Ana Sayfa Blog Sayfa 17

NRWde 10 Cemevinden Pir Sultan Abdal Anması Gerçekleşti

Almanya’nın NRW bölgesinde 10 Cemevi, Alevi yol önderi Pir Sultan Abdal’ı anmak için ortak bir etkinlik düzenledi. Alt-Oberhausen, Duisburg Hamborn, Duisburg Marxloh, Emmerich, Gladbeck, Gelsenkirchen, Kamp-Lintfort, Moers, Oberhausen ve Wesel Cemevleri tarafından gerçekleştirilen bu anlamlı buluşma, birlik ve dayanışma vurgusuyla dolu oldu. Etkinliğe Krefeld ve Marl Cemevleri de destek verdi.

Pazar günü düzenlenen anma etkinliğinde AABF NRW Bölge Başkanı Deniz Kutlu bir konuşma yaptı. AABF NRW Bölge Yönetim Kurulu Üyesi Demet Kahraman, etkinliğin önemine dikkat çekerek, Pir Sultan Abdal’ın halkın sesi ve adaletin simgesi olduğunu belirtti. Kahraman, etkinliğin sadece bir anma değil, aynı zamanda Alevilik değerleri doğrultusunda birlikteliğin, kardeşliğin ve sevginin bir ifadesi olduğunu ifade etti.

Etkinlikte, Pir Sultan Abdal’ın öğretileri ve haksızlığa karşı duruşu, sanatçı Deniz Türkan ve Cemevleri koroları tarafından seslendirilen deyişler ve türkülerle anıldı. Kahraman, “Bir olduk, iri olduk, diri olduk” diyerek, bu tür etkinliklerin diğer bölgelerde de gerçekleştirilmesi temennisinde bulundu.

Etkinlikte, geçmişten günümüze Alevilik geleneğine sahip çıkan ve bu değerleri yaşatan tüm katılımcılara teşekkür eden Kahraman, Pir Sultan Abdal’ın yanı sıra Sivas katliamında yaşamını yitiren canları da saygıyla andıklarını vurguladı. Anma, Alevi toplumu için anlam dolu bir birliktelik oluşturdu.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Almanyanın NRW bölgesinde düzenlenen Pir Sultan Abdal anması, Alevi toplumu için birlik ve dayanışmanın güçlü bir örneğini sergilemiştir. Bu etkinlik, sadece bir anma değil, aynı zamanda Alevilik değerlerinin yaşatılması ve güçlendirilmesi adına önemli bir adım olmuştur. Alevi toplumunun sesi olan Pir Sultan Abdal’ın öğretilerini yaşatmak, haksızlıklara karşı durmak ve adalet arayışını sürdürmek, her bireyin sorumluluğudur.

— Alevi Gazetesi Editörü

Gülistan Doku dosyasının çağrıştırdıkları Ali Sinemilli

Birileri abartılı olarak görebilir, komplo teorisi olarak değerlendirebilir. Fakat Türk özel savaş rejiminin uygulamalarına bakıldığında bu tür değerlendirmeler hiç de abartılı olmaz. Özel savaş rejimi her şeyi kendisine göre yontmaya çalıştığı için en olmaz denileni dahi çıkarları için kullanabilir, bundan yararlanabilir.

Bahsini ettiğimiz konu Gülistan Doku dosyasıdır. Bu dosya son altı yıldır bizzat devlet eliyle hasır altı edilen, su yüzüne çıkarılmayan bir dosya oluyor. Son günlerde dosyanın içeriğine ilişkin fazlasıyla yorum, değerlendirme yapıldı, konuyu anlamak için önemli veriler açığa çıktı. Gülistan’ın nasıl bir devlet organizasyonuyla katledildiği bugün için artık karanlık değil. Dün üzerine tahminler yürütülen, analiz edilen durum bugün için tümüyle berraklaşmıştır. Zaten olay bütünüyle berraktı da topluma açık edilmesi zaman aldı.

