Ana Sayfa Blog Sayfa 18

Dersim’de 8 Mart: Kadın cinayetlerine karşıyız!

8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken, Dersim’de kadınlar, artan kadın cinayetleri ve hak gasplarına karşı mücadelelerini yükseltiyor. Eğitim-Sen Kadın Sekreteri Rojda Çiftçi, bu yıl 8 Mart’ı sadece bir anma günü değil, aynı zamanda direniş ve mücadele günü olarak değerlendirdiklerini belirtti. Çiftçi, kadınların sadece yerelde değil, dünyada birçok noktada benzer baskılara maruz kaldığını vurgulayarak, 8 Mart’ta yapılacak yürüyüş ve mitingin dayanışmayı güçlendireceğini ifade etti.

Rojda Çiftçi, 8 Mart’ın tarihsel kökenine dikkat çekerek, bu günün kadın mücadelesinin sembolü haline geldiğini hatırlattı. 1857 yılında New York’ta başlayan kadın direnişinin günümüzde de sürdüğünü belirten Çiftçi, özellikle son dönemde artan kadın cinayetlerine ve hak gasplarına karşı toplumsal bir seferberlik çağrısı yaptı. “Bir günde altı kadının katledildiği bir ülkede yaşıyoruz. Cezasızlık politikası, kadın katliamlarını meşrulaştırıyor” dedi.

Dünya genelinde kadınların maruz kaldığı baskılara da değinen Çiftçi, Afganistan, İran, Suriye ve Filistin örnekleri ile kadınların kamusal yaşamdan dışlandığını vurguladı. “Kadınlar, sosyal yaşamdan koparılıyor, fiziksel şiddet ve insanlık onuruna aykırı saldırılara maruz kalıyor” ifadesini kullanan Çiftçi, bu duruma karşı ortak bir direnç göstermenin önemini dile getirdi.

Çiftçi, kadınların demokratik, laik ve toplumsal bir yaşamı savunarak, bu mücadele hattını güçlendirmek için 8 Mart’ta Dersim’de gerçekleştirecekleri mitinge tüm kadınları davet etti. “Kadınları bir araya getirmek ve dayanışmak için etkinlikler düzenliyoruz. 8 Mart’ta Sanat Sokağı’ndan başlayarak Seyit Rıza Meydanı’na yürüyeceğiz. Tüm kadınları güçlü bir katılım sağlamaya çağırıyoruz” şeklinde konuştu.

Suriye’deki katliamlara karşı 7 Mart’ta Samandağ’da buluşuyoruz!

Antalya’daki Alevi kurumları, Suriye’de Alevilere yönelik süren soykırıma karşı 7 Mart’ta Samandağ’da yapılacak mitinge katılım çağrısında bulundu. Miting, Suriye’deki saldırıların yıl dönümünde gerçekleştirilecek ve Alevi katliamına dur demek amacıyla yapılacak. Alevi kurum temsilcileri, bu olayların sona ermesi için dayanışma ve birlik olma vurgusu yaptı.

PSAKD Antalya Şube Başkan Yardımcısı Abdurrahman Karadağ, Alevilerin mitinge katılım göstermesinin önemine dikkat çekerek, “Ne kadar çok katılım sağlarsak o kadar gücümüzü göstermiş oluruz. Biz Alevileri yok edemezler” dedi. Saldırılarda on binlerce Alevi hayatını kaybetti, kadınlar ve çocuklar mağdur edildi. Bu nedenle, katılımın yüksek olması gerektiği ifade edildi.

Şair-yazarlar Soner Çamlıdağ, Hacer Altıntaş ve diğerleri, Suriye’de yaşananların sadece Alevilere değil, tüm insanlığa yönelik bir tehdit olduğunu belirtti. “Dünyada mevcut savaşların sona ermesi, özellikle kadın ve çocuk katliamlarının durması için tüm canları 7 Mart’ta Hatay Samandağ’da yapılacak mitinge bekliyoruz” dediler.

Kültür-Sanat Sorumlusu Güven Gürkan Kaya, “Gün birlik olma günüdür. Beraber yürüyelim, beraber baş kaldıralım. Cümle canlarımızı 7 Mart günü Hatay Samandağ’a bekliyoruz” diyerek, tüm toplumu bu çağrıya destek vermeye davet etti.

