Ana Sayfa Blog Sayfa 173

Esat Hocayı Uğurlamak

Hayatın döngüsü gereği insanlar doğar ve ölür… Diyalektiğin gerçekliğidir bu, insanlar doğar, yaşar ve ölür. 77 yaşın bilgeliğinde bir araştırmacı yazar, felsefeci, hayatını düşündüğü gibi yaşayan bir Alevi yol ustasını, bir canı dahayitirmenin derin üzüntusü içindeyiz. Yaşayan, gören, araştıran, insanlığa sunan bir ustaydı Esat Korkmaz. Aleviliğin felsefe hamalıydı, yükünü çekerken daha usta değilim diyecek kadar mütevazi bir yol işçisiydi. Biz ustayı tırnaklarının arasında ki topraktan, avuçlarındaki nasırdan, gözünün altında ki hareden tanırız.

Esat Korkmaz’ın bütün bedenini sinsice yiyip bitirse de, o tok, davudi sesine, aydınlık beynine hükmü geçmiyordu kanserin. Hayatın duvarlarına çarpıp ellerimize aklının aydınlığı ile sayısız kitabından birini daha düşürüyordu 77 yaşın bilgeliğiyle…

Dini sevgi kıblesi insan olan Esat hocamız yakasız gömleğini giydi ve bedenen aramızdan ayrıldı. Anadolu’nun bilgesi Alevi kadınları kardı helvasını. Sadegül ununu yağını koydu, Nargül karıştırdı, Gülbin’in terini sildi Cevriye, Dilber hadi kızlar kızancalar hızlanın dedi anaç sesiyle… Alevilik, bir eylem kültürüdür, sonuca kısır konuşmalar toplamını değil; eylemini- deneyimini döngü felsefesine bağlar ve bağlar bağlamaz hava, su, toprak ve ateşin bilincini sırtlar, geçmişe ve geleceğe yolculuğa çıkar.

Eserleri

İçkin Felsefe ve Alevilik, Siyah ve Sanat, Kafa Tutan Günler, 68 ve 78 Güncesi Yerüstü, Dört Kapı Kırk Makam, Karanlıktan Aydınlığa Ozan Şahturna, Kızılbaş Aydınlanma, Katharlar, Sezgi, Üçüncü Tür Bilgi, Organsız İnsan , Kedi Bakışı, Alevilikte Devriye Tasarımı ve Zamanda Yolculuk, Aşk Yanık Kokar, Özgürlüğü Özgürleştirmek, Hiçlik ve Kuantum, Şamanizm, Esrik Yolculuk, Ezidiler, Hiçlik Defteri 1, Hiçlik Defteri 2, Hiçlik Defteri 3, Hiçlik Defteri 4,Hiçlik Defteri 5, Hiçlik Defteri 6, Hiçlik Defteri 7, Hiçlik Defteri 8, Hiçlik Defteri 9, Anadolu Aleviliği , Eski Türk İnançları ve Şamanizm Terimleri Sözlüğü, Zerdüştlük Terimleri Sözlüğü, Alevilik ve Bektaşilik Terimleri Sözlüğü, Şeytan Tasarımı Terimleri Sözlüğü, Şeyh Bedreddin ve Varidat, Yorumlu İmam Caferî Buyruğu, Simgeler Sözlüğü, Kızılbaşlıkta Üç Firar Üç Terk, Yeni Kudüs, Kitap Yol Rehberi, Kızılbaş Ütopya, Bütün Yönleriyle Alevilik, Etimolojik Kızılbaşlık Sözlüğü, Enel Hak, İnsan Tanrı.

Alevi Bektaşi atölyelerinin kuruculuğunu yaptı. Aleviliğin peygamberli bir din değil mürşitli (öğretmen) bir gelenek, bir felsefe olduğunu kaynaklarıyla gösterip, yıllarını gelecek nesile bu kültür ve felsefeyi doğru anlamaları için yol göstermeye adamıştı.

Dört Kapı Kırk Makam kitabının künyesi

Dört Kapı Kırk Makam, “aşka âşık olan âşığın“ aşk yolunu anlatır: “Aşk yolu“, bir “eğitim yolu“dur ve Aleviler-Bektaşiler bu eğitim yolunun “yolcuları“dır. “Aşk“, işte bu yolculukta yolcularca “yutulan“ zamanın “çocuğudur.“ Bu bağlamda Alevilik-Bektaşilik, din değil bir “aşk“tır: O zaman soralım aşk nedir, diye. Aşk, Aleviliğin-Bektaşiliğin “anayasası“ olarak algılayabileceğimiz “varoluş çevrimi“nin gerçekleşme, bu çevrimi “bilgiye dönüştüren“ Dört Kapı Kırk Makam eğitim programının gerçekleştirilme “nedeni“dir: Nedenler “gizlenmeyi sever“; aşk her şeyin varlığa gelme ya dabir şeyi “nesnelleştirme“ nedeni olduğuna göre o da gizlenmeyi sever, yani “sır“dır.