Kuşkusuz, bu dosyanın bu biçimde kamuoyuna açık edilmesinde iktidar içi çıkar çatışmalarının payı var. İç hesaplaşmalar, ayak kaydırmalar bunda etkili. Mesela, çokça konuşulduğu üzere, Süleyman Soylu ekibine bir operasyon yapıldığı her haliyle görülüyor. Yine bundan daha fazla, oldukça yıpranan yeni ‘Adalet Bakanı’ Akın Gürlek’i parlatma, itibar kazandırma operasyonu olduğu anlaşılıyor. Fakat konu bunlardan mı ibaret, ciddi tartışma konusu. Sadece iktidar içi hesaplaşma, ‘Adalet Bakanını’ kurtarma ile ilgili bir sürece mi tanıklık ediyoruz, yoksa meselenin başka boyutları mı var? Açık ki, olay çok da öyle görünmüyor.

Komplo teorisi olarak değerlendirilebilir, dediğimiz husus da tam olarak burada başlıyor. Malum! Ülkenin temel gündemi; Kürt tarafının ‘Barış ve Demokratik Toplum’ süreci dediği, İktidar kanadının ise ‘Milli Dayanışma ve Kardeşlik’ süreci olarak adlandırdığı süreç oluyor. Hemen herkes bu süreci izliyor, atılan adımlara bakıyor, geleceğe dair öngörülerde bulunuyor.

Sürecin gelinen aşamada Meclis’te atılacak adımlar ile ivme kazanacağı, yasal düzenlemelerin yapılmasının artık bir zaruriyet kazandığı hemen herkesin hem fikir olduğu konu. Kaldı ki iktidar kanadı Bayram’dan sonra yasal düzenlemeler ile ilgili pratik adımlar atacağını defalarca ifade etti. Aslında bu yasal düzenlemelerin geçen yılın sonlarında yapılacağı söyleniyordu fakat bu süreç uzadıkça uzadı ve en son Ramazan Bayramı’ndan sonra Meclis’in bu yasaları konuşacağı dile geldi.

Görüldüğü üzere, Bayram’ın üzerinden haftalar geçti fakat yasal düzenlemeler ile ilgili en ufak bir adım atılmış değil. Böyle bir gündem dahi oluşturulmuş değil. İşte! DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit son yaptığı açıklamada ‘çeşitli gerekçelerle sürecin geciktirilmesini doğru bulmuyoruz’ diyerek aslında yaşanan durumu özetlemiş oldu.

Belli ki, iktidar kanadının yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesine ilişkin bir gündemi yok ya da varsa da bir acelesi yok. Fakat bunu açıktan dile getirme de söz konusu değil. Söze gelince en fazla bu sürecin gelişmesini isteyenler onlar.

Hal böyle olunca, zaman kazanmak, gündemi başka konulara çekmek her zaman başvurulan bir yöntem oluyor ve belli bir sonuç da alıyor.

Kabul edelim ki, mevcut durumda ülkenin gündemi Gülistan Doku dosyası etrafında şekillenen gelişmeler ve Siverek ile Maraş’ta gerçekleşen saldırılar oluyor. Siverek ve Maraş saldırılarının farklı bir mahiyet taşıdığı belli. Ama Gülistan Doku dosyası için aynı şeyi söylemek mümkün değil.

Altı yıldır üstü örtülen dosya neden bu dönemde raftan indirildi? Neden özellikle bu zaman dilimi seçildi? Özel savaş rejiminin gündemi belirlemek, toplumsal algıya yön vermek için sayısız kurum ve kuruluş örgütlediği düşünüldüğünde, bunlara rağmen bu katliamın gündemleştirilmesi mümkün gözükmüyor. Saraya bağlı psikolojik savaş merkezinin bilgisi olmadan böyle bir konunun gündeme getirilmesi imkansız. Demek ki, bu gündem tam da bu merkezlerin ihtiyacı temelinde oluşturuluyor ve toplumun buralara bakması isteniyor.