İsveç Alevi Federasyonu’nda Görev Dağılımıyla Yeni Bir Dönem Başlıyor

İsveç Alevi Federasyonu, 24 Ocak 2026 tarihinde yaptığı Genel Kurul toplantısının ardından yeni dönem görev dağılımını tamamladı. Toplantıda, federasyonun geçmiş dönemdeki projeleri ve geleceğe yönelik hedefleri kapsamlı bir şekilde değerlendirildi. Öne çıkan konular arasında Madımak Katliamı Hafıza Merkezi Projesi, deprem dayanışma çalışmaları ve Uppsala Cemevi Projesi gibi önemli projeler yer aldı.

Yeni yönetim, İsveç’teki Alevi toplumunun sosyal, kültürel ve inançsal yaşamını destekleyecek somut eylem planları ve stratejik hedefler belirledi. Örgütlenmenin güçlendirilmesi, yeni yönetimin öncelikli gündem maddelerinden biri oldu. Bu doğrultuda yerel örgütlerle işbirliğinin artırılması ve toplumsal dayanışmanın sağlanması hedefleniyor.

Yeni yönetim listesi, eşit başkanlığa Aynur Akgül ve Ali Çağan’ı, genel sekreterliğe Haşim Arslan’ı, genel saymanlığa ise Hatice Gökşen’i getirdi. Ayrıca, Alevilerin Sesi Dergisi ve sosyal medya gibi iletişim alanlarında da sorumlu isimler belirlendi. Geçmiş dönemde önemli katkılar sunan Nevin Kamilağaoğlu’nun, Sivil Toplum ve Gençlik Bakanlığı ile yürütülen görüşmelerde federasyonu temsil etmeye devam edeceği açıklandı.

Yeni yönetimin yüzde 66’sının kadınlardan oluşması, kadın temsili açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirildi. Genel Kurul’a yerel örgütlerin güçlü katılımı, federasyonun temsil gücünü artıracak bir diğer faktör olarak öne çıkıyor. İsveç Alevi Federasyonu, önümüzdeki dönemde kalıcı kazanımlar elde etmeyi hedefliyor.

Koblenz AKM’den 8 Mart: Kadınların Emeği ve Dayanışması Güçleniyor

Koblenz Alevi Kültür Merkezi ve Cem Evi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla anlamlı bir program düzenleyecek. Etkinlik, 8 Mart 2026 Cumartesi günü saat 14.00’te gerçekleştirilecek ve kadınların emeği, mücadelesi ile dayanışması ön plana çıkarılacak.

Programın açılış konuşmalarını Almanya Alevi Kadınlar Birliği Genel Başkanı Özgür Demir ile Koblenz Alevi Kültür Merkezi ve Cem Evi Başkanı Dilara Yavuz yapacak. Ayrıca, etkinlikte Alev Coşkun’un müzik dinletisi ve Seyhun Can Şahin ile Koblenz AKM Cem Evi Tiyatro Ekibi tarafından sahnelenecek “Çiçek Babandır!” adlı tiyatro oyunu da yer alacak.

Koblenz Alevi Kültür Merkezi, 8 Mart’ın yalnızca bir anma günü değil; kadın emeğinin ve eşitlik mücadelesinin güçlendirildiği özel bir gün olduğuna dikkat çekiyor. Tüm üyeler ve dostlar programa davet edilerek dayanışma ruhunun birlikte büyütülmesi çağrısında bulunuluyor.

Etkinlik, Alevitische Gemeinde Koblenz, In der Lieblich 4, 56427 Siershahn adresinde yapılacak. Giriş ücreti 10 Euro olup, bu ücrete yemek de dahil olacak.

Alevi katliamına karşı birlikte duralım: Samandağ’da buluşalım!

Mersin’de çeşitli kurum temsilcileri ve kadınlar, Suriye’de devam eden Alevi soykırımının birinci yılı dolayısıyla 7 Mart’ta Samandağ’da gerçekleştirilecek mitinge katılım çağrısında bulundu. “Alevi katliamına dur demek için Samandağ’da buluşalım. Gelin omuz omuza olalım, katliamı durduralım” ifadeleriyle yapılan çağrıda, Suriye’deki saldırılarda on binlerce Alevinin hayatını kaybettiği, yerinden edildiği ve kadınların çeşitli şekillerde mağdur olduğunu vurgulandı.