Aşkın hallerini deneyim konusu yaptığımızda “hazır“ olarak verilenin ya da “belletilenin“ dışında kesinlikle “kendimize rastlayacağız“. Önce “yabancı“ geleceğiz, kendimiz kendimize. Biliyorsunuz hakikat, “hayretten“ ibarettir; hayret kendini hissettirecek, tıpkı bir kedi gördüğünde “miyav miyav“ diye haykıran bir çocuk gibi “bağırmak“ gelecek içimizden; yaşını-başını almış insanlarız, doğal olarak utanacağız. “Demek ki“ diyeceğiz, “ya çocuk olacağız ya da çocuktaki coşkuyu yaratacak denli âşık“.

Âşık olmak “bilinci yoklamak“ anlamına gelir: Bilinci yoklamayan âşıklık “kolay“ı anlatır. Biz biliyoruz ki “kolay güzel değildir“; her zaman “zor güzeldir“ demek de doğru olmayabilir; “güzel“ ayrımına varamadığımız herhangi bir yerde ya da yanı başımızdadır, sakındığımız yerdedir, suçladığımız mekândadır, günahkâr kabul ettiğimiz şeyin içindedir. Öyleyse: Her insanın yaşamı “somut“ olarak algılanmalı ve her insanın yaşamından “aşk devşirilmelidir“. Demek ki insan “âşık olmak için yaşar“ ya da “yaşamak için âşık olur“.

İnsan kendisinin ve doğanın “dâhisi olmak“ istiyorsa “âşık olmak“ durumundadır. Kişi kendisinin “dâhisi“ olursa kendi “denetiminin“, doğanın “dâhisi“ olursa doğanın “denetiminin“ dışına çıkar. Bu “tehlikeli bir serüvendir“; ama böylesi bir serüvenin kahramanı olmak isteriz.

Dört Kapı Kırk Makam sürecinde aşk, “bilme“yle elde edilen bir eğilimdir ve kişiyi aşağıdan, daha cahil durumdan yukarıya, daha bilgili duruma yükselten “içsel eğilim“dir. Böylesi bir tasarımda aşk, bir “insanlaşma ortamı“dır; orada insan kendini bulur, keşfeder. Başkasına -bu başkası Tanrı’dır- ulaşmanın yollarını arar bulur. Aşk, insan olabilmek için gerçek bir “kaçınılmazlıktır“; kendini ve dünyayı yeniden kurmaya çalışan insan için zorunlu bir etkinliktir. Ruh ve beden bütünlüğünden daha geniş ve çerçeveli olarak algılanan tanrısal bütünlüğe ulaşmaktır. Aşk, gerçek bireyden
“dünyaya açıldığımız“ yerdir: Bu anlamda “eşiktir“.

Saklımız gizlimiz yok, Ürettiğin bize emanetir. Şeyh Bedrettin’lerin yolundan gittin. Doğan ve doğuran hakkı için, suyun ve toprağın duru olsun. Ölen tendir canlar ölesi değil…
Aşk ile…

Akbelen için Foça’da insan zinciri

Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy Mahallesi sınırlarındaki Akbelen Ormanları’nda günlerdir süren ağaç kesimi İzmir’in Foça İlçesi’nde oluşturulan insan zinciri ile protesto edildi. Foça Tarih ve Doğa Talanına Hayır Platformu üyeleri ve yurttaşlar ilçeye bağlı Kocememetler Köyü’nde yaptığı eylemde Akbelen ile birlikte Kocamemetlerde ki taş ocaklarının genişlemesi için de her gün ağaç kesildiğine dikkat çekildi.

Giriş ile köy merkezi arasında oluşturulan insan zinciri sırasında “İkizköy Halkı Yalnız Değildir” “Orman Katliamına Dur De” yazılı dövizler açıldı. 

Foça Tarih ve Doğa Talanına Hayır Platformu Sözcüsü Ramis Sağlam okuduğu basın açıklamasında Foça halkı olarak yaşam alanlarındaki doğa katliamına karşı çıkarken, Akbelen’deki orman katliamına da sessiz kalmayacaklarını söyledi.

