Ana Sayfa Blog Sayfa 170

13. Hızırşah Etkinlikleri halk konseriyle sona erdi

0

PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Datça Şubesi, Muğla Büyükşehir Belediyesi ve Datça Belediyesi’nin katkılarıyla yapılan Hızırşah Etkinliği halk konseriyle sona erdi.

Bu yıl 13’üncüsü düzenlenen Hızırşah Etkinlikleri kapsamında paneller, öykü-şiir yarışması, ödül töreni, lokma paylaşımı, konserler gibi etkinlikler gerçekleştirildi.

Etkinlikle ilgili konuşan HBVAKV Datça Şube başkanı Murat Yıldırım “13’üncü Hızırşah etkinliğini yaparken bize katkı sunan destek veren tüm kurum ve kuruluşlara sponsorlara, gönülden destek veren sanatçılara ve emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Umuyoruz ki gelecek sene 14. Hızırşah’da bir arada oluruz yine” dedi.

Konuşmanın ardından Gökhan Erol, Erdal Akkaya ve Ermeni sanatçı Udi Yarvant Bostancı’nın söylediği Türkçe, Kürtçe ve Ermenice türkülerle, çekilen halaylarla 13.Hızışah etkinliği tamamlandı.

Cebrail ARSLAN/MUĞLA

‘Bizi biz olarak niteleyen şeyler artık çöktü, birlikte yaşamayı bilmiyoruz’

0

PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça şubesi öncülüğünde, 13’üncü Hızırşah etkinliği kapsamında “Birlikte nasıl yaşarız” paneli yapıldı. Panelin konuşmacılarından Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, “Bizi biz olarak niteleyen şeyler artık çöktü. Dolayısıyla da birlikte nasıl yaşayacağımızı bilmiyoruz. Bütün modeller çöktü, yeni bir model arayacağız. Yani yeni bir yol bulacağız ya da o yolu yaratacağız” dedi. 

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Datça Şubesi Cemevi’nin gerçekleştirdiği Hızırşah Etkinlikleri kapasamında “Birlikte nasıl yaşarız” paneli yapıldı.

Zübeyir Çelik moderatörlüğünde Prof. Doktor Ayhan Yalçınkaya, Seyit Sevdin Ocağı mensubu Mehmet Ali Doğan ve Ermeni sanatçı Udi Yarvant Bostancı’nın katılımı ile yapılan panelde, birlikte yaşamanın önemine dikkat çekildi.

“SEVMEYİ, KUCAKLAŞMAYI BİLMEZSEK ASLA BİR YERE VARAMAYIZ”

Ermeni sanatçı Udi Yarvant Bostancı, Aleviliğe sevdasının 9-10 yaşlarındayken başladığını belirterek, “Kuyumcuda çalışıyordum 5 lira haftalık alırdım. Tam yolumun üstünde bir plak dükkânı vardı ve o dönemde 45’lik plaklar satardı. 5 lirayı anneme vereceğim. Annem bana 1 lira veya 1 lira 25 kuruş sinema parası verecek ve o haftada Yılmaz Güney’in filmi varsa yaşamışız zaten. Birini seversin, birine âşık olursun. Birlikte yaşamanın güzelliği sevgiden geçer. Bir de bu işin ucunda Ermenilik de var” dedi.

Bostancı, Amerika’ya gitme kararının nedenini ise şöyle anlattı:

“Bir gazinoda çalışıyorum. Ast solist Şükran adında bir ablamız var Rumca okuyor benim de yeni parladığım dönemler beni de Ermenice okuyayım diye aldılar. O zamanlar rahmetli Hrant’ın Agos Gazetesi daha yoktu. Jamana Marmara vardı ve onda da sürekli reklamım çıkıyordu. Rumca okuyan var, Türkçe okuyan var, ben de Ermenice parçalar okuyordum. Hem Türkçe okuyorum hem Ermenice. Kürtçe nerede hak getire. Ermenice okuyorum, Türkçe okuyoruz. Bir gece biri geldi, dedi ki “nece okudun? Ben de gayet heyecanlı “Ermenice okudum” dedim. “Vay ki sen Ermenice okudun. Ne ana, ne avrat, ne bayrak, ne bacı, aklına ne gelirse küfür yetmezmiş gibi, ‘yarın ben buraya geleceğim,  istiyorsan bir Ermenice oku kafana sıkarım’ dedi. ‘Yarın yine geleceğim, ben de yine okuyacağım sen de gel sık kafama’ dedim. Hani birlikte yaşamak güzel ya, kardeşçe yaşamak güzel ya, nasıl yaşayacaksın? Nasıl becereceğiz. Yani sen Kürtçe’nin K’sine Ermenice’nin E’sine tahammül etmezsen, biz birbirimizi sevemezsek, Aşık Mahsuni’nin dediği gibi ‘hümanist, komünist, sosyalist, insandan gayrısı yalandır yalan, doğarken var mıydı gavur müslüman?’ Biz birbirimizi nasıl seveceğiz? Biz sevmeyi bilmezsek, kucaklaşmayı bilmezsek asla bir yere varamayız. Ben böyle düşünüyorum.”

