Ana Sayfa Blog Sayfa 175

Hukukçu İstekli tecridi değerlendirdi: Devlet kanunlarını çiğniyor

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a dönük tecritle devletin kendi kanunlarını çiğnediğini belirten ÖHD İstanbul Şubesi Eşbaşkanı İstekli, tecride karşı hukuksal, toplumsal ve siyasal mücadele yürütülmesi gerektiğini söyledi

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne 24 yıldır ağır tecrit koşullarında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile aynı cezaevinde bulunan Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş’tan 28 aydır haber alınamıyor. Mutlak iletişimsizlik koşullarının yaşandığı İmralı’ya dair endişeler artarken, Kürt halkı başta olmak üzere hukukçular, hak savunucular ve çeşitli kesimlerden tepkiler yükseliyor. Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi Eşbaşkanı Gürkan İstekli, İmralı tecridi ve mutlak iletişimsizlik haline ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Tecridin uluslararası ve yerel hukukta yer almadığını ifade eden İstekli, İmralı Cezaevi’nde benzeri görülmeyen koşullar ve yöntemler olduğuna dikkat çekti. Tecrit halinin uzun süredir olduğunu belirten İstekli, “Tecrit döneme göre gevşemeler yaşansa da bir konsept olarak daima varlığını sürdürmüştür. Devletin Kürt halkına karşı yürüteceği savaşı kapsayan ‘Çöktürme Planı’nın bir ayağı İmralı’dır” dedi.

Topluma yayıldı

Tecridin topluma yayıldığını belirten İstekli, “Çünkü Sayın Öcalan’ı konuşmak bile tecrit edilmiş durumda. Sayın Öcalan’ı konuştuğunuzda, içinde bulunduğu durumu anlattığınızda, devletin hışmıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. En son örneğini TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’dır. O anlamda tecride ses çıkarmak, toplumu da bir yerde özgürleştirmektir. Devletin baskı ve şiddetine dur demektir” dedi. Tecridin siyasi saiklerle derinleştirildiğinin altını çizen İstekli, Abdullah Öcalan’ın başta Kürt halkı olmak üzere bütün Ortadoğu halkları nezdinde özgürlük ve demokrasi mücadelesinde temsil anlayışının çok önemli bir yeri olduğunu söyledi. İstekli, “Devlet ve sistem bunun farkında, bu nedenle Sayın Öcalan’ın sesini kısarak, tecrit derinleştirerek, mücadeleyi gerileteceğini düşünüyor” ifadelerini kullandı.

Kanunlar çiğneniyor

Her tutuklunun aile ve avukatlarıyla görüşme ve telefon ile iletişim hakkının olduğunu dile getiren İstekli, bu hakkın yasalarla garanti altına alındığını hatırlattı. İstekli, “Devletin sorumluluğunda olan bir hükümlünün tüm haklarını koruyan yegane kurum devletin kendisidir. Bu durumda Sayın Öcalan dahil şuan cezaevlerinde olan herkesin haklarını korumakla mükelleftir. Adalet Bakanlığı da bunların parçalarıdır. Fakat durum kanunlarla belliyken, devletin kendi kanunlarını çiğneyerek bir hükümlüye haklarını kullandırmamasıyla karşı karşıyayız. Sayın Öcalan haklarını kullandırmamakta ısrar ediyor. Bu durum hukukla izah edilemez” şeklinde konuştu.

Siyasi bir karar

İstekli, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sayın Öcalan’a keyfi disiplin ve hücre cezaları veriliyor, bu cezaların nedenleri açıklanmıyor. Burada bu cezaların hukukla bir ilgisi olmadığını, tamamen siyasi bir karar olduğunu söylemek mümkün. Devlet kesinkes bir şekilde tecridi bir savaş yöntemi olarak kullanıyor. Bu hukuksuzluk ortadan kaldırılmalı.”

Baronun İmralı sessizliği

İstanbul Barosu’nun tecridi görmezden gelen yaklaşımını eleştiren İstekli, “Müvekkilimizle görüşmek ve bize kolaylık sağlaması, bağlı bulunduğumuz baronun bir görevidir. Biz bağlı bulunduğumuz baroya karşı sorumluluk taşıyorsak, baroda bize karşı sorumluluk taşır. Ama maalesef yüz yüze yaptığımız görüşmede, İmralı Cezaevi hiç yokmuş gibi bir tavır içindeydiler. Müvekkillerimizle görüşemiyoruz, cezaevine gidemiyoruz dediğimizde; ‘herkes her cezaevine gidebiliyor’ deniliyor. İmralı Cezaevi dediğimizde ‘orası özel bir yer’ deniyor. Hukukta kişiye özel bir hukuk olmaz. Barodan bize bir cevap vermesini bekledik ancak şimdiye kadar bize olumlu ya da olumsuz bir dönüş yapılmış değil” diye belirtti.