Bu biçimde hem ülkede ‘Adalet var, Hukuk var, iktidar bunları sağlamak ile meşgul’ deniliyor hem de herkesin buraya bakması sağlanarak asıl gündemin konuşulması engelleniyor. Türkiye, Kuzey Kürdistan Toplumu süreci, süreçte atılacak adımları, Meclis’in çıkaracağı yasaları konuşmuyor, bunları konuşuyor. Elbette bunları da konuşmak gerek, konuşulmasında fayda var. Fakat biliyoruz ki, Gülistan Doku’nun katledilmesine yol açan zemin bu inkârcı, imhacı zihniyetten besleniyor.

En genel anlamıyla, Gülistan Doku, Kürt sorununun, ülkedeki demokrasi sorununun çözümsüzlüğünden yarar sağlayan bir avuç elitin eliyle katledildi. Dolayısıyla başka Gülistanların katledilmesinin önüne geçmek, ülkenin barış ve huzuru için de öncelikli olan Meclis’in devreye girmesi, sürecin gereği olan yasal düzenlemeleri bir an evvel yapmasıdır.  Kürt sorunu çözüldüğünde, ülkenin temel demokratikleşme sorunları çözüme kavuşturulduğunda bu tür katliamları yapmaya kimse cesaret edemeyecektir.

yeni yaşam gazetesi

Dersim Tertelesi’nin 89. yılı unutulmamalı!

Avrupa Alevi Kadınlar Birliği (AAKB), Dersim Tertelesi’nin 89. yılı vesilesiyle bir anma mesajı yayımladı ve bu acı olayın unutulmaması gerektiğini vurguladı. Açıklamada, Dersim’de yaşananların sadece tarihsel bir olgu değil, günümüzü ve geleceğimizi şekillendiren derin bir yaraya işaret ettiği belirtildi.

AAKB, binlerce insanın hayatını kaybettiği, köylerin yakılıp yıkıldığı ve kadınlar ile çocukların büyük acılar yaşadığı bu dönemle yüzleşmenin önemini vurguladı. “Hafızamızı diri tutmalıyız” ifadesiyle, toplumsal hafızanın korunmasının adaletin sağlanması açısından kritik olduğu ifade edildi.

Mesajda ayrıca, inkâr politikalarına karşı duruş sergilenmesi gerektiği belirtildi. “Unutmak, inkârın en güçlü aracıdır. Bu yüzden diyoruz ki: Unutma, unutturma!” denilerek, geçmişle yüzleşmenin gerekliliği bir kez daha hatırlatıldı.

Dersim’de yaşananların aydınlatılması ve benzer acıların bir daha yaşanmaması adına kamuoyuna duyarlılık çağrısında da bulunuldu. AAKB, hakikatle yüzleşmenin önemine dikkat çekerek, tüm bireyleri bu konuda duyarlı olmaya davet etti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Dersim Tertelesi’nin 89. yılı, tarihsel bir yarayı hatırlatıyor ve unutulması mümkün olmayan acıların üzerini örtmeye çalışan inkâr politikalarına karşı durmamız gerektiğini bir kez daha gösteriyor. Alevi toplumunun hafızasını diri tutması, adalet arayışının vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu derin yaraların aydınlatılması ve benzer acıların bir daha yaşanmaması adına, herkesin duyarlı olması ve geçmişle yüzleşme sorumluluğunu taşımamız elzemdir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Kadın cinayetleri ve kayıplar sistematik bir örtbas mı?

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Gülistan Doku’nun kayboluşunun yalnızca bireysel bir vaka olmadığını, sistematik bir şiddet ve örtbas düzeninin parçası olduğunu vurguladı. 23 Nisan 2026 tarihinde yapılan açıklamada, Türkiye’deki kadınlara yönelik şiddetin süreklilik arz ettiği ve bu durumun delillerin yok edilmesi, gerçeklerin gizlenmesi ve adaletin geciktirilmesi ile birleştiği ifade edildi.