“HER ŞEY HAK İLE BAŞLAR HAK İLE BİTER”

Seyit Sevdin Ocağı mensubu Mehmet Ali Doğan, Bostancı’yı dinledikten sonra konuşmasında acılarının, kaderlerinin, çektikleri acıların ortak olduğunu belirterek, “Aynı topraklarda yaşamışız, onun kadar ben de duygulandım. Belki benim anlattığımdan anladığım kadar da o da duygulanacak. Sırf bu başlık için birlikte yaşamak bizim en büyük idealimizden öte, inanç itikat kültürdeki yerini aşmaya çalışacağım” dedi.

Doğan, aynı zamanda kaderlerinin de ortak olduğunu söyleyerek, “Bugün kanın döküldüğü, insanların boğazlandığı, etnik kimliklerin geldiği noktada bunu sadece biz mi yaşamışız hayır, bunu bizden önce başka bir halk yaşamıştır. Onun için kaderimiz ortak, o açıdan bu sorunları aşmanın yolu bunun üzerinde durmaktan geçiyor” ifadelerini kullandı.

Mehmet Ali Doğan, küçükken büyüklerinin kendilerine iki şekilde hitap ettiklerini söyleyerek, “Birincisi zihniyeti bozuk, ikincisi ise ahlakı bozuk. Yani bu iki değer üzerinden bizim babalarımız bize bakınca zihniyeti bozuk, ahlakı bozuk diyor. Bir toplumun toplum olarak ortak değerlerini oluşturan bu iki kavram ilminde insanlığın da ortak sorunudur. Birlik ve dayanışmanın olmadığı, insanca yaşamanın kurallarıyla yaşanmadığı yerlerde bunlar aşılabilir” dedi.

“TOPLUMUMUZ DEĞERLERİ HAFIZASINDA TOPLUYOR”

Doğan, anlattıklarının sadece Alevilerin değil bütün insanlığın sorunu olduğunu da söyleyerek, Hakk kavramından da şöyle söz etti:

“Hacı Bektaşi Veli bir kucağına aslanı diğer kucağına ceylan yavrusunu almış. Günün şairi diyor ki “yılan serçeye su taşıdı.” Normalde yılanın yavru serçeyi yemesi lazım. Demek ki biz de yılansak serçeye su taşımamız lazım. Bunun felsefesi ve bunun içeriği o halkların kültüründe yatıyor. Bunu Ermenilerde araştırın öyledir, Kızılderilileri araştır öyledir, Afrika’da bir kabileyi araştır öyledir. Yaşamımızda bütün her şey hakla başlar hakla biter. Haktan geldik Hakk’a gidiyoruz onun için bu geniş bir tartışma konusu olduğundan bizim örf, adet, gelenek dediğimiz her şey Hakk’a tarif edilir. Ama ne yazık ki bu gerici hurafe modası geçmiş, bu kavramlar tasfiye edilmiş. Buna rağmen toplumumuz bu değerleri hafızasında topluyor, buna ve bunlara bağlı olarak yaşadılar yaşıyorlar.”

“BİRLİKTE NASIL YAŞAYACAĞIMIZI BİLMİYORUZ”

Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya da, cem meydanı kurulduğunda erkan sürülürken ana yoksa posta kimsenin oturamayacağını söyledi. Yalçınkaya, kadınların büyük insanlık söyleminin yalan olduğunu tek bir sloganla bir anda gösterdiklerini söyledi.

Büyük insanlığın ortak değerinin olmadığını da dile getiren Yalçınkaya, “Bunlar tümüyle bize dayatılmış şeyler ve çok açık” dedi.

Yalçınkaya, “‘Nasıl birlikte yaşayabiliriz?’ sorusunu yanıtlamak istiyorsak bir noktada uzlaşmak zorundayız” diyerek şöyle devam etti:

“Biz kimiz birlikte yaşamaktan neyi anlıyoruz? Gerçekten ortak bir şey mi anlıyoruz? Ermeni’nin Ermenice konuşması halinde “kafana sıkarım lan burası Türk yurdu” denilen bir yerde hangi birlikte yaşamaktan söz ediyoruz? O adama sorun, birlikte yaşamayı över, ‘ bizim cetlerimiz olan Osmanlı’dan öğrendik bunu, biz hoşgörülüyüz, Ermenilerin kılına zarar gelmez’ der. Kılına zarar gelmez de milyonlarca Ermeni’yi ben mi kovaladım bu topraklardan. Senin övündüğün cetlerin kovalamadı mı? İttihat ve Terakkili paşaların kovalamadı mı? Ama herkes Ermeni’yi duyana kadar, Kürdü duyana kadar maşallah birlikte yaşama hayranı. Aleviler de öyle. Demek ki birlikte yaşayamıyoruz. Birlikte yaşamanın anlamı üzerine de uzlaşabilirsek, birlikte yaşayabiliriz ama uzlaşamadığımıza göre bunu önleyen güçler üzerinde uzlaşabilirsek yine birlikte yaşayabiliriz. Biz Türk’üz, biz erkeğiz, biz müslümanız biz Aleviyiz, biz heteroseksüeliz dediğiniz anda düşmanlığa hazır hale geliyorsunuz. Çünkü siz Türk’seniz bunun açık anlamı şu: Başkaları Türk değil, her topluluk kendi üstünlük iddiasını sürdürme hakkına da sahiptir. Yani biz dediğimiz anda birlikte yaşamanın yolunu döşemiyoruz, düşmanlığın yolunu döşüyoruz. Öncelikle bunu fark etmeliyiz. Bu bizim tam da ortaklıkları sorgulamaya başlamamıza neden olur. Bizi biz olarak niteleyen şeyler artık çöktü. Dolayısıyla da birlikte nasıl yaşayacağımızı bilmiyoruz. Bütün modeller çöktü, yeni bir model arayacağız. Yani yeni bir yol bulacağız ya da o yolu yaratacağız. O yol yok, hepimiz bunun peşindeyiz.”