Tecride karşı mücadele

Hukuki yollarla mücadeleye devam edilmesi gerektiğini aktaran İstekli, ancak bu durumun siyasi olduğunu, bu nedenle topluma, siyasi partiler ve demokrat çevrelere de önemli görev ve sorumlulukları düştüğünü dile getirdi.

Haber: Esra Solin Dal / MA

#Hukukçu #İstekli #tecridi #değerlendirdi #Devlet #kanunlarını #çiğniyor

Avukat Alagöz: ATK bir talimat kurumu

Hasta tutuklular ATK’nin ‘cezaevinde kalabilir’ raporları nedeniyle ölüme sürükleniyor. Avukat Alagöz, ATK’nin eşitlik ilkesini ihlal ettiğini belirterek adım atılması gerektiğini vurguladı

Hasta tutukluların cezaevlerinde durumu daha da kötüleşiyor. Bunun nedeni ise hem tedavilerinin engellenmesi, hem de Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) verdiği “cezaevinde kalabilir” raporları. ATK’nin “cezaevinde kalabilir” raporu verdiği birçok tutuklu ise ölüme sürüklendi. Son olarak Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 2 yılı aşkın tutuklu bulunan ve akciğer hastası olan 52 yaşındaki Bişar Yazıcı 8 Temmuz’da yaşamını yitirmişti. Bişar’ın hem tedavisi engellendi, hem de ATK’nin “cezaevinde kalabilir” raporu yüzünden tahliyesi.

ATK artık ‘talimat’ kurumu

Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuşan Avukat Ömer Alagöz, ATK’nin tamamen bir talimat kurumu haline geldiğini ve ölüme terk edildiğini söyledi. ATK’nin olumlu hiçbir adım atmadığını bunun da ölümleri tetiklediğini belirten Alagöz, “Ölümler, ardı arkası kesilmeyecek şekilde devam ediyor. Son dönemde bu durum daha da artmaya başladı. Hatasta tutuklular konusunda çok ciddi adımların atılması gerekiyor. Eşitlik ilkesi gereği, Anayasa Mahkemesi ve AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) kararları noktasında en azından suç ayrımı gözetmeksizin, herkese eşit bir biçimde davranılması gerekiyor” dedi.

Genelge laf olsun diye çıkarıldı

ATK’nin açık bir şekilde eşitlik ilkesini ihlal ettiğini ve “Sürekli Hastalık, Sakatlık ve Kocama Sebebiyle Kişilerin Cezalarının Hafifletilmesi veya Kaldırılması Hakkında İşlemler” başlıklı genelgenin de sonuç vermediğini dile getiren Alagöz, “Laf olsun diye çıkarılmış bir genelge. Genelgenin siyasi ve hasta tutuklulara hiçbir katkıda bulunmadığı apaçık ortadadır” diye konuştu.

Türkiye sözleşmelere uymuyor

Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmelere uyulmadığını sözlerine ekleyen Alagöz, şöyle konuştu: “Türkiye sözleşmelere uymuş olsaydı, cezaevlerinde bu denli ölümler ve hak ihlalleri olmazdı. Bugün AİHM’in Türkiye’yi mahkûm ettiği sayısız konu var. Biz infaz erteleme talebinde bulunurken, bu kararları gerekli savcılık veya Adalet Bakanlığı’na iletmemize rağmen bunların hiçbir geçerliliği olmuyor. Bu durumda ölümler devam ediyor”

İktidarın politikaları nedeniyle ihlallerinin her geçen gün arttığına dikkat çeken Alagöz, “Tutuklular için uygun bir adım atılmıyor ve bu olumsuzluklar zinciri sürekli olarak devam ediyor. Bir iyileştirme yapılmadığı takdirde sürekli aileler acı çekecektir. Bu durumla ilgili hemen gerekli ve ciddi adımların atılması gerekmektedir” şeklinde konuştu.

