Ana Sayfa Blog Sayfa 169

İkizköy ve Dikmece halkı Ankara’da: Bu madencilik anlayışı değil, sömürü faaliyeti

0

PİRHA- İkizköy halkı, Akbelen Ormanı’nda süren talana karşı Ankara’dan seslendi. Yapılan açıklamada “Toprağımız, havamız için direnmemiz sebebiyle marjinal, vatan haini olduk. Buraya geldik ve artık sesimizi duyacaklar” denildi. Direnişçiler, “Limak Holding ve IC Holding’e, “Akbelen’den elinizi çekin” çağrısı yaptı. 

İkizköy direnişçileri, Akbelen ormanında yapılan çevre talanına karşı Ankara’ya geldi.
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB), Ankara Tabip Odası (ATO), Ankara Diş Hekimleri Odası (ADO), Akbelen direnişçilerini, MMO Kültür Evi önünde karşıladı.
MMO Kültür Evi önünde basın açıklaması yapan meslek örgütleri, “İkizköy direnişçilerini selamlıyoruz. Akbelen ormanını vermeyeceğiz” pankartını açtı.

“Katil Limak, Akbelenden defol. Havama, suyuma, ormanıma dokunma. Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek” sloganları atıldı.

“MADENCİLİK ANLAYIŞI SÖMÜRÜ FAALİYETİDİR”

Kurumlar adına basın açıklamasını Seyit Ali Korkmaz okudu.

“Akbelen ve İkizköylüler yalnız değildir” diyen Korkmaz şunları söyledi:

“Bugün, Akbelen’de yaşam alanlarımıza, doğamıza, sahip çıkmak için mücadele eden İkizköylüler ile birlikteyiz. DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve TDB’nin çağırısı ile İkizköylüleri, TBMM’de gerçekleşecek Akbelen oturumu öncesinde karşılamak ve dayanışmamızı göstermek için bir aradayız.
Ülkemizde doğa ve kültür değerlerini sermaye birikim aracı olarak gören ve ranta dönüştürmeyi hedefleyen ekonomi politikaları acımasız ve kuralsız bir şekilde yürütülmekte; yaşam alanları yok edilmektedir.

Kaz Dağları ve Cerattepe’de maden işletmelerinin sebep olduğu çevre katliamından, hidroelektrik santral (HES) projeleriyle kurutulan akarsulara; yapılaşmaya açılarak betonlaştırılan yaylalardan, orman alanlarında ağaç kesimlerine pek çok çevre karşıtı yatırım gündemdedir. Günlerdir Akbelen’de ağaçları kestiler, Cudi’de ise yaktılar. Tüm tepkilere rağmen yangına müdahale edilmesine engel oldular.
Orman alanları yangınlar nedeniyle yok olurken rant amaçlı katliamlar da devam etmektedir.
Muğla’nın Milas İlçesine bağlı İkizköy’de Akbelen ormanlarının maden sahası ilan edilerek; doğanın, ormanlık alanların ve yaban hayatının katledilmesi çevre ve insanlık suçudur.
Akbelen’de planlanan maden işletmesi ve faaliyetleri sonucunda coğrafya değişecek, biyolojik çeşitlilik ve ormanlık alanlar yok edilecek, su kaynakları tükenecek ve telafisi mümkün olmayan zararlara yol açacaktır.

“AKBELEN’DEN ELİNİZİ ÇEKİN”

Günlerdir süren ve Akbelen`de Limak Holding ve IC Holding tarafından yapılan orman katliamı devletin kolluk güçlerinin himayesinde gerçekleştirilmiş ve bütün ağaçlar kesilmiş, bu hukuksuzluk sürerken devletin kurumları, ilgili bakanlık ve idareler bu duruma sessiz kalmış, ormanını, toprağını, yaşamını savunan ve tek bir ağacını kestirmemek için direnen halka, baskı, gözaltı ve şiddetli saldırılar yapılmıştır.
Akbelen Ormanlarına ve çevre değerlerine sahip çıkan bölge halkına ve duyarlı kesimlere uygulanan şiddet ve hukuksuz müdahaleler kabul edilemez.
Bizler madenlerin, aç gözlü şirketlerin ormanlarımızı, tarlalarımızı, köylerimizi, insanlarımızı yuttuğu, tükettiği bir ülke istemiyoruz. Ne yazık ki ülkemizde egemen olan madencilik anlayışı, madenin bulunduğu tüm arazinin harap edildiği, geride ise tümüyle verimsizleştirilmiş ve kirletilmiş bir toprağın bırakıldığı bir anlayışla sürdürülmektedir. Bu anlayış nedeniyle Cerrattepe’den Fatsa’ya, Kaz Dağlarından Akbelen’e kadar her yerde verimli ormanlık alanlarımız, tabiat zenginliklerimiz yok edilmektedir. Bu anlayış, sadece madenciliği değil, yaşamı da sürdürülemez hale getirmektedir. Bu madencilik anlayışı, bir üretim faaliyeti değil, bir sömürü faaliyetidir. Madenleri olduğu gibi, doğayı ve halkı da sömürmektedir.
Buradan bir kez daha sesleniyoruz: Akbelen’den elinizi çekin, Akbelen’e dokunmayın! İnsana ve doğaya zarar veren tüm projeleri iptal edin!”

İKİZKÖYLÜLERE 8 NOKTA’DA ARAMA!

İkizköylüler Mahallesi’nden bir kadın yurttaş ise orman kesiminin durdurulması için Ankara’ya geldiklerini belirterek, “Toprağını, suyunu savunanlar artık marjinal, vatan haini olmuş durumda. 90 yaşındaki Zehra nene marjinal ise siz düşünün. Dün öğlen yola çıktık, engeller nedeniyle ancak gelebildik. 8 yerde arama yapıldı. Buradan Meclise gideceğiz. Artık sesimizi duyacaklar” dedi.

