Ana Sayfa Blog Sayfa 171

Dersimli kadınlar, panelde bir araya geldi: Şiddeti görünür kılmalıyız

0

PİRHA- 21. Munzur Festivali kapsamında “Kadınlar konuşuyor; nasıl yaşıyoruz ne istiyoruz?” paneli düzenlendi. Konuşmalarda Dersim’de kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığa değinilirken “Devlet, buralara özel kadın kırımı politikaları uyguluyor” vurgusu yapıldı.

Dersim’de “Madencilik Yağmasına Karşı Doğayı ve Yaşamı Savunuyoruz” şiarıyla düzenlenen 21’inci Munzur Kültür ve Doğa Festivali Sanat Sokağı’nda düzenlenen “Kadınlar Konuşuyor, nasıl yaşıyoruz ne istiyoruz?” oturumu ile sürdü.

“KADINLAR AYRIMCILIĞA VE ŞİDDETE MARUZ KALIYOR”

Açık kürsü olan oturumda ilk olarak Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Milletvekili Ayten Kordu söz aldı. Kordu, kadınların siyaset, spor, sağlık gibi her alanda ayrımcılığa maruz kaldığını belirterek “Kadın kırımı diye ifade edebiliriz. Her 3 kadından biri bu ülkede şiddete maruz kalıyor. Taciz, tecavüz… 20 yıllık AKP-MHP faşizm iktidarında kadın haklarının tekrar feshedildiğini biliyoruz. İstanbul Sözleşmesi, 6284 bunlardan bir tanesidir. Bu zihniyet bütün alana yerleşiyor” dedi.

Alevi ve Kürt kadınlarının, kamuda ve evde hak mücadelesini daha fazla yürüttüğünü söyleyen Kordu, “Kentimizde ev içinde şiddet çok yaşanıyor. Kadın güçlüdür, Dersim kadını güçlüdür. Bunun altında, kendini kapatmaya çalışan, şiddeti söylememe, çevresiyle paylaşmama durumu var” dedi.

“ŞİDDETİ GÖRÜNÜR KILMALIYIZ”

Dersim Belediyesi’nde Kadın Politikalar Müdürlüğü yürüttüğü sürede kadınların ciddi şiddet görüp sessiz kaldıklarını aktaran Kordu, “Şiddet konusunu daha fazla görünür kılmalıyız. Bu anlamda biraz daha sesimizi yükseltmemiz gerekiyor” diye konuştu.

Kurumlarda kadına dönük şiddete karşı eğitimlerin verilmesi gerektiğine işaret eden Kordu, kadın emeğine de değindi. Kürtler ve Alevilerin, sömürülen halklar olduklarını ama kadınların “sömürülenin de sömürüleni” olduğunu belirtti. Kapitalist sistem tarafından “yedek iş gücü” olarak kadınlara bakıldığını anımsatan Kordu, kadınların evlilik, maaş konusunda ayrımcılığa uğradığını ifade etti.

“KADINLAR SESLERİNİ YÜKSELTMELİ”

Dersim’de kafelerde, lokantalarda kadınların çok ucuz ücretlere gece 11’lere kadar çalıştırıldığını hatırlatan Kordu, “Tüm esnaflar kendilerini sorgulamalı. Kapitalizm ekonomik olarak herkesi kuşatıyor. Ama kadınlar kuşatmanın da kuşatmasını yaşıyor. Üretimden koparılmış bir kentiz. Ekonomi politikamızın yüksek olması lazım” dedi.

Kadınların, emek sömürüsüne karşı örgütlenmesi gerektiğini vurgulayan Kordu, “Sendikalar, meslek odaları üzerinden kadınlar, seslerini yükseltmeli. Toplumsal olarak beraber mücadele ediyoruz doğru ama özgün örgütlenmeyle daha fazla kadınların sesi oluruz. Evde çalışan kadınlar ayrı sömürülenler. Kahvelerde akşama kadar okey ve tavla oynuyor erkekler. Kadınlar nerede? Evde çocuklara bakıyor, tarlaya, hayvana gidiyor. Bu anlamda ‘Biz kadın ve erkek eşitiz’ sözlerini sorgulamalıyız. Eşitlik adına eşitsizlik mi yaşıyoruz diye bakmamız lazım” şeklinde konuştu.

“FAŞİZM TACİZİN ÖNÜNÜ AÇAR”

Kentte süren savaş politikalarına değinen Kordu, mücadelenin yükseldiği her yerde faşizmin öncelikle kadına saldırdığını söyledi. Kordu, “Faşizm, kadın tacizinin, tecavüzünün önünü açar. Kadının özgürleşmesi onun için bir tehlikedir. Onun için kadın özgünlüğünün genişlemesini istemez. Toplumun onunla özgürleşeceğini bilir” diye konuşmasını sürdürdü. Kordu son olarak Dersim’de kadınların itirazını yükselteceği özgün yerlerin arttırılması gerektiğini söyleyerek “Bu da birlikte mücadelemizi yükseltmekle mümkün olur” dedi.

