Ana Sayfa Blog Sayfa 168

Dilber Alınak’ı katletmek isteyen fail tutuklandı: Akıl sağlığına bakılacak

0

PİRHA- Digor’da Dilber Alınak’ı katletmeye çalışan fail Ekrem Aybi tutuklandı. Fail erkeğin akli dengesinin yerinde olup olmadığına dair rapor alınması için Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’ne sevk edildiği öğrenildi.

Kars’ın Digor ilçesinde 9 Ağustos günün, Dilber Alınak isimli kadın,  Ekrem Aybi isimli erkek tarafında saldırıya uğrayarak katledilmek istendi. Söz konusu olay günü gözaltına alınan fail Ekrem Aybi, emniyet işlemlerinin ardından savcılığa sevk edildi. Savcılıkta failin, “akli dengesinin yerinde olmadığı” iddiasıyla kendini savunduğu belirtildi. Savcılıktaki işlemlerinin ardından tutuklama kararıyla Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilen fail erkek, tutuklanarak cezaevine gönderildi.

FAİL ELAZIĞ’A SEVKEDİLDİ

Öte yandan fail Ekrem Aybi’nin “aki dengesinin yerinde olup olmadığını” belirlemek üzere 10 Ağustos günü Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’ne sevk edildiği kaydedildi.

ALINAK’IN DURUMU AĞIR

Kars Devlet Hastanesi’nde yoğun bakım bölümünde tedavi altında olan Dilber’in hayati tehlikesi ise devam ediyor. Doktorların Dilber’i Pazartesi uyandırması bekleniyor.

(HABER MERKEZİ)

 

Alevi Kürt bir öğrencinin yaşam serüveni “Sekvan’ın Ardından” romanı çıktı!

0

PİRHA – Yazar Mehmet Bayram’ın “Sekvan’ın Ardından” isimli romanı okuyucuya ulaştı.

Mehmet Bayram’ın ilk romanı olan “Sekvan’ın Ardından” adlı eseri 5 Ağustos itibariyle Vesta Yayınları tarafından raflardaki yerini aldı.

Alevi Kürt bir tıp öğrencisi olan Rıza’nın, yaşam serüvenine odaklanan roman, Maraş Katliamı’ndan da kesitleri okuyucuya sunuyor.

Romanın başkahramanı olan Rıza’nın üniversite yolculuğu ile başlayan kitap, Kürt kadınını temsil eden Sekvan ile kurulan arkadaşlık sonrasında sorgulama sürecini de beraberinde getiriyor. Rıza böylelikle, benliğini tanıyarak kendisi ve ailesinin de geçmişini zihninde canlandırıyor.

Romanda ayrıca Maraş Katliamını hem bir doktor olan Xece’nin, hem de tanıkların gözüyle anlatılması esere tarihsel bir yön de kazandırıyor. Maraş Katliamının edebiyatta yer bulduğu ender yapıtlardan biri olan “Sekvan’ın Ardından” katliamın günümüzde süren etkilerine de ışık tutuyor.

(HABER MERKEZİ)

2. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali üçüncü gün etkinlikleri tamamlandı-

0

PİRHA- AKD’nin 9-13 Ağustos tarihleri arasında düzenlediği 2. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nin üçüncü gün etkinlikleri, ‘Karpuzun İçindeki Masal’ çocuk tiyatrosuyla başladı. Etkinlik, Mektebi İrfan Zakirleri’nin deyişleri ve ‘Aleviliğin Güncel Sorunları ve Çözüm Yolları’ paneliyle son buldu.

Alevi Kültür Dernekleri’nin (AKD), Balıkesir’in Altınoluk ilçesinde bu yıl ikincisini düzenlediği Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nin üçüncü günü ‘Karpuzun İçindeki Masal‘ isimli çocuk tiyatro oyunu ile başladı. Alevilik inancının ‘Rıza Şehri’ kavramını konu alan oyun izleyicilerden yoğun ilgi gördü. Festival, Mektebi İrfan Zakirleri’nin okuduğu deyişler ile devam etti. Üçüncü günün son etkinliği ise Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) önceki dönem vekili Mehmet Tüm moderatörlüğündeki ‘Alevilerin Güncel Sorunları ve Çözüm Önerileri’ paneli oldu.