“DAYANIŞMAYA İHTİYACIMIZ VAR”

Dikmece köylüleri adına Hasan Özgür ise yaptığı konuşmada, “3 aydır başımızda bela dolanıyor” dedi. Deprem nedeniyle tüm hayatlarının yıkıldığını ifade eden Özgür, şimdi ise asırlık zeytin ağaçlarının ellerinden alınmak istendiğini belirtti.

Özgür, “Bunlar deprem konutu gerekçesiyle yapılıyor. Oysa devletin boş olan ve zemini sağlam olan arazileri var. Ama bizim zeytinliklerimize göz dikmişler. Karşımıza jopla çıktılar. Deprem sonrası gönderdiğiniz battaniyelere sarıldık, gönderdiğiniz suyu içtik. Şimdi doğamız için dayanışmaya ihtiyacımız var” diye konuştu.

PİRHA/ANKARA

 

İngiltere Cemevi’nde aşure Madımak’ta katledilenlere ve depremde kaybedilenlere adandı

0

PİRHA- İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’nde çok sayıda kişinin katılımıyla aşure paylaşıldı. İngiltere Alevi Kültür Merkezi Cemevi Başkanı İbrahim Has, bu seneki aşure lokmalarını Madımak’ta katledilen 33 cana ve depremde Hakk’a yürüyenler için kaynattıklarını belirtti.

Muharrem orucunun sona ermesiyle birlikte Alevi toplumu birçok yerde aşure paylaşmaya devam ediyor.

İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi 1500 üyesi ile aşure lokmalarını paylaştı. Aşure lokmasına yerel yöneticiler, kurum temsilcileri, Britanya Alevi Federasyonu Eşit Başkanı Dilek İncedal, HDP geçmiş dönem Milletvekili Hüda Kaya ve çok sayıda yurttaş katıldı.

Aşure paylaşımı öncesi Yadigar Arslan Ana, delil uyandırdı. Zakir İsmail Ataş, deyişler seslendirdi, semaha duruldu.

“AŞURE FARKLILIKLARIN ZENGİNLİĞİDİR, PAYLAŞIMIDIR”

İngiltere Alevi Kültür Merkezi Cemevi Başkanıİbrahim Has, bu seneki aşure lokmalarını Madımak’ta katledilen 33 cana ve depremde Hakk’a yürüyenler için kaynattıklarını belirterek, “Her toplumu bir arada tutan, aynı duygu düşünce ve umutlarla bir araya gelmesini sağlayan önemli günleri vardır. Aşure, çeşitliliğin kutlanmasıdır, birimizin hepimiz, hepimizin birimiz olmasıdır, birlik ve eşitliğin sembolüdür ve farklı tat ve renklerin birliğinin adıdır. Aşure biz Aleviler için sevginin, saygının sembolü, farklılıklarımızı zenginlik kabul ederek, bir arada daha güçlü olarak yaşamanın, paylaşmanın adıdır. Biz bu yıl aşuremizi, kadim zamanlardan bu yana hak ve hakikat aşkına gerçeğe hüü diyen ocaklarımızın, mürşitlerimizin, pirlerimizin, dedelerimizin, analarımızın, aşıklarımızın, sadıklarımızın, bu yolla sıtk ile ikrar vermiş ve yolu sürdürmüş talipler için kaynattık. Biz bu yıl aşuremizi, tek suçları saz çalmak, türkü söylemek, semah dönmek olan Sivas Madımak’ta 30 yıl önce dünyanın gözü önünde hunharca yakılarak katledilen 33 canımız için kaynattık. Biz bu yıl aşuremizi, deprem felaketinde hayatını kaybeden canlarımız için kaynattık” diye konuştu.

AŞURE LOKMASI PAYLAŞILDI

Has’ın konuşmasının ardından Cemevi Genel Sekreteri Hasret Bozdoğan, BAF Eşit Başkanı Dilek İncedal ve Haringey Belediye Lideri Peray Ahmet, kısa konuşma yaptılar. Aşure paylaşımı, Yadigar Arslan Ana tarafından çerağı yakılması, gülbank okunması ardından başladı. Ana Arslan, “Aşuremiz birliğe, beraberliğe, sevgi ve barışın tesisi ve devamına vesile olsun” dedi.

Elif TABAK/İNGİLTERE

İmamoğlu’ndan Dersim’de mesajlar: Artık Türkiye’nin seçimlerini kaybetmek yok

0

Dersim’de konuşan İBB Başkanı  Ekrem İmamoğlu, “Artık kaybetmek yok, İstanbul’u da kaybetmeyeceğiz” dedi. 

Şehir gezilerine başlayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, dün akşam Elazığ’dan Dersim’e geçti. Dersim’in Pertek, Hozat, Ovacık ve merkez ilçelerini ziyaret eden İmamoğlu, Dersim Meydanı’ndaki yurttaşlara seçimlere ve parti içindeki değişim tartışmalarına ilişkin mesajlar verdi.

İlk olarak CHP’nin durumunu anlatan İmamoğlu, “Ben 90 gündür partinin içindeki muhatapların dışında kimseyle partimi konuşmadım. Benim bir tane konuşmamı bulamazsınız basın önünde. 90 gündür ben partimi, partimin yöneticileriyle konuşuyorum. Konuşmaya devam edeceğim” dedi.

