yaşamanın, paylaşmanın adıdır. Biz bu yıl aşuremizi, kadim zamanlardan bu yana hak ve hakikat aşkına gerçeğe hüü diyen ocaklarımızın, mürşitlerimizin, pirlerimizin, dedelerimizin, analarımızın, aşıklarımızın, sadıklarımızın, bu yolla sıtk ile ikrar vermiş ve yolu sürdürmüş talipler için kaynattık. Biz bu yıl aşuremizi, tek suçları saz çalmak, türkü söylemek, semah dönmek olan Sivas Madımak’ta 30 yıl önce dünyanın gözü önünde hunharca yakılarak katledilen 33 canımız için kaynattık. Biz bu yıl aşuremizi, deprem felaketinde hayatını kaybeden canlarımız için kaynattık” diye konuştu.

AŞURE LOKMASI PAYLAŞILDI

Has’ın konuşmasının ardından Cemevi Genel Sekreteri Hasret Bozdoğan, BAF Eşit Başkanı Dilek İncedal ve Haringey Belediye Lideri Peray Ahmet, kısa konuşma yaptılar. Aşure paylaşımı, Yadigar Arslan Ana tarafından çerağı yakılması, gülbank okunması ardından başladı. Ana Arslan, “Aşuremiz birliğe, beraberliğe, sevgi ve barışın tesisi ve devamına vesile olsun” dedi.

Elif TABAK/İNGİLTERE