“KADINLARIN HATRINA BU İNANÇ YÜRÜYOR”

Panelde ilk olarak söz alan Alevi Kültür Derneği Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, “Öyle bir inanç içine doğuyoruz ki insana baktığımızda cinsiyet görmüyoruz. Onlara can diye bakıyoruz. Asimilasyon politikalarını en derin hissettiğimiz gündemimiz kadın. Bu haliyle şöyle bir yorum yapabiliriz; Aleviliğin kadınla bir problemi yok ama Alevilerin var. Kadınların hatrına bu inanç yürüyor. Bir cemevinin içinden kadını çıkarıp aldığınızda hiçbir hizmet dört dörtlük yürümez” dedi.

“TÜM OKULLAR MEDRESEYE ÇEVRİLİYOR”

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe de, “Laiklik elden gidiyor gibi söylemler içerisine düşüyoruz. Ancak laikliğin özellikle eğitim içerisinde kurumsallaşmadığını görüyoruz. Uygulamalara baktığımızda gericiliğin, akıl ve bilimden uzak eğitim sisteminin yerleştiğini görüyoruz. Eğitimi tüm yönleriyle değerlendirdiğimizde mevcut olan eğitim sisteminin ırkçı, gerici, ayrımcı, asimilasyoncu, halkları birbirine düşmanlaştırıcı bir sistem olduğunu görmemiz mümkün” dedi.

Erçe, ÇEDES projesi adı altına okullara imam atanmasına tepki göstererek “Tüm okullar imam hatiplere, tüm dersler din dersine çevrilmişti şimdi yetmedi tüm okullar medreseye çevriliyor” diyerek tepki gösterdi.

Milli Eğitim Bakanı’nın karma eğitim karşıtı sözlerine dikkat çeken Erçe, “Bütün bu gerekçelerle Alevi kurumları boş duramaz. Bir kez daha görev üstlendiler. Eğitim sendikalarıyla, veli dernekleriyle ve diğer demokratik kitle örgütleriyle görüşerek bu projenin geri püskürtülmesi için bir eylemlilik dizisi kararın aldı” diye konuştu.

“ASİMİLASYON SADECE TÜRKİYE’DE DEĞİL AVRUPA’DA DA VAR”

Panelden konuşan bir diğer isim olan Avrupa Alevi Birlikler Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat konuşmasında şunları ifade etti:

“Asimilasyon sadece Türkiye’de değil bütün egemen kültürün alt kültürleri asimile ettiği bir gerçeklikten yola çıkarsak bu sorun Avrupa’da da var. Buna rağmen Almanya’da hemen hemen bütün anayasal haklarımızı elde etmiş durumdayız. En son almış olduğumuz kamu tüzel kişilik statüsü Almanya’da bir inanç toplumunun alabileceği en üst statüdür. Avrupa’da bir kaygımız var o da elde ettiğimiz haklarımızın içini nasıl dolduracağımız.”

“ALEVİLER CEMEVLERİNİ HERKESE AÇTI”

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez panelde deprem konusunu ele aldı. Geçmez, “Dünyanın ve doğanın devamı için deprem olmazsa olmazdır. Deprem dünyanın her yerinde oluyor ama bununla mücadele etmek çok kolaydır. Çünkü bilim bunu rahatlıkla çözmüştür. Ancak deprem bölgesinde insanların çaresizliğini gördük. Devletin her türlü imkanlarından faydalanan kamuya ait binaların nasıl yıkıldığını gördük. Bütün insanların nasıl cemevlerine sığındığına şahit olduk. Nerede bir cemevi varsa depremden etkilenen insanlar cemevi aramaya başladılar. Aleviler cemevlerine herkese açtılar” dedi.

“ALEVİLERİN BÜTÜN TALEPLERİ SİYASİ TALEPLERDİR”

Panelde son olarak Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Yardımcısı Aydın Deniz konuştu. Deniz, “Alevilerin bütün talepleri siyasi taleplerdir. Yaklaşık 35 yıllık mücadelede taleplerimiz oldu. Şimdi de Alevilere kültür ve daire başkanlığı biçildi. Yeni taleplerimizden bir tanesi daire başkanlığının kaldırılması. Söylemlerimizi, isteklerimizi yüksekten dillendirmemize rağmen her zaman olduğu gibi hükümetin bir kulağından girdi ötekinden çıktı” diyerek Alevi daire başkanlığına tepkisini dile getirdi.