Tarihi bir seçimin kaybedildiğini söyleyen İmamoğlu, bundan sonra hiçbir seçimin kaybedilmeyeceğini belirterek, “Bununla yüzleşmek zorundayız. 2023’ü kaybettik. Tarihi bir seçimdi. Kazanmalıydık. Neleri eksik yaptık? Düşünmek zorundayız, konuşmak zorundayız. Sizlerle dertleşmek zorundayız. Eksikleri, sizden duymak zorundayız. Bunları düzeltmeden önümüze bakamayız. Bunlara bakmadan önümüze bakarsak, inanın önümüzü göremeyiz” diye konuştu.

“İSTANBUL’U KAYBETMEK YOK, DİĞER BÜYÜK ŞEHİRLERİ DE”

Kaybettiğimiz her seçim ülkemizin bir başka beş yılını bizden alıp götürüyor. Artık kaybedemeyiz. İstanbul’u da kaybetmeyeceğiz, memleketin bundan sonraki seçimlerini de kaybetmeyeceğiz. Bakın, kararlı bir söz söylüyorum: Artık kaybetmek yok. İstanbul’u da kaybetmek yok. Diğer büyük şehirleri de kaybetmek yok. Türkiye’nin seçimlerini de kaybetmek yok.”

1938’de Zini Gediği’nde katledilenler Erzincan’ın Kılıçkaya köyünde anıldı

0

PİRHA- Zini Gediği’nde katledilen 97 can katliamın 85. yılında Erzincan’ın Kılıçkaya Köyü’nde anıldı. Kürt ve Alevi coğrafyasında katliamın insansızlaştırma, demografik değişim ve asimilasyon ile devam ettiği vurgusu yapılan anmada devletin katliamlarla yüzleşmesi çağrısında bulunuldu.

1938’de Erzincan Kılıçkaya ve çevre köylerinden toplanarak Zini Gediği’nde katledilen 97 can anıldı. Anma programına Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya, Zini Gediği İnisiyatifi, Yeşil Sol Parti Milletvekilleri Ayten Kordu ve Celal Fırat, Sosyolog Prof. Dr. Şükrü Aslan ve Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Başkanı Özkan Tacer’in yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

Zini Katliamı’nda katledilenler 85. yılındaki anma programında  ‘Zini Katliamını unutmadık’ ve ‘Zini Gediği’nde katledilen canlarımızı anıyoruz’ pankartları açıldı. Pir Mehmet Gazi’nin verdiği gülbenklerle katledilenler anılarak çerağlar uyandırıldı. Katliamda yaşamını yitirenler anısına gerçekleşen 1 dakikalık saygı duruşu sonrasında program başladı.

Zini Katliamında yaşamını yitirenlerin isminin okunduğu anmada katılımcılar hep bir ağızdan ‘burada’ dediği anma etkinliğinde Kırmanci ağıtlar okundu.

KILIÇKAYA: SÖZ KONUSU FİZİKİ BE KÜLTÜREL İMHAYDI

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya, Zini Gediği Katliamında katledilenler için inşa edilen iki anıtın saldırıya uğradığını ve köy içinde yapılan ateş çemberinin dereye atıldığını belirterek, “Yıllarca yasaklı bölge ilan edildiği için insanlar yakınlarının kemiklerini yıllar sonra buldular. Kurda kuşa yem olmuşlardı. Aileleri zorunlu sürgüne gönderildi. Söz konusu olan fiziki ve kültürel imhaydı. Bu kırımı hatırlatmak, Türkiye’yi iktidarıyla, toplumuyla ve geçmişi ile yüzleşmeye çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

ŞÜKRÜ ASLAN: HAFIZAYI OLUŞTURMALIYIZ

Anmada söz alan Sosyolog Prof. Dr. Şükrü Aslan, katliamı belgelemenin dışında mekan ve hafıza oluşturmanın ihtiyaç olduğuna işaret ederek, “Zini Katliamını yerinde gördüğümüzde amacımız bir hafıza mekanı kurmaktı. Kılıçkaya köyü ve katliamın olduğu yerde iki hafıza merkezi tasarladık. Katliamda yaşamını yitirenler için doğal taşlardan bir yapı oluşturduk ve beton kullanmadık. Bütün kemikleri toplayıp içerisine koyduk. Yüzleşmek o kadar önemli ama ona müsaade edilmedi. Arşivlerin açık olduğu, dilekçeye cevap alınabilen bir ülke olsa katliamda yer alan askerlerin ismini dahi öğrenebiliriz. Onların çocuklarını yüzleşmeye davet etmek gerekir. Yasak mıntıkanın en önemli özelliği; toplu katliamların tamamı yasak mıntıkada yapılıyor. Yasak olduğu için kimse giremiyor ve cenazeler kurda kuşa yem oluyor. Bu ülke bu katliamı bir sorun görmeye devam ettikçe nasıl ileriye gidecek? Bizim mezar taşlarımızın hikayesi artık anadilinde yazılıyor. Hafızamızı orada görünür kılıyoruz. Onların artık hikayeleri ve mezar taşları var. Ama bu yeterli değil, daha fazlası yapmamız gerekiyor. Katliamı sadece belgelemek dışında mekan ve hafızayı topluma götürmemiz gerekiyor. Bizler belki göremeyeceğiz ama bu ülke katliamlarla yüzleşecektir” diye konuştu.

AYTEN KORDU:ALEVİLER VE KÜRTLERİ BEKLEYEN TEHLİKELER VAR

Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, faşizmin Aleviler ve Kürtlere yeni katliamlar yaşatmak istediğini belirterek, “Dersim’de soykırımda yaşamını yitirenleri anıyoruz. Biz buna tertele ve soykırım dedik. Zini Gediği’de 38’in bir kırımıdır. Mezarı olmayan çok insanlarımız var, çok azı açığa çıkarıldı. Faşist zihniyetin katliamın üstünü örtme çabaları bizleri şaşırtmıyor. Katliam ve asimilasyon projesinin devamı olarak bunlar devam ediyor. Faşizm devam ettikçe biz Kürtleri- Alevileri bekleyen tehlikeler olacaktır. Mücadeleyi hep birlikte yürüteceğiz. Dersim ve Kürt coğrafyasında soykırımlar gerçekliği var” dedi.