FEDA ve DAKB, devlet kurumları arasında bir “suskunluk zinciri” bulunduğunu belirterek, Gülistan Doku’nun altı yıldır kayıp olmasının bu durumun en belirgin örneklerinden biri olduğuna dikkat çekti. Açıklamada, “Hakikat uzağımızda değil, üstü örtülmüştür. İstenmiş olsaydı kısa sürede ortaya çıkarılabilecek gerçek yıllarca saklanmıştır” denildi.

Yapılan açıklamada, yalnızca Gülistan Doku değil, Rojin Kabaiş, İpek Er, Rabia Naz Vatan, Nadira Kadirova ve Yeldana Karaman gibi birçok kadın cinayetinin de benzer şekilde örtbas edildiği hatırlatıldı. Bu olayların ortak noktasının “hakikatin açığa çıkarılmaması” olduğu vurgulandı. FEDA ve DAKB, kamuoyunu ve yetkilileri sorumluluk almaya çağırarak, adaletin tecelli etmesi için daha ne gerektiğini sorguladı.

Kadınların hakları için mücadele edeceklerini belirten FEDA ve DAKB, “Hakikat gizlenemez. Adalet geciktirilebilir ama yok edilemez” diyerek, Alevilik inancının eşitlik ve hakikat anlayışını öne çıkardı. Açıklamada, adalet mücadelesinin süreceği ve her canın kutsal olduğu vurgulandı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Kadın cinayetleri ve kayıplar, sadece bireysel trajediler değil, aynı zamanda sistematik bir baskının ve örtbasın ürünüdür. FEDA ve DAKBnin vurguladığı gibi, devletin sessizliği, adalet arayışını daha da derinleştirirken, bu durumu sorgulamamak mümkün değildir. Bizler, Alevi toplumu olarak, hakikatin açığa çıkarılması ve adaletin sağlanması için sesimizi yükseltmeli, her türlü ayrımcılığa ve haksızlığa karşı durmalıyız. Kadınların yaşam hakkı için mücadele edenlerin yanında yer alarak, bu karanlık tabloya son vermek için sorumluluk almalıyız.

— Alevi Gazetesi Editörü

Kabun köylüleri: Paraşüt pistine Gülistan Doku ismi!

Dersim’in Kabun (Köklüce) köylüleri, 2019-2020 yıllarında Tuncay Sonel döneminde inşa edilen paraşüt pistine kendi adının verilmesine karşı çıkarak, isminin pistten kaldırılmasını talep ettiler. Köylüler, Tuncay Sonel’in isminin yerine Gülistan Doku’nun adının konulmasını istiyorlar.

Kabun köyünden Haydar Yıldız, pistin inşasında Sonel’in rolü olduğunu belirterek, “Pistin adı değiştirilmelidir. Gülistan Doku’nun ismi konulmalıdır” dedi. Zeki Yıldız ise, Tuncay Sonel’in Gülistan Doku’nun katledilmesindeki sorumluluğuna dikkat çekerek, “Sonel ismi pistten kaldırılmalı ve yerine Gülistan Doku isminin konmasını öneriyoruz” şeklinde konuştu.

Köylüler, Tuncay Sonel’in isminin pistte yer almasının kabul edilemez olduğunu vurgularken, bu durumun adalet ve hak arayışları açısından önemli bir konu olduğunu ifade ettiler. Sonel’in yönetimindeki uygulamaların halk üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, geçmişte yaşanan olayların unutturulmaması gerektiğini savundular.