Festivalin üçüncü gün etkinlikleri soru-cevapla son buldu.

Dilan ŞİMŞEK- Rozerin TEK/ BALIKESİR

Mezitli Cemevin’de aşure lokması paylaşıldı

0

PİRHA- Mezitli Cemevin’de paylaşılan aşure lokmasında günümüz Kerbelalarına dikkat çekildi.

Alevi toplumu ve kurumları aşure lokmalarını paylaşmaya devam ediyor. Mezitli Cemevi tarafından lokma paylaşımında bulundu. CHP ve Yeşil Sol Parti Milletvekilleri ve belediye başkanlarını yanı sıra onlarca yurttaşın katıldığı lokma paylaşımı Kazım Açıktepe Dedenin gulbangıyla çerağ uyandırıldı.

Yapılan konuşmalarda günümüzde Kerbelaların yaşandığına dikkat çekilerek, Alevilerin talepleri sıralandı.

PİRHA/MERSİN

Ana Fatma Cemevi’nde aşure lokması paylaşıldı

0

PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Ana Fatma Cemevi’nde devletin, belediyelerin yardımlarıyla değil hak lokmalarıyla aşure yaptıklarına vurgu yaparak aşure lokmasını paylaştı.

Muharrem orucunun sona ermesiyle birlikte Alevi toplumu aşure paylaşmaya devam ediyor. Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi’nin lokma paylaşımına Alevi kurumları ve siyasi parti temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

“İKTİDAR ALEVİLERİ ASİMİLE EDEREK YOK ETMEYE ÇALIŞIYOR”

DAD Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudakaşure lokmasından önce yaptığı konuşmada devletin ve belediyelerin yardımlarıyla aşure lokması yapmadıklarına vurgu yaparak, “Aşure bizim için çok anlamlı ve değerlidir. Yaptığımız aşure iyi günlere, barışa vesile olsun diyoruz. Alevi kurumları işin biraz kolayına kaçıyor, belediyelerle birlikte aşure yapıyor. Biz bunu doğru bulmuyoruz. Aşure hak lokmasıdır. Siyasal iktidar geçmişten bugüne baktığımızda dün Alevileri katlediyordu bugün asimile ederek yok etmeye çalışıyor” dedi.

Zakir Nimet Yıldız ve Zakir Hızır Çelebi’nin seslendirdiği deyişler sonrasında pişirilen aşure lokması paylaşıldı.

Buse Nehir Demir/ ANKARA

ABF’den, Diyanetin o çağrısına yanıt: Ali Erbaş, aslında şeriat çağrısı yapmaktadır!

0

PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, okul ve çalışma saatlerinin cuma namazına göre ayarlanması gerektiği yönündeki açıklamasını eleştirdi. Yapılan açıklamada “Diyanet, farklı inanç ve toplumları yok sayarak aslında şeriat çağrısı yapmaktadır” denildi.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 4 Ağustos tarihli cuma hutbesinde yer alan “İşyerlerimizdeki mesai saatlerini, okullarımızdaki ders programlarını cuma namazının vaktine göre düzenleyelim” ifadelerine bir tepkide ABF’den geldi.

“ANAYASA KARŞITI BİR KURUM”

ABF tarafından yazılı yapılan açıklamada “Diyanet İşleri Başkanlığı, kuruluş amacından uzaklaşmış siyasal İslamcıların hedeflerini gerçekleştirmek için en büyük araç olmuş, Alevileri asimile etmenin merkezi olmuş, şeriatçı odakların en önemli destekçisi olmuş, Hanifi yaşam biçimini dayatan ve kadro sayısı ile devasa bir kuruma dönüştürülmüştür. Halka sınav veriyorsunuz diye fakirliği öven, cennet vaadinde bulunanlar, milyonlarca liralık Mercedes’lerinden taviz vermeyenlerdir” ifadeleri kullanıldı.

“ANAYASA KARŞITI BİR KURUM”

Açıklamanın devamında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yetkilerini aşarak Anayasa’ya aykırı eylemelerde bulunduğu vurgusu yapıldı. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, şeriat çağrısı yaptığı ifade edilerek, açıklamada şu cümlelere yer verildi:

“Anayasanın demokratik, laik, sosyal hukuk devleti maddesini, laiklik acısından toplumsal yaşamın dini kurallara göre düzenlenemeyeceği gerçeğine aykırı hareket eden DİB, Anayasanın 136. Maddesinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yetkileri belirtilmiş olmasına rağmen son yıllarda anayasa karşıtı bir kurum haline geldiği görülmektedir.