7 Mart’taki etkinlik, bu süreçteki saldırılara dikkat çekmek ve soykırımın durması için ses yükseltmek amacıyla birçok farklı coğrafyadan Alevi ve dostlarının katılımı ile gerçekleştirilecek. Mitingin önemli konuşmacılarından DEM Parti İl Eş Başkanı Bedriye Kuş, toplumun tüm kesimlerinin savaşa ve katliamlara karşı sesini yükseltmesi gerektiğini belirtti.

Arap Alevi Kültür Derneği Başkanı Sabahat Aslan ise emperyalizme karşı duruşların her alanda önemli olduğunu ifade ederek, yaşam hakkını savunmak için birleşme çağrısı yaptı. SYKP Önceki Dönem Eş Genel Başkanı Canan Yüce, Alevilerin, sosyalistlerin ve demokratların bu mitingde buluşarak Alevi katliamına dur demek için bir araya geleceğini belirtti.

CHP Mezitli İlçe Önceki Dönem Kadın Kolları Başkanı Özlem Büngül de, kadın ve çocukların katledilmemesi için herkesin sesini yükseltmesi gerektiğini vurgulayarak, bu önemli günde dayanışma çağrısında bulundu. 7 Mart’ta Samandağ’da yapılacak mitingin, Alevi toplumu ve destekçileri için önemli bir dayanışma alanı olacağı düşünülüyor.

Samandağ’da 7 Mart’ta buluşalım, soykırıma karşı sesimizi yükseltelim!

HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ile DEM Parti İstanbul Milletvekilleri Kezban Konukçu ve Celal Fırat, Suriye’de Alevilere yönelik süren soykırıma dikkat çekerek, 7 Mart’ta Samandağ’da gerçekleştirilecek mitinge katılım çağrısında bulundu. Beştaş, “Bir araya gelelim, güçlü olalım, diri olalım ve hep birlikte soykırıma ses yükseltelim” dedi.

Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların birinci yılı dolayısıyla yapılan açıklamada, on binlerce Alevinin katledildiği, yerinden edildiği, kadınların kaçırılarak tecavüze uğradığı ve çocukların ailelerinden koparıldığı hatırlatıldı. Bu yıl dönümünde, çeşitli coğrafyalardan Alevi toplulukları ve dostlarının, soykırımın durması için alanlara çıkacağı belirtildi.

7 Mart’ta Samandağ’da düzenlenecek mitinge Alevi kurumları, kadınlar, sanatçılar ve aydınlar katılım çağrısında bulundu. Beştaş, “Bütün halkımızı mitinge davet ediyoruz. Tüm canları bu katliama ses çıkarmaya çağırıyoruz” diye ekledi.

DAKME 17. Olağan Kongresi yapıldı

DAKME, 17. Olağan Kongresi’ni Almanya’nın Dortmund kentinde bulunan Dortmund Alevi Dergahı’nda gerçekleştirdi. Kongrede yeni eşbaşkanlar Nergiz Sarıkaş ve Alişan Tekin olarak belirlendi. Sunumu Songül Morsümbül’ün yaptığı kongrenin açılış konuşmasını Devrim Genç yaptı. Genç, kadın mücadelesine dikkat çekerek 8 Mart’ta herkesi alanlarda olmaya çağırdı.

Kongrede, Feda Basın Sözcüsü Zehra Hezer tarafından DAKB’nin 8 Mart açıklaması okundu. Ayrıca, çocuk folklor ekibinin sergilediği performanslar da etkinliğe renk kattı. Kongre, Pir Cemal Cenan ve Didar Cenan Ana’nın okuduğu gulbeng ile başladı ve divan seçimiyle devam etti. Divana FEDA Eş Başkanı Şahin Polat ile birlikte Xatun Can ve Espar Can seçildi.