FOÇAYA DA AKBELENE DE SESSİZ KALMAYACAĞIZ

Ramis Sağlam; “4 gündür süren direniş her gün yeni bir gerçeğin aydınlanmasına neden oluyor. Daha dün Akbelen’de ağaçları kesen şirketle Orman Genel Müdürlüğü arasında “ağaç katliamı” protokolü ortaya çıktı. Akbelen’de 760 bin metrekarelik alanda 350 bin ağaç kesileceği biliniyor. Bu tablo açık madencilik yapılan geri kalmış sömürge mantığıyla davranılan her ülkede yaşanıyor. Akbelen’de bugün açılan çukurları biz buradan Kocamemetler’den çok iyi biliyoruz. Maden şirketleri açtıkları çukurları kapatacaklarını, o bölgelere ağaç dikeceklerini söylüyorlar. Kayalık yerin üstüne fidan dikilir mi?” diye sordu.

“KOCAMEMETLERDE KAPSAM DIŞINA ÇIKILDI”

Foça’daki taş ocağı için de ağaç katliamı yapıldığını ifade eden Sağlam, “Gelelim Kocamemetler’deki taş ocağına, buradan Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na soruyoruz; bu taş ocağının kapasitesini aşıp aşmadığının denetimi yapılıyor mu? ‘ÇED kapsam dışı’ kararına ilişkin çalışmanın kapasitesi ne kadardır? Gözlemlerimiz bize açıkça şunu gösteriyor ki kapsam dışına çıkılmıştır. Her gün yeni çam ağaçları iş makineleriyle sökülmeye devam ediliyor. Taş ocağı yolun kenarına kadar inmiş, iş makineleri köy yolunda tehlike saçıyor.  Biz Foça halkı olarak yaşam alanlarımızdaki doğa katliamına karşı çıkarken, Akbelen’deki orman katliamına da sessiz kalmayacağız” ifadelerini kullandı.

Cumartesi Anneleri 957. haftada gözaltına alındı

Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, 957’nci hafta eyleminde gözaltına alındı.

Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 957’nci hafta eylemini Galatasaray Meydanı’nda yapmak istendi.

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) “ihlal” kararına rağmen polis, meydana çıkmak isteyen Cumartesi Anneleri ve hak savunucularını Galatasaray Meydanı’nda gözaltına aldı. Polis, iki ayrı noktada abluka oluşturarak gözaltı işlemini gerçekleştirdi.

Eyleme, Cumartesi Anneleri/hak savunucuları, kadın örgütleri, Emek Partisi İstanbul milletvekili İskender Bayhan destek verdi.

50 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

Gözaltına alınanların isimleri şöyle:

Hanife Yıldız, İkbal Eren, Besna Tosun, Maside Ocak, Ayşe Gülen Eyi, Mikail Kırbayır, İrfan Bilgin, Ali Tosun, Hüseyin Ocak, Eren Keskin, Gülseren Yoleri, Ümit Efe, Hüseyin Küçükbalaban, Sevinç Koçak, Leman Yurtsever, Meriç Eyüboğlu, Aslı Takanay, Gülendam Özdemir, İsmail Yücel, Cüneyt Yılmaz, Fırat Akdeniz, Taylan Bekin, Sema Barbaros, Ahmet Ergin, Zeynep Çelik, Ömer Kavran, Deniz Aytaç, Güliz Sağlam, Feride Eralp, Rojda Aksoy, N. Evrim Şerifoğlu, Evrim Gürenin, Aysun Çegar, Songül Sakin Öncel, Şevval Bülent Durmagit, Asel Bayram, Ezgi Karakuş, Dilek Başalan, Aylin Karakaş, Selin Top, Atike Eski, Esmanur Yıldız, Davud Arslan, Ekinsu Devrim Danış, Hünkar Yurtsever, Arat Dink, Hatice Onaran, Kenan Yıldızerler, Begali Kurnaz, Fethiye Kızmaz,

BASININ GÖRÜNTÜ ALMASI ENGELLENDİ!Gözaltı anını görüntülemek isteyen basın çalışanları da polis engeline maruz kaldı. Bölgeden zorla uzaklaştırılan gazetecilerin, bu hafta da görevlerini yapmaları engellendi.

PİRHA/İSTANBUL

Mahkeme, İkizköylülerin yürütmeyi durdurma talebini reddetti

İkizköylülerin Akbelen Ormanında devam eden ağaç kesimi için yürütmenin durdurulması talebiyle yaptığı başvuru Muğla 1’inci İdare Mahkemesi tarafından reddedildi.

Muğla 1’inci İdare Mahkemesi, Milas Akbelen Ormanı’nda süren ağaç kesimine ilişkin Karadam, Karacahisar, Mahalleleri Doğayı Doğal Hayatı Koruma Güzelleştirme ve Dayanışma Derneği ve İkizköylü 6 yurttaşın yaptığı yürütmeyi durdurma talebini reddetti.