CELAL FIRAT: CUMHURİYETİN İLK YÜZYILI ALEVİLERE ÇOKÇA KATLİAM GETİRDİ

Cumhuriyetin ilk yüzyılında Alevilerin çoklu soykırımlara maruz kaldığını söyleyen Yeşil Sol Parti Milletvekili Celal Fırat, “Cumhuriyetin birinci yüzyılında katliamlara maruz kaldık. Halkları düşmanlaştırdılar. Katliamlarla karşı karşıya gelen halkaların bir arada olması lazım. Bu coğrafyada ziyaretlerimiz, inancımız farklık imliklere büründürülmek isteniyor. Erdoğan bu arşivleri açmak ile mükelleftir. Katledilenler için bir taş koymamıza dahi karşı olan bir Yezit zihniyet var. Savaş politikalarıyla insanları katlederek, coğrafyamızı yakarak büyük devlet olunmaz” ifadelerini kulandı.

MAÇOĞLU: TOPLUM HAFIZAYI UNUTMAZ!

“38 öncesi ve sonrası Mezopotamya toprakları çokça katliamların gören topraklardır” diyen Dersim Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu ise, “38 öncesi ve sonrası Mezopotamya toprakları çokça katliamların gören topraklardır. Türkiye halkları birlikte yaşamayı seçti. Katliamları görüldüğü her alanda birbiri ile buluşması, acılarını paylaşması ve bir hafıza oluşturması lazım. Sistem kendisi gibi düşünmeyene yöneliyor. Çıban başı demesinin de sebebi budur. Emin olabiliriz; gelecekte bu katliamla yüzleşip özür dileyecekler. Bu toplum o hafızayı unutmaz, o hafızayı dirileştirir. Karşımıza geçip yüzüme, gözümüzün içine bakacaklar. Katliamlar gören toplumlarla ortaklaşmamız lazım. Toplumun vicdanı kurumadan onların vicdanı kuruyacak” şeklinde konuştu.

MUSTAFA ASLAN: İKTİDAR, ALEVİLİĞE ALENİ SALDIRIYOR

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, AKP iktidarının Aleviliğe yönelik saldırıların aleni ve asimilasyon hedefli olduğunu dile getirerek, “Bu ülkede gözyaşı ve kan döküldü. Devleti yönetenleri biz Alevilerin iyi tanıması gerekiyor. Alevileri katlettiler, yeniden döndüler. Alevilerin yaşam alanlarını, ormanlarını ve inancını yok etmeye çalışıyorlar. O günün işbirlikçileri ile bugünün işbirlikçileri değişmiyor. AKP iktidarının diğer iktidarlardan farkı ise saldırılarını aleni yapıyor ve Alevilere Aleviliği katletmek için kullanıyor. Alevilerin köyleri taş ocakları ile nefes almada bile zorlanıyor. Dergahlarımıza, ocaklarımıza ve yolumuza sahip çıkmak gerekiyor. Akbelen katlediliyor, Cudi yok ediliyor. Acıları ayrıştırmaya değil, birleştirmeye ihtiyacımız var” diye belirtti.

CUMA ERÇE: YA YÜZLEŞECEĞİZ YA ÇÜRÜYECEĞİZ

Tarihle yüzleşmenin ancak bilmekle mümkün olacağına vurgu yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Cuma Erçe, “Tarihle yüzleşmek ancak bilmekte geçiyor. Coğrafyanın her yerinde kan var. Bütün acılar arasında bir köprü kurmak zorundayız. Akbelen’le Cudi, Madımak ile Zini Gediği arasında köprü kurmak durumundayız. Ya çürüyeceğiz yada yüzleşeceğiz. Katliamcılar yaptıklarını haklı görüyorlar, arkasındalar ve savunuyorlar. Hiçbir katliamı yanlışlıkla yapmış değiller, hepsi planlı. Biz bu katliamları ülke sınırlarının dışına taşımalıyız” dedi.

MUSA KULU: ALEVİ VE KÜRT COĞRAFYASI HEDEFLENDİ

Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Musa Kulu da, coğrafyadan Raa Haq inancının ve toplumsal hafızasının yok edilmesinin planlandığını ifade ederek, “Zini Gediği’nde talipten pire, çocuktan kadına herkes katledildi. Bu topraklardan Alevilerden, Kürtlerden ve toplumsal hafızadan silinmek istendi. Kürt ve Alevi coğrafyasını devlet eli geçirdi. Çetin bir ceviz vardı, Raa Haq coğrafyası idi. Ondan eser bırakmayacaklardı. Bunun üzerine soykırımı kurguladılar. Coğrafyası insansızlaştırıp inancını asimilasyona tabi tuttular. Ama toplum artık hafızasına, inancına, coğrafyasına sahip çıkıyor” diye konuştu.

ÇANKAYA: DİRENEREK KAZANABİLİRİZ

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya ise “Bu coğrafyayı Alevisizleştirdiler. Alevisizleştirerek, Kürtleri sürgün etmenin projeleri tuttu. Geçmişte Erzincan denilince Aleviler akla gelirdi. 85 yıldır yaşlılarımız inancını gizlice yaşadılar. Yalnız sözlerle bu sorun çözülmez. Kurduğumuz mekanları devlet başka bir inanç merkezlerine benzetmek istiyor. Bizim görevimiz direnerek kazanmaktır” diyerek mücadele çağrısında bulundu.

