Ana Sayfa Blog Sayfa 17

Aleviler örgütlenmeden kimliğini koruyabilir mi?

Alevi araştırmacı-yazar Mehmet Bayrak, Alevi toplumunun örgütlenme bilincinin, özellikle 1993’teki Madımak katliamı sonrasında önemli bir gelişim gösterdiğini belirtti. Bayrak, Alevilik kimliğinin ve inancının korunabilmesi için örgütlenmenin şart olduğunu vurguladı. Sivas’ta yaşanan trajik olayın ardından Alevi toplumu, örgütlenmeye yönelerek kendi haklarını savunma konusunda yeni bir ivme kazandı.

Bayrak, 1980’lerin başında Ankara’da düzenlenen “Hacıbektaş felsefesinin çağdaş yorumu” paneline katılarak Alevi örgütlenmesine aktif olarak dahil olduğunu ifade etti. Avrupa’ya 1987’de gittiğinde ise Alevi derneklerinin henüz oluşmadığını, ancak zamanla bu derneklerin Avrupa’da önemli bir varlık göstermeye başladığını aktardı. Almanya, Alevi diasporasının en yoğun olduğu ülke olarak dikkat çekiyor.

Bayrak, Türkiye’deki devletin Aleviliği tanımadığına ve cemevlerinin resmi olarak kabul edilmediğine dikkat çekti. Ayrıca, devletin inanç sistemlerini dizayn etme görevinde olmadığını, bu konuda Alevi toplumunun rızasının alınması gerektiğini savundu. Alevilik kavramının, doğal ve felsefi bir inanç olarak tanınması gerektiğini belirten Bayrak, Aleviliğin sadece Türk inancı olarak gösterilmesine karşı çıkıyor.

Bu bağlamda, Alevi kimliğinin korunması ve geliştirilmesi için doğru bir örgütlenme modelinin şart olduğunu dile getiren Bayrak, örgütlenmenin yanı sıra diğer kimliklerle dayanışmanın da önemine vurgu yaptı. Toplumda birlik ve beraberlik sağlanmadan, Alevi kimliğinin güçlenmesinin mümkün olmayacağına inandığını ifade etti.

Suriyede Alevilere destek vermeye çağırıyoruz!

7 Mart 2025 tarihinde Suriye’de yaşanan ve on binlerce Alevinin hayatını kaybetmesine neden olan saldırıların yıl dönümünde, Hatay’ın Samandağ ilçesinde büyük bir miting düzenlenecek. “Suriye’de Soykırıma Dur De” sloganıyla yapılacak etkinlikte, Alevi kurumları, kadınlar, sanatçılar ve yazarlar bir araya gelerek, Alevilerin yaşadığı soykırıma dikkat çekmek amacıyla seslerini yükseltecek.

Bu miting, Suriye’deki Alevi kimliğine yönelik saldırılara karşı uluslararası kamuoyuna önemli bir mesaj vermek için bir araya gelen farklı siyasi ve sosyal grupların ortak mücadelesinin bir sembolü olacak. Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) ve Kaldıraç Hareketi temsilcileri, Alevilerin hedef alınmasının hukuksal ve siyasi bir soykırım olduğunu vurguladı. Mitingin, mezhepçi politikalara karşı bir duruş sergilemek için önemli bir fırsat olduğuna dikkat çektiler.

Kaldıraç Hareketi’nden Mustafa Çelik, Suriye’deki savaşın bir sömürgeleştirme hamlesi olduğunu belirterek, Alevilerin örgütlü bir şekilde bu saldırılara karşı durmaları gerektiğini ifade etti. Alevilerin ve diğer halkların birlikte hareket etmesinin önemine vurgu yaparak, kapitalist emperyalizmin katliamlarının ancak devrimci bir mücadele ile sona erebileceğini dile getirdi.