Mahkeme kararında 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27’inci maddesinde İdare Mahkemeleri’nin, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararlar doğurması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarında yürütmeyi durdurma kararı verilebileceğini hatırlattı. Fakat mahkeme, başvurusu yapılan Akbelen Ormanındaki idari işlemin durdurulması talebinin bu şartların birlikte gerçekleşmediğini belirterek yürütmenin durdurulması istemini 3’üncü kere reddettiğini duyurdu.

İŞÇİ SENDİKASI DAVANIN USÜLDEN REDDİNİ İSTEDİ

Mahkeme kararında davacıların taleplerinin yanı sıra dosyaya müdahil olan Türkiye Maden İşçileri Sendikası ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın da beyanlarına yer verildi. Türkiye Maden İşçileri Sendikası, köylülerin derneğinin dava açma yetkisi bulunmaması, bakılan davanın süresinde açılmadığı nedenleriyle davanın usulden reddini istedi. Sendika, ayrıca esas olarak da davanın haksız ve hukuka aykırı olduğunu savunarak, davanın reddini istedi. Bakanlık ise On Birinci Kalkınma Planı ve bakanlığın 2019-2023 Stratejik Planında linyit rezervlerinin çıkarılarak elektrik üretiminde kullanılması kararlarını gerekçe göstererek davanın reddedilmesini istedi.

Şirket ise mahkemeye verdiği beyanda madenin kamu yararının bulunduğu, halk ve çevre sağlığı önlemlerinin alındığı gerekçesiyle davanın reddini istedi.

“HAKİMLER ANAYASAL SUÇ İŞLEDİ”

Mahkemenin kararını değerlendiren köylülerin avukatı İsmail Hakkı Atal, mahkemeden karar çıkarmanın “Aslanın midesinden ekmek çıkarmaktan” daha zor olduğunu söyledi. AKP’nin kontrolü ve denetimi altındaki yargından karar çıkmadığını kaydeden Atal, “Karar sadece halk sokağa çıktığında çıkıyor. Ama burada Limak-İçtaş ortaklığının imtiyazlı olduğu Muğla’da halk sokağa çıktı. Yine karar çıkmadı ve bugün bir kere daha yürütmeyi durdurması talebimiz reddedildi. Mahkeme kararını gerekçesiz olarak yazdı. Çünkü red kararını dayandırabilecekleri hiçbir şey yok. Anayasa, uluslararası sözleşmeler, yönetmelikler bizden yana ve gerekçesiz karar yazıyorlar. Hakimler bunu yazarken Anayasal suç işliyorlar. Zaten burada Anayasa’nın 169’uncu maddesi açık bir şekilde ihlal ediliyordu üstüne bir de bağımlı yargının gerekçesiz kararı geldi” dedi.

Sendika ve bakanlığın davanın reddi istemini de değerlendiren Atal,”Bu görüşler tamamen çarpıtma ve bir dezanformasyon. Şirketin elektrik üreterek sisteme anlık olarak verdiği elektrik 300 megawatt. Ama şirketin yok ettiği 20 bin dönüm maden sahasının üzerine güneş enerjisi tarlası yapsalar anlık olarak sisteme 3 bin 300 megawatt elektrik enerjisi verebiliyorlar. Yani 10 katını verebilirler. Ama bunları hiç söylemiyorlar, yazmıyorlar” diye konuştu.

(HABER MERKEZİ)

Esat Korkmaz Hakk’a uğurlandı

0

Esat Korkmaz Şahkulu Dergahı’nda yürütülen erkan ile Hakk’a uğurlandı. Erkanın ardından Korkmaz Tekirdağ’da toprağa sırlanacak.

Yaptığı araştırmalar, yazdığı yazılar ile Alevi yoluna katkılarda bulunan yazar Esat Korkmaz geçtiğimiz günlerde Hakka yürümüştü. Korkmaz yürütülecek erkanı öncesinde Kadıköy İçerenköy Cemevinde yıkanarak, Şahkulu Dergahına getirildi.

Burada erkanı yürüten Pir Haydar Boğa ve Cemal Şahin gülbengler ile rızalık aldı. Erkan’da Aysun Eldeniz,Nevzat Şahin Hüseyin Fırtına,Hakan Erol,Haydar Selçuk ,Gani Pekşan deyişlerini, duazlarını seslendirdi.

Cenazeye erkanında Garip Dede Cemevi Başkanı aynı zamanda Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ve Cumhuriyet halk Partsi İstanbul milletvekili Yüksel Mansur Kılıçta hazır bulundu.

Korkmazın Cenazesi Sırlanmak üzere Tekirdağ Şarköy’e Doğru Yola çıktı.

