Ana Sayfa Blog Sayfa 17

Berlin Cemevi kadınların toplumdaki rolü ne anlama geliyor?

Berlin Cemevi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında “Kadın varsa çözüm var; ne yapmalı? Nasıl yapmalı?” başlıklı bir panel düzenledi. Bu etkinlik, BAT Cemevi ve Erzincanlı Canlar Berlin Derneği tarafından gerçekleştirildi. Panel, çok sayıda dernek, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu temsilcisinin katılımıyla Cemevi ana salonunda gerçekleştirildi.

Panele katılanlar arasında BAT Yönetim Kurulu 2. Başkanı Kadir Şahin, kadın ve Alevilik konusunu vurgulayarak, “Alevi inancına göre kadın erkeğin gerisinde değil, tam yanındadır. Kadın varsa toplum vardır” dedi. Şahin, Alevi toplumunda kadının eşit bir konumda yer aldığını ve toplumsal yaşamda kadının iradesinin her zaman önemli olduğunu ifade etti.

Panelin diğer konuşmacılarından Erzincanlı Canlar Berlin Derneği Eş Başkanı Gülsün Güler, toplumsal bağların güçlenmesi gerektiğini belirterek, kadınların toplumsal dönüşümdeki öncü rollerine dikkat çekti. TİP İstanbul Milletvekili Serra Kadıgil ise Türkiye’deki kadın cinayetlerine vurgu yaparak, kadınların aile içindeki şiddete maruz kaldığını ve bu durumun sistematik bir sorundan kaynaklandığını ifade etti.

DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, kadın meselesinin toplumsal cinsiyet rollerinin ötesinde bir mesele olduğunu vurguladı. Beştaş, kadınların özgürlük mücadelesinin demokratik bir toplumun merkezinde yer alması gerektiğinin altını çizerek, mevcut iktidarların kadınların haklarını kısıtladığını belirtti.

Panel, kadınların özgürlük mücadelesinin önemi ve bu mücadelenin güçlendirilmesi üzerine yapılan tartışmalarla sona erdi. Bu etkinlik, kadınların sorunlarını gündeme taşımak ve çözüm önerileri geliştirmek amacıyla önemli bir platform sağladı.

Suriye’de Alevi Soykırımı Anma ve Protestolar Yapılacak

Suriye’de Alevilere yönelik gerçekleştirilen soykırımın birinci yılı dolayısıyla, Türkiye ve Avrupa’nın birçok kentinde anma etkinlikleri ve protestolar düzenlenecek. 7 Mart 2025’te başlayan saldırılarda, on binlerce Alevi katledilmiş, yerlerinden edilmiş, kadınlar kaçırılıp tecavüze uğramış ve çocuklar ailelerinden koparılmıştır. Bu trajik olaylar, Alevi toplumu ve insan hakları savunucuları tarafından unutulmayacak ve kınanacaktır.

Alevi kurumları ve demokratik kitle örgütleri, 7 Mart’ta katliamın birinci yılı dolayısıyla düzenleyecekleri etkinliklerde, hem katledilenleri anacak hem de Suriye’deki saldırıların durdurulması için çağrıda bulunacak. İstanbul’da, Maçka Demokrasi Parkı’nda saat 12.00’de toplanılacak ve Suriye Konsolosluğu önünde siyah çelenk bırakılarak katliam protesto edilecektir.

İzmir’de ve Ankara’da da benzer etkinlikler düzenlenecek. İzmir’de saat 14.30’da eski Sümerbank binası önünde basın açıklaması yapılacakken, Ankara’da anma programı 5 Mart’ta ABF ve PSAKD Genel Merkezleri önünde gerçekleştirilecektir. Adana’da da benzer bir basın açıklaması 7 Mart’ta Akkapı Seyhan’da yapılacaktır.

Avrupa’nın farklı şehirlerinde de anma etkinlikleri düzenlenecek. Almanya’nın Köln, Neuss ve Frankfurt kentlerinde yapılacak etkinliklerde, Suriye’deki Alevilere yönelik saldırılara dikkat çekilecek ve uluslararası kamuoyuna çağrıda bulunulacaktır. Hollanda’nın Amsterdam ve Den Haag şehirlerinde de anma programları planlanmaktadır.

Düzenlenen etkinliklerde, Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların durdurulması, kaçırılan kadınların akıbetinin açıklanması ve katliamın uluslararası alanda tanınması talepleri dile getirilecektir. Bu anma ve protestolar, Alevi toplumu için önemli bir dayanışma ve hak arama eylemi olarak öne çıkmaktadır.