Dersim’deki bu tartışma, toplumsal hafıza ve adalet arayışı açısından önemli bir noktayı gündeme getiriyor. Gülistan Doku’nun anısının yaşatılması, köylüler için yalnızca bir isim değişikliği değil, aynı zamanda bir hak mücadelesi anlamına geliyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Dersim’in Kabun köylülerinin Tuncay Sonel’in isminin paraşüt pistinden kaldırılmasını talep etmesi, adalet arayışının ve toplumsal hafızanın ne denli önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Gülistan Doku’nun anısının yaşatılması, sadece bir isim değişikliği değil, aynı zamanda Alevi toplumu için bir hak mücadelesidir. Bu süreçte, geçmişte yaşananların unutturulmaması gerektiği vurgusu, toplumsal dayanışma ve adalet arayışının temelini oluşturmaktadır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevilerin Sesi Dergisi 301. Sayısıyla Tarihi Anlatıyor

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) resmi yayın organı olan Alevilerin Sesi Dergisi, 301. sayısını “Tarih ve Aleviler” temasıyla okuyucularına sundu. Bu sayıda, Alevi toplumunun geçmişi, güncel sorunları ve Avrupa’daki örgütlenme çabaları gibi konular ele alındı. Dergi, Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca ve Kırmancki/Zazaca dillerinde hazırlanan içeriklerle Alevi hafızasını yansıtmaya devam ediyor.

Derginin giriş bölümlerinde Erdal Kılıçkaya, 300. sayının ardından derginin gelecek vizyonuna dair düşüncelerini paylaşıyor. Ufuk Çakır ise aidiyet duygusunun inşası üzerine önemli tespitlerde bulunuyor. Hasan Harmancı’nın “Avrupa’da Genç Alevi Olmak” başlıklı yazısı, kuşaklar arası bağın önemine vurgu yaparken, Fransa Alevi Hareketi’nin başarı hikayesini de ele alıyor.

Alevilerin tarihi, hafızası ve duruşu üzerine yapılan dosya çalışması, akademik ve toplumsal bir perspektiften Alevi tarihine yaklaşmayı amaçlıyor. Aydın Şimşek, Pir Hamdullah Çelebi’nin tarihsel önemini vurgularken; İrfan Karaoğlan, İttihat Terakki Cemiyeti ile Aleviler arasındaki karmaşık ilişkileri inceliyor.

Avrupa genelindeki Alevi kurumlarının faaliyetlerine dair haberlere de yer veren dergide, Hollanda Başbakanı’nın bir Alevi derneğine ziyareti, Hanau’da ırkçılığa karşı yürütülen mücadele gibi konular aktarılıyor. Ayrıca, Almanya’nın farklı şehirlerinde düzenlenen anma programları, toplumun adalet arayışını yansıtıyor. Alevilerin Sesi, tüm bu içerikleriyle Avrupa’daki Alevi toplumunun sesi olma misyonunu sürdürüyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevilerin Sesi Dergisi, 301. sayısıyla Alevi tarihini ve kültürünü derinlemesine ele alarak toplumsal hafızamıza önemli katkılarda bulunuyor. Avrupadaki Alevi örgütlenmeleri ve gençlerin sorunları üzerine yapılan tespitler, Alevi toplumunun güncel meselelerine ışık tutması açısından büyük bir değer taşıyor. Derginin çok dilli ve çok kültürlü yapısı, Alevi inancının zenginliğini yansıtırken, ayrımcılığa ve dışlayıcılığa karşı duruş sergileyerek, birlikte yaşama kültürünü güçlendiriyor.

— Alevi Gazetesi Editörü

İpe un sermek Demir Çelik

0

Devlet ve iktidarın Kürt sorununa konjonktürel yaklaştığı bilinen bir durumdur. Kürt Özgürlük Hareketi bu gerçekliği herkesten daha iyi biliyor ve işin çok daha fazla farkındadır. Buna rağmen çözüme fırsat vermek, çözümden yana olanak ve imkanları sağlamak amacıyla stratejik önemde kararlaşmalara gidip tarihi adımlar attı. Atılan tarihi önemdeki bu adımlara rağmen devlet ve iktidar, kendisinden beklenen adımları atmayıp ipe un seriyor.