“ÇÖZÜM DEVRİMCİ KADINLARIN İZİNDE”

Panelde söz alan Gazeteci Ceylan Ülgen ise, kadınların “sömürgenin sömürgesi” olduğunu belirterek şu konuşmayı yaptı:

“Kadınların öldürüldüğünü biliyoruz. Çözüm konusunda sürekli sıkışma yaşıyoruz. Kadının özne olduğunun farkına varmadığı sürece bu sorunların çözülmeyeceğini biliyoruz. Gülistan’ın bulunmaması, İpek Er’e tecavüz edilmesi durumları Kürdistan’da özel savaş politikalarıdır. Devlet buralara özel kadın kırımı politikaları uyguluyor. Bu noktada kendimize Rojava Devrimi’ni örnek almalıyız. Oradaki kadın örgütlenmelerine baktığımızda kadınların her alana müdahil olmaları onları özneleştiriyor. Biz derneklerden, platformlardan kurumlardan dışarı çıkamıyoruz. Jineoloji atölyelerinden kaynaklı orada sanatçı da, 60 yaşında evde yaşayan kadın da dahil olabiliyor. Birazcık özneleştirmeler üzerinde durmalıyız. Ben çözümün, devrimi taçlandıran kadınların izinde olduğunu düşünüyorum” dedi.

PİRHA/DERSİM

‘Provokasyon yapılıyor’ diyen Valiye Dikmecelilerden tepki: Vali istifa

0

PİRHA- Hatay Valisi Mustafa Masatlı’nın Dikmece direnişi için sarfettiği “Dışarıdan gelip işi provoke edenler var” sözlerine köy halkı “Vali istifa” sloganlarıyla cevap verdi. Dikmeceliler topraklarını satmamakta kararlı olduklarını belirterek, “Direnişimiz sürecek” mesajı verdi.

Hatay’ın Antakya ilçesine bağlı Arap Alevi köyü olan Dikmece’de depremden sonra konut yapımı için halkın tarım arazileri ve zeytinlikleri ‘acil kamulaştırma’ adı altında imara açıldı.

Topraklarını satmak istemeyen yurttaşlar, direnişin 9’uncu gününde köy meydanında toplanarak protesto yürüyüşü gerçekleştirdi.

Yürüyüş boyunca reyhan dalları ve bahur taşıyan köy halkı, sık sık “Dikmece halkı satılık değildir” ve “Gitmedik, buradayız” anlamına gelen “Ma rıhna nıhna hovn” sloganları attı.

HATAY VALİSİ MASATLI’YA TEPKİ

Hatay Valisi Mustafa Masatlı katıldığı bir programda konuya ilişkin, “Dikmece köyünde inşa ile ilgili kamulaştırma çalışması yapıldı. Bölge halkıyla konuşuldu, süreç anlatıldı. Orada toplanan vatandaşlarımızın büyük bir kısmı oralı değil. Dışarıdan gelip işi provoke ediyorlar” sözlerini kullandı. Köy halkı bu sözlere “Dikmece burada, Vali nerede” ve “Vali istifa” sözleriyle tepki gösterdi.

Dikmeceliler topraklarını satmamakta kararlı olduklarını belirterek, “Direnişimiz sürecek” mesajı verdi.

Fatoş SARIKAYA/ ANTAKYA

HBVAKV Şube Başkanı Murat Yıldırım: İnancımızı kimse tarif etmesin

0

PİRHA –Hızırşah Etkinlikleri’nde konuşan HBVAKV Şube Başkanı Murat Yıldırım, Alevi inancına yönelik baskılara işaret etti. Yıldırım, “İnancımızı kimse tarif etmesin. Bizler bu ülkede Alevi yurttaşları olarak diyoruz ki her kademede eşit olalım” diye konuştu.

Datça ilçesinde süren 13. Hızırşah Anma Etkinliklerinin 2. gününde de ilgi bir hayli yoğun oldu. Hızır Şah Dergahının bulunduğu alanda yapılan etkinliğe Baba Mansur Ocağı dedesi Veli Gülsoy, Kağıthane Nurtepe Cemevi Başkanı Baba Mansur Ocağı dedesi Zeynel Şahan ve çok sayıda yurttaş katıldı.

“HER KADEMEDE EŞİT OLALIM”

Anma etkinliğinde söz alan Datça Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Şube Başkanı Murat Yıldırım, “Eşit yurttaşlık” vurgusu yaparak şunları söyledi:

“Hoşgörüyü, sevgiyi, paylaşmayı unuttuk. Bizler, hoşgörünün, sevginin, paylaşmanın, birlikte yaşamanın koşullarını çoğaltmalıyız ki ülkemizde insanlığımız da güzel olsun. Hoşgörü, paylaşım olmayan bir yerde ötekileştirme ile hiçbir yere varılmaz. Bizler bu ülkede Alevi yurttaşları olarak diyoruz ki ‘Eşit olalım. Her şeyde eşit olalım. İnanç boyutunda eşit olalım, işe alınırken eşit olalım; yani her kademede eşit olalım. Herkes bizim inancımızı tarif ediyor ama biz hiç kimsenin inancını tarif etmiyoruz.