DEM Parti Hatay İl Eş Başkanı Naim Özbek, yeni iktidarın Alevilere yönelik suçlamalarını reddederek, hiçbir devletin ya da iktidarın bir inanç grubunun suçunu yüklenemeyeceğini ifade etti. 7 Mart’ta gerçekleştirilecek mitingde, Alevilerin yaşadığı bu soykırımın bir daha tekrarlanmaması için tüm halkların duyarlılık göstermesinin gerektiğini vurguladı.

Kete: Katliamcılara karşı Samandağ’da buluşalım!

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Suriye’de Alevilere yönelik süregeldiği belirtilen soykırımın birinci yılı dolayısıyla 7 Mart’ta Samandağ’da yapılacak mitinge çağrı yaptı. Kete, katliamcılara geri adım attırmak için bu tür etkinliklerin önemine vurgu yaptı ve Alevilerin, emek ve barış mücadelesi veren tüm güçlerin bir araya gelmesi gerektiğini ifade etti.

Bir yıl önce Suriye’de, uluslararası güçlerin de desteklediği selefi bir anlayışın, özellikle Arap Alevilerin yoğun yaşadığı bölgelerde bir katliam başlattığını belirten Kete, bu durumun en çok kadınlar, çocuklar ve yaşlılar üzerinde olumsuz etkileri olduğunu dile getirdi. Kete, Suriye’deki Alevi soykırımının adının konulması gerektiğini ve bu olayın Dersim Soykırımı ile benzerlikler taşıdığını belirtti.

Kete, Suriye’deki kadınların zorla pazarlarda satıldığını, tecavüze uğradığını ve ailelerinden koparıldığını ifade ederek, bu tür anlayışların önüne geçmek için Orta Doğu’da demokratik bir zeminin inşa edilmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca, bölgedeki Selefi anlayışın etkisinin arttığını ve bunun sadece Alevilere değil, Kürtlere ve diğer gruplara karşı da bir tehdit oluşturduğunu kaydetti.

Samandağ’da 7 Mart’ta düzenlenecek miting için tüm Alevilere ve destekçilere çağrıda bulunan Kete, bu etkinliğin soykırıma hayır demek ve dayanışma göstermek amacıyla gerçekleştirileceğini belirtti. “Cümle canlara çağrımızdır; gelin soykırıma hayır diyelim” şeklinde konuştu.

Alevi kurumları soykırıma karşı sokaklarda!

Alevi kurumları, Suriye’de Alevilere yönelik artan saldırılara karşı sosyal medyada ve sokaklarda eylem çağrısı yaptı. “#SoykırımaKarşıAlanlardayız” etiketiyle 4 Mart 2026 Çarşamba günü saat 20.30’da X platformunda bir hashtag eylemi gerçekleştirilecek. Aynı zamanda, 7 Mart Cumartesi günü İstanbul’da kitlesel bir buluşma düzenlenecek.

7 Mart’ta İstanbul’da iki aşamalı bir program planlanıyor. Etkinlik, saat 12.00’de Maçka Demokrasi Parkı’nda başlayacak ve ardından saat 13.00’te Suriye Konsolosluğu önünde çelenk bırakma eylemi gerçekleştirilecek. Alevi kurumları, Suriye’deki Alevi soykırımına karşı durmak için tüm demokratik kitle örgütleri ve yurttaşları etkinliğe katılmaya davet etti.

Bu eylem çağrısı, Alevi Bektaşi Federasyonu, Türkiye Alevi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği gibi birçok Alevi kurumu tarafından destekleniyor. Alevi kurumları, Suriye’de yaşanan katliamlara dikkat çekmek ve seslerini duyurmak amacıyla bir araya gelerek ortak bir duruş sergilemeyi hedefliyor.

Öğretmen cinayeti neden yaşam hakkını tehdit ediyor?

Alevi Bektaşi Federasyonu, İstanbul Çekmeköy’de bir öğrencisi tarafından bıçaklı saldırıya uğrayarak hayatını kaybeden öğretmen Fatma Nur Çelik için yazılı bir açıklama yaptı. Federasyon, eğitim emekçilerinin can güvenliğinin sağlanması gerektiğini vurgulayarak, okullarda artan şiddete dikkat çekti.