5 ayda 3 hasta tutuklu yaşamını yitirdi

2022 yılında 78, 2023 yılının ilk 5 ayında ise 15 tutuklu cezaevinde yaşamını yitirdi.

İHD’nin ağır hasta tutuklu listesinde yer alan ve 22 Mart’ta tahliye edilen 30 yıllık tutuklu Abdulhalim Kırtay, 12 Mayıs’ta yaşamını yitirdi. Bedlîs’te 2014 yılında “örgüt üyeliği” iddiasıyla 15 yıl hapis cezası verilen ve 9 yıl tutuklu bulunan 31 yaşındaki Behçet Kaplan, 15 Mayıs’ta tutulduğu Ahlat T Tipi Cezaevi’nde yaşamını yitirdi. Son olarak Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde 2 yılı aşkın süredir tutuklu bulunan ve akciğer hastası olan 52 yaşındaki Bişar Yazıcı, 8 Temmuz’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.

HABER MERKEZİ

#Avukat #Alagöz #ATK #bir #talimat #kurumu

‘Eşin siyasi’ gerekçesiyle 8 yıldır nufüs cüzdanı verilmiyor

Dêrik’te yaşayan Manal Abdusselam’a evli olduğu Abdullah Ecer hakkında açılan dava gerekçe gösterilerek 8 yıldır nüfus cüzdanı verilmiyor

Mêrdîn’in Dêrik ilçesinde yaşayan Kuzey ve Doğu Suriye kenti Amudêli olan Manal Abdusselam’a 2015’te evlendiği Abdullah Ecer’in “örgüt üyeliği”nden dosyası bulunduğu gerekçesiyle nufüs cüzdanı verilmiyor.

İlçe belediyesinde resmi nikahları kıyılan Abdusselam’ın daha sonra nüfus cüzdanı almak için Nüfus Müdürlüğü’ne yaptığı başvuru kabul edilmezken, Abdusselam bunun üzerine mahkemeye başvurdu.

Eşi de tutuklandı

Abdusselam 8 yıldır hukuk mücadelesi verirken, yaklaşık 2 yıl önce eşi Ecer de cezası onanarak cezaevine konuldu. Giresun Espiye L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Ecer’in görüşüne giderken de sorunlar yaşayan Abdusselam, sorunun çözülmesini istiyor.

8 yıldır hukuk mücadelesi veriyor

Nüfus cüzdanı çıkarmak için ilk olarak 2015 yılında Mêrdîn’de başvuru yaptığını ve dosyasının İçişleri Bakanlığı’na gönderildiğini belirten Abdusselam, “Eşimin siyasi dosyası olmasından dolayı talebim reddedildi. 8 yıldır buradayım ve kimliğim yok” dedi.

Nüfus cüzdanının olmamasından dolayı hastane gibi birçok kamu kurumunda sorun yaşadığını vurgulayan Abdusselam, eşi ile görüşebilmek için savcılıktan özel izin almak zorunda kaldığını söyledi.

Kurum kurum gezdi

Abdusselam, “Eşimle görüşmek için bin bir zorlukla Giresun Espiye Cezaevi’nde gittim. Evlilik cüzdanımı göstermeme rağmen görüşemeyeceğimi, kimliğimin olması ya da savcılıktan izin almam gerektiği söylendi. Savcılıktan izin alana kadar saat 16.00 oldu. Bu süre zarfında da benim dışımda herkes görüşünü yapmıştı. Yani cezaevi görüşü de rezalete döndü benim için. En son gittiğimde izin kağıdı yanımda olmasına rağmen yine sorun çıkardılar. İzin kağıdını gösterdim, ikametimi istediler, onu gösterdim, adresimin sistemde yazılmadığını söyleyerek sorun çıkardılar” diyerek bu sorunun arık çözülmesini istedi.

Haber: Ahmet Kanbal / MA

#Eşin #siyasi #gerekçesiyle #yıldır #nufüs #cüzdanı #verilmiyor

Mersin’de ev baskınları: 11 kişi gözaltına alındı

Mersin’de yapılan ev baskınlarında 11 kişi gözaltına alındı

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı, Newroz kutlamalarında “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla başlattığı soruşturma kapsamında A.R., A.B., F.B., N.A., Z.A., N.E., R.A., R.B., Z.A., K.H., A.H., M.A., M.H. ve A.A.A. adlı kişiler hakkında gözaltı kararı çıkardı.