Anma Sanatçı Erdoğan Emir’in söyledi eserler sonrasında lokmaların paylaşılmasıyla son buldu.

PİRHA/İZMİR

Alevilerin dayanışmasıyla yapılan Rızaşehri Yaşam Alanı Konteyner Kenti açılıyor!

0

Alevilerin dayanışmasıyla Adıyaman’da Rızaşehri Yaşam Alanı Konteyner Kenti kuruldu. Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, konteyner kentin 18 Ağustos’ta hizmete açılacağını duyurdu.

6 Şubat’ta Maraş merkezli yaşanan deprem sonrasında resmi verilere göre 50 bini aşkın insan yaşamını yitirdi, 7,5 milyon kişi ise evsiz kaldı.

Depremin üzerinden altı ay geçmesine rağmen konteyner edinemeyip hala çadırlarda yaşam mücadelesi veren yurttaşlara rastlamak mümkün.

Temel gıda ve içme suyuna ulaşamayan yurttaşlara, Alevi kurumları tarafından yardımlar ve dayanışma devam ediyor.

Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), konut ihtiyacına karşılıkRızaşehri Yaşam Alanı Konteyner Kenti”ni 18 Ağustos’ta hizmete açacağını duyurdu.

Adıyaman merkezde kurulan konteyner kentin açılışının ise saat 14:00’te yapılacağı bilgisi verildi.

“TOPLUMSAL DAYANIŞMAYI GÜÇLÜ TUTALIM”

Açılışa ilişkin yazılı açıklama yapan AABF, tüm yurttaşları dayanışmaya davet ederek şunları ifade etti:

“06 Şubat 2023 Türkiye ve Suriye‘de gerçekleşen deprem maalesef birçok insanın evini ve umutlarını yıktı, binlerce insanın hayatında derin izler bırakan bir facia oldu. Birçok insan sevdiklerini kaybetti, evleri yıkıldı ve maddi-manevi zorluklarla karşı karşıya kaldı. Depremin yaralarını sarmak için İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, depremzede canların barınma ve temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamak için 282 konteynerden oluşan ve içinde çocuk, sağlık birimleri, kütüphane, sosyal tesis, çamaşırhane ve yönetim birimlerinin yer aldığı ‘Rızaşehri Konteyner kent Yaşam Alanı’ oluşturuldu.

Darda, zorda kalan canlara bir müsahip eliyle lokmalarını paylaşan, büyük bir özveri ve dayanışma örneği gösteren canların katkıları ile hayat bulan Rızaşehri Yaşam Alanı Konteyner Kenti hizmete giriyor.

AÇILIŞA DAVET

Siz değerli dostlarımız bu önemli açılışa davetlisiniz. Rıza Şehri Konteyner Kentine yerleşen aileler ile tanışma fırsatı yakalamak, yardım kampanyalarının sonuçlarını ve gelecekteki yardım projeleri hakkında bilgi almak için katılmanız çok önemli. Toplumsal dayanışmayı güçlü tutarak, acıları paylaşarak ve birbirimize destek olmaya devam ederek, zorlukların üstesinden geleceğimize olan inancımızla AABF adına, en içten duygularımızla sizleri selamlıyoruz. Aşk İle…”

(HABER MERKEZİ)

İstanbul’da bir kadın katledildi

0

İstanbul’un Pendik ilçesinde Nazlı Duman, erkek arkadaşı olduğu belirtilen fail Emrah Bolat tarafından kesici aletle katledildi. Nazlı Duman’ın annesinin, kızından haber alamaması üzerine dairesine giderek ihbarda bulunmasıyla, adrese polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Yapılan incelemede Nazlı Duman’ın kesici alet ile yaşamını yitirdiği, cinayet sırasında Duman’ın 9 yaşındaki çocuğunun da evde olduğu öğrenildi.

Fail Emrah Polat’ın, Duman’ı katlettikten sonra kendi yaşamına da son verdiği kaydedildi.

Olay yerinde yapılan incelemenin ardından cenazeler otopsi işlemleri için Adli Tıp Kurumu morguna götürüldü.

(HABER MERKEZİ)

‘Alevi süreklerinin ortak noktası ocak sistemidir’

0

PİRHA-2. Varto Doğa, İnanç ve Kültür Festivali’nde ‘Zaman, mekân, doğa ve inanç’ paneli düzenlendi. Bütün Alevi süreklerinin ortak noktasının ocak sistemi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Şükrü Aslan,  “Ocak sistemi muhteşem bir sosyolojidir. Yazılı bir belge olmamasına rağmen ocak geleneği toplumun yüzyıllardır bir arada tutmuştur” dedi.

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ile Hızır Mekânı ve Doğa Koruma Derneği tarafından düzenlenen 2. Varto Doğa, İnanç ve Kültür Festivali başladı. Festivalin ilk gününde ‘Zaman, mekân, doğa ve inanç’ paneli düzenlendi.

Panelin moderatörlüğünü Fatma Mallkoç yaparken Şıh Çoban Ocağı’ndan Zeynel Kete, Ağuçan Ocağı’ndan Selda Güneş, Prof. Dr. Şükrü Aslan, FEDA’dan Mahmut Ütebay, Mele-Seyda’dan Emin Ay, Derviş Beyaz Ocağı’ndan Hazır Ali Beyazyıldırım ve ekolojist Çetin Güzel panele konuşmacı olarak katıldı.