Açıklamada, öğretmenlerin toplumun geleceğini şekillendiren önemli bireyler olduğu belirtilerek, görev yaptıkları okullarda bile can güvenliğinden yoksun kalmalarının kabul edilemeyeceği ifade edildi. Eğitim kurumlarının bilim, akıl ve eşitliğin geliştiği yerler olması gerektiği vurgulandı.

Yaşanan olayın, eğitim sisteminde artan güvenlik sorunlarını ve toplumsal şiddetin normalleşmesini bir kez daha gün yüzüne çıkardığı kaydedildi. Aylar öncesinde dile getirilen güvenlik kaygılarına rağmen gerekli önlemlerin alınmaması, yaşanan acının önlenebilir olduğu gerçeğini ortaya koydu.

Federasyon, eğitim emekçilerinin güvenliğinin sağlanması ve okullarda şiddeti önleyecek kalıcı politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Açıklama, “Yaşam hakkı kutsaldır. Öğretmenlerimizi koruyamayan bir düzen, geleceğimizi koruyamaz” ifadeleriyle sona ererken, Fatma Nur Çelik için başsağlığı dilekleri ile birlikte şiddetsiz, eşit ve laik bir toplum mücadelesinin süreceği belirtildi.

Yaşamın kutsallığı ne anlama geliyor?

Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz ve İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Cihan Aydın, 7 Mart 2026 tarihinde Samandağ’da gerçekleştirilecek mitinge tüm yaşam savunucularını davet etti. Miting, Suriye’de Alevilere yönelik yapılan soykırımın birinci yıl dönümünde yapılacak ve bu süreçte yaşanan insan hakları ihlallerine dikkat çekilmesi amaçlanıyor.

Yılmaz, Suriye’de Alevilerin, Dürzilerin, Kürtlerin ve diğer azınlıkların tehdit altında olduğunu belirterek, “Soykırımın birinci yılında Samandağ’da güçlü bir miting yapacağız. İnsan haklarından yana olan, doğayı, hayvanları ve yaşam hakkını savunan tüm canları 7 Mart’ta Samandağ’a bekliyoruz” dedi.

Aydın ise, Suriye Geçici Hükümeti’nin yönetimi ele almasından bu yana Alevilere yönelik saldırıların arttığını vurguladı. Samandağ’da düzenlenecek mitingin, bu saldırıları protesto etmek ve faillerin cezalandırılması için ulusal ve uluslararası kurumların harekete geçmesini sağlamak amacıyla önemli bir fırsat olduğunu ifade etti.

7 Mart’ta Samandağ’da yapılacak miting, çok sayıda Alevi ve dostunun katılımıyla gerçekleşecek. Bu etkinlik, Alevilere yönelik soykırımların durdurulması ve insan hakları ihlallerine karşı ses yükseltme amacı taşıyor.

Berlin Cemevi kadınların toplumdaki rolü ne anlama geliyor?

Berlin Cemevi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında “Kadın varsa çözüm var; ne yapmalı? Nasıl yapmalı?” başlıklı bir panel düzenledi. Bu etkinlik, BAT Cemevi ve Erzincanlı Canlar Berlin Derneği tarafından gerçekleştirildi. Panel, çok sayıda dernek, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu temsilcisinin katılımıyla Cemevi ana salonunda gerçekleştirildi.

Panele katılanlar arasında BAT Yönetim Kurulu 2. Başkanı Kadir Şahin, kadın ve Alevilik konusunu vurgulayarak, “Alevi inancına göre kadın erkeğin gerisinde değil, tam yanındadır. Kadın varsa toplum vardır” dedi. Şahin, Alevi toplumunda kadının eşit bir konumda yer aldığını ve toplumsal yaşamda kadının iradesinin her zaman önemli olduğunu ifade etti.