Cebrail ARSLAN/MUĞLA

Barış Annesi Remziye Ekenek Hakk’a yürüdü

0

Derik’te yaşayan ve uzun zamandır sağlık sorunları yaşayan Barış Annesi Remziye Ekenek Hakk’a yürüdü.

Mardin’in Derik ilçesinde yaşayan Barış Annesi Remziye Ekenek, 82 yaşında Hakk’a yürüdü.

Uzun yıllar Barış Annesi olarak mücadele veren Ekenek, geçirdiği beyin felci nedeniyle sağlık sorunları yaşamaya başladı. Ekenek’in ilerleyen yaşıyla birlikte sağlık sorunları artmıştı. Ekenek’in cenazesi, Derik Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi.

(HABER MERKEZİ)

İkizköy ve Dikmece halkı Ankara’da: Bu madencilik anlayışı değil, sömürü faaliyeti

0

PİRHA- İkizköy halkı, Akbelen Ormanı’nda süren talana karşı Ankara’dan seslendi. Yapılan açıklamada “Toprağımız, havamız için direnmemiz sebebiyle marjinal, vatan haini olduk. Buraya geldik ve artık sesimizi duyacaklar” denildi. Direnişçiler, “Limak Holding ve IC Holding’e, “Akbelen’den elinizi çekin” çağrısı yaptı. 

İkizköy direnişçileri, Akbelen ormanında yapılan çevre talanına karşı Ankara’ya geldi.
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB), Ankara Tabip Odası (ATO), Ankara Diş Hekimleri Odası (ADO), Akbelen direnişçilerini, MMO Kültür Evi önünde karşıladı.
MMO Kültür Evi önünde basın açıklaması yapan meslek örgütleri, “İkizköy direnişçilerini selamlıyoruz. Akbelen ormanını vermeyeceğiz” pankartını açtı.

“Katil Limak, Akbelenden defol. Havama, suyuma, ormanıma dokunma. Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek” sloganları atıldı.

“MADENCİLİK ANLAYIŞI SÖMÜRÜ FAALİYETİDİR”

Kurumlar adına basın açıklamasını Seyit Ali Korkmaz okudu.

“Akbelen ve İkizköylüler yalnız değildir” diyen Korkmaz şunları söyledi:

“Bugün, Akbelen’de yaşam alanlarımıza, doğamıza, sahip çıkmak için mücadele eden İkizköylüler ile birlikteyiz. DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve TDB’nin çağırısı ile İkizköylüleri, TBMM’de gerçekleşecek Akbelen oturumu öncesinde karşılamak ve dayanışmamızı göstermek için bir aradayız.
Ülkemizde doğa ve kültür değerlerini sermaye birikim aracı olarak gören ve ranta dönüştürmeyi hedefleyen ekonomi politikaları acımasız ve kuralsız bir şekilde yürütülmekte; yaşam alanları yok edilmektedir.

Kaz Dağları ve Cerattepe’de maden işletmelerinin sebep olduğu çevre katliamından, hidroelektrik santral (HES) projeleriyle kurutulan akarsulara; yapılaşmaya açılarak betonlaştırılan yaylalardan, orman alanlarında ağaç kesimlerine pek çok çevre karşıtı yatırım gündemdedir. Günlerdir Akbelen’de ağaçları kestiler, Cudi’de ise yaktılar. Tüm tepkilere rağmen yangına müdahale edilmesine engel oldular.
Orman alanları yangınlar nedeniyle yok olurken rant amaçlı katliamlar da devam etmektedir.
Muğla’nın Milas İlçesine bağlı İkizköy’de Akbelen ormanlarının maden sahası ilan edilerek; doğanın, ormanlık alanların ve yaban hayatının katledilmesi çevre ve insanlık suçudur.
Akbelen’de planlanan maden işletmesi ve faaliyetleri sonucunda coğrafya değişecek, biyolojik çeşitlilik ve ormanlık alanlar yok edilecek, su kaynakları tükenecek ve telafisi mümkün olmayan zararlara yol açacaktır.