Soruşturma kapsamında bu sabah kentte çok sayıda adrese eş zamanlı baskınlar düzenlendi.

Bazı evlerin kapıları koçbaşıyla kıran polisler, aramaların ardından 11 kişi “örgüt propagandası yaptıkları” iddiasıyla gözaltına aldı. Gözaltına alınanların Mersin İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğü öğrenildi.

MERSİN

#Mersinde #baskınları #kişi #gözaltına #alındı

Jîna Emînî’nin ailesine destek veren avukatlara soruşturma

İran’da katledilen Jîna Emînî’nin ailesine geçtiğimiz yıl desteklerini açıklayan 54 avukat hakkında soruşturma açıldı. Avukatlar ifadeye çağrıldı

Tahran’da geçtiğimiz yıl Eylül ayında “ahlak polisleri” tarafından saçı görüldüğü gerekçesiyle katledilen Kürt kadın Jîna Emînî’nin ardından başlayan eylemler devam ederken, Emînî ailesine geçen yıl bildiri yayınlayarak destek olan 54 avukat hakkında soruşturma açıldı.

Hükümeti kınamışlardı

Avukatlar geçen yıl ortak imza ile yayınladıkları bildiride hükümet yetkililerinin yasadışı davranışta bulunduğunu belirterek, bu durumu kınamıştı. Bukan Başsavcılığı, 54 avukatı ifade için savcılığa çağırdı.

İfadeye çağrıldılar

Başsavcılık tarafından avukatlara gönderilen yazıda, “Genel ilkelerin korunmasına aykırı fotoğraf, film ve yazılar yayınlamaktan” ifadeye çağrıldıkları yazıldı. Yazıda, avukatlara ifade için 5 gün süre verildiği ve ifadelerden 5 gün sonra ise mahkemeye çıkarılacakları da yer aldı.

DIŞ HABERLER

#Jîna #Emînînin #ailesine #destek #veren #avukatlara #soruşturma

Şenyaşar ailesine saldırı: Olay yeri inceleme görüntüleri ortaya çıktı

Suruç Devlet Hastanesi’nde Şenyaşar ailesinden 3 kişinin katledildiği saldırı sonrası yapılan olay yeri inceleme görüntüleri ortaya çıktı

Riha’nin (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP eski Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın korumaları ve yakınlarının Şenyaşar ailesine yönelik gerçekleştirdiği saldırılara dair yeni görüntüler ortaya çıktı. Mezopotamya Ajansı (MA), Suruç İlçe Devlet Hastanesi’nde Şenyaşar ailesinden 3 kişinin öldürüldüğü saldırıdan sonra yapılan olay yeri inceleme görüntülerine ulaştı.

Kayıt dosyasına saldırı

Görüntülerde, Şenyaşar ailesi fertlerine dönük saldırının gerçekleştiği odanın duvarlarında çok sayıda mermi izi ile tavanda bir insanın geçebileceği genişlikte deliklerin oluştuğu görülüyor. Odanın zemini ile bir duvarlarının kana bulunadığı, Yıldız ailesi tarafından kullanılan silahlardan çıkan çok sayıda mermi kovanının yerde olduğu da görüntülere yansıdı.

Görüntülerin devamında, bir polis, iki silah ve şarjöründe bulunan mermilere dair inceleme yapıyor. Yine, hastane odalarındaki camların ve eşyaların kırıldığı, güvenlik kameralarının kayıt odası olarak değerlendirilen odadaki tüm cihazların taşlarla tahrip edildiği, serwerların alındığı, kabloların koparıldığı ya da çekili olduğu de görüntülerde yer alıyor.

Ne olmuştu?

Riha’nin Pirsûs ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP eski Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın korumaları ve yakınları, seçim çalışmaları sırasında işyerlerini ziyaret ettiği Şenyaşar ailesine saldırmıştı. İş yerinde yaralanan Celal, Adil, Mehmet, Fadıl ve Ferit Şenyaşar kardeşler Suruç Devlet Hastanesi’ne kaldırılmıştı. Baba Hacı Esvet Şenyaşar ile bazı aileleri, bunun üzerine hastaneye gelmişti. Yıldız ailesinin yakınları, hastanede aileye saldrımış, Adil ve Celal ile babaları Esvet Şenyaşar’ı katletmişti. Fadıl, Ferit ve Mehmet Şenyaşar ise ağır yaralanmıştı.