Milyonlarca insanı açlığa mahkum eden sistem hakkında tek kelime etmeyen Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, okulların ve çalışma saatlerinin Cuma namazına göre ayarlanması gerektiği yönünde yaptığı açıklama ülkede çağdaş, modern ve laik yaşamak isteyenleri, farklı inanç ve toplumları yok sayarak aslında şeriat çağrısı yapmaktadır. Ülkemizde gerek kamu, gerek ise özel sektörde çalışanların Cuma namazına gitmek istediğinde engellenmediğini biliyoruz. İnsanların inançlarını sömürü çarkının merkezine koyarak milyonları açlığa mahkum edenleri, Ortadoğu ülkelerinden biliyoruz. AKP, sömürü sistemini artık devletleştirmek istiyor. Çünkü şeriat demek, alttakine din iman, üsttekine han hamam demektir. Kadına şiddet, çocuk evlilikleri, açlığa mahkum edilen milyonlar demektir.

Alevi Bektaşi Federasyonu olarak laik ve demokratik cumhuriyetin inşası için mücadeleye devam edeceğiz. Bu ülkede gerçek demokrasiden yana olanlar ile yoldaş, cumhuriyetin kuruluş ayarları ile oynamaya çalışanlara karşı duruş olacağız.

Her kesimin ciddi rahatsızlık duyduğu Diyanet İşleri Başkanlığının artık kaldırılması ve ülkenin aydınlık geleceğinin önü açılması gerekmektedir.”

PİRHA/ANKARA

CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu

0

Televizyonlarda, gazete köşe yazılarında herkes bir CHP değişimini konuşuyor, yazıyor.

Değişim dedikleri Alevi Kemal beyin gitmesini istemekten öte bir şey değil aslında ama bunu açık dile getiremiyorlar. Kemal bey istifa ettiğinde CHP değişecek algısını yayıyorlar.

Daha ileri giderek CHP’yi Alevi bir klik yönetiyor söylemleri, içlerindeki ideolojinin dışa vurumunun tam da kendisi. Türk tipi faşistlik dediğimiz benzetmeye kanıt örneklerden birisinin daha yeni örneği. Hem bölgeci, hem mezhepçi, hem de laik olduklarını söylüyorlar da bu dünyada örneği olmayan bir şey.

CHP’de bir siyasi çizgi olmadığı için, Mevlana misali herkese gel diyen ama gelenlerin hiçte CHP’li olmadığını görmekten yoksunlar veya işlerine öyle geliyor. Neymiş; CHP hem solcu, hem muhafazakar, hem milliyetçi bir partiymiş. Yesinler aklınızı…

Hem milletvekili hem Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu durumu çok açık gördük.

Örneğin, CHP İlce Başkanı olan yerlerdeki x.. Partililer, gönüllü hem de gerçek CHP üyesi arkadaşları allem, kallem etti sandıklara yaklaştırmadılar. Bu durumu hepiniz biliyorsunuz.
Muhafazakar dediğiniz yerlerde 22 Bin sandıkta Kemal beye tek oy çıkmadı.

Neden?

Milliyetçi dediğiniz yerler de Aldığınız oy sayısı belli.

Neden?

Demek ki her türlü siyaset olma işi kandırmacadan öte bir şey değilmiş. CHP tüzüğünde sosyal demokrat olduğunu yazıyorsa, bu partinin Başkanı, yönetimleri, kadroları da sosyal demokrat olmalıymış.

Bu durum değişmediği süre içinde yüz seçime daha girilmiş olsa bu sandıklarda görevli görünen CHP’liler yine oy vermezler. Çünkü onların başka yerlerin insanları olduğu daha nasıl anlaşılacak?

Evet, CHP değişmeli, hem de baştan aşağı değişmeli. Gerçek Sosyal Demokrat kimliği kabul eden bir değişim olmalı bu.