Kemal Demir / İstanbul 

Maraş Ekinözü’nün Alevi köylerinde ulaşım sorunu çözülmüyor

Maraş Ekinözü’nde yaşayan ÇAN-DER Başkanı Veysel Yıldız, köylerindeki ulaşım sorununu PİRHA’ya anlattı. Yıldız “Köyümüzdeki köprünün yapılması gerekirken yetkililer aşağıyı gösterdiler, arada 15-20 km fark ediyor. Halk kendi gücüyle bu köprüyü yapmaya uğraşacak” dedi.

Maraş’ın Ekinözü ilçesinde bağlı Alevi köylerinde ulaşım sorunları devam ediyor. Çiftlik, Ambar ve Nergele Köyleri Yardımlaşma Dayanışma Derneği (ÇAN- DER) Başkanı Veysel Yıldız, Nergele ve çevresindeki Alevi köylerinin yaşadığı ulaşım sorunlarını PİRHA’ya anlattı.

Yıldız, yaşadıkları bölgenin Alevi bölgesi olduğuna ve köyün yakınına baraj ve yol yapılırken, kendi köprülerinin onarılmadığını söyledi.

Yıldız, onarımı yapılmayan köprünün yurttaşlar için tehlike arz ettiğini ifade ederek, “Yetkililer burası kadastroda görünmüyor, aşağıda yol var dediler. Bir yardımda bulunamayacaklarını söylediler. Bu yol üç köye ve yayla yollarına gidiyor. Bu yolun yapılması gerekirken maalesef yetkililer aşağıyı gösterdiler. Arada 15-20 km fark ediyor. Burası yapılsaydı 15-20 km kısalmış olurdu. Halk kendi gücüyle bu köprüyü yapmaya uğraşacak” dedi.

Kamil Murat DEMİR/ MARAŞ

Pir Kılavuz: Şükür Orucu, Matem Orucu’na dönüştü; binlerce Kerbela yaşadık

Mersin Cemevi Başkanı Hasan Kılavuz, Muharrem ayının Aleviler için önemini anlattı. Kılavuz, binlerce yıl şükür orucu tutan Alevilerin Kerbela’dan sonra Şükür Orucu’nu Matem Orucu’na dönüştürdüğüne dikkat çekerek, “Binlerce Kerbela yaşadık, yaşıyoruz. Dersim, Maraş, Sivas, Roboski, bir Kerbeladır. Bunları ifade etmezsek anmazsak, bu da bir vebaldir” dedi.

Üç gün tutulan Masum-u Pak Orucu’nun ardından Muharrem Orucu başladı. Bugün ikinci gün.

Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Muharrem Orucu’nun anlam ve önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Anadolu ve Mezopotamya’da yaşayan Alevilerin bin yıllardır Muharrem Orucu tuttuklarına dikkat çeken Kılavuz, geçmişte Muharrem ayının tarihini, takvim ve teknolojiden yararlanarak değil, müslümanların hacca gidip gelmesinden sonra başladığını ifade etti.

“ALEVİLER KERBELA’DAN SONRA ŞÜKÜR ORUCUNU MATEM ORUCUNA DÖNÜŞTÜRMÜŞTÜR”

Hasan Kılavuz, Muharrem ayının birlik, beraberlik, kardeşlik ve mazlumdan yana olmak olduğunun altını çizerek, “Mitolojik olarak da Nuh peygamberden akıp gelen bir gelenektir. Binlerce yıl şükür orucu tutan Aleviler Kerbela’dan sonra şükür orucunu matem orucuna dönüştürmüştür” dedi.

Matem orucu boyunca sudan uzak durulduğunu belirten Kılavuz, “O günlerden bugüne şartlar değişti. Tutulan oruç cana zarar veriyorsa tutulması makbul değildir. Orucumuzda sahura kalkılmaz, güneş batımında oruçlar açılır. Niyet edilir ertesi gün güneş batımına kadar” diye belirtti.

“BİNLERCE KERBELA YAŞADIK, YAŞIYORUZ”

Kerbela’nın günümüzde devam ettiğini belirten Kılavuz, şöyle devam etti:

“Dünyada yılda 35 milyon insan susuzluktan ölüyor. Savaş, açlık ve sefaletten milyonlarca insan ölüyor. Ozanımızın “Ehli Beyti seven yol ehli canlar dünün Kerbelası bugün de vardır. Hz. Hüseyin’e gönül verenler dünün Kerbelası bugün de vardır” dediği gibi, kendi ülkemizde olsun, dünyada olsun Kerbelalar yaşanıyor. Biz Anadolu Kızılbaş Alevileri binlerce Kerbela yaşamışızdır. Her gün Kerbela’yı yaşıyoruz. Dersim, Maraş, Sivas, Roboski, bir Kerbela’dır. Bunları ifade etmezsek anmazsak, bu da bir vebaldir.”