“AKBELEN’DEN ELİNİZİ ÇEKİN”

Günlerdir süren ve Akbelen`de Limak Holding ve IC Holding tarafından yapılan orman katliamı devletin kolluk güçlerinin himayesinde gerçekleştirilmiş ve bütün ağaçlar kesilmiş, bu hukuksuzluk sürerken devletin kurumları, ilgili bakanlık ve idareler bu duruma sessiz kalmış, ormanını, toprağını, yaşamını savunan ve tek bir ağacını kestirmemek için direnen halka, baskı, gözaltı ve şiddetli saldırılar yapılmıştır.
Akbelen Ormanlarına ve çevre değerlerine sahip çıkan bölge halkına ve duyarlı kesimlere uygulanan şiddet ve hukuksuz müdahaleler kabul edilemez.
Bizler madenlerin, aç gözlü şirketlerin ormanlarımızı, tarlalarımızı, köylerimizi, insanlarımızı yuttuğu, tükettiği bir ülke istemiyoruz. Ne yazık ki ülkemizde egemen olan madencilik anlayışı, madenin bulunduğu tüm arazinin harap edildiği, geride ise tümüyle verimsizleştirilmiş ve kirletilmiş bir toprağın bırakıldığı bir anlayışla sürdürülmektedir. Bu anlayış nedeniyle Cerrattepe’den Fatsa’ya, Kaz Dağlarından Akbelen’e kadar her yerde verimli ormanlık alanlarımız, tabiat zenginliklerimiz yok edilmektedir. Bu anlayış, sadece madenciliği değil, yaşamı da sürdürülemez hale getirmektedir. Bu madencilik anlayışı, bir üretim faaliyeti değil, bir sömürü faaliyetidir. Madenleri olduğu gibi, doğayı ve halkı da sömürmektedir.
Buradan bir kez daha sesleniyoruz: Akbelen’den elinizi çekin, Akbelen’e dokunmayın! İnsana ve doğaya zarar veren tüm projeleri iptal edin!”

İKİZKÖYLÜLERE 8 NOKTA’DA ARAMA!

İkizköylüler Mahallesi’nden bir kadın yurttaş ise orman kesiminin durdurulması için Ankara’ya geldiklerini belirterek, “Toprağını, suyunu savunanlar artık marjinal, vatan haini olmuş durumda. 90 yaşındaki Zehra nene marjinal ise siz düşünün. Dün öğlen yola çıktık, engeller nedeniyle ancak gelebildik. 8 yerde arama yapıldı. Buradan Meclise gideceğiz. Artık sesimizi duyacaklar” dedi.

“DAYANIŞMAYA İHTİYACIMIZ VAR”

Dikmece köylüleri adına Hasan Özgür ise yaptığı konuşmada, “3 aydır başımızda bela dolanıyor” dedi. Deprem nedeniyle tüm hayatlarının yıkıldığını ifade eden Özgür, şimdi ise asırlık zeytin ağaçlarının ellerinden alınmak istendiğini belirtti.

Özgür, “Bunlar deprem konutu gerekçesiyle yapılıyor. Oysa devletin boş olan ve zemini sağlam olan arazileri var. Ama bizim zeytinliklerimize göz dikmişler. Karşımıza jopla çıktılar. Deprem sonrası gönderdiğiniz battaniyelere sarıldık, gönderdiğiniz suyu içtik. Şimdi doğamız için dayanışmaya ihtiyacımız var” diye konuştu.

PİRHA/ANKARA

 

İngiltere Cemevi’nde aşure Madımak’ta katledilenlere ve depremde kaybedilenlere adandı

0

PİRHA- İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’nde çok sayıda kişinin katılımıyla aşure paylaşıldı. İngiltere Alevi Kültür Merkezi Cemevi Başkanı İbrahim Has, bu seneki aşure lokmalarını Madımak’ta katledilen 33 cana ve depremde Hakk’a yürüyenler için kaynattıklarını belirtti.

Muharrem orucunun sona ermesiyle birlikte Alevi toplumu birçok yerde aşure paylaşmaya devam ediyor.

İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi 1500 üyesi ile aşure lokmalarını paylaştı. Aşure lokmasına yerel yöneticiler, kurum temsilcileri, Britanya Alevi Federasyonu Eşit Başkanı Dilek İncedal, HDP geçmiş dönem Milletvekili Hüda Kaya ve çok sayıda yurttaş katıldı.

Aşure paylaşımı öncesi Yadigar Arslan Ana, delil uyandırdı. Zakir İsmail Ataş, deyişler seslendirdi, semaha duruldu.

“AŞURE FARKLILIKLARIN ZENGİNLİĞİDİR, PAYLAŞIMIDIR”

İngiltere Alevi Kültür Merkezi Cemevi Başkanıİbrahim Has, bu seneki aşure lokmalarını Madımak’ta katledilen 33 cana ve depremde Hakk’a yürüyenler için kaynattıklarını belirterek, “Her toplumu bir arada tutan, aynı duygu düşünce ve umutlarla bir araya gelmesini sağlayan önemli günleri vardır. Aşure, çeşitliliğin kutlanmasıdır, birimizin hepimiz, hepimizin birimiz olmasıdır, birlik ve eşitliğin sembolüdür ve farklı tat ve renklerin birliğinin adıdır. Aşure biz Aleviler için sevginin, saygının sembolü, farklılıklarımızı zenginlik kabul ederek, bir arada daha güçlü olarak yaşamanın, paylaşmanın adıdır. Biz bu yıl aşuremizi, kadim zamanlardan bu yana hak ve hakikat aşkına gerçeğe hüü diyen ocaklarımızın, mürşitlerimizin, pirlerimizin, dedelerimizin, analarımızın, aşıklarımızın, sadıklarımızın, bu yolla sıtk ile ikrar vermiş ve yolu sürdürmüş talipler için kaynattık. Biz bu yıl aşuremizi, tek suçları saz çalmak, türkü söylemek, semah dönmek olan Sivas Madımak’ta 30 yıl önce dünyanın gözü önünde hunharca yakılarak katledilen 33 canımız için kaynattık. Biz bu yıl aşuremizi, deprem felaketinde hayatını kaybeden canlarımız için kaynattık” diye konuştu.