İşin bir de öteki yüzü var. Kemal beyin Alevi kimliği. Gerçi laikçi geçinen ulusalcıların genel başkan seçildiği günden başlayan Alevifobisi gazete ve televizyon arşivlerinde duruyor. Kemal beyin aday olması, partisin ve 6’lı masacıların büyük çoğunluğunun hiçte laik falan olmadıklarını ortaya çıkardı. Bunları görünce “iyi ki seçimleri kazanmamışlar” diyesi geliyor insanın. İlk başta değişim diye ortalığı velveleye verenler sahte laik, sahte sosyal demokrat mı olacaklar buna bir karar vermeliler. Hem Alevi düşmanı, hem laik, hem sosyal demokrat olunmaz. Olunursa Türk tipi olur. Ülkenin dağını, deresini, ovasını satan Türk dinciliği, Türk milliyetçiliği gibi ne olduğu karanlık bir ideoloji.

Son söz olarak söyleyim, Kemal beyin bu istekler üzerine istifa etmesi bir tek sarayın işine gelecektir.

Alevi düşmanı bu beylere bir de hatırlatma yapayım; hani milletvekili seçilecek kadar aldığınız oylar var ya, o oylar Alevilerin, Kürtlerin ve solcuların oyları. Gözünüze dursun, zehir zıkkım olsun.

Bir de, şehirlerde dönen büyük ratlar var ki kim kiminle dost, kim kiminle iş çekiyor insanın aklı duruyor.

Onu da başka bir gün konuşalım.

13. Hızırşah Etkinlikleri halk konseriyle sona erdi

0

PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Datça Şubesi, Muğla Büyükşehir Belediyesi ve Datça Belediyesi’nin katkılarıyla yapılan Hızırşah Etkinliği halk konseriyle sona erdi.

Bu yıl 13’üncüsü düzenlenen Hızırşah Etkinlikleri kapsamında paneller, öykü-şiir yarışması, ödül töreni, lokma paylaşımı, konserler gibi etkinlikler gerçekleştirildi.

Etkinlikle ilgili konuşan HBVAKV Datça Şube başkanı Murat Yıldırım “13’üncü Hızırşah etkinliğini yaparken bize katkı sunan destek veren tüm kurum ve kuruluşlara sponsorlara, gönülden destek veren sanatçılara ve emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Umuyoruz ki gelecek sene 14. Hızırşah’da bir arada oluruz yine” dedi.

Konuşmanın ardından Gökhan Erol, Erdal Akkaya ve Ermeni sanatçı Udi Yarvant Bostancı’nın söylediği Türkçe, Kürtçe ve Ermenice türkülerle, çekilen halaylarla 13.Hızışah etkinliği tamamlandı.

Cebrail ARSLAN/MUĞLA

‘Bizi biz olarak niteleyen şeyler artık çöktü, birlikte yaşamayı bilmiyoruz’

0

PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça şubesi öncülüğünde, 13’üncü Hızırşah etkinliği kapsamında “Birlikte nasıl yaşarız” paneli yapıldı. Panelin konuşmacılarından Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, “Bizi biz olarak niteleyen şeyler artık çöktü. Dolayısıyla da birlikte nasıl yaşayacağımızı bilmiyoruz. Bütün modeller çöktü, yeni bir model arayacağız. Yani yeni bir yol bulacağız ya da o yolu yaratacağız” dedi. 

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Datça Şubesi Cemevi’nin gerçekleştirdiği Hızırşah Etkinlikleri kapasamında “Birlikte nasıl yaşarız” paneli yapıldı.

Zübeyir Çelik moderatörlüğünde Prof. Doktor Ayhan Yalçınkaya, Seyit Sevdin Ocağı mensubu Mehmet Ali Doğan ve Ermeni sanatçı Udi Yarvant Bostancı’nın katılımı ile yapılan panelde, birlikte yaşamanın önemine dikkat çekildi.

“SEVMEYİ, KUCAKLAŞMAYI BİLMEZSEK ASLA BİR YERE VARAMAYIZ”

Ermeni sanatçı Udi Yarvant Bostancı, Aleviliğe sevdasının 9-10 yaşlarındayken başladığını belirterek, “Kuyumcuda çalışıyordum 5 lira haftalık alırdım. Tam yolumun üstünde bir plak dükkânı vardı ve o dönemde 45’lik plaklar satardı. 5 lirayı anneme vereceğim. Annem bana 1 lira veya 1 lira 25 kuruş sinema parası verecek ve o haftada Yılmaz Güney’in filmi varsa yaşamışız zaten. Birini seversin, birine âşık olursun. Birlikte yaşamanın güzelliği sevgiden geçer. Bir de bu işin ucunda Ermenilik de var” dedi.