“GÜNÜMÜZ KERBELALARINI ANLATMALIYIZ”

6 Şubat’ta yaşanan depreme işaret eden Kılavuz, “50 bin insan Hakk’a yürüdü, yüzbinler yaralandı, evsiz, susuz kaldı. Bugün onlar da Kerbelayı yaşadı, yaşıyor. Günümüzdeki Kerbelalara muhabbetlerimizde dikkat çekmeli ve bir daha Kerbelaların yaşanmaması için duyarlı olmalıyız” diye konuştu.

PİRHA/ MERSİN

Erdoğan: İktidarın Alevilere yaklaşımı saldırganlara cesaret veriyor

Ankara’da cemevlerine saldırı düzenleyen sanıkların tahliye ve beraat ettirilmelerine tepki gösteren Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, “Kişi hak ve özgürlüklerine saldırı, bir insanlık suçudur. Buna verilecek cezalar da bellidir. Sanığın akli dengesi yerinde olmasına rağmen tahliye edilmesine yönelik karara karşı mücadelemiz devam edecektir” dedi.

Ankara’da 30 Temmuz’da Şah-ı Merdan Cemevi, Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne eş zamanlı saldırı düzenlendi. Cemevlerine düzenlenen saldırı davasında, tutuklu sanık Ahmet Ozan Karaca tahliye edilirken, iki sanık da berat ettirildi. Saldırıyı düzenleyenlerin serbest bırakılmasına tepkiler gelmeye devam ediyor.

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, Alevi kurumlarına/cemevlerine yapılan eş zamanlı saldırıları ve mahkeme kararına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

“İKTİDAR ALEVİLERİN TALEPLERİNİN HİÇBİRİNE OLUMLU CEVAP VERMİYOR”

Cemevlerine yapılan saldırılara yönelik iktidarın kulak tıkadığını dile getiren Nurettin Erdoğan, “Geçtiğimiz günlerde Ankara’da Alevilerin kutsal ve inanç değerleri olan cemevlerine yapılan saldırının sonuçları ve buna karşı bizim yapmış olduğumuz mücadeleler ve eylemler hiçbir işe yaramamış oldu. Tabii ki mevcut iktidar yıllardan beri bizim taleplerimize kulak tıkıyor, Alevlerin taleplerinin hiçbir tanesine olumlu cevaplar vermiyor. Bu da, ülke içindeki bu tür zihniyete sahip güruhları cesaretlendiriyor” dedi.

“BU ORGANİZE BİR İŞTİR”

“Arka arkaya 4 cemevine eşzamanlı saldırı yapılıyor, bunu kim yapabilir?” diye soran Erdoğan, konuşmasının devamında şunları ifade etti.

“Basit bir vatandaş veya herhangi bir akli dengesi yerinde olmayan bir kişinin yapması mümkün değil, bu organize bir iştir. Çünkü arada bir süreç vardır, o zaman sürecinde 4 ayrı yere saldırının arkasında daha başka faillerin olduğu açık ve alenidir. Burada bizlerin yapmış olduğu başvurular, şikayetler, itirazlar, bu konu hakkında mahkemelerden beklentilerimiz bellidir ve bu tür kişilerin, kutsallara yapılan saldırıları insanlar arasında ikilik yaratmaya, ayrıştırmaya sebep vermekte. Bu, kin nefret ve düşmanca bir oluşum yaratmaktadır” ifadelerini kullandı.

“ÜLKEDE NE ADALET, NE DE MÜLK KALDI”

Gerekli yerlere gerekli biçimde mesajlarını ilettiklerini, dilekçelerini sunduklarını ve davacı olduklarını söyleyen Erdoğan, “Mahkemelerden maalesef gerekli hassasiyeti göremiyoruz. Oturdukları mevkilerin arka tarafında ‘Adalet mülkün temelidir’ yazıyor ama ülkede ne adalet kalmış ne de mülk. Sadece orada iki sandalye iki masa birleri oturup kendi keyiflerine göre keyfi kararlar veriyorlar” dedi.