Kürt sorununun siyasal, sosyal, kültürel ve kimliksel bir sorun olduğu gerçeğini kabul edip yüzleşeceğine, silahsızlandırma ve teslim alma önceliğiyle hareket etti; zaman kaybına, güvensizliğe, kaygı ve kuşkulara neden oldu.

PKK’nin Mayıs 2026 kongre kararları, Kürt sorununun demokratik siyasal çözümüne fırsat verme amacıyla alınan kararlardı. Silahlı şiddet stratejisinden demokratik siyaset stratejisine kendisini eviren Hareket, hayatın her alanında yeni stratejiye uygun bir pozisyon aldı, onurlu barışa giden yolun taşlarını ince ince örmeye ve döşemeye çalıştı. İktidar bu iyi niyeti ve çözüm iradesini göreceğine, toplumda oluşan beklentiyi karşılayacağına sorunu öteledi, zamana yayarak çürütmeye baktı. Söz konusu bu tutarsız ve ilkesiz yaklaşıma karşı yapılan eleştirileri sönümlendirmek amacıyla her seferinde ileri tarihleri dillendirerek zaman kazanmaya baktı.

Haziran 2025’teki İnfaz Yasası’na yapılan eleştirileri dağıtmak amacıyla Ekim’i bekleyin diyordu. Ekim-Kasım ayını demokratikleşme yönünde değerlendireceğine, Rojava Özerk Yönetimi’ni dağıtmayı önceliğine aldı. 10 Mart Mutabakatı’nın gereklerini yerine getirmemesi için HTŞ üzerinde baskı kurdu, QSD’yi mutabakata uymadığını gerekçelendirerek Kürtleri terörize etmeye baktı, beklentileri 2026’ya erteledi. Bölgesel ve küresel jeopolitiğin Kürtler aleyhine gelişmesi üzerine, HTŞ’ye arka çıktı, birlikte askeri operasyonlarla Kürt soykırımında yer aldı. Rojava yönetimi ile Şam hükümeti arasında gerçekleşen 30 Ocak anlaşması sonrasında kararan umudu, bayram sonrasını işaret ederek toplumsal tepkiyi sönümlemeye baktı. Bayram öncesinde başlayan ABD-İran savaşında olası gelişmeleri dikkate almış olacak ki sözlerini unuttu, işi yokuşa sürmeye devam ediyor. Bayram geçeli haftalar olmasına rağmen Meclis’te, iktidarda ve devlette tık bile yok. Zaman zaman Bahçeli’den yükselen çıkışlar olsa da saman alevi gibi etkisiz ve sonuçsuz kalmaya devam ediyor.

Meclis Başkanı, “Siyaset kurumu görevini yapmış. Sıra örgütte” diyerek çözümsüzlükte ısrarın devam edeceğini söylüyor. AKP sözcüleri, ” Örgütün silah bıraktığı tespit ve tescil edildikten sonra yasal adımlar atılacak…” diyerek Kürtlere teslimiyeti dayatıyor; tarihi, siyasal, sosyal ve kültürel olduğu kadar bölgesel ve küresel sorunu ‘terör’ parantezine indirgiyor.

Tarihte 16 devlet kurmakla övünen Türkçü zihniyette değişen bir şey yok gibi. Söz konusu bu devletlerin tümü, gasp etmek, el koymak, işgal ve ilhak etmek zihniyetindeydi. Asla ortaklaşmacı kültür ve anlayış sahibi olmadılar. Barışı savunmak ve barışçıl yaklaşımdan yana olmak yerine savaş ve kıyımı savuna gelen bir kurumsallık söz konusudur. Zorda kaldıklarında güçlüye boyun eğme adına anlaşmalara imza atmışlardır. Türk devleti de bu zihniyet esasıyla Kürtlere ve Kürt sorununa yaklaşıyor. Bu gerçeklikten bizim çıkarmamız gereken sonuç; örgütlü ve bilinçli bir mücadelede ısrarcı olmak, Kürt ulusal birliğini esas almaktır.