Saldırının yaşandığı sırada, dönemin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, Urfa Valisi, Suruç Kaymakamı ve emniyet müdürünün de hastane bahçesinde olduğu ortaya çıkmıştı. Yine hastanenin güvenlik kamera kayıtlarına el konulduğu ortaya çıkmıştı. Katliama dair, “işyeri” ve “hastane” olarak iki ayrı dava açıldı. Sonrasında bu davalar birleştirildi.

Haber: Mahmut Altıntaş / MA

#Şenyaşar #ailesine #saldırı #Olay #yeri #inceleme #görüntüleri #ortaya #çıktı

Amed’de ‘Uyuşturucuya Karşı Barikat Ol’ kampanyasına destek çağrısı

Amed’de son yıllarda artan uyuşturucu ve fuhuşa karşı ‘Uyuşturucuya Karşı Barikat Ol’ kampanyası başlatan Barikat ve Mor Barikat’ın yöneticileri herkesi kampanyalarına destek olmaya çağırdı

Kurdistan’da son yıllarda devlet eliyle yaygınlaştırılan uyuşturucu kullanımı artarken, buna karşı mücadele çalışmaları da devam diyor. Amedspor taraftar grubu Barikat ve Mor Barikat da, Amed ve çevresinde artan uyuşturucu kullanımı ve fuhuşa karşı “Uyuşturucuya Karşı Barikat Ol!” kampanyası başlattı.

Gruplardan destek çağrısı

6 Temmuz’da sanal medya hesaplarından “#GeçitVermeAmedsporlu” hashtagıyla duyarlılık çalışması yapan Barikat ve Mor Barikat, önümüzdeki günlerde sivil toplum örgütleriyle görüşerek, bir sempozyum düzenlemeyi planlarken, taraftar gruplarının yöneticileri kampanyaya destek çağrısında bulundu.

Çocuklarımız için kaygılıyız

Amed’de uyuşturucu kullanımın da yaş ortalamasının düştüğünü ve kolay bir şekilde temin edilebildiğinin altını çizen Barikat grubu yöneticisi İbrahim Aygürt,“Bu maddelerin nereden temin edildiği, ne şekilde satıldığı merak konusu oldu bizim için. Gençliğimizin ve çocuklarımızın geleceği için kaygılanıyoruz. O yüzden elimizden geldiğince bu konudaki çalışmalara ve kampanyalara destek verip sürdüreceğiz” diye belirtti.

Gençler yoz yaşama çekiliyor

Uyuşturucu ve fuhuşun toplumla özdeşleşmeyen “sistem gereçleri” olduğunu ifade eden Aygürt, “Gençleri yoz yaşama sürükleme, bilinç seviyesini düşürme, ideolojik düşüncesini yitirme, ileriki yaşamında bilinç seviyesinin düşüklüğünden kaynaklı topluma faydalı birey olamaması bizim için endişe verici sebeplerdir. Bugün şehrin herhangi bir yerinde, köyde veya ilçede bu yüz kızartıcı hareketler dışında ne yaparsanız yapın her türlü yargılanırsınız. Ama bugün bu işin öncülüğünü yapanlar, temin edenler; bu maddeleri, şehirlere, köylere, okullara sokanlar rahatlıkla elini kolunu sallayarak geziyor. Biz tamamıyla bunu sistemsel görüyoruz” diye belirtti.

Gerekirse valiliğin önünde oturacağız

Kentteki tüm STÖ’lerin ve kamuoyunun yürüttükleri mücadeleye dâhil olması gerektiğine vurgu yapan Aygürt, “Tek başımıza olsak da, gerekirse caddeleri kapatacağız, basın açıklaması yapacağız, valiliğin ve emniyetin önünde oturacağız. Biz yozlaşmak istemiyoruz. Biz, gençlerimizi, özümüzü, geleneğimizi kaybetmek istemiyoruz. Biz bilinçli bir coğrafyanın gençleriyiz. Şêx Said’lerin torunlarıyız. Öz geçmişimizi asla kaybetmeyeceğiz” diye vurguladı.