“SADECE ALEVİLER DEĞİL TOPLUM OLARAK HEP BİRLİKTE MÜCADELE YÜRÜTMELİYİZ”

Kişi hak ve özgürlüklerine saldırının bir insanlık suçu olduğunu belirten Erdoğan, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı:

“Bunun da anayasada yeri bellidir, verilecek cezalar da bellidir. Nitekim savcılık sanığın 12 yıl 10 ay hapisle cezalandırmasını istedi, maalesef mahkeme talebi yerine getirmedi. Üstelik bu kişinin akli dengesi yerinde olduğuna dair rapor alınmasına rağmen. Bu kararlar açıkça Alevi toplumunu incitmektedir. Sadece burada, Anadolu coğrafyasında yaşayan Alevilerin değil, bütün toplumun bunlara karşı bir seslenişi, bir haykırışı olması gerekir, bütünlük içinde birlikte mücadele vermeliyiz”

Cebrail ARSLAN/ANTALYA

Suruç Katliamı 8. yılında; İHD: Bu katliamın, en büyük sorumlusu devlettir

İnsan Hakları Derneği (İHD), 20 Temmuz 2015’te, Suruç’ta Amara Kültür Merkezi’nde SGDF’ye üyesi 33 yurttaşın katledilmesine ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Türkiyeli sosyalist gençlerin İŞİD tarafından bombalı bir saldırı ile katledilmeleri insanlığa karşı bir suçtur. Dolayısıyla bu suç faillerinin destekçilerinin gerçek anlamda kimliklerinin ortaya çıkarılarak cezalandırılmaları gerekmektedir” denildi. 

İHD, 20 Temmuz 2015’te, Urfa’nın Suruç ilçesinde Amara Kültür Merkezi’nde Sosyalist Gençlik Dernekler Federasyonu (SGDF) üyelerine yönelik yapılan canlı bomba saldırısının yıl dönümünde açıklama yaptı.

İHD’nin yazılı açıklamasında, 33 gencin yaşamını yitirmesini “İnsanlığa karşı işlenmiş bir suç” olarak niteledi. Açıklamanın devamında katliamın sorumlusu olarak devlet yetkilileri işaret edildi.

“KATLİAMIN SORUMLUSU TEDBİR ALMAYAN DEVLETTİR”

Kamuoyuna paylaşılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Tamamen sivillere yönelik gerçekleştirilen bu bombalı saldırının insanlığa karşı bir suç olduğu şüphesizdir. Hiç unutulmamalıdır ki bu saldırıdan yaklaşık bir buçuk ay önce de 5 Haziran günü Diyarbakır’da HDP mitingine yönelik yine bir saldırı gerçekleşmiş ve paramiliter gruplar tarafından gerçekleştirilen bu saldırıda çok sayıda insanımız katledilmişti.

Son 10 yıldır, kamu düzenini gerekçe göstererek çok büyük ölçüde güvenlik tedbirleri alan ve sivil toplumun kendini anlatması yolunda gerçekleştirebileceği tüm etkinlikleri yasaklayan devletin, böylesine saldırılara karşı yeterli güvenlik önlemleri almayışı son derece düşündürücüdür. Bu katliamın, en büyük sorumlusu yeterli güvenlik tedbirlerini almamış olan, devlettir. Kaldı ki bugüne kadar bu katliamın sorumluları, gerçek anlamda ortaya çıkarılmamış ve yargılanmamışlardır.

Urfa Suruç’ta gerçekleştirilen toplu katliam saldırısının en güçlü şüphelisi, İŞİD isimli radikal dinci çete yapılanması olduğu gerçeğidir. Suruç gibi Mürşitpınar sınır geçiş noktasının yanında bulunan bir sınır kentinin yoğun güvenlik önlemleri altında saldırıya maruz kalması burada Türkiye’deki bazı gruplar ile İŞİD arasındaki ilişkilerin devam ettiğini bize göstermektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Suriye politikasını insan hakları savunucuları olarak başından beri eleştiriyoruz. Türkiye’nin bu politikası maalesef ki İŞİD’in insanlık dışı saldırılarına sürekli zemin hazırlamış ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti Rojava kantonları Afrin-Kobani arasında bulunan Cerablus kenti ve civarına maalesef girerek son derece tehlikeli bir yapılanmaya sebep olmuştur. Suruç’ta enternasyonalist dayanışma örneği göstererek Rojava kantonuna yardım etmek üzere oradaki çocuklara destek olmak üzere gitmek isteyen Türkiyeli sosyalist gençlerin İŞİD tarafından bombalı bir saldırı ile katledilmeleri insanlığa karşı bir suçtur. Dolayısıyla bu suç faillerinin destekçilerinin gerçek anlamda kimliklerinin ortaya çıkarılarak cezalandırılmaları gerekmektedir.”

PİRHA/ANKARA

Yaşarken de efsaneydi

Gazeteci-yazar Abdülkadir Konuk 76 yaşında aramızdan ayrıldı. Buca, Konya, Çanakkale, Sağmalcılar ve daha birçok cezaevinde kalan, silahlı bir eylemle cezaevinden kaçırılan Konuk, yurt dışındayken de kitapları ve yazıları nedeniyle yargılandı.