Laikliğe dair söylem ve gerçek Fikret Başkaya

 Bu evrensel sahtekârlık çağında gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir.’ George Orwell

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) genel kurul salonunda, kürsünün arkasındaki duvarda: “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” yazısı var… Cunta Anayasası’nın 2. Maddesi de şöyle: “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir”…  

O halde iki şey: Birincisi, bidayetten itibaren hakimiyet çok sayıda kayıt ve şart altına alındı ve ikincisi, Türkiye’ demokratik, laik, sosyal, hukuk devletidir demek bir cümlede dört yalan söylemektir… Bu yazıda rejimin niteliğini angaje eden laiklik söylemine dair bazı hatırlatmalarla yetineceğim…

Esasen anayasayı kimin nasıl yaptığı, nasıl uygulandığı da önemlidir… Son tahlilde anayasa bir kâğıt parçasıdır…

Laiklik, “modernite devrimi”, “Aydınlıklar Felsefesi (Lumières) sonrasının bir kavramı: Dinin devletten ayrılması, devletin tüm inançlar karşısında tarafsız olması, eşit mesafede durması, devletin hiçbir dinî işlev üstlenmemesi, dinin siyaset alanının dışına çıkarılması, kanunlar karşısında eşitlik, din (inanç) ve düşünce (ifade) özgürlüğünün güvence altına alınmasıdır.

Bu kavram o kadar önemlidir ki, laikliğin olmadığı yerde gerçek yurttaştan da söz edilemez. Zira, bir nüfus cüzdanına sahip olmak yurttaş sayılmak için yeterli koşul değildir.

Bizde bidayetten itibaren devletin göbeğinde “Diyanet İşleri Başkanlığı” diye devasa bir kurum var. Adı başkanlık olsa da aslında bakanlık. Örgütleniş tarzı diğer bakanlıklar gibi…2026 Bütçesinde Diyanet’e ayrılan kaynak 174 milyar, 389 milyon TL… Altı bakanlığın (İçişleri, Dışişleri, Ulaştırma, Enerji, Kültür ve Turizm, Sanayi, Çevre, Ticaret) her birinin payından daha büyük… Ve bu devasa kaynak, herkesten toplanan vergi bir mezhep (Sünnî-Hanefi) için harcanıyor… Oysa, bu ülkede Aleviler, Hıristiyanlar, Museviler, Ateistler, Deistler var… Bu kadarı bile Türkiye’deki rejimin gerçek laikliğin ne kadar uzağına savrulduğunu göstermeye yeter… Maaşlı imamla laiklik bağdaşır mı?

Rejimin tabularından biri olduğu için, geride kalan dönemde bu sorun tartışma konusu yapılmadı? … Türkiye’de bağnaz resmî tarih ve resmî ideoloji, şeylerin tartışılmasını, bilince çıkarılmasını, anlaşılmasını engelliyor…

Mülk sahibi sınıflar sadece uyduruk resmî ideolojiye dayanarak yönetemeyeceklerinin farkındaydılar. Dini yardıma çağırmak-araçsallaştırmak durumundaydılar ve çağırdılar. Fakat dini araçsallaştırmak isteyen sadece Türkiye’nin egemen sınıfları değildi. İkinci emperyalistler arası savaş sonrasında, “Soğuk Savaş” koşullarında, çok partili sisteme geçildiği 1950 sonrasında, başta ABD olmak üzere emperyalist çıkarlar da dini (İslam’ı) araçsallaştırmayı, manipüle etmeyi “gerektiriyordu”… Dinci, milliyetçi- ırkçı unsurlar, sol, demokratik, sosyalist hareketin yükselişini durdurmak üzere araçsallaştırıldı, sahaya sürüldü…

Bu amaçla, dinciler ve milliyetçi-ırkçı unsurlar desteklendi. Devlet tarafından “komünizmle mücadele dernekleri kurduruldu. Dinci taife Suudilerin “petro-dolarlarıyla beslendi-büyütüldü. Daha 1970’li yıllarda İslamcı Partiler koalisyon hükümetlerinin ortağıydı… 12 Eylül Amerikancı-NATO’cu darbe döneminde resmî ideolojide bir revizyon yapılarak, Türk-İslam Sentezi denilen bir sistem dayatıldı… Bugünün dinci-ırkçı koalisyonu (Cumhur İttifakı) o tercihin sonucudur…