“BÜTÜN KATLİAMLARA RAĞMEN İNANCIMIZI YAŞATIYORUZ”

Alevileri camiye, kiliseye ve sinagoga sokamayanlar tarafından uzun yıllar hakaretlere uğradıklarını ifade eden Ağuçan Ocağı’ndan Selda Güneş, “İktidarların bütün katliamlarına rağmen inancımızı yaşatıyoruz. Şengal bir jenosittir ama aynı zamanda Dersim’de yaşananalar da bir jenosittir. Her ne kadar görmezden gelinmeye ve başka bir anlam yüklenmeye çalışılsa da Dersim’de Kürt ve Alevi insanlara karşı bir soykırım olduğunu tanımlanması gerekiyor. Dertlerimizi halının altına süpürerek gerçeklerle yüzleşmeyiz” diye belirtti.

“ALEVİ KÖYÜNE ZORLA CAMİ YAPAMAZSIN”

‘Alevi köyüne zorla cami yapamazsınız’ diyerek sözlerine başlayan Mele-Seyda’dan Emin Ay, “Ne kadar da Müslümanların ibadet yeri olarak camileri anlatsan da yapmak istenilen Müslümanlar adına Alevileri soykırımdan geçirmektir. Sadece kendi inançlarını yaşadığı için bir topluma saldırmazsın” diye ifade etti.

“İKRARINDAN DÖNEN BİZDEN DEĞİLDİR”

Şıh Çoban Ocağı’ndan Zeynel Kete ise, “Zulüm altına alınan her mekânımız ve asimilasyona tabi tutulana toplumumuz sonuç olarak ikrarımıza darbedir. İnancımız asimile edilmek isteniyorsa bir nedeni vardır. Bir toplum ikrarsız ve ocaksız kaldığı zaman köksüz kalır. İkrarından dönen bizde değildir” dedi.

“OCAK SİSTEMİ MUHTEŞEM BİR SOSYOLOJİDİR”

Bütün Alevi süreklerinin ortak noktasının ocak sistemi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Şükrü Aslan,  “Ocak sistemi muhteşem bir sosyolojidir. Yazılı bir belge olmamasına rağmen ocak geleneği toplumun yüzyıllardır bir arada tutmuştur. Alevi inancının içinde ocak geleneğini çıkarırsanız Alevi inancı çöker” diye konuştu.

PİRHA/MUŞ

Dersimli kadınlar, panelde bir araya geldi: Şiddeti görünür kılmalıyız

0

PİRHA- 21. Munzur Festivali kapsamında “Kadınlar konuşuyor; nasıl yaşıyoruz ne istiyoruz?” paneli düzenlendi. Konuşmalarda Dersim’de kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığa değinilirken “Devlet, buralara özel kadın kırımı politikaları uyguluyor” vurgusu yapıldı.

Dersim’de “Madencilik Yağmasına Karşı Doğayı ve Yaşamı Savunuyoruz” şiarıyla düzenlenen 21’inci Munzur Kültür ve Doğa Festivali Sanat Sokağı’nda düzenlenen “Kadınlar Konuşuyor, nasıl yaşıyoruz ne istiyoruz?” oturumu ile sürdü.

“KADINLAR AYRIMCILIĞA VE ŞİDDETE MARUZ KALIYOR”

Açık kürsü olan oturumda ilk olarak Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Milletvekili Ayten Kordu söz aldı. Kordu, kadınların siyaset, spor, sağlık gibi her alanda ayrımcılığa maruz kaldığını belirterek “Kadın kırımı diye ifade edebiliriz. Her 3 kadından biri bu ülkede şiddete maruz kalıyor. Taciz, tecavüz… 20 yıllık AKP-MHP faşizm iktidarında kadın haklarının tekrar feshedildiğini biliyoruz. İstanbul Sözleşmesi, 6284 bunlardan bir tanesidir. Bu zihniyet bütün alana yerleşiyor” dedi.

Alevi ve Kürt kadınlarının, kamuda ve evde hak mücadelesini daha fazla yürüttüğünü söyleyen Kordu, “Kentimizde ev içinde şiddet çok yaşanıyor. Kadın güçlüdür, Dersim kadını güçlüdür. Bunun altında, kendini kapatmaya çalışan, şiddeti söylememe, çevresiyle paylaşmama durumu var” dedi.

“ŞİDDETİ GÖRÜNÜR KILMALIYIZ”

Dersim Belediyesi’nde Kadın Politikalar Müdürlüğü yürüttüğü sürede kadınların ciddi şiddet görüp sessiz kaldıklarını aktaran Kordu, “Şiddet konusunu daha fazla görünür kılmalıyız. Bu anlamda biraz daha sesimizi yükseltmemiz gerekiyor” diye konuştu.

Kurumlarda kadına dönük şiddete karşı eğitimlerin verilmesi gerektiğine işaret eden Kordu, kadın emeğine de değindi. Kürtler ve Alevilerin, sömürülen halklar olduklarını ama kadınların “sömürülenin de sömürüleni” olduğunu belirtti. Kapitalist sistem tarafından “yedek iş gücü” olarak kadınlara bakıldığını anımsatan Kordu, kadınların evlilik, maaş konusunda ayrımcılığa uğradığını ifade etti.

“KADINLAR SESLERİNİ YÜKSELTMELİ”

Dersim’de kafelerde, lokantalarda kadınların çok ucuz ücretlere gece 11’lere kadar çalıştırıldığını hatırlatan Kordu, “Tüm esnaflar kendilerini sorgulamalı. Kapitalizm ekonomik olarak herkesi kuşatıyor. Ama kadınlar kuşatmanın da kuşatmasını yaşıyor. Üretimden koparılmış bir kentiz. Ekonomi politikamızın yüksek olması lazım” dedi.