“Dağdan Kopan Özgürlük”, “Bizim Ferhat-Bir Cinayetin Anotomisi”, “Çözülme”, “Erdal Eren” ve “Dağın Öteki Yüzü” gibi kitapların yazarı Abdülkadir Konuk, Almanya’nın Köln kentinde yaşamını yitirdi. Cem Konuk yaptığı açıklamada, babasının vasiyeti üzerine cenaze töreni ve anma yapılmayacağını; cenazesinin yakılarak, küllerinin Hollanda’da denize bırakılacağını belirtti.

Abdülkadir Konuk daha yaşarken efsaneleşmiş bir devrimciydi. Öğretmenlikten boyacılığa kadar her türlü işte çalıştı. Tariş direnişinin örgütleyicisi olması nedeniyle idama mahkum edildi. 1989’da cezaevinde tutulduğu sırada kalp rahatsızlığı nedeniyle götürüldüğü hastaneden silahlı bir eylemle kaçırıldı. Ardından da kaçak yollarla yurt dışına çıktı. Zindandan kaçtığında devlet hakkında ‘vur emri’ çıkarttı.

Bekaa Vadisi’nde Öcalan ile

Yeni Ülke, Özgür Gündem, Özgür Politika’da hem çalıştı hem yazarlık yaptı. Bekaa Vadisi’nde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve gerillalar ile röportajlar yaptı.

“Dağdan Kopan Özgürlük” isimli, gerillaların ve Öcalan’ın yaşamını anlatan romanı da Belge Yayınevi tarafından yayınlandı. Kitap çıkar çıkmaz yasaklandı.

Abdülkadir Konuk, yurt dışına çıktıktan sonrada da yazıları nedeniyle çeşitli hapis cezalarına çaptırıldı. Türk devleti yıllarca Almanya’dan Konuk’un iade edilmesini talep etti.

Abdülkadir Konuk, 1947’de Erzincan’da dünyaya geldi. 1966’da Gümüşhane Erkek İlk Öğretim Okulundan mezun olduktan sonra köy öğretmenliği yaptı. 1973’te İstanbul’da okuldan ayrılmak durumunda kaldı. Konuk, Şirinyer, Buca, Selimiye, Sultanahmet, Burdur, Ermenek, Konya, Çanakkale, Sağmalcılar zindanlarında kaldı.

Nasıl kaçtım?

Abdulkadir cezaevinden kaçırılışını şöyle anlatmıştı:

“Girdim muayene odasına, hiçbir hareketlilik yok. Kelepçe çözüldü. Yanımızda bir başçavuş var. Doktor beni yatağa yatırdı. Türk Tabipler Birliği’nin kararıyla muayene odasına silahla hiç kimse giremezdi. Başçavuş silahsızdı. Tam o sırada kapı güm diye açıldı. İki askeri omuzlarından yakalamış biri içeriye girdi. İkinci bir kişi de silahını doğrultup, ‘Herkes masanın altına yatsın’ dedi. Doktor ve hastane personeli denileni yaptı.

Yataktan fırlayıp, başçavuşun kafasını koltuğumun arasına aldım. Kürt bir asker yatmadı, silahı tutan kişinin koluna yapıştı bırakmıyor. Başçavuşun boyu kısaydı, silah da bana doğrultulmuş şekilde duruyordu. Askere tekme atıyorum, yatmıyor. Başçavuşa dedim ki: ‘Söyle yatsın!’ Söylemiyor. O zaman silahlı kişiye ‘Vur şunu’ deyince, başçavuş ‘Yat’ dedi, asker bu sefer yattı. Başçavuşu bıraktım. Bana bir silah verdiler. Ve önce pencereye doğru gittim. Arkadaş dedi ki, ‘Kapıya’, koştum kapıya…

Arkadaşlar beni büyük bir televizyon kutusunun içine yerleştirdiler. Belimde iki silahla, anamın karnındaki gibi beş saat yolculuk ettim, bir kamyonun üstünde. Sonunda çık dediler. Bir deniz kenarındayız. Oradan bir deniz motoruna binerek bir adaya gittik. Adadan bana küçük bir bot verdiler. Türkiye ile ulaşacağım Yunan adası arasında tam beş buçuk saat kürek çektim. Şanslıydım, gökyüzünde kocaman bir ay vardı ve deniz dümdüzdü. Sabahleyin dokuzda Midilli’ye çıktım. Oradan Atina yakınlarındaki Lavrion Kampı’na getirdiler. Yarım saat sonra oradan da kaçıp bir köye gittim. Sonra da örgüt karar verdi: Almanya’ya gelecek…”