AŞURE LOKMASI PAYLAŞILDI

Has’ın konuşmasının ardından Cemevi Genel Sekreteri Hasret Bozdoğan, BAF Eşit Başkanı Dilek İncedal ve Haringey Belediye Lideri Peray Ahmet, kısa konuşma yaptılar. Aşure paylaşımı, Yadigar Arslan Ana tarafından çerağı yakılması, gülbank okunması ardından başladı. Ana Arslan, “Aşuremiz birliğe, beraberliğe, sevgi ve barışın tesisi ve devamına vesile olsun” dedi.

Elif TABAK/İNGİLTERE

İmamoğlu’ndan Dersim’de mesajlar: Artık Türkiye’nin seçimlerini kaybetmek yok

0

Dersim’de konuşan İBB Başkanı  Ekrem İmamoğlu, “Artık kaybetmek yok, İstanbul’u da kaybetmeyeceğiz” dedi. 

Şehir gezilerine başlayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, dün akşam Elazığ’dan Dersim’e geçti. Dersim’in Pertek, Hozat, Ovacık ve merkez ilçelerini ziyaret eden İmamoğlu, Dersim Meydanı’ndaki yurttaşlara seçimlere ve parti içindeki değişim tartışmalarına ilişkin mesajlar verdi.

İlk olarak CHP’nin durumunu anlatan İmamoğlu, “Ben 90 gündür partinin içindeki muhatapların dışında kimseyle partimi konuşmadım. Benim bir tane konuşmamı bulamazsınız basın önünde. 90 gündür ben partimi, partimin yöneticileriyle konuşuyorum. Konuşmaya devam edeceğim” dedi.

Tarihi bir seçimin kaybedildiğini söyleyen İmamoğlu, bundan sonra hiçbir seçimin kaybedilmeyeceğini belirterek, “Bununla yüzleşmek zorundayız. 2023’ü kaybettik. Tarihi bir seçimdi. Kazanmalıydık. Neleri eksik yaptık? Düşünmek zorundayız, konuşmak zorundayız. Sizlerle dertleşmek zorundayız. Eksikleri, sizden duymak zorundayız. Bunları düzeltmeden önümüze bakamayız. Bunlara bakmadan önümüze bakarsak, inanın önümüzü göremeyiz” diye konuştu.

“İSTANBUL’U KAYBETMEK YOK, DİĞER BÜYÜK ŞEHİRLERİ DE”

Kaybettiğimiz her seçim ülkemizin bir başka beş yılını bizden alıp götürüyor. Artık kaybedemeyiz. İstanbul’u da kaybetmeyeceğiz, memleketin bundan sonraki seçimlerini de kaybetmeyeceğiz. Bakın, kararlı bir söz söylüyorum: Artık kaybetmek yok. İstanbul’u da kaybetmek yok. Diğer büyük şehirleri de kaybetmek yok. Türkiye’nin seçimlerini de kaybetmek yok.”

1938’de Zini Gediği’nde katledilenler Erzincan’ın Kılıçkaya köyünde anıldı

0

PİRHA- Zini Gediği’nde katledilen 97 can katliamın 85. yılında Erzincan’ın Kılıçkaya Köyü’nde anıldı. Kürt ve Alevi coğrafyasında katliamın insansızlaştırma, demografik değişim ve asimilasyon ile devam ettiği vurgusu yapılan anmada devletin katliamlarla yüzleşmesi çağrısında bulunuldu.

1938’de Erzincan Kılıçkaya ve çevre köylerinden toplanarak Zini Gediği’nde katledilen 97 can anıldı. Anma programına Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya, Zini Gediği İnisiyatifi, Yeşil Sol Parti Milletvekilleri Ayten Kordu ve Celal Fırat, Sosyolog Prof. Dr. Şükrü Aslan ve Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Başkanı Özkan Tacer’in yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

Zini Katliamı’nda katledilenler 85. yılındaki anma programında  ‘Zini Katliamını unutmadık’ ve ‘Zini Gediği’nde katledilen canlarımızı anıyoruz’ pankartları açıldı. Pir Mehmet Gazi’nin verdiği gülbenklerle katledilenler anılarak çerağlar uyandırıldı. Katliamda yaşamını yitirenler anısına gerçekleşen 1 dakikalık saygı duruşu sonrasında program başladı.

Zini Katliamında yaşamını yitirenlerin isminin okunduğu anmada katılımcılar hep bir ağızdan ‘burada’ dediği anma etkinliğinde Kırmanci ağıtlar okundu.