Burası Hızırşah Dergâhı. Keşke eski haliyle kalsaydı. Burayı kaçak olarak tadilat yaptılar. Burada 700 senelik mermer eşiği vardı, götürdüler. İçeride çömlek vardı, ‘tebriye’ diyorlardı onu götürdüler. Dergâhın arka tarafında 8 metre uzunluğunda 1.5 metre yüksekliğinde 60 santim genişliğinde bir sütun vardı, hepsi kayboldu. 8 ay önce bunların hepsi kaçak olarak camiye dönüştürüldü. Bu toplumun gözü önünde oldu. Biz bunları savcılığa, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşıdık ancak bir sonuç alamadık. Yani kendi kültürümüzü, tarihimizi kendi elimizle yok ediyoruz. Bu tarihi gelecek nesillere bırakmalıyız.

“BURASI ALEVİ BEKTAŞ’İ DERGAHIYMIŞ”

Hızırşah Aleviler için çok önemli ama Hızırşah köyünde yaşayanlara Alevi demiyoruz ama burası 1300’lerde varmış ve burası Alevi Bektaş’i dergahıymış. Alevi Bektaşi dergahlarına o dönemde Osmanlı orduları gelir, konaklar, yer, içer gidermiş. Hacı Bektaş, Abdal Musa, Seyitgazi, bunlar hepsi yol kenarlarında kurulan dergâhlardır.

Muğla valimiz dedi ki ‘Milas’ta kazı yapıyoruz, buraya da bir kazı yapalım gün yüzüne çıkaralım’… Halen bir sonuç alamadık!

Biz kimseyi ötekileştirmeyiz, kimsenin inancına karışmayız ama bizim inancımızı da kimse tarif etmesin. Biz de artık Türkiye Cumhuriyeti’nde yasal bir şekilde; yani camiler nasıl yaşıyorsa bizim de dergahlarımız yaşasın, öyle bir hakkımızın olması lazım. Bu dergahlarımızda gönüllülük esasına dayalı, herkes gönlünden geldiği gibi hizmet eder, gönlünce çalışır, her lokmamızı birlikte yapar, paylaşırız. Paylaşım güzeldir.”

“BİR LEVHA DİKMİYORLAR”

Araştırmacı Yazar İbrahim Afatoğlu ise yaptığı konuşmada Alevi-Bektaşi kültürünün korunması gerektiği vurgusunu yaptı. Afatoğlu, yerel yönetimlerin, inanç merkezlerine yönelik özensiz davrandığını söyleyerek şöyle devam etti:

“Bizim bölgemiz Alevi Bektaşi bölgesidir. Onun için Denizli bölgesinde Hacı Bektaş Veli’nin en önemli dervişi olan İsmail Sultan Kazak Abdal, Yatağan Baba, Karacaahmet, Koyun Baba gibi büyük Alevi Bektaşi önderleri, dervişlerinin mezarları var. Tabii inanç turizmi gereğince Anadolu’nun tamamından bu bölgeye gezmeye gelinmektedir. Belediye başkanlığı bizdeyken sözümüz geçiyordu ama şimdi belediye başkanlığından ayrılınca sözümüz geçmiyor. Tekelerin olduğu bölgelere dahi bir levha dikmiyorlar. Büyükşehir belediye başkanına ‘şuraya bir levha dikin’ dedim, hala dikilmedi. Oralara bir levha dikseler herkes gidip görecek. Bir inanç turizmi olacak orası. Alevi Bektaşi kültürüne sahip çıkmamız gerekiyor. Ben aslında Sünni gelenekten gelen birisiyim ama bu kültürün yaşaması gerekiyor.”

“ERENLER, ORTAK MEDENİYETİMİZİN TEMEL TAŞLARIDIR”

Marmaris Kaymakamı Ertuğ Şevket Aksoy ise, yapılan etkinliği önemsediğini belirterek “Hangi inançtan, hangi mezhepten, hangi kimlikten, hangi etnik gruptan, hangi dinden olursa olsun bu ülkede yaşayan ayrı ayrı her bir vatandaşın üzerinde mutlaka Hacı Bektaş Veli’lerin, Toptuk Emre’nin, Yunus Emre’lerin yarattığı toplumsal kültürün etkisi, bir izi vardır. Hacı Bektaş Veli’nin kültüründen etkilenmiş olmanız için Alevi-Bektaşi olmanıza da gerek yok aslında. Çünkü bu erenler, bizim ortak medeniyetimizin, kültürümüzün temel taşlarıdır. Bu etkinlikleri birlikteliğimizi, hoşgörümüzü, sevgiyi bir kez daha gündeme getirmesi açısından da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bizim bu tarihsel gerçeği bir kez daha hatırlamamıza vesile oluyor o açıdan çok önemli.”