Panelin diğer konuşmacılarından Erzincanlı Canlar Berlin Derneği Eş Başkanı Gülsün Güler, toplumsal bağların güçlenmesi gerektiğini belirterek, kadınların toplumsal dönüşümdeki öncü rollerine dikkat çekti. TİP İstanbul Milletvekili Serra Kadıgil ise Türkiye’deki kadın cinayetlerine vurgu yaparak, kadınların aile içindeki şiddete maruz kaldığını ve bu durumun sistematik bir sorundan kaynaklandığını ifade etti.

DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, kadın meselesinin toplumsal cinsiyet rollerinin ötesinde bir mesele olduğunu vurguladı. Beştaş, kadınların özgürlük mücadelesinin demokratik bir toplumun merkezinde yer alması gerektiğinin altını çizerek, mevcut iktidarların kadınların haklarını kısıtladığını belirtti.

Panel, kadınların özgürlük mücadelesinin önemi ve bu mücadelenin güçlendirilmesi üzerine yapılan tartışmalarla sona erdi. Bu etkinlik, kadınların sorunlarını gündeme taşımak ve çözüm önerileri geliştirmek amacıyla önemli bir platform sağladı.

Suriye’de Alevi Soykırımı Anma ve Protestolar Yapılacak

Suriye’de Alevilere yönelik gerçekleştirilen soykırımın birinci yılı dolayısıyla, Türkiye ve Avrupa’nın birçok kentinde anma etkinlikleri ve protestolar düzenlenecek. 7 Mart 2025’te başlayan saldırılarda, on binlerce Alevi katledilmiş, yerlerinden edilmiş, kadınlar kaçırılıp tecavüze uğramış ve çocuklar ailelerinden koparılmıştır. Bu trajik olaylar, Alevi toplumu ve insan hakları savunucuları tarafından unutulmayacak ve kınanacaktır.

Alevi kurumları ve demokratik kitle örgütleri, 7 Mart’ta katliamın birinci yılı dolayısıyla düzenleyecekleri etkinliklerde, hem katledilenleri anacak hem de Suriye’deki saldırıların durdurulması için çağrıda bulunacak. İstanbul’da, Maçka Demokrasi Parkı’nda saat 12.00’de toplanılacak ve Suriye Konsolosluğu önünde siyah çelenk bırakılarak katliam protesto edilecektir.

İzmir’de ve Ankara’da da benzer etkinlikler düzenlenecek. İzmir’de saat 14.30’da eski Sümerbank binası önünde basın açıklaması yapılacakken, Ankara’da anma programı 5 Mart’ta ABF ve PSAKD Genel Merkezleri önünde gerçekleştirilecektir. Adana’da da benzer bir basın açıklaması 7 Mart’ta Akkapı Seyhan’da yapılacaktır.

Avrupa’nın farklı şehirlerinde de anma etkinlikleri düzenlenecek. Almanya’nın Köln, Neuss ve Frankfurt kentlerinde yapılacak etkinliklerde, Suriye’deki Alevilere yönelik saldırılara dikkat çekilecek ve uluslararası kamuoyuna çağrıda bulunulacaktır. Hollanda’nın Amsterdam ve Den Haag şehirlerinde de anma programları planlanmaktadır.

Düzenlenen etkinliklerde, Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların durdurulması, kaçırılan kadınların akıbetinin açıklanması ve katliamın uluslararası alanda tanınması talepleri dile getirilecektir. Bu anma ve protestolar, Alevi toplumu için önemli bir dayanışma ve hak arama eylemi olarak öne çıkmaktadır.