KILIÇKAYA: SÖZ KONUSU FİZİKİ BE KÜLTÜREL İMHAYDI

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya, Zini Gediği Katliamında katledilenler için inşa edilen iki anıtın saldırıya uğradığını ve köy içinde yapılan ateş çemberinin dereye atıldığını belirterek, “Yıllarca yasaklı bölge ilan edildiği için insanlar yakınlarının kemiklerini yıllar sonra buldular. Kurda kuşa yem olmuşlardı. Aileleri zorunlu sürgüne gönderildi. Söz konusu olan fiziki ve kültürel imhaydı. Bu kırımı hatırlatmak, Türkiye’yi iktidarıyla, toplumuyla ve geçmişi ile yüzleşmeye çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

ŞÜKRÜ ASLAN: HAFIZAYI OLUŞTURMALIYIZ

Anmada söz alan Sosyolog Prof. Dr. Şükrü Aslan, katliamı belgelemenin dışında mekan ve hafıza oluşturmanın ihtiyaç olduğuna işaret ederek, “Zini Katliamını yerinde gördüğümüzde amacımız bir hafıza mekanı kurmaktı. Kılıçkaya köyü ve katliamın olduğu yerde iki hafıza merkezi tasarladık. Katliamda yaşamını yitirenler için doğal taşlardan bir yapı oluşturduk ve beton kullanmadık. Bütün kemikleri toplayıp içerisine koyduk. Yüzleşmek o kadar önemli ama ona müsaade edilmedi. Arşivlerin açık olduğu, dilekçeye cevap alınabilen bir ülke olsa katliamda yer alan askerlerin ismini dahi öğrenebiliriz. Onların çocuklarını yüzleşmeye davet etmek gerekir. Yasak mıntıkanın en önemli özelliği; toplu katliamların tamamı yasak mıntıkada yapılıyor. Yasak olduğu için kimse giremiyor ve cenazeler kurda kuşa yem oluyor. Bu ülke bu katliamı bir sorun görmeye devam ettikçe nasıl ileriye gidecek? Bizim mezar taşlarımızın hikayesi artık anadilinde yazılıyor. Hafızamızı orada görünür kılıyoruz. Onların artık hikayeleri ve mezar taşları var. Ama bu yeterli değil, daha fazlası yapmamız gerekiyor. Katliamı sadece belgelemek dışında mekan ve hafızayı topluma götürmemiz gerekiyor. Bizler belki göremeyeceğiz ama bu ülke katliamlarla yüzleşecektir” diye konuştu.

AYTEN KORDU:ALEVİLER VE KÜRTLERİ BEKLEYEN TEHLİKELER VAR

Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, faşizmin Aleviler ve Kürtlere yeni katliamlar yaşatmak istediğini belirterek, “Dersim’de soykırımda yaşamını yitirenleri anıyoruz. Biz buna tertele ve soykırım dedik. Zini Gediği’de 38’in bir kırımıdır. Mezarı olmayan çok insanlarımız var, çok azı açığa çıkarıldı. Faşist zihniyetin katliamın üstünü örtme çabaları bizleri şaşırtmıyor. Katliam ve asimilasyon projesinin devamı olarak bunlar devam ediyor. Faşizm devam ettikçe biz Kürtleri- Alevileri bekleyen tehlikeler olacaktır. Mücadeleyi hep birlikte yürüteceğiz. Dersim ve Kürt coğrafyasında soykırımlar gerçekliği var” dedi.

CELAL FIRAT: CUMHURİYETİN İLK YÜZYILI ALEVİLERE ÇOKÇA KATLİAM GETİRDİ

Cumhuriyetin ilk yüzyılında Alevilerin çoklu soykırımlara maruz kaldığını söyleyen Yeşil Sol Parti Milletvekili Celal Fırat, “Cumhuriyetin birinci yüzyılında katliamlara maruz kaldık. Halkları düşmanlaştırdılar. Katliamlarla karşı karşıya gelen halkaların bir arada olması lazım. Bu coğrafyada ziyaretlerimiz, inancımız farklık imliklere büründürülmek isteniyor. Erdoğan bu arşivleri açmak ile mükelleftir. Katledilenler için bir taş koymamıza dahi karşı olan bir Yezit zihniyet var. Savaş politikalarıyla insanları katlederek, coğrafyamızı yakarak büyük devlet olunmaz” ifadelerini kulandı.

MAÇOĞLU: TOPLUM HAFIZAYI UNUTMAZ!

“38 öncesi ve sonrası Mezopotamya toprakları çokça katliamların gören topraklardır” diyen Dersim Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu ise, “38 öncesi ve sonrası Mezopotamya toprakları çokça katliamların gören topraklardır. Türkiye halkları birlikte yaşamayı seçti. Katliamları görüldüğü her alanda birbiri ile buluşması, acılarını paylaşması ve bir hafıza oluşturması lazım. Sistem kendisi gibi düşünmeyene yöneliyor. Çıban başı demesinin de sebebi budur. Emin olabiliriz; gelecekte bu katliamla yüzleşip özür dileyecekler. Bu toplum o hafızayı unutmaz, o hafızayı dirileştirir. Karşımıza geçip yüzüme, gözümüzün içine bakacaklar. Katliamlar gören toplumlarla ortaklaşmamız lazım. Toplumun vicdanı kurumadan onların vicdanı kuruyacak” şeklinde konuştu.

MUSTAFA ASLAN: İKTİDAR, ALEVİLİĞE ALENİ SALDIRIYOR

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, AKP iktidarının Aleviliğe yönelik saldırıların aleni ve asimilasyon hedefli olduğunu dile getirerek, “Bu ülkede gözyaşı ve kan döküldü. Devleti yönetenleri biz Alevilerin iyi tanıması gerekiyor. Alevileri katlettiler, yeniden döndüler. Alevilerin yaşam alanlarını, ormanlarını ve inancını yok etmeye çalışıyorlar. O günün işbirlikçileri ile bugünün işbirlikçileri değişmiyor. AKP iktidarının diğer iktidarlardan farkı ise saldırılarını aleni yapıyor ve Alevilere Aleviliği katletmek için kullanıyor. Alevilerin köyleri taş ocakları ile nefes almada bile zorlanıyor. Dergahlarımıza, ocaklarımıza ve yolumuza sahip çıkmak gerekiyor. Akbelen katlediliyor, Cudi yok ediliyor. Acıları ayrıştırmaya değil, birleştirmeye ihtiyacımız var” diye belirtti.