Kadını kimliğinden uzaklaştırmak istiyorlar

Son dönemlerde başta Amed olmak üzerek Kürdistan’ın birçok kentinde fuhuş vakalarının arttığına dikkati çeken Mor Barikat grubu yöneticisi Kader Türkyılmaz ise, artan vakaların kadın kimliği için tehlike arz ettiğini belirtti. Fuhuşun “kadını köleleştirme” ve “kadın bedenine saldırı” niteliği taşıdığının altını çizen Türkyılmaz, “Kadını kendi kimliğinden, benliğinden ve özünden uzaklaştırmak, kadını köleleştirmek için yapılıyor. Bu fuhuş vakalarına karşı kadınların güçlü bir irade koymaları gerekiyor. Fuhuş vakalarına karşı ciddi anlamda mücadele etmemiz gerekiyor” dedi.

Dayanışma göstermek gerek

Fuhuş ile mücadele konusunda kadın kurumlarına ve STÖ’lere sorumluluk alma çağrısında bulunan Türkyılmaz, “Toplumu ciddi anlamda tehdit eden bu soruna karşı başta biz kadınlar olmak üzere, kurumlarımız, kentte bulunan sivil toplum örgütleri ile dayanışma içerisinde olup seminer ve konferanslar düzenlenmelidir. Bu saldırılara maruz kalmış kadınlarla bir araya gelip, onların sorunlarını dinleyip çözüm bulmanın yararlı olacağını düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

Kaynak: MA

 

#Amedde #Uyuşturucuya #Karşı #Barikat #kampanyasına #destek #çağrısı

Mahkeme Çelik’i öldüren korucunun ‘geleceğini’ düşündü, 20 ay cezayı yeterli gördü

Mîdyad’da çoban Musa Çelik’i öldüren korucubaşı Şükrü Akçay’a verilen müebbet hapis cezası 12 yıla çevrildi. Sonrasında ise Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 2’nci Ceza Dairesi Akçay’ın 20 ay tutuklu kalmasını yeterli görerek tahliye kararı verdi

Mêrdîn’in Mîdyad (Midyat) ilçesine bağlı Mesken kırsal mahallesinde 21 Kasım 2021’de çoban Musa Çelik’in öldürülmesine dair tutuklanan korucubaşı Şükrü (Şirin) Akçay 20 ay tutuklu kalmasının ardından tahliye edildi.

Akçay ile kardeşleri Veysi ve Mahsum Akçay hakkında açılan dava, 29 Eylül 2022 tarihinde karara bağlanmıştı.

Müebbet hapis cezası 12 yıla düşürüldü

Mahkeme, korucubaşı Şükrü Akçay’a müebbet hapis cezası vererek, “haksız tahrik” ve “iyi hal” iddialarıyla cezayı 12 yıl 6 aya düşürmüştü. Mahkeme, Veysi Akçay’a “haksız tahrik altında silahla tehdit” suçundan 1 yıl 8 ay ceza, Mahsum Akçay hakkında ise beraat kararı vermişti. Veysi ve Mahsum Akçay tahliye edilirken, Şükrü Akçay’ın ise tutukluluk halinin devamına karar verilmişti.

Karar korucubaşının geleceğine etki edermiş

Midyat Ağır Ceza Mahkemesi, kararının gerekçesinde ise, sanık Şükrü Akçay’ın öldürme kastının olmadığını öne sürmüş, cezadaki indirime “sanığın geleceği üzerindeki olası etkilerini” gerekçe yapmıştı.

Tutukluluğa devam denildi

Çelik ailesinin avukatları ile sanık Akçay kardeşlerin avukatları, dosyayı Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi’ne taşıdı. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi, korucubaşı Akçay ve kardeşleri hakkında verilen cezayı “hukuka uygun” görerek, Şükrü Akçay’ın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

Mahkeme 20 ayı yeterli gördü

Akçay’ın avukatı, kararı bir üst mahkeme olan Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 2’nci Ceza Dairesi’ne taşıdı. Mahkeme, Akçay’ın tahliyesine karar verdi. Tutuklulukta kalınan 20 aylık süreyi tahliyeye gerekçe yapan mahkeme, kararının gerekçesinde ise şu ifadelere yer verdi: “Delillerin toplanmış olması ve karartılma ihtimalinin bulunmaması, tutuklu kalınan süre, tutukluluk süresi nazarında tedbirin infaza dönüşme ihtimali, kasten öldürme suçunun haksız tahrik etkisi altında işlendiği ya da meşru savunma halinde işlendiği hususlarında yoğunlaştığı, bu itibarla temyiz kanun yolu sürecinde telafisi imkansız zararların doğması ihtimali, kaçma ihtimalinin adli kontrol ile bertaraf edilebileceğinin değerlendirilmesi ve bu aşamada tutukluluğun orantısız bir tedbir olarak görülmesi hususları hep birlikte nazara alınarak tahliyesine(…)”