Konuşmalar ardından Baba Mansur Ocağı dedelerinden Veli Gülsoy, gülbeng okudu. Lokmaların paylaşılması ardından etkinlik son buldu.

Cebrail ARSLAN/MUĞLA

2. Varto Doğa, İnanç ve Kültür Festivali’nin ilk gününde Alevi ocakları ziyaret edildi

0

PİRHA-2. Varto Doğa, İnanç ve Kültür Festivali başladı. Unutulmaya başlamış bir inancın evlatları olmaya başladıklarını söyleyen DAD Yöneticisi İmam Balsever, “Ocaklarımız, doğamız, pirlerimiz inancımızın merkezinde olmasına rağmen maalesef inancımızı unutmuş durumdayız” dedi.

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ile Hızır Mekânı ve Doğa Koruma Derneği tarafından düzenlenen 2. Varto Doğa, İnanç ve Kültür Festivali başladı. Festivalin ilk gününde Pir Seyit Nesimi, Gıreboğa, Qalo Sıpi, Derweş Sılemana, Goşkar Baba ziyaretlerine gidilerek lokmalar pay edilip deyişler okundu.

“İNANCIMIZI UNUTMUŞ DURUMDAYIZ”

Unutulmaya başlamış bir inancın evlatları olmaya başladıklarını söyleyen DAD Yöneticisi İmam Balsever, “Ocaklarımız, doğamız, pirlerimiz inancımızın merkezinde olmasına rağmen maalesef inancımızı unutmuş durumdayız. Bize bir ölüden, taştan ve ağaçtan ne çıkar diyen bir anlayışla karşı karşıyayız” dedi.

“BUGÜN BU DUYGULARI YAŞAMAK ÇOK DEĞERLİ”

DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ise, “Bugün ziyaretlerimize giderek bu duyguları yaşamak çok değerli. Bu festivalin yapılmasında emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. Yolumuz açık olsun Hızır hepimizin yardımcısı olsun” diye konuştu.

PİRHA/MUŞ

Aşık Veysel, Hızırşah Festivali’nin 2. gününde türküleriyle anıldı

0

PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın(HBVAKV) düzenlediği 13. Hızırşah Festivali kapsamında Aşık Veysel’i anma programı yapıldı.

UNESCO tarafından 2023 yılının “Aşık Veysel yılı” ilan edilmesinin ardından Hızırşah etkinliklerinde de Veysel’in hayat hikayesine yer verildi.

Festivalin 2. gününde, Aşık Veysel ile ilgili sunum yapılmasının ardından birçok müzisyen tarafından Veysel’in eserleri seslendirildi.

Hüseyin Çoban, Aşık Veysel’in yaşamına ilişkin yaptığı sunumda, “Aşık Veysel’i anlatmak için türküyü bilmek, türküleri anlamak gerekiyor” dedi. Çoban, ayrıca Veysel için kaleme alınmış şu şiiri de okudu:

Bu güzel insanı nasıl anlatsam,

Sevgi bahçesinde güllerde Veysel.

Ne yalan söylesem ne yanlış katsam,

Yalın Türkçesiyle dillerde Veysel.

Sivrialanın mor menekşe gülünden,

Yunus tutmuş sanki onun elinden,

Hacı Bektaş, Pir Sultan’ın yolundan,

Hakk’a niyaz eden kullarda Veysel.

ALEVİ BEKTAŞİ TEKKELERİNİN AŞIK VEYSEL’E KATKISI!

Hüseyin Çoban, Aşık Veysel’in, Sivrialan köyüne yakın olan Mustafa Abdal Tekkesi’nde sanat eğitimine başladığını belirterek şunları kaydetti:

“Veysel’in, ilk sazını almasındaki maksat şudur: Köy derneklerinde, düğünlerinde, odalarında türkü söyler, saz çalar ve geçimini sağlar. Çünkü fukara Anadolu çocuğu ve kör bir çocuk; yoksa hayata nasıl tutunur! İşte bu noktada karamsarlık da hâkim olur. Karamsarlık hâkim olur ancak Veysel, azim ve cesareti de bırakmaz. Hem ana hem babadaki bu karamsarlıktan çıkarak Aşık Veysel’in toplum hayatında parlamasına bir ‘efsane’ diyebiliriz. Bu çok önemli. Çünkü bu efsanenin oluşmasında Veysel’in yaşadığı çevre, Alevi Bektaşi inanç ögeleri ve Alevi Bektaşi tekkelerinin katkısı, ayrıca 1931 Sivas Aşıklar Bayramı en büyük etkendir. Aşık Veysel’in yetiştiği topraklarda bu maya var zaten.

Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Emlek bölgesi Agahi Kenter babası, Ali İzzettin’i, Devrani’si ve Aşık Veli’si… Bunlar Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet sonrası yetişmiş halk ozanlardır. Veysel de bunlardan etkilenir.

Gönül sofrasını açmış erenler,

Nerede pişip yanmış karası yoktur.

Bu nasıl bir tarz var mı görenler,

Kilosu gramı darası yoktur.

Aşkın deryasına girip yüzenler,

Karanlıkta kördüğümü çözerler.

Sır içinde iki cihanı gezerler,

Gecesi gündüzü sırası yoktur.

1931 aşıklar bayramına kadar Veysel’in kendi şiiri ve bestesi yoktur. Yani 39 yaşına kadar Veysel’in dili çözülmemiştir. Halk deyimiyle Aşıklar Bayramına çağırırken de her ozan kendi demesini söyler. Aşık Veysel usta malı türkülerini söyler. Söylediği türkülerden bir tanesi de şudur:

Mecnunum Leylamı gördüm,

Bir kere de baktı geçti

Ne sordum ne de söyledi,

Kaşlarını yıktı geçti.

Veysel, Aşıklar Bayramında gelecekteki kişilik hayalini de yüksek oranda kurmaya başlar artık. Aşık Veysel’in bu hayali, kafasındaki hedeflere ulaşmak için önemli bir etkendir. Çünkü fukara ve kör Veysel artık kendine bir hedef koymuştur. Anadolu halk kültürünün, türkülerin kendi uğraşı içerisinde bir noktayı yakalayacağına da inancını tam sağlamıştır. Halk kültürünün bozulmamış bu temsilcisi, gözleri görmeyen Veysel, sonrasında Ankara’da halk evine düşer. Halkevinde aydınlar tarafından baş tacı edilir.”

Yapılan sunumun ardından Cihan Yıldız ve Özcan Parlaktaş, Aşık Veysel’in birbirinden güzel eserlerini seslendirdi.

Cebrail ARSLAN/MUĞLA

 

 

Aleviler, 85 yıl önce katledilen 97 can için Zini Gediği’ne yürüdü

0

PİRHA- Aleviler, Erzincan’ın Zini Gediği’nde 85 yıl önce kurşuna dizilen 97 köylüyü anmak için Kılıçkaya köyünden Zini Gediği’ne yürüdü. 

8 Ağustos 1938’de Erzincan’ın Munzur’a bakan bir dağ köyünde, Surbahan ve çevre köylerden toplanan yaklaşık 97 Alevi, saatlerce aç, susuz yürütülerek, “yasak bölge” ilan edilen Erzincan Zini Gediği’nde kurşuna dizildiler. Mezarları hiç olmadı; kurda kuşa yem olmak üzere dağ başında toz ve toprak içerisinde öylece bırakıldılar.

Uzun yıllar boyunca Zini Gediği bölgesine gidilmesi yasaklandı, geride kalanlar yakınlarının kemiklerine sahip çıkamadı, yas hep devam etti. Geride kalan aileler köyleri boşaltmak zorunda bırakıldı; Balıkesir ve Edirne başta olmak üzere hiç bilmedikleri, tanımadıkları illere 10 yıl geri dönmemek şartı ile sürgüne gönderildiler.

7 KİLOMETRE YÜRÜNDÜKTEN SONRA 3200 KİLOMETRE TIRMANDILAR

Zini Gediği’nde 85 yıl önce katledilenler için bugün Aleviler Zini Gediği’ne yürüyüş yapıyor. Erzincan Kılıçkaya köyünden toplananan Aleviler, sabah saat 05.00’te yürümeye başladı. Aleviler, 7 kilometre yürüdükten sonra 3200 kilometre yüksekliği tırmandılar.

PİRHA/ERZİNCAN

Meclis yarın Akbelen Ormanı için olağanüstü toplanıyor

0

Meclis yarın Akbelen için olağanüstü toplanacak. TBMM Genel Kurulu’nda, 200 milletvekili olan toplantı yeter sayısının sağlanması halinde, CHP’nin, Muğla’nın Milas ilçesi Akbelen mevkisinde maden sahasındaki çalışmalara ilişkin genel görüşme önergesi ele alınacak.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Muğla’nın Milas ilçesi Akbelen Ormanı’nda Limak ve IC İçtaş’ın iştirakı YK Enerji’nin yaptığı ağaç katliamı ile ilgili genel görüşme yapılmasına ilişkin önergesini görüşmek üzere yarın olağanüstü toplanacak.

Genel Kurul’da görüşmelere başlanabilmesi için 200 milletvekilinin hazır bulunduğu toplantı yeter sayısı aranacak. Toplantı yeter sayısının sağlanamaması halinde olağanüstü toplanma çağrısı düşecek. Toplantı yeter sayısının sağlanması halinde ise görüşmelere geçilecek.