Kadınların, emek sömürüsüne karşı örgütlenmesi gerektiğini vurgulayan Kordu, “Sendikalar, meslek odaları üzerinden kadınlar, seslerini yükseltmeli. Toplumsal olarak beraber mücadele ediyoruz doğru ama özgün örgütlenmeyle daha fazla kadınların sesi oluruz. Evde çalışan kadınlar ayrı sömürülenler. Kahvelerde akşama kadar okey ve tavla oynuyor erkekler. Kadınlar nerede? Evde çocuklara bakıyor, tarlaya, hayvana gidiyor. Bu anlamda ‘Biz kadın ve erkek eşitiz’ sözlerini sorgulamalıyız. Eşitlik adına eşitsizlik mi yaşıyoruz diye bakmamız lazım” şeklinde konuştu.

“FAŞİZM TACİZİN ÖNÜNÜ AÇAR”

Kentte süren savaş politikalarına değinen Kordu, mücadelenin yükseldiği her yerde faşizmin öncelikle kadına saldırdığını söyledi. Kordu, “Faşizm, kadın tacizinin, tecavüzünün önünü açar. Kadının özgürleşmesi onun için bir tehlikedir. Onun için kadın özgünlüğünün genişlemesini istemez. Toplumun onunla özgürleşeceğini bilir” diye konuşmasını sürdürdü. Kordu son olarak Dersim’de kadınların itirazını yükselteceği özgün yerlerin arttırılması gerektiğini söyleyerek “Bu da birlikte mücadelemizi yükseltmekle mümkün olur” dedi.

“ÇÖZÜM DEVRİMCİ KADINLARIN İZİNDE”

Panelde söz alan Gazeteci Ceylan Ülgen ise, kadınların “sömürgenin sömürgesi” olduğunu belirterek şu konuşmayı yaptı:

“Kadınların öldürüldüğünü biliyoruz. Çözüm konusunda sürekli sıkışma yaşıyoruz. Kadının özne olduğunun farkına varmadığı sürece bu sorunların çözülmeyeceğini biliyoruz. Gülistan’ın bulunmaması, İpek Er’e tecavüz edilmesi durumları Kürdistan’da özel savaş politikalarıdır. Devlet buralara özel kadın kırımı politikaları uyguluyor. Bu noktada kendimize Rojava Devrimi’ni örnek almalıyız. Oradaki kadın örgütlenmelerine baktığımızda kadınların her alana müdahil olmaları onları özneleştiriyor. Biz derneklerden, platformlardan kurumlardan dışarı çıkamıyoruz. Jineoloji atölyelerinden kaynaklı orada sanatçı da, 60 yaşında evde yaşayan kadın da dahil olabiliyor. Birazcık özneleştirmeler üzerinde durmalıyız. Ben çözümün, devrimi taçlandıran kadınların izinde olduğunu düşünüyorum” dedi.

PİRHA/DERSİM

‘Provokasyon yapılıyor’ diyen Valiye Dikmecelilerden tepki: Vali istifa

0

PİRHA- Hatay Valisi Mustafa Masatlı’nın Dikmece direnişi için sarfettiği “Dışarıdan gelip işi provoke edenler var” sözlerine köy halkı “Vali istifa” sloganlarıyla cevap verdi. Dikmeceliler topraklarını satmamakta kararlı olduklarını belirterek, “Direnişimiz sürecek” mesajı verdi.

Hatay’ın Antakya ilçesine bağlı Arap Alevi köyü olan Dikmece’de depremden sonra konut yapımı için halkın tarım arazileri ve zeytinlikleri ‘acil kamulaştırma’ adı altında imara açıldı.

Topraklarını satmak istemeyen yurttaşlar, direnişin 9’uncu gününde köy meydanında toplanarak protesto yürüyüşü gerçekleştirdi.

Yürüyüş boyunca reyhan dalları ve bahur taşıyan köy halkı, sık sık “Dikmece halkı satılık değildir” ve “Gitmedik, buradayız” anlamına gelen “Ma rıhna nıhna hovn” sloganları attı.

HATAY VALİSİ MASATLI’YA TEPKİ

Hatay Valisi Mustafa Masatlı katıldığı bir programda konuya ilişkin, “Dikmece köyünde inşa ile ilgili kamulaştırma çalışması yapıldı. Bölge halkıyla konuşuldu, süreç anlatıldı. Orada toplanan vatandaşlarımızın büyük bir kısmı oralı değil. Dışarıdan gelip işi provoke ediyorlar” sözlerini kullandı. Köy halkı bu sözlere “Dikmece burada, Vali nerede” ve “Vali istifa” sözleriyle tepki gösterdi.

Dikmeceliler topraklarını satmamakta kararlı olduklarını belirterek, “Direnişimiz sürecek” mesajı verdi.

Fatoş SARIKAYA/ ANTAKYA

HBVAKV Şube Başkanı Murat Yıldırım: İnancımızı kimse tarif etmesin

0

PİRHA –Hızırşah Etkinlikleri’nde konuşan HBVAKV Şube Başkanı Murat Yıldırım, Alevi inancına yönelik baskılara işaret etti. Yıldırım, “İnancımızı kimse tarif etmesin. Bizler bu ülkede Alevi yurttaşları olarak diyoruz ki her kademede eşit olalım” diye konuştu.

Datça ilçesinde süren 13. Hızırşah Anma Etkinliklerinin 2. gününde de ilgi bir hayli yoğun oldu. Hızır Şah Dergahının bulunduğu alanda yapılan etkinliğe Baba Mansur Ocağı dedesi Veli Gülsoy, Kağıthane Nurtepe Cemevi Başkanı Baba Mansur Ocağı dedesi Zeynel Şahan ve çok sayıda yurttaş katıldı.