Laikliğe dair söylem ve gerçek Fikret Başkaya

 Bu evrensel sahtekârlık çağında gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir.’ George Orwell

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) genel kurul salonunda, kürsünün arkasındaki duvarda: “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” yazısı var… Cunta Anayasası’nın 2. Maddesi de şöyle: “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir”…  

O halde iki şey: Birincisi, bidayetten itibaren hakimiyet çok sayıda kayıt ve şart altına alındı ve ikincisi, Türkiye’ demokratik, laik, sosyal, hukuk devletidir demek bir cümlede dört yalan söylemektir… Bu yazıda rejimin niteliğini angaje eden laiklik söylemine dair bazı hatırlatmalarla yetineceğim…

Esasen anayasayı kimin nasıl yaptığı, nasıl uygulandığı da önemlidir… Son tahlilde anayasa bir kâğıt parçasıdır…

Laiklik, “modernite devrimi”, “Aydınlıklar Felsefesi (Lumières) sonrasının bir kavramı: Dinin devletten ayrılması, devletin tüm inançlar karşısında tarafsız olması, eşit mesafede durması, devletin hiçbir dinî işlev üstlenmemesi, dinin siyaset alanının dışına çıkarılması, kanunlar karşısında eşitlik, din (inanç) ve düşünce (ifade) özgürlüğünün güvence altına alınmasıdır.

Bu kavram o kadar önemlidir ki, laikliğin olmadığı yerde gerçek yurttaştan da söz edilemez. Zira, bir nüfus cüzdanına sahip olmak yurttaş sayılmak için yeterli koşul değildir.

Bizde bidayetten itibaren devletin göbeğinde “Diyanet İşleri Başkanlığı” diye devasa bir kurum var. Adı başkanlık olsa da aslında bakanlık. Örgütleniş tarzı diğer bakanlıklar gibi…2026 Bütçesinde Diyanet’e ayrılan kaynak 174 milyar, 389 milyon TL… Altı bakanlığın (İçişleri, Dışişleri, Ulaştırma, Enerji, Kültür ve Turizm, Sanayi, Çevre, Ticaret) her birinin payından daha büyük… Ve bu devasa kaynak, herkesten toplanan vergi bir mezhep (Sünnî-Hanefi) için harcanıyor… Oysa, bu ülkede Aleviler, Hıristiyanlar, Museviler, Ateistler, Deistler var… Bu kadarı bile Türkiye’deki rejimin gerçek laikliğin ne kadar uzağına savrulduğunu göstermeye yeter… Maaşlı imamla laiklik bağdaşır mı?

Rejimin tabularından biri olduğu için, geride kalan dönemde bu sorun tartışma konusu yapılmadı? … Türkiye’de bağnaz resmî tarih ve resmî ideoloji, şeylerin tartışılmasını, bilince çıkarılmasını, anlaşılmasını engelliyor…

Mülk sahibi sınıflar sadece uyduruk resmî ideolojiye dayanarak yönetemeyeceklerinin farkındaydılar. Dini yardıma çağırmak-araçsallaştırmak durumundaydılar ve çağırdılar. Fakat dini araçsallaştırmak isteyen sadece Türkiye’nin egemen sınıfları değildi. İkinci emperyalistler arası savaş sonrasında, “Soğuk Savaş” koşullarında, çok partili sisteme geçildiği 1950 sonrasında, başta ABD olmak üzere emperyalist çıkarlar da dini (İslam’ı) araçsallaştırmayı, manipüle etmeyi “gerektiriyordu”… Dinci, milliyetçi- ırkçı unsurlar, sol, demokratik, sosyalist hareketin yükselişini durdurmak üzere araçsallaştırıldı, sahaya sürüldü…

Bu amaçla, dinciler ve milliyetçi-ırkçı unsurlar desteklendi. Devlet tarafından “komünizmle mücadele dernekleri kurduruldu. Dinci taife Suudilerin “petro-dolarlarıyla beslendi-büyütüldü. Daha 1970’li yıllarda İslamcı Partiler koalisyon hükümetlerinin ortağıydı… 12 Eylül Amerikancı-NATO’cu darbe döneminde resmî ideolojide bir revizyon yapılarak, Türk-İslam Sentezi denilen bir sistem dayatıldı… Bugünün dinci-ırkçı koalisyonu (Cumhur İttifakı) o tercihin sonucudur…