Londrada Alevilik Üzerine Panel Düzenlenecek

Londra’da “Alevilik ve Gelecek” başlıklı bir panel düzenlenecek. 16 Mayıs Cumartesi günü 19.00–21.00 saatleri arasında IAKM Cemevi’nde gerçekleştirilecek etkinlikte, azınlık kimliği ve aidiyet konuları ele alınacak. Panelin odak noktası, “Azınlık kimliğinin ikilemi: Açığa çıkmak mı, saklanmak mı?” başlığı altında tartışılacak.

Panele katılacak konuşmacılar arasında Osman Baydemir, Garo Paylan, Dario Navaro, Mithat Sancar, Zeynel Abidin Koç ve Hayko Bağdat yer alıyor. Farklı toplumsal kesimlerden gelen deneyimlerin paylaşılacağı bu oturum, katılımcılar için bir düşünme ve çözüm üretme platformu sunmayı hedefliyor.

Etkinlikte, azınlık kimliğinin güncel durumu, göç, aidiyet ve hafıza gibi konulara dair çözüm arayışları da tartışılacak. Organizatörler, bu panelin Alevilik ve gelecek perspektifine önemli katkılar sunacağına inanıyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Londrada düzenlenecek "Alevilik ve Gelecek" paneli, azınlık kimliğinin derinliklerine inerek toplumsal dayanışmayı güçlendirmeyi amaçlıyor. Azınlık kimliğinin ikilemi üzerine yapılacak tartışmalar, Alevi toplumunun karşılaştığı zorluklara ışık tutacak ve çözüm önerileri sunacaktır. Bu tür etkinliklerin, Alevilik perspektifinden toplumsal bütünleşmeyi sağlama yolunda önemli adımlar olduğu unutulmamalıdır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevi Ansiklopedisi, dijital platformda yayımlandı

Alevi Ansiklopedisi çalışmaları, Alevi inanç ve kültürünü dijital hafızaya aktarmak amacıyla devam ediyor. Rıza Şehri Akademisi öncülüğünde yürütülen bu proje, 2 Temmuz 2025 tarihinde dijital platformda yayımlandı ve Alevilik üzerine ilk kapsamlı ansiklopedik kaynak olma niteliği taşıyor. Çok dilli yapısıyla dikkat çeken ansiklopedide Türkçe, İngilizce, Kurmancî, Almanca ve Fransızca gibi dillerde içerikler yer alıyor.

Projenin yürütücülerinden Demir Çelik, Alevi ansiklopedisinin tarihsel bir sorumluluk taşıdığını vurgulayarak, gelecek nesillere bilimsel ve objektif bilgiler bırakmayı hedeflediklerini belirtti. Ayrıca, günümüzde sosyal medya aracılığıyla yayılan bilgi kirliliğine dikkat çekerek, Alevi toplumunun kendi hakikatini doğru bir biçimde ifade etmesinin önemine vurgu yaptı.

Dr. Ahmet Kerim Gültekin ise ansiklopedinin uluslararası ölçekte tanınan bir akademik kurum haline geldiğini ifade etti. Alevi Ansiklopedisi, Almanya’da Deutsche ISIL-Agentur tarafından kayıt altına alınarak, küresel kütüphane ve arşiv ağlarında görünürlük kazandı. Proje, 100’ün üzerinde akademisyenin katkısıyla zenginleşirken, bugüne kadar 2,5 milyonun üzerinde ziyaretçi aldı.

Çalışmalar, Gustavsburg’daki Alevi Kültür ve Cemevi’nde pirlerle yapılan toplantılarla da devam ediyor. Çelik, inanç ve kültürel aktarımın zayıfladığını belirterek, gençlerin radikal yapılara yönelme riskinin arttığını kaydetti. Bu bağlamda, ansiklopedinin bilim insanları, inanç önderleri ve kutsal mekanlar gibi üç temel ayak üzerinden sürdürüleceğini açıkladı.