“HER KADEMEDE EŞİT OLALIM”

Anma etkinliğinde söz alan Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Şube Başkanı Murat Yıldırım, “Eşit yurttaşlık” vurgusu yaparak şunları söyledi:

“Hoşgörüyü, sevgiyi, paylaşmayı unuttuk. Bizler, hoşgörünün, sevginin, paylaşmanın, birlikte yaşamanın koşullarını çoğaltmalıyız ki ülkemizde insanlığımız da güzel olsun. Hoşgörü, paylaşım olmayan bir yerde ötekileştirme ile hiçbir yere varılmaz. Bizler bu ülkede Alevi yurttaşları olarak diyoruz ki ‘Eşit olalım. Her şeyde eşit olalım. İnanç boyutunda eşit olalım, işe alınırken eşit olalım; yani her kademede eşit olalım. Herkes bizim inancımızı tarif ediyor ama biz hiç kimsenin inancını tarif etmiyoruz.

Burası Hızırşah Dergâhı. Keşke eski haliyle kalsaydı. Burayı kaçak olarak tadilat yaptılar. Burada 700 senelik mermer eşiği vardı, götürdüler. İçeride çömlek vardı, ‘tebriye’ diyorlardı onu götürdüler. Dergâhın arka tarafında 8 metre uzunluğunda 1.5 metre yüksekliğinde 60 santim genişliğinde bir sütun vardı, hepsi kayboldu. 8 ay önce bunların hepsi kaçak olarak camiye dönüştürüldü. Bu toplumun gözü önünde oldu. Biz bunları savcılığa, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşıdık ancak bir sonuç alamadık. Yani kendi kültürümüzü, tarihimizi kendi elimizle yok ediyoruz. Bu tarihi gelecek nesillere bırakmalıyız.

“BURASI ALEVİ BEKTAŞ’İ DERGAHIYMIŞ”

Hızırşah Aleviler için çok önemli ama Hızırşah köyünde yaşayanlara Alevi demiyoruz ama burası 1300’lerde varmış ve burası Alevi Bektaş’i dergahıymış. Alevi Bektaşi dergahlarına o dönemde Osmanlı orduları gelir, konaklar, yer, içer gidermiş. Hacı Bektaş, Abdal Musa, Seyitgazi, bunlar hepsi yol kenarlarında kurulan dergâhlardır.

Muğla valimiz dedi ki ‘Milas’ta kazı yapıyoruz, buraya da bir kazı yapalım gün yüzüne çıkaralım’… Halen bir sonuç alamadık!

Biz kimseyi ötekileştirmeyiz, kimsenin inancına karışmayız ama bizim inancımızı da kimse tarif etmesin. Biz de artık Türkiye Cumhuriyeti’nde yasal bir şekilde; yani camiler nasıl yaşıyorsa bizim de dergahlarımız yaşasın, öyle bir hakkımızın olması lazım. Bu dergahlarımızda gönüllülük esasına dayalı, herkes gönlünden geldiği gibi hizmet eder, gönlünce çalışır, her lokmamızı birlikte yapar, paylaşırız. Paylaşım güzeldir.”

“BİR LEVHA DİKMİYORLAR”

Araştırmacı Yazar İbrahim Afatoğlu ise yaptığı konuşmada Alevi-Bektaşi kültürünün korunması gerektiği vurgusunu yaptı. Afatoğlu, yerel yönetimlerin, inanç merkezlerine yönelik özensiz davrandığını söyleyerek şöyle devam etti:

“Bizim bölgemiz Alevi Bektaşi bölgesidir. Onun için Denizli bölgesinde Hacı Bektaş Veli’nin en önemli dervişi olan İsmail Sultan Kazak Abdal, Yatağan Baba, Karacaahmet, Koyun Baba gibi büyük Alevi Bektaşi önderleri, dervişlerinin mezarları var. Tabii inanç turizmi gereğince Anadolu’nun tamamından bu bölgeye gezmeye gelinmektedir. Belediye başkanlığı bizdeyken sözümüz geçiyordu ama şimdi belediye başkanlığından ayrılınca sözümüz geçmiyor. Tekelerin olduğu bölgelere dahi bir levha dikmiyorlar. Büyükşehir belediye başkanına ‘şuraya bir levha dikin’ dedim, hala dikilmedi. Oralara bir levha dikseler herkes gidip görecek. Bir inanç turizmi olacak orası. Alevi Bektaşi kültürüne sahip çıkmamız gerekiyor. Ben aslında Sünni gelenekten gelen birisiyim ama bu kültürün yaşaması gerekiyor.”

“ERENLER, ORTAK MEDENİYETİMİZİN TEMEL TAŞLARIDIR”

Marmaris Kaymakamı Ertuğ Şevket Aksoy ise, yapılan etkinliği önemsediğini belirterek “Hangi inançtan, hangi mezhepten, hangi kimlikten, hangi etnik gruptan, hangi dinden olursa olsun bu ülkede yaşayan ayrı ayrı her bir vatandaşın üzerinde mutlaka Hacı Bektaş Veli’lerin, Toptuk Emre’nin, Yunus Emre’lerin yarattığı toplumsal kültürün etkisi, bir izi vardır. Hacı Bektaş Veli’nin kültüründen etkilenmiş olmanız için Alevi-Bektaşi olmanıza da gerek yok aslında. Çünkü bu erenler, bizim ortak medeniyetimizin, kültürümüzün temel taşlarıdır. Bu etkinlikleri birlikteliğimizi, hoşgörümüzü, sevgiyi bir kez daha gündeme getirmesi açısından da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bizim bu tarihsel gerçeği bir kez daha hatırlamamıza vesile oluyor o açıdan çok önemli.”

Konuşmalar ardından Baba Mansur Ocağı dedelerinden Veli Gülsoy, gülbeng okudu. Lokmaların paylaşılması ardından etkinlik son buldu.

Cebrail ARSLAN/MUĞLA