CUMA ERÇE: YA YÜZLEŞECEĞİZ YA ÇÜRÜYECEĞİZ

Tarihle yüzleşmenin ancak bilmekle mümkün olacağına vurgu yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Cuma Erçe, “Tarihle yüzleşmek ancak bilmekte geçiyor. Coğrafyanın her yerinde kan var. Bütün acılar arasında bir köprü kurmak zorundayız. Akbelen’le Cudi, Madımak ile Zini Gediği arasında köprü kurmak durumundayız. Ya çürüyeceğiz yada yüzleşeceğiz. Katliamcılar yaptıklarını haklı görüyorlar, arkasındalar ve savunuyorlar. Hiçbir katliamı yanlışlıkla yapmış değiller, hepsi planlı. Biz bu katliamları ülke sınırlarının dışına taşımalıyız” dedi.

MUSA KULU: ALEVİ VE KÜRT COĞRAFYASI HEDEFLENDİ

Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Musa Kulu da, coğrafyadan Raa Haq inancının ve toplumsal hafızasının yok edilmesinin planlandığını ifade ederek, “Zini Gediği’nde talipten pire, çocuktan kadına herkes katledildi. Bu topraklardan Alevilerden, Kürtlerden ve toplumsal hafızadan silinmek istendi. Kürt ve Alevi coğrafyasını devlet eli geçirdi. Çetin bir ceviz vardı, Raa Haq coğrafyası idi. Ondan eser bırakmayacaklardı. Bunun üzerine soykırımı kurguladılar. Coğrafyası insansızlaştırıp inancını asimilasyona tabi tuttular. Ama toplum artık hafızasına, inancına, coğrafyasına sahip çıkıyor” diye konuştu.

ÇANKAYA: DİRENEREK KAZANABİLİRİZ

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya ise “Bu coğrafyayı Alevisizleştirdiler. Alevisizleştirerek, Kürtleri sürgün etmenin projeleri tuttu. Geçmişte Erzincan denilince Aleviler akla gelirdi. 85 yıldır yaşlılarımız inancını gizlice yaşadılar. Yalnız sözlerle bu sorun çözülmez. Kurduğumuz mekanları devlet başka bir inanç merkezlerine benzetmek istiyor. Bizim görevimiz direnerek kazanmaktır” diyerek mücadele çağrısında bulundu.

Anma Sanatçı Erdoğan Emir’in söyledi eserler sonrasında lokmaların paylaşılmasıyla son buldu.

PİRHA/İZMİR

Alevilerin dayanışmasıyla yapılan Rızaşehri Yaşam Alanı Konteyner Kenti açılıyor!

0

Alevilerin dayanışmasıyla Adıyaman’da Rızaşehri Yaşam Alanı Konteyner Kenti kuruldu. Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, konteyner kentin 18 Ağustos’ta hizmete açılacağını duyurdu.

6 Şubat’ta Maraş merkezli yaşanan deprem sonrasında resmi verilere göre 50 bini aşkın insan yaşamını yitirdi, 7,5 milyon kişi ise evsiz kaldı.

Depremin üzerinden altı ay geçmesine rağmen konteyner edinemeyip hala çadırlarda yaşam mücadelesi veren yurttaşlara rastlamak mümkün.

Temel gıda ve içme suyuna ulaşamayan yurttaşlara, Alevi kurumları tarafından yardımlar ve dayanışma devam ediyor.

Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), konut ihtiyacına karşılıkRızaşehri Yaşam Alanı Konteyner Kenti”ni 18 Ağustos’ta hizmete açacağını duyurdu.

Adıyaman merkezde kurulan konteyner kentin açılışının ise saat 14:00’te yapılacağı bilgisi verildi.

“TOPLUMSAL DAYANIŞMAYI GÜÇLÜ TUTALIM”

Açılışa ilişkin yazılı açıklama yapan AABF, tüm yurttaşları dayanışmaya davet ederek şunları ifade etti:

“06 Şubat 2023 Türkiye ve Suriye‘de gerçekleşen deprem maalesef birçok insanın evini ve umutlarını yıktı, binlerce insanın hayatında derin izler bırakan bir facia oldu. Birçok insan sevdiklerini kaybetti, evleri yıkıldı ve maddi-manevi zorluklarla karşı karşıya kaldı. Depremin yaralarını sarmak için İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, depremzede canların barınma ve temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamak için 282 konteynerden oluşan ve içinde çocuk, sağlık birimleri, kütüphane, sosyal tesis, çamaşırhane ve yönetim birimlerinin yer aldığı ‘Rızaşehri Konteyner kent Yaşam Alanı’ oluşturuldu.

Darda, zorda kalan canlara bir müsahip eliyle lokmalarını paylaşan, büyük bir özveri ve dayanışma örneği gösteren canların katkıları ile hayat bulan Rızaşehri Yaşam Alanı Konteyner Kenti hizmete giriyor.