1950’li yıllardan beri siyaset ‘kutuplaştırmayla’ yol alıyor ve bu egemenlerin işini kolaylaştırıyor. Böylece asıl sorunları savsaklamak, görünmez kılmak mümkün oluyor… Daha 1950’li yılların ikinci yarısında kutuplaşma had safhaya çıkmıştı… Kahveler ve Camiler ayrılmıştı… Dönemin iktidar partisi olan Demokrat Parti toplumu “Vatan Cephesi” ve Ötekiler diye ayrıştırmıştı… Vatan Cephesine dahil olmayanlar düşmanlaştırılıyordu… Aslında Şark cephesinde yeni bir şey yok… Bugün de ‘Cumhur İttifakı’ yandaşı olmayanlar muteber yurttaş saymıyor… Hukuk, “yandaşlara” farklı, muhaliflere farklı uygulanıyor…

Türkiye’nin içine sürüklendiği “çöküş tablosu” bir vakıa iken, artık bildik yöntem ve araçlarla bu durumla yüzleşmek mümkün değil…  Ezberlerin bozulması ve yeni paradigmanın oluşturulması gerekiyor ve bunu yapmaya da bir engel yok… Fakat, ‘entelektüel ataletten’ yakayı kurtarmadan da şeylerin gerçeğiyle yüzleşmek mümkün değil…

Yeni Yaşam Gazetesi

“Alevi Katliamına Son İçin Samandağ’da Buluşalım!”

7 Mart 2026 tarihinde Hatay Samandağ’da gerçekleştirilecek mitinge katılım çağrısı yapıldı. Özde Canlar Semah Erkanı üyesi Aleviler, Suriye’de Alevilere yönelik devam eden soykırıma karşı durmak için bir araya gelmeyi hedefliyor. Mitingde, Suriye’deki katliamların sona ermesi için seslerini yükselteceklerini vurgulayan katılımcılar, “Kâinatın hangi coğrafyasında bir canlının canı acıyorsa, bizim canımız orada. Suriye’de yapılan zulme ve Alevilere yönelen katliama dur demek için hep birlikte haykıralım” dediler.

Suriye’de Alevilere yönelik süren saldırılar, on binlerce kişinin katledilmesine ve yerinden edilmesine neden oldu. Kadınlar zorla kaçırılıp, tecavüze uğradı; çocuklar ailelerinden koparıldı. Bu acı dolu olayların yıl dönümünde, Alevi kurumları, sanatçılar ve aydınlar, Samandağ’da yapılacak mitinge destek vererek, toplumsal bir dayanışma oluşturacaklarını ifade ettiler.

Özde Canlar Semah Erkanı’ndan Fatma Çetinkaya, Nuray Çiğmen ve diğer kadınlar, Suriye’deki insanlık dramına dikkat çekerek, “Suriye’de yaşananlar sadece Alevilere yönelik değil, tüm insanlığa karşı bir soykırımdır. Bu nedenle herkesin 7 Mart’ta Samandağ’da buluşmasını bekliyoruz” dediler.

Zakir Fahrettin Aksünger ise, “Suriye’deki katliamlar, insanların dinine, etnik kökenine bakmaksızın bir insanlık suçudur. Tüm halkların özgür yaşaması için bu katliamlara karşı çıkmalıyız. Samandağ’da gerçekleştirilecek mitinge destek vererek, akan kanın durması için bir araya gelmeliyiz” şeklinde konuştu.

7 Mart’ta yapılacak miting, sadece Alevilere değil, tüm insanlığa yönelik bir çağrı niteliği taşıyor. Herkesin bu zulme karşı sesini yükseltmesi gerektiğini belirten Aksünger, “Bu birliktelik, akan kanın durmasına katkı sağlayabilir” şeklinde sözlerini tamamladı.

Alevi Kadınlar 7 Mart’ta Düsseldorf’ta Buluşuyor

Almanya Alevi Kadınlar Birliği, Demokratik Alevi Kadınlar Birliği ve Avrupa Arap Alevi Federasyonu Kadınlar Birliği, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında 7 Mart 2026 tarihinde Düsseldorf’ta miting düzenliyor. “Cinayetler dursun, özgür yaşam yeşersin” sloganıyla düzenlenecek olan etkinlikte, Alevi inancının özünün birlik olduğu vurgulanarak kadınların eşitliğe yönelik mücadelesinin önemi ifade edilecek.