Birleşimde, CHP’nin, Muğla’nın Milas ilçesi Akbelen mevkisinde maden sahasındaki ağaç katliamı ile ilgili genel görüşme önergesi ele alınacak.

Müzakerelerin sonunda, genel görüşme açılıp açılmamasına, işaretle oylama yoluyla karar verilecek. 151’den az olmamak şartıyla oylamaya katılanların salt çoğunluğunun sağlanması halinde, genel görüşme açılacak.

Genel görüşmenin yapılacağı gün, özel gündem olarak Danışma Kurulu’nca tespit edilecek. İki günden az, 7 günden fazla olmamak kaydıyla genel görüşme için gün belirlenecek.

(HABER MERKEZİ)

Şeyh Sait’in yakalandığı yerde açıklama: Bu mücadeleyi sonsuza kadar devam ettireceğiz

0

PİRHA-Şeyh Sait’in yakalandığı yerde açıklama yapıldı. İhanetin ve direnişin olduğu topraklarda olduklarını belirten DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Biz bu topraklarda kendi halkı için serini veren Şeyh Sait’i yakalandığı yerde saygıyla anıyoruz. Bizlerde onların düşüncelerini yaşatacağımıza söz veriyoruz” dedi.

Şeyh Sait’in torunu Kasım Fırat ile Demokratik Alevi Dernekleri eş genel başkanları ve üyeleri Muş yolu üzerinde bulunan ve yıkılan Abdurrahman Paşa köprüsünde açıklama yaptı.

“DEDEM KENDİSİNE İHANET EDENLER TARAFINDAN ELE VERİLDİ”

Dedesinin bu köprüde kendisine ihanet edenler tarafından ele verildiğini söyleyen Şeyh Sait’in torunu Kasım Fırat, “Dedem Şeyh Sait Kürt halkı arasında asla ayrım yapmadı. Farklı inançlarda, mezheplerde olan Kürtler arasında ayrım yapmadı. Dedem ve sonrasında yakın akrabalarım bütün hayatını dört parça Kürtlerin özgürlüğü için harcadı. Dedem, Kürt halkının kendi hukuku, inancı ve kültürü içinde yaşamasını isterdi. İstedikleri  doğal bir talepti fakat Kemalist rejim bu talebi katliamla karşılık verdi. Bizler evlatları ve davasına inananlar olarak Kürtlerin dört parçada birlik olunması taraftarıyız” dedi.

“BU MÜCADELEYİ SONSUZA KADAR SÜRDÜRECEĞİZ”

İhanetin ve direnişin olduğu topraklarda olduklarını belirten DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Bu ülkenin dilini, kültürünü, hakikatini parça parça ele geçirip en son Seyit Rıza ve arkadaşlarının Elazığ’da idam edilmesi tarihin son halkası olarak düşünülebilir. Biz bu topraklarda kendi halkı için serini veren Şeyh Sait’in yakalandığı yerde saygıyla anıyoruz. Bizlerde onların düşüncelerini yaşatacağımıza söz veriyoruz. Onlar baş eğmediler ama onların ardılları da kendi halkı, dili ve kültürü için bu mücadeleyi sonsuza kadar devam ettireceğiz” diye konuştu.

PİRHA/MUŞ

DAD İzmir Şubesi aşure lokmalarını paylaştı

0

PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi’nin aşure lokmasında, farklılıklarla bir arada yaşayabilmenin en değerli aşure olduğu vurgusu yapıldı.

Muharrem orucunun sona ermesiyle birlikte Alevi toplumu birçok yerde aşure paylaşmaya devam ediyor.

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi, Çiğli’deki dernek binasında aşure lokmalarını paylaştı. Hak mücadelesinde Hakk’a yürüyenler için bir dakikalık saygı duruşu sonrasında lokma paylaşımına Alevi kurumları ve siyasi parti temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı. A

Aşure lokmasının gülbengini Baba Mansur Ocağı Analarından Elif Hurustan ve Kureyşan Ocağı Pirlerinden İsmail Alkan verdi.

AKBELEN VE CUDİ’DE EKOLOJİK KIRIM

Aşure lokmasının pay edilmesi öncesinde konuşan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi Eş Başkanı Nebahat Çelik, Akbelen’de kesilen ağaçlar ve Cudi’de yakılan ormanların birer Kerbela’ya dönüştüğünü belirterek, “Kerbela ezilenlerin, mazlumların dayanışmasıdır, ikrarlı duruşun simgesidir. Bu dayanışma ruhu ile aşurelerimizi paylaşacağız. Akbelen’de kesilen ağaçlar, Cudi’de yakılan ormanlar, kadın cinayetleri birer Kerbela halini aldı. Bu sisteme karşı koymamız, Hüseyni duruş göstermemiz lazım. Zalimlere karşı mazlumun yanında olmalıyız” dedi.

Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi Eş Başkanı Zeynel Bozkurt ise, “Hüseyni duruş Kerbela’da önemli bir role sahiptir. Haksızlığa karşı mücadele edenlerin bir simgedir. Mansur, Nesimi, Pir Sultan, Alişer ve Zarife gibi mücadele edenler bizlerin delilleridir ve mücadelemizde yaşatacağız” ifadelerini kullandı.

“BİR ARADA OLABİLMEK AŞUREDİR”

Toplumun tüm farklılıklarına rağmen ayrım yapmadan bir arada yaşayabilmenin aşure manasında olduğuna vurgu yapan Kureyşan Ocağı Piri İsmail Akan da, “Burada olmamızın bir nedeni de aşuredir. Farklı kültürlerden din, dil, ırk ayrımı yapmadan bir arada olabilmek aşurenin tam kendisidir. Ortak temamız sevgidir. İnsani değerleri oluşturabilmek için o sevgiye ulaşmamız gerekiyor. En güzel aşure insani değerlerdir” diye konuştu.

Konuşmalar ardından aşure lokmaları paylaşıldı.

PİRHA/İZMİR

21. Munzur Festivali’nde ‘Dersim’de üretim ve ekonomik sorunlar’ paneli

0

PİRHA- Munzur Festivali kapsamında “Dersim’de üretim, ekonomik sorunlar ve çözüm önerileri” paneli düzenlendi. Yapılan konuşmalarda kooperatiflerin önemine vurgu yapılırken, yerel ürünlerin pazarlanması konusunda ise destek istenildi.

“Madencilik Yağmasına Karşı Doğayı ve Yaşamı Savunuyoruz” şiarıyla düzenlenen 21’inci Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin son günü “Dersim’de üretim, ekonomik sorunlar ve çözüm önerileri” adlı panelle başladı.

Sanat Sokağı’nda gerçekleşen panelin moderatörlüğünü Canan Bayoğlu yaparken, Tunceli Ticaret Odası Başkanı Hasan Hüseyin Coşkun, Tunceli Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Hıdır Belice, Tunceli Ziraat Odası Başkanı Süleyman Uluç, Tunceli Arcılar Birliği Başkanı Kazım Doğan ve Tunceli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Zeynel Erdoğan konuşmacı olarak yer aldı.

Moderatör Bayoğlu, madenciliğin Dersim’de hayvancılığı, ekonomiyi ve arıcılığı olumsuz etkileyeceğini söyledi. Dersim’de hayvancılığın geri dönüşler için en büyük kalkan olduğunu belirten Bayoğlu, “Dersim’de yaylalar biz kullanırsak bizimdir. Kullanmazsak madencilere terk etmiş durumdayızdır” diyerek duyarlılık çağrısında bulundu.

“İSTİHDAM SORUNU VAR”

Panelde söz alan Tunceli Ticaret Odası Başkanı Hasan Hüseyin Coşkun, kente yönelik çalışmaların sürdüğünü söyledi. İlin ekonomik anlamda gelişmesi için maddeler sıralayan Coşkun, “Turizm potansiyeli güçlenerek büyüyor. Bu turizm amatör anlamında gelişiyor. Bunu yapıp yapmayacağımızın kararını vermeliyiz. Bütün yerel dinamiklerin fikirlerini alarak bununla ilgili karar vermemiz gerekiyor. Organize sanayi var. İlimizdeki bu sanayinin yol, elektrik sorunları var. Bunun düzeltilmesi için yüksek maliyet gerekiyor. Yine ilde istihdam sorunu var. Ticaret için Erzincan, Elazığ, Pülümür yolunun yapılması, Pertek Köprüsü’nün yapılması gerekiyor. İlçelerdeki tarıma, inanç ve kış turizmine önem verilmesi gerekir. Bu kenti düşünüyorsak meslek odalarına yeterince önem vermeliyiz” dedi.

“ÜRETİMİN KOŞULLARINI OLUŞTURMALIYIZ”

Tunceli Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Hıdır Belice ise toplumun ortak bir akılla sorunları çözmesi gerektiğini söyledi. Gençlerin, Avrupa’ya göç ettiğini belirten Belice, “Bunlara sebep olan sosyal, siyasal, ekonomik birçok faktör var. Sorunların temelinde burada üretimin, istihdamın yetersizliği, üretim için dışarıdan gelen girdilerin yüksekliği, artan hayat pahalılığı, üretici ve tüketici kesimini karşı karşıya getiriyor. Tüketicinin alım gücü düştüğünden dolayı ürünü alırken esnafla tartışacak boyuta geldi” dedi.