Kongreye davet edilen misafirler, gündemdeki öne çıkan gelişmeleri değerlendiren konuşmalar yaptı. Yönetim kurulu faaliyet raporu, Eşbaşkan Nuray Bulut tarafından sunuldu; Bulut, inanç hizmetleri, kültürel etkinlikler, gençlik ve kadın çalışmaları ile toplumsal dayanışma konularında yürütülen faaliyetleri aktardı. Mali rapor ise Eşbaşkan Alişan Tekin tarafından paylaşıldı ve mali süreçte şeffaflık ile hesap verilebilirlik ilkeleri vurgulandı.

Okunan raporların onaylanmasının ardından seçim sürecine geçildi. Yapılan oylama sonucunda DAKME’nin yeni eşbaşkanları Nergiz Sarıkaş ve Alişan Tekin oldu. Bu sonuç, derneğin geleceği açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

ABF: “İran Halklarının Yanındayız, Savaşa Hayır!”

Alevi Bektaşi Federasyonu, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonlarına karşı bir açıklama yaparak, bölgedeki savaş politikalarına karşı duracaklarını duyurdu. “Emperyalizme ve Siyonizme Karşı İran Halklarının Yanındayız” başlıklı bildiride, nükleer program bahanesiyle gerçekleştirilen hava saldırılarının sivil alanları hedef aldığı ve birçok insanın hayatını kaybetmesine neden olduğu vurgulandı. Ayrıca, geçmişte Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’de yaşanan yıkımların benzerinin bugün İran üzerinden kurgulandığına dikkat çekildi.

Açıklamada, İran’daki mevcut molla rejiminin baskıcı politikalarına karşı durulurken, bu durumun dış müdahaleler için bir gerekçe olamayacağı ifade edildi. ABD’nin geçmişteki operasyonlarının radikal grupları iktidara taşıdığı hatırlatılarak, “İran’da rejimi değiştirmek, emperyalist güçlerin değil, İran halklarının iradesinde olmalıdır” denildi. Ayrıca, ABD’nin “demokrasi ihracı” söyleminin ikiyüzlü olduğu ve asıl amacın bölge halklarını özgürleştirmek değil, zenginlikleri gasp etmek olduğu savunuldu.

Bildiride, saldırıların sadece İran’ı değil, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında Türkiye dahil tüm bölge halklarını hedef aldığı belirtildi. Savaş politikalarının azınlıklar, inanç grupları ve özellikle Aleviler üzerinde büyük bir tehdit oluşturduğu vurgulandı. Çözümün bağımsızlık ve barış mücadelesiyle mümkün olacağı ifade edilirken, “Emek, barış ve demokrasi güçleriyle birlikte savaşa karşı barışı, militarizme karşı demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz” denildi.

Freiburg Alevi Dergahı’nda Xızır Cemi coşkuyla gerçekleştirildi

Freiburg Alevi Dergahı’nda gerçekleştirilen Xızır Cemi, dayanışma ve paylaşma vurgusuyla yapıldı. Zor dönemlerde darda kalanların umudu olan Xızır inancının yaşatıldığı cem, yoğun katılımla ve duaların birliğiyle gerçekleştirildi.

Cemin yürütücüsü Pir Hüseyin Bildik, birlik, rızalık ve hakikat temalarını öne çıkararak, paylaşmanın ve dayanışmanın önemini vurguladı. Zakirler Deniz Nurhak Bildik ve Hüseyin Subaşı’nın seslendirdiği deyişlerle canlar semaha durdu.

Özellikle gençlerin ve çocukların cem erkanında yer alması, inancın kuşaktan kuşağa aktarılmasının gerekliliğini bir kez daha gözler önüne serdi. Cem sonunda okunan lokma gülbangı ile lokmalar pay edildi, bu da topluluk içinde dayanışma duygusunu pekiştirdi.

“Amerika katil katil” ŞÜKRÜ YILDIZ

Sene 86, 9 Nisan akşamı. Ordu’da lise öğrencisiyim. Amcamlarda kalabalık, herkes oturmuş akşam yemeği yiyordu. Beni çağırdılar. Misafir odasındayım. Sesini açmış Mahzuni dinliyorum.

O yıllar 80 öncesi devrimcilerin, Alevilerin, Kürtlerin kasetlerine ulaşmak şans gibi bir şeydi. Herkeste bulunmaz, el altından dolaştırılırdı. Bulması zor, bulsan bulundurulması suçtu. Memleketlim ve arkadaşlarımdan biri “Bende Mahzuni’nin bir kaseti var” demişti. Abisinin gizli zulasından almıştı. Vermişti. Bir kaset bazen bir okuldan daha öğretici, bir kürsüden daha hakikatli olabiliyordu. Açıp tekrar tekrar dinliyordum ilk parçayı.