1950’li yıllardan beri siyaset ‘kutuplaştırmayla’ yol alıyor ve bu egemenlerin işini kolaylaştırıyor. Böylece asıl sorunları savsaklamak, görünmez kılmak mümkün oluyor… Daha 1950’li yılların ikinci yarısında kutuplaşma had safhaya çıkmıştı… Kahveler ve Camiler ayrılmıştı… Dönemin iktidar partisi olan Demokrat Parti toplumu “Vatan Cephesi” ve Ötekiler diye ayrıştırmıştı… Vatan Cephesine dahil olmayanlar düşmanlaştırılıyordu… Aslında Şark cephesinde yeni bir şey yok… Bugün de ‘Cumhur İttifakı’ yandaşı olmayanlar muteber yurttaş saymıyor… Hukuk, “yandaşlara” farklı, muhaliflere farklı uygulanıyor…

Türkiye’nin içine sürüklendiği “çöküş tablosu” bir vakıa iken, artık bildik yöntem ve araçlarla bu durumla yüzleşmek mümkün değil…  Ezberlerin bozulması ve yeni paradigmanın oluşturulması gerekiyor ve bunu yapmaya da bir engel yok… Fakat, ‘entelektüel ataletten’ yakayı kurtarmadan da şeylerin gerçeğiyle yüzleşmek mümkün değil…

Yeni Yaşam Gazetesi

“Alevi Katliamına Son İçin Samandağ’da Buluşalım!”

7 Mart 2026 tarihinde Hatay Samandağ’da gerçekleştirilecek mitinge katılım çağrısı yapıldı. Özde Canlar Semah Erkanı üyesi Aleviler, Suriye’de Alevilere yönelik devam eden soykırıma karşı durmak için bir araya gelmeyi hedefliyor. Mitingde, Suriye’deki katliamların sona ermesi için seslerini yükselteceklerini vurgulayan katılımcılar, “Kâinatın hangi coğrafyasında bir canlının canı acıyorsa, bizim canımız orada. Suriye’de yapılan zulme ve Alevilere yönelen katliama dur demek için hep birlikte haykıralım” dediler.

Suriye’de Alevilere yönelik süren saldırılar, on binlerce kişinin katledilmesine ve yerinden edilmesine neden oldu. Kadınlar zorla kaçırılıp, tecavüze uğradı; çocuklar ailelerinden koparıldı. Bu acı dolu olayların yıl dönümünde, Alevi kurumları, sanatçılar ve aydınlar, Samandağ’da yapılacak mitinge destek vererek, toplumsal bir dayanışma oluşturacaklarını ifade ettiler.

Özde Canlar Semah Erkanı’ndan Fatma Çetinkaya, Nuray Çiğmen ve diğer kadınlar, Suriye’deki insanlık dramına dikkat çekerek, “Suriye’de yaşananlar sadece Alevilere yönelik değil, tüm insanlığa karşı bir soykırımdır. Bu nedenle herkesin 7 Mart’ta Samandağ’da buluşmasını bekliyoruz” dediler.

Zakir Fahrettin Aksünger ise, “Suriye’deki katliamlar, insanların dinine, etnik kökenine bakmaksızın bir insanlık suçudur. Tüm halkların özgür yaşaması için bu katliamlara karşı çıkmalıyız. Samandağ’da gerçekleştirilecek mitinge destek vererek, akan kanın durması için bir araya gelmeliyiz” şeklinde konuştu.

7 Mart’ta yapılacak miting, sadece Alevilere değil, tüm insanlığa yönelik bir çağrı niteliği taşıyor. Herkesin bu zulme karşı sesini yükseltmesi gerektiğini belirten Aksünger, “Bu birliktelik, akan kanın durmasına katkı sağlayabilir” şeklinde sözlerini tamamladı.