Bostancı, Amerika’ya gitme kararının nedenini ise şöyle anlattı:

“Bir gazinoda çalışıyorum. Ast solist Şükran adında bir ablamız var Rumca okuyor benim de yeni parladığım dönemler beni de Ermenice okuyayım diye aldılar. O zamanlar rahmetli Hrant’ın Agos Gazetesi daha yoktu. Jamana Marmara vardı ve onda da sürekli reklamım çıkıyordu. Rumca okuyan var, Türkçe okuyan var, ben de Ermenice parçalar okuyordum. Hem Türkçe okuyorum hem Ermenice. Kürtçe nerede hak getire. Ermenice okuyorum, Türkçe okuyoruz. Bir gece biri geldi, dedi ki “nece okudun? Ben de gayet heyecanlı “Ermenice okudum” dedim. “Vay ki sen Ermenice okudun. Ne ana, ne avrat, ne bayrak, ne bacı, aklına ne gelirse küfür yetmezmiş gibi, ‘yarın ben buraya geleceğim,  istiyorsan bir Ermenice oku kafana sıkarım’ dedi. ‘Yarın yine geleceğim, ben de yine okuyacağım sen de gel sık kafama’ dedim. Hani birlikte yaşamak güzel ya, kardeşçe yaşamak güzel ya, nasıl yaşayacaksın? Nasıl becereceğiz. Yani sen Kürtçe’nin K’sine Ermenice’nin E’sine tahammül etmezsen, biz birbirimizi sevemezsek, Aşık Mahsuni’nin dediği gibi ‘hümanist, komünist, sosyalist, insandan gayrısı yalandır yalan, doğarken var mıydı gavur müslüman?’ Biz birbirimizi nasıl seveceğiz? Biz sevmeyi bilmezsek, kucaklaşmayı bilmezsek asla bir yere varamayız. Ben böyle düşünüyorum.”

“HER ŞEY HAK İLE BAŞLAR HAK İLE BİTER”

Seyit Sevdin Ocağı mensubu Mehmet Ali Doğan, Bostancı’yı dinledikten sonra konuşmasında acılarının, kaderlerinin, çektikleri acıların ortak olduğunu belirterek, “Aynı topraklarda yaşamışız, onun kadar ben de duygulandım. Belki benim anlattığımdan anladığım kadar da o da duygulanacak. Sırf bu başlık için birlikte yaşamak bizim en büyük idealimizden öte, inanç itikat kültürdeki yerini aşmaya çalışacağım” dedi.

Doğan, aynı zamanda kaderlerinin de ortak olduğunu söyleyerek, “Bugün kanın döküldüğü, insanların boğazlandığı, etnik kimliklerin geldiği noktada bunu sadece biz mi yaşamışız hayır, bunu bizden önce başka bir halk yaşamıştır. Onun için kaderimiz ortak, o açıdan bu sorunları aşmanın yolu bunun üzerinde durmaktan geçiyor” ifadelerini kullandı.

Mehmet Ali Doğan, küçükken büyüklerinin kendilerine iki şekilde hitap ettiklerini söyleyerek, “Birincisi zihniyeti bozuk, ikincisi ise ahlakı bozuk. Yani bu iki değer üzerinden bizim babalarımız bize bakınca zihniyeti bozuk, ahlakı bozuk diyor. Bir toplumun toplum olarak ortak değerlerini oluşturan bu iki kavram ilminde insanlığın da ortak sorunudur. Birlik ve dayanışmanın olmadığı, insanca yaşamanın kurallarıyla yaşanmadığı yerlerde bunlar aşılabilir” dedi.

“TOPLUMUMUZ DEĞERLERİ HAFIZASINDA TOPLUYOR”

Doğan, anlattıklarının sadece Alevilerin değil bütün insanlığın sorunu olduğunu da söyleyerek, Hakk kavramından da şöyle söz etti:

“Hacı Bektaşi Veli bir kucağına aslanı diğer kucağına ceylan yavrusunu almış. Günün şairi diyor ki “yılan serçeye su taşıdı.” Normalde yılanın yavru serçeyi yemesi lazım. Demek ki biz de yılansak serçeye su taşımamız lazım. Bunun felsefesi ve bunun içeriği o halkların kültüründe yatıyor. Bunu Ermenilerde araştırın öyledir, Kızılderilileri araştır öyledir, Afrika’da bir kabileyi araştır öyledir. Yaşamımızda bütün her şey hakla başlar hakla biter. Haktan geldik Hakk’a gidiyoruz onun için bu geniş bir tartışma konusu olduğundan bizim örf, adet, gelenek dediğimiz her şey Hakk’a tarif edilir. Ama ne yazık ki bu gerici hurafe modası geçmiş, bu kavramlar tasfiye edilmiş. Buna rağmen toplumumuz bu değerleri hafızasında topluyor, buna ve bunlara bağlı olarak yaşadılar yaşıyorlar.”