Alevi Ansiklopedisi, aynı zamanda Alevi sözlü kültürünü dijital hafızaya aktararak, toplumsal barışa katkı sağlamayı amaçlıyor. Projenin geleceği, uluslararası işbirlikleriyle genişlemeye devam ederken, Aleviliğin evrensel değerlerinin daha geniş bir kitleye ulaşması hedefleniyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi Ansiklopedisinin dijital platformda yayımlanması, Alevi inanç ve kültürünün korunması ve gelecek nesillere aktarılması açısından tarihi bir adım olmuştur. Bu proje, Alevilik hakkında bilimsel ve objektif bilgilerin yayılması için büyük bir fırsat sunmakta; aynı zamanda çok dilli yapısıyla farklı kültürleri bir araya getirerek, ayrımcılığa karşı duruşumuzu pekiştirmektedir. Alevi toplumunun kendi gerçekliğini doğru bir biçimde ifade etmesi, bilgi kirliliği ile mücadelede hayati öneme sahiptir.

— Alevi Gazetesi Editörü

AABF NRW İnanç Kurulu Yıllık Toplantısını

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) NRW İnanç Kurulu, Köln’de bulunan Alevi Kültür Merkezi – Cemevi’nde yıllık toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıya, bölgedeki cemevlerinden gelen ana ve dedeler ile AABF İnanç Kurulu Başkanı Hasan Ali İçlek Dede katıldı.

Toplantı, AABF NRW İnanç Kurulu 2. Başkanı Haydar Güzel Dede’nin açılış konuşmasıyla başladı. Konuşmasında toplantının akışına dair bilgilendirmede bulundu. Daha sonra Hamm Cemevi’nden İsmail Gülfırat Dede’nin verdiği gülbenk ile toplantıya katılanlar, Kerbela’da şehit düşenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulundu.

Saygı duruşunun ardından Köln Alevi Kültür Merkezi zakiri Veli Şen, Alevi yol deyişlerini seslendirdi. Deyişler, toplantıda bulunan ana ve dedeler tarafından ilgiyle dinlendi. Alevi Kültür Merkezi Başkanı Gökhan Berk de bir selamlama konuşması yaptı ve AABF NRW İnanç Kurulu çatısı altında örgütlü olan ana ve dedelerin bir araya gelmesinin önemini vurguladı.

Toplantıda AABF NRW İnanç Kurulu Başkanı Nejla Aslan Ana, Alevi değerlerinin önemine ve bu değerlere sahip çıkmanın gerekliliğine dikkat çekti. Aslan Ana, Alevi yol ve inanç örgütlenmesinin güçlenmesi için ana ve dedelerin katkısının hayati olduğunu belirtti. Ayrıca, Alevilik temelinde bir duruş sergilemenin, asimilasyona karşı en etkili yol olduğunu vurguladı.

Hasan Ali İçlek Dede de toplantıda yaptığı konuşmada, Alevilerin en büyük gücünün örgütlü birlikleri olduğunu ifade etti. Dede, Aleviliği yarınlara taşımak için ocaklar, dergâhlar ve cemevleri gibi çatı kurumlarının önemine vurgu yaptı. Sosyal medya üzerinden yürütülen tartışmaların Alevi toplumu üzerinde olumsuz etkileri olduğunu belirterek, bu tür tartışmalardan kaçınılması gerektiğini söyledi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

AABF NRW İnanç Kurulunun yıllık toplantısı, Alevi değerlerinin ve inançlarının güçlenmesi için önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Bu tür buluşmalar, Alevi toplumunun bir araya gelerek dayanışma ve birlik içinde hareket etmesini sağlarken, ayrımcılığa ve dışlamaya karşı duruş sergiliyor. Toplumumuzun zengin kültürel yapısını korumak ve geliştirmek için ana ve dedelerin katkısının hayati olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

— Alevi Gazetesi Editörü