“GENÇ NÜFUSUMUZ KALMADI”

Dersim’deki kurumların, istihdam üretimi konusunu konuşmadığını ifade eden Belice, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

“Eleştiriler çok ama somut olarak adım atılmıyor. Eleştirdiğimiz şeyleri somut olarak hayata geçirmeliyiz. Üretmeli, üretimin koşullarını oluşturmalıyız. Göç, genç nüfusu etkiliyor. Genç nüfusun olmadığı yerde ekonomik iyileştirme de olamaz. Genç nüfusumuz kalmadı. TÜİK verilerine göre ölüm oranımızın doğum oranımızdan az olduğu tek iliz. Bütün bunları da konuşmamız lazım.”

“MAZOT, GÜBRE, ÖTV DESTEĞİ İSTİYORUZ”

Tunceli  Ziraat Odası Başkanı Süleyman Uluç ise, üretimin önemine işaret etti. Gelinen koşullarda tarımın ülkede dibe vurduğunu belirten Uluç, “Yanlış tarım politikalarından kaynaklı ülkemiz, üreticilerimiz tarım yapamayacak duruma gelmiştir. Mazotun gübrenin sürekli artmasından kaynaklı birçok üreticimiz alanı boş bırakmak zorundadır. Dünya kendi çiftçisini desteklerken bize elle tutulabilecek bir desteğin olmadığı görülüyor. Biz Dersim’deki çiftçimizin üretmesi için mazot, gübre desteği ve bunlarda ÖTV’nin kaldırılmasını istiyoruz” dedi.

“MADEN SAHALARININ DURDURULMASINI İSTİYORUZ”

Bakanlığın 1 Eylül itibariyle Uygulamalı Tarım Modeli’ne geçeceğini söyleyen Uluç, bu modelde alım garantisi istediklerini belirtti. Dersim’de yayla ve meraların yolları ile göletlerinin olmadığını söyleyen Uluç, “Göletlerin, yolların yapılmasını istiyoruz. Yaylaların tamamının açılmasını isterken, dışarıdan hayvancılık yapanların buralara gelmesini istemiyoruz. Kentimizde 147 maden sahasına ruhsat verildiğini biliyoruz. Bu maden sahalarının durdurulmasını istiyoruz. Bu faaliyete geçtiğinde tarım yapan üreticilerimiz bundan ciddi zarar görecek. Maden sahaların durdurulmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

“İLİMİZDE ÜRETMENİN BEDELİ AĞIR”

Arıcılar Birliği Başkanı Kazım Doğan ise, kentte aktif arıcılığın 700 aktif üye ile yapıldığını söyledi. Esnafın farklı yerlerden getirdiği ballar nedeniyle üreticilerin kendi ballarını satamadığını belirten Doğan, “800 ton civarında çıkan bal, ilimiz içinde düzenli satılması durumunda kente yetecektir. Bir üretici bir kilo balı 200 TL’ye mal ederken, buralara 50 TL’ye sahte bal girebiliyor. Herkes de bunu tercih ediyor” diye konuştu.

Arıcılar için desteklemelerin artmasını isteyen Doğan, kentte “Bal evi” açılması gerektiğine işaret etti. Kooperatifçiliğin yaygınlaşması gerektiğini belirten Doğan, üretimin zorluklarının görülmediğini söyledi. Üretimin, kültür sorunu olduğunu söyleyen Doğan, “Doğru yerde üretimi kültürle buluşturmadığımızda eski üretimden bahsetmemiz sonuç getirmez. Kooperatifler, komünler, çiftlik bağlamında olur, yeni üretime böyle bakmamız lazım. Şuanda bizim ilimizde onlarca üreticimiz cezaevinde. Bizim ilimizde üretmenin bedeli ağır. Üreticiyi daha dikkatli ele almamız gerekiyor. Madencilik yağmasına karşı oralarda yaşamamız lazım. Boşaltılan köylerde koyuncular, arıcılar var. Biz bu sebeple buna rahatlıkla karşı çıkabiliyoruz. Biz bu dağlarda üretmezsek, herhangi bir ağacı budamazsak zaten üretemeyiz” dedi.

Doğan son olarak, esnaf ve tüketiciye bal konusunda yereli tercih etme çağrısında bulundu.

“MERALAR VE DOĞA ŞAVAKLARIN EKMEĞİ”

Tunceli Damızlık Koyun, Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Zeynel Erdoğan, meralar ve doğanın Şavakların ekmeği olduğunu belirtti. 5 ay boyunca meralardan ekmek kazandıklarını belirten Erdoğan, “Hel Dağı, Cevizlidere’de her maden sahasının önünün açılması 3-5 bin hayvanın önünün kesilmesi demektir” dedi.

Ürettikleri peynir ve etin değerini alamadıklarını söyleyen Erdoğan, “Bizim 80 TL’ye verdiğimiz peyniri siz 250 TL’ye alamıyorsunuz. Kendimizi sorgulamıyoruz. Bunun için kooperatif olmalı. Dersim’de et, peynir ve bal var. Bu gıda bizimse buradaki odalar ciddi inisiyatif alarak buralardaki gıdaları tüketiciye sunmalı” diye konuştu.

PİRHA/DERSİM