AÇILIŞA DAVET

Siz değerli dostlarımız bu önemli açılışa davetlisiniz. Rıza Şehri Konteyner Kentine yerleşen aileler ile tanışma fırsatı yakalamak, yardım kampanyalarının sonuçlarını ve gelecekteki yardım projeleri hakkında bilgi almak için katılmanız çok önemli. Toplumsal dayanışmayı güçlü tutarak, acıları paylaşarak ve birbirimize destek olmaya devam ederek, zorlukların üstesinden geleceğimize olan inancımızla AABF adına, en içten duygularımızla sizleri selamlıyoruz. Aşk İle…”

(HABER MERKEZİ)

İstanbul’da bir kadın katledildi

0

İstanbul’un Pendik ilçesinde Nazlı Duman, erkek arkadaşı olduğu belirtilen fail Emrah Bolat tarafından kesici aletle katledildi. Nazlı Duman’ın annesinin, kızından haber alamaması üzerine dairesine giderek ihbarda bulunmasıyla, adrese polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Yapılan incelemede Nazlı Duman’ın kesici alet ile yaşamını yitirdiği, cinayet sırasında Duman’ın 9 yaşındaki çocuğunun da evde olduğu öğrenildi.

Fail Emrah Polat’ın, Duman’ı katlettikten sonra kendi yaşamına da son verdiği kaydedildi.

Olay yerinde yapılan incelemenin ardından cenazeler otopsi işlemleri için Adli Tıp Kurumu morguna götürüldü.

(HABER MERKEZİ)

‘Alevi süreklerinin ortak noktası ocak sistemidir’

0

PİRHA-2. Varto Doğa, İnanç ve Kültür Festivali’nde ‘Zaman, mekân, doğa ve inanç’ paneli düzenlendi. Bütün Alevi süreklerinin ortak noktasının ocak sistemi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Şükrü Aslan,  “Ocak sistemi muhteşem bir sosyolojidir. Yazılı bir belge olmamasına rağmen ocak geleneği toplumun yüzyıllardır bir arada tutmuştur” dedi.

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ile Hızır Mekânı ve Doğa Koruma Derneği tarafından düzenlenen 2. Varto Doğa, İnanç ve Kültür Festivali başladı. Festivalin ilk gününde ‘Zaman, mekân, doğa ve inanç’ paneli düzenlendi.

Panelin moderatörlüğünü Fatma Mallkoç yaparken Şıh Çoban Ocağı’ndan Zeynel Kete, Ağuçan Ocağı’ndan Selda Güneş, Prof. Dr. Şükrü Aslan, FEDA’dan Mahmut Ütebay, Mele-Seyda’dan Emin Ay, Derviş Beyaz Ocağı’ndan Hazır Ali Beyazyıldırım ve ekolojist Çetin Güzel panele konuşmacı olarak katıldı.

“BÜTÜN KATLİAMLARA RAĞMEN İNANCIMIZI YAŞATIYORUZ”

Alevileri camiye, kiliseye ve sinagoga sokamayanlar tarafından uzun yıllar hakaretlere uğradıklarını ifade eden Ağuçan Ocağı’ndan Selda Güneş, “İktidarların bütün katliamlarına rağmen inancımızı yaşatıyoruz. Şengal bir jenosittir ama aynı zamanda Dersim’de yaşananalar da bir jenosittir. Her ne kadar görmezden gelinmeye ve başka bir anlam yüklenmeye çalışılsa da Dersim’de Kürt ve Alevi insanlara karşı bir soykırım olduğunu tanımlanması gerekiyor. Dertlerimizi halının altına süpürerek gerçeklerle yüzleşmeyiz” diye belirtti.

“ALEVİ KÖYÜNE ZORLA CAMİ YAPAMAZSIN”

‘Alevi köyüne zorla cami yapamazsınız’ diyerek sözlerine başlayan Mele-Seyda’dan Emin Ay, “Ne kadar da Müslümanların ibadet yeri olarak camileri anlatsan da yapmak istenilen Müslümanlar adına Alevileri soykırımdan geçirmektir. Sadece kendi inançlarını yaşadığı için bir topluma saldırmazsın” diye ifade etti.

“İKRARINDAN DÖNEN BİZDEN DEĞİLDİR”

Şıh Çoban Ocağı’ndan Zeynel Kete ise, “Zulüm altına alınan her mekânımız ve asimilasyona tabi tutulana toplumumuz sonuç olarak ikrarımıza darbedir. İnancımız asimile edilmek isteniyorsa bir nedeni vardır. Bir toplum ikrarsız ve ocaksız kaldığı zaman köksüz kalır. İkrarından dönen bizde değildir” dedi.

“OCAK SİSTEMİ MUHTEŞEM BİR SOSYOLOJİDİR”

Bütün Alevi süreklerinin ortak noktasının ocak sistemi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Şükrü Aslan,  “Ocak sistemi muhteşem bir sosyolojidir. Yazılı bir belge olmamasına rağmen ocak geleneği toplumun yüzyıllardır bir arada tutmuştur. Alevi inancının içinde ocak geleneğini çıkarırsanız Alevi inancı çöker” diye konuştu.

PİRHA/MUŞ