“Defol git benim yurdumdan / Amerika katil katil.”

Sofrada taze fasulye var. Yan odadayım, “Gel yemeğini ye” dediler. Kapıyı açıp sofraya oturdum. Kasetin sesi dalga dalga evin içine yayılıyordu. Kimsenin yadırgadığı yoktu. Çünkü o evlerde herkes hayatın sertliğini biliyor ama yüksek sesle konuşamıyordu.

Tam o ara kapı çaldı. Polis evi sarmıştı. Beni almaya gelmişlerdi. Halaoğlu İbrahim hızlı bir manevrayla kaseti çıkardı, halının köşesinden altına koydu ve arama bitinceye kadar oradan hiç ayrılmadı.

Her şeyi aldılar. Dergilerim, kitaplarım ve ilk daktilom. Yazma ihtimalini tehlike sayan bir devlet aklı vardı karşımızda. Kaseti bulamadılar. Tabii beni de evde bırakmadılar. 10 Nisan 1986’da tutuklayıp Efirli Cezaevi’ne koydular.

Peki neden bu kadar hızlı gelmişlerdi? Günler öncesine dönmem gerekiyor. Boş bir İngilizce dersinde Alevi olma muhabbeti sonrası konu Libya’ya döndü. ABD’nin haklı olarak Libya’yı hedef aldığını söylüyordu birileri. Ben de o günkü aklımla ABD’nin petrol yataklarına konmak için bunu yaptığını söyledim. Sınıfta tek bir kişi dahi beni desteklemiyordu. Linç geliyordu.

Sınıf arkadaşlarım beni öğretmene, öğretmen, müdüre, müdür valiye, vali emniyet müdürüne, emniyet müdürü siyasi şubeye bildirmek suretiyle bir kahramanlığa imza attılar.

Çok geçmedi, 15 Nisan 1986’da Amerika Libya’yı bombaladı. Tarih bunu operasyon diye notladı ama bomba düştüğü yerde çocuk ismiyle anılır. Resmi gerekçeler olur, stratejik açıklamalar yapılır, fakat geride kalan hep annelerin suskunluğudur.

Ben cezaevindeyken bu haberi duydum. Çocuk sayılacak yaşta devletin sert yüzüyle tanışmak, insanın içindeki adalet terazisini daha da keskinleştiriyor. Ama o sertlik aynı zamanda bir şeyi netleştiriyor, dünya anlattıkları gibi değil. Ve Mahzuni’nin sözleri, o derme çatma kasetteki ses, kitaplarda bulamadığım bir dili taşıyordu.

“Devleti devlete çatar
İt gibi pusuda yatar
Kan döktürür silah satar
Amerika katil katil.”

Yıllar sonra Kobani sınırında Kürtlerin direnişine tanıklık ediyorduk. Bütün medya oradaydı. Halk oradaydı. Nefesler tutulmuştu. IŞİD ilerliyordu. Bir yanda örgütlü karanlık, diğer yanda yalnız bırakılmış bir halk. Bakur’dan, Başur’dan, Rojhilat’tan gençler akıyordu. Kadınlar ön saftaydı. Ölüm haberi sıradanlaşmıştı.

Tam umutsuzluğun zirvesinde uçaklar belirdi. Bombalar IŞİD mevzilerine düştü.

O an sınırın bu tarafında bekleyen kalabalığı bir sevinç sardı. Ve o kalabalığın içinde “Amerika katil katil” şarkısını bilenler de vardı. Ellerini havaya kaldırdılar.

Ben de baktım o gökyüzüne. İçimde tuhaf bir şey kıpırdadı. Mahzuni’nin kaseti halının altında saklıyken duyduğum öfkeyle, o uçakları izlerken hissettiklerim yan yana gelmişti. İkisi de doğruydu. Ve bu beni ne yanılmış ne de tutarsız hissettirdi, sadece hayatın, sloganlara sığmadığını hatırlattı.