Mitingde, kadınların yaşamı birlikte savunduğu ve eşitliği örgütlü bir mücadele ile büyüttüğü belirtiliyor. Açıklamada, “Alevi inancının özü birliktir. Yaşamın ancak birlikte mümkün olduğunu bilen yolun kadınları olarak 7 Mart’ta alanlardayız” denildi.

Etkinlikte, kadın bedeninde sürdürülen savaşlara, eşitsizliğe ve erkek egemen düzene karşı ses çıkarılacak. “Bizde kadın erkek eşittir” ifadesinin yalnızca bir söylem olmadığı, bu eşitliğin örgütlü mücadele ile sağlandığı vurgulanacak.

Düsseldorf’ta, 7 Mart 2026 tarihinde saat 15.00’te Gustav-Gründgens-Platz’ta gerçekleştirilecek mitinge tüm duyarlı kesimler davet edildi. Kadın kurumları, özgür ve eşit bir yaşam için dayanışma çağrısında bulundu.

IAKKM Merkezi’nde “Önce Kadın” Atölyesi

İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi (IAKM), 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla “Önce Kadın (Alevi Öğretisinde Kadının Yeri)” başlıklı bir workshop düzenleyecek. Etkinlik, 8 Mart 2026 Pazar günü gerçekleştirilecek ve kadınların hakları, dayanışma ile özgürlük mücadelesi üzerinde durulacak.

Organizasyon, 8 Mart’ın sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda bilinçlenme ve mücadele günü olduğunu vurguladı. Duyuruda, kadın mücadelesinin tarihsel önemine dikkat çekilerek “169 yıldır mücadele bitmedi” mesajı verildi. Workshop’ta Alevi inancında kadının yeri, toplumsal yaşamda kadınların rolü ve eşitlik mücadelesi ele alınacak.

Katılımcılar; haklarını öğrenme, kendilerini geliştirme, şiddete karşı yasal destek alma ve hukuki bilinç kazanma gibi konular hakkında bilgilendirilecek. Ayrıca, kadın emeğinin görünürlüğü ve dayanışmanın artırılması da programın önemli başlıkları arasında yer alıyor.

IAKM, kadınları “Bu kez izleyen değil, söz alan ol” mesajıyla etkinliğe davet etti. 8 Mart’ta bir araya gelerek dayanışmayı büyütme çağrısında bulunuldu. Etkinlik, saat 13.00’te IAKM ve Cemevi’nde (19 Clarendon Rd, London N8 0DD) gerçekleştirilecek.

Sebahat Tuncel, Antalya’da Alevi Buluşması Yaptı!

Sebahat Tuncel, Antalya’da Alevi toplumu ile bir araya gelerek Barış Süreci ve Alevilerin sorunları üzerine önemli görüşmeler gerçekleştirdi. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şubesi’nde düzenlenen buluşmaya, DEM Parti Antalya İl Örgütü yöneticileri de katıldı. Özellikle kadınların yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte, İran’a yönelik saldırılar ve toplumsal barış konuları üzerinde duruldu.

Toplantıda konuşan Sebahat Tuncel, “Kendimize güveniyoruz, mücadele ediyoruz ve tüm yaşananlara rağmen ayaktayız. Ülkede mevcut tablo kötü, ancak önemli olan Hüseyin’in yürüyüşünü gerçekleştirebilmek ve Pir Sultan’ın öncülüğünü sürdürebilmektir” dedi.

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan ise okullarda verilen eğitimin önemine dikkat çekerek, “Bizler tekçi ve asimilasyoncu oluşumlara karşı birlik ve beraberlik içinde mücadele etmeliyiz” ifadesini kullandı. Bu tür buluşmaların, Alevi toplumu için bir araya gelme ve sorunları paylaşma açısından kritik öneme sahip olduğu vurgulandı.

Şubat enflasyonu: ENAG ve TÜİK’ten farklı veriler

ENAG, Şubat ayı enflasyonunu yüzde 4.01 olarak hesapladı. Yıllık enflasyon artışı ise yüzde 54.14 olarak belirlendi. Bu, Ocak ayında kaydedilen yüzde 6.32’lik artışın ardından gelen önemli bir veri olarak öne çıkıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ise aynı dönemde enflasyonu yüzde 2.96 olarak duyurdu. Yıllık bazda TÜİK’in hesapladığı enflasyon oranı ise yüzde 31.53 olarak kaydedildi. Bu iki kurum arasında Şubat ayı enflasyon verilerinde önemli bir fark oluştu.