“BİRLİKTE NASIL YAŞAYACAĞIMIZI BİLMİYORUZ”

Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya da, cem meydanı kurulduğunda erkan sürülürken ana yoksa posta kimsenin oturamayacağını söyledi. Yalçınkaya, kadınların büyük insanlık söyleminin yalan olduğunu tek bir sloganla bir anda gösterdiklerini söyledi.

Büyük insanlığın ortak değerinin olmadığını da dile getiren Yalçınkaya, “Bunlar tümüyle bize dayatılmış şeyler ve çok açık” dedi.

Yalçınkaya, “‘Nasıl birlikte yaşayabiliriz?’ sorusunu yanıtlamak istiyorsak bir noktada uzlaşmak zorundayız” diyerek şöyle devam etti:

“Biz kimiz birlikte yaşamaktan neyi anlıyoruz? Gerçekten ortak bir şey mi anlıyoruz? Ermeni’nin Ermenice konuşması halinde “kafana sıkarım lan burası Türk yurdu” denilen bir yerde hangi birlikte yaşamaktan söz ediyoruz? O adama sorun, birlikte yaşamayı över, ‘ bizim cetlerimiz olan Osmanlı’dan öğrendik bunu, biz hoşgörülüyüz, Ermenilerin kılına zarar gelmez’ der. Kılına zarar gelmez de milyonlarca Ermeni’yi ben mi kovaladım bu topraklardan. Senin övündüğün cetlerin kovalamadı mı? İttihat ve Terakkili paşaların kovalamadı mı? Ama herkes Ermeni’yi duyana kadar, Kürdü duyana kadar maşallah birlikte yaşama hayranı. Aleviler de öyle. Demek ki birlikte yaşayamıyoruz. Birlikte yaşamanın anlamı üzerine de uzlaşabilirsek, birlikte yaşayabiliriz ama uzlaşamadığımıza göre bunu önleyen güçler üzerinde uzlaşabilirsek yine birlikte yaşayabiliriz. Biz Türk’üz, biz erkeğiz, biz müslümanız biz Aleviyiz, biz heteroseksüeliz dediğiniz anda düşmanlığa hazır hale geliyorsunuz. Çünkü siz Türk’seniz bunun açık anlamı şu: Başkaları Türk değil, her topluluk kendi üstünlük iddiasını sürdürme hakkına da sahiptir. Yani biz dediğimiz anda birlikte yaşamanın yolunu döşemiyoruz, düşmanlığın yolunu döşüyoruz. Öncelikle bunu fark etmeliyiz. Bu bizim tam da ortaklıkları sorgulamaya başlamamıza neden olur. Bizi biz olarak niteleyen şeyler artık çöktü. Dolayısıyla da birlikte nasıl yaşayacağımızı bilmiyoruz. Bütün modeller çöktü, yeni bir model arayacağız. Yani yeni bir yol bulacağız ya da o yolu yaratacağız. O yol yok, hepimiz bunun peşindeyiz.”

Cebrail ARSLAN/MUĞLA

Barış Annesi Remziye Ekenek Hakk’a yürüdü

0

Derik’te yaşayan ve uzun zamandır sağlık sorunları yaşayan Barış Annesi Remziye Ekenek Hakk’a yürüdü.

Mardin’in Derik ilçesinde yaşayan Barış Annesi Remziye Ekenek, 82 yaşında Hakk’a yürüdü.

Uzun yıllar Barış Annesi olarak mücadele veren Ekenek, geçirdiği beyin felci nedeniyle sağlık sorunları yaşamaya başladı. Ekenek’in ilerleyen yaşıyla birlikte sağlık sorunları artmıştı. Ekenek’in cenazesi, Derik Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi.

(HABER MERKEZİ)