Çelişki, hakikati inkar etmek değildir. Çaresizliğin adıdır.

Rojava deneyimi yalnızca askeri bir savunma değil, birlikte yaşam fikrinin ete kemiğe bürünmesiydi. O gençler bedenlerini özgürlüğe yatırdı. Mesele Amerika’ya güvenmek değil, karanlığa teslim olmamaktı.

Kobani sınırından döndükten yıllar sonra, aynı his başka bir coğrafyada yeniden kapıyı çaldı. Her şey İran’a geliyordu artık.

İran halkı kırk yılı aşkın süredir hayatı denetim altında yaşayan bir toplum. Kadının saç telinden gençlerin müziğine, öğrencinin sloganından işçinin grevine kadar her alan baskı altında tutuldu. Sonra 2022’de Mahsa Amini öldü. Bir kadın, saçı yüzünden. Ve o ölümden “Jin, Jiyan, Azadi” doğdu. Slogan değildi bu, kırk yıllık bastırılmış bir nefesin tek cümlede patlayışıydı. Sokağa çıkan gençler idam sehpasıyla tanıştı, kadınlar meydanlarda coplandı, gazeteciler hapsedildi. Direndiler, öldüler, susturuldular, ama bu kez ses daha uzağa gitti. Çünkü Jin, Jiyan, Azadi yalnızca İran’ın sesi değildi, Kürdistan’dan, Rojava’dan, dağlardan gelen kadim bir çığlığın İran sokaklarında yankılanmasıydı. Milyonlarca İranlı dünyanın dört bir yanına dağıldı. Sürgün yalnızca coğrafi değildir, insanın dilinin, çocukluğunun, mezarının yerinden edilmesidir. Bunu anlamak için teoriye gerek yok, halının altına saklanan bir kaseti hatırlamak yeterli.

Halepçe’de “Baba havada elma kokusu var” diyen çocukların hafızası hala canlıyken, Enfal’de yüz binler toprağa gömülmüşken, bir halkın zaliminden hesap sorulmasına sevinmesi ideolojik değil insani bir reflekstir. Acı yaşayanın sevinci teorik değildir, yaraya sürülen merhem kadardır.

İran halkı dış müdahaleye hayran olduğu için değil, içeride nefes alamadığı için umut arıyor. Bu umudu doğru bulmak ya da bulmamak başka bir tartışmadır. Ama o umudu anlamamak vicdani bir eksikliktir.

O günün sınıf arkadaşlarımın ihbarıyla İran halkının arayışı arasında ince bir bağ görüyorum. İkisi de aynı korkudan besleniyor ama farklı yönlere akıyor. Biri baskıyı içselleştirerek sistemin yanına geçiyor, diğeri o baskıdan kaçacak bir kapı arıyor. Aranan kapı dışarıya çıkıyorsa, bu o insanların suçu değili kapıyı içeriden kilitleyen rejimlerin faturasıdır.

Amerika hiçbir zaman özgürlüklerin temsilcisi olmadı. Çıkarlarını önceledi. Bir yerde diktatör destekledi, başka yerde özgürlük nutku attı. Aynı el hem silah sattı hem barıştan söz etti. Bu değişmedi. Eskiden daha görünmezdi, şimdi artık gizlenmiyor.

Ama şunu da biliyorum, halkına kapalı olan her rejim, kapısını dış müdahalelere açık bırakır. Suriye’de oldu. Irak’ta oldu. Afganistan’da oldu. Türkiye sıradadır diyorlar. Ve bedeli her zaman halk ödedi. Sorumlusu kim? Kendi halkı için var olmayan hükümetler. Eleştiriyi ihanet, farklılığı düşman sayan iktidarlar.

Mahzuni haklıydı. Ama o kaseti halının altına saklayan İbrahim de haklıydı. Çünkü bir halk hem dışarıdan gelen zulme hem içeriden gelen baskıya aynı anda maruz kalabilir. Ve o iki gerçeği birbirini silmek için kullanmak, en büyük entelektüel sahtekarlıktır.

O gece Ordu’da, fasulye soğurken, kasetten yükselen ses şunu söylüyordu aslında Adalet bir yerde değil, yalnızca ezilenlerin yanındadır.

Otuz küsur yıl geçti. Hala aynı fikirdeyim.