ENAG ve TÜİK verileri arasındaki fark yüzde 22.61 olarak belirlendi. Bu durum, enflasyon verilerinin hesaplanmasında farklı yöntemlerin ve yaklaşımların etkili olduğunu gösteriyor.

Ekonomik belirsizliklerin sürdüğü bu günlerde, enflasyon verileri halkın yaşam standartlarını doğrudan etkileyen bir konu olarak dikkat çekiyor. Farklı hesaplamalar, ekonomik gerçekliğin nasıl algılandığına dair önemli ipuçları sunuyor.

Engelsiz Yaşam İçin Seminer Gerçekleştirildi

BAT-Cemevi, özel gereksinimli bireylerin hayatlarını kolaylaştırmak amacıyla ‘Yol engel tanımaz’ grubunu kurdu ve AABF iş birliğiyle ‘Engelsiz Bir Yaşam’ semineri düzenledi. Seminer, özel gereksinimli bireyler ve ailelerinin katılımıyla geçtiğimiz Cumartesi BAT-Cemevi ana salonunda gerçekleştirildi. Açılış konuşmalarında, grup üyeleri ve AABF Başkanı, özel gereksinimli bireylerin yaşadığı sorunlara ve bu sorunların çözüm yollarına dikkat çekti.

Seminerde, BAT YK üyesi Nazire Karaman, Almanya’daki resmi istatistikler üzerinden özel gereksinimli bireylerin sayısını vurguladı. AABF Başkanı Yüksel Özdemir ve AAAF Başkanı Serhan Namlı, toplumun bu bireyler için yeterince duyarlı olmadığını belirtti. Konuşmaların ardından Alevi deyiş ve türkülerinden oluşan bir dinleti gerçekleştirildi.

AABF 2. Başkanı Hasan Doğan Dede, Alevi kurumlarının özel gereksinimli bireylere daha fazla ilgi göstermesi gerektiğini ifade etti. Doğan, Alevilikte engelli tanımının olmadığını, engellerin insanlardan kaynaklandığını vurguladı. Ardından, ‘Yol engel tanımaz’ grubundan Nejla Yoloğlu, proje kapsamında yapılan faaliyetleri anlattı.

AABF GYK üyeleri Gülay Kurtyiğit ve Arif Yeşilyurt, özel gereksinimli bireylerin gündelik yaşamda karşılaştıkları zorlukları ele aldı. Türkiye ve Almanya’daki sorunlu bakış açılarına değinen sunumları, çözüm önerileri ile tamamlandı. Etkinlik, katılımcıların sorunları ve çözüm yollarını tartışmasıyla sona erdi.

Kadın Direnci: Özgürlüğün Anahtarıdır

Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, kadınların savaşların, otoriter rejimlerin ve eril egemen politikaların en ağır yükünü taşıdığını vurguladı. Eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve küresel kadın dayanışması çağrısında bulunarak, 8 Mart’ın kadınların tarihsel direncinin bir sembolü olduğunu ifade etti.

Açıklamada, savaşların kadınlar üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekildi. Özellikle Suriye’deki savaşın kadınların yaşamında açtığı derin yaralara, yerinden edilme, cinsel şiddet ve yoksulluk gibi sorunlara işaret edildi. Ayrıca, Ezidi ve Süryani kadınların yaşadığı acılara da değinilerek, bu süreçlerin hafızalarda tutulması gerektiği vurgulandı.

DAKB, İran’da kadınların toplumsal baskılara karşı direnişinin, kadın bedeni üzerindeki devlet kontrolüne karşı bir isyan olduğunu belirtti. Rojava, Türkiye, İran ve Rojhelat’taki kadınların toplumsal dönüşümdeki rolü hatırlatılarak, “Jin Jiyan Azadi” perspektifinin kadın, yaşam ve özgürlük felsefesinin pratiğe dönüşümü olduğu ifade edildi.

Açıklamada, 8 Mart’ın inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık taleplerinin yanı sıra, eril egemen zihniyete karşı örgütlü direnişi simgelediği belirtildi. DAKB, kadın cinayetleri ve şiddet politikaları sonucu yaşamını yitiren tüm kadınları anarak, bu kayıpların mücadelenin çağrısı olduğunu vurguladı.

DAKB, kadınların eşit, özgür bir yaşam mücadelesini sürdürme kararlılığıyla, küresel dayanışmayı büyütme çağrısında bulundu.