MÊRDÎN

#Mahkeme #Çeliki #öldüren #korucunun #geleceğini #düşündü #cezayı #yeterli #gördü

Depremzede çocuklar ‘Umut Bahçesi’nde buluşuyor

Semsûr’da depremden bu yana çalışmalarını sürdüren Çocuk Hakları Odaklı Kriz Yönetim Ağı, çocuklar için çeşitli ekinliklerin yapılacağı ‘Umut Bahçesi’ oluşturdu. Bahçede çocukların yaşadıkları sorunlara çözüm üretilmeye çalışılıyor

Mereş (Maraş) merkezli 6 Şubat’ta peş peşe yaşanan depremde 11 kente etkilenirken, deprem kentlerinde halkın dayanışması depremin ilk gününden beri sürüyor. Bir yandan kentleri yeniden inşası bir yandan ise yurttaşların yaraları sarılmaya çalışılıyor. Bu amaçla Amed Kent Koruma ve Dayanışma Platformu bünyesinde kurulan Çocuk Hakları Odaklı Kriz Yönetim Ağı (Tora Rêvebarîya Krîzê ya Mafparêz a Zarokan a Amedê), Semsûrlu (Adıyamanlı) çocuklar için 5 aydır çalışmalarını sürdürüyor.

Birçok kurum destek veriyor

Amed Barosu Çocuk Hakları Merkezi, Rengarenk Umutlar Derneği, Çocukça, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, İnsan Hakları Derneği (İHD) Çocuk Hakları Komisyonu, Çocuk İçin Adalet, Eğitim Sen Amed Şubesi, Lotus Genç Alan Derneği’nin yer aldığı ağ, Semsûr’da halk tarafından kurulan çadır kentlerde çocuklar için oyun alanları kurarak çocuklarla birlikte çeşitli etkinlikler düzenliyor. Çocuklar için atölye ve çeşitli oyunlar düzenleyen Ağ, çocuklara psikolojik destek sunuyor.

Umut bahçesi kuruldu

Ağın çalışma yürüttüğü yerlerden biri de Semsûr merkez Cumhuriyet Mahallesi’nde emek örgütleri tarafından kurulan Narlı Kuyu çadır kenti. Onlarca ailenin yaşadığı çadır kentte ağ gönüllüleri her gün çocuklar için resim, müzik, dans ve drama atölyeleri düzenliyor. Çocuklar için oyun çadırı kurarak yaşam alanı oluşturan ağ gönüllüleri, çocuklar ile birlikte çeşitli sebzelerin ekimini gerçekleştirerek “Umut Bahçesi” oluşturdu.

Sürdürdükleri çalışmalara dair Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Emrullah Acar’a bilgi veren Ağ gönüllüsü Sosyolog Ferhat Pekdoğan birçok alanda çocuklara eğitim verdiklerini ve depremin etkilerini silmeye çalıştıklarını belirtti.

Depremi şiddetle atmaya çalışıyorlardı

Ağın depremin ilk günlerinde kurulduğunu belirten Pekdoğan, 18 Şubat’tan bu yana Semsûr’da çalışma yürüttüklerini ifade ederek, çocukların bu süreçte yaşadıklarına dair, “Deprem sonrası Akut dönemindeki çocukların davranış bozukluklarının başında şiddet geliyordu. Çocuklar depremin neden olduğu etkiyi şiddet ile üstünden atmaya çalışıyordu. Çocuklar ailelerine, biz eğitmenlere şiddet uygulamaya çalıştılar. Bunun dışında altına kaçırma, uykudan irkilerek uyanma gibi davranış değişiklikleri baş gösterdi” dedi.

Çocuklara ailelerin gözetiminde psikolojik destek sunduklarını belirten Pekdoğan, “Yaptığımız çalışmaları raporlayıp sonuçları psikolog arkadaşlar ile paylaşıyoruz. Kendi içine kapanık olan çocuklar, şimdi bir birleri ile oyu oynuyor ve kimi olumsuz alışkanlıklarını terk etmiş durumdalar. Çocuklar için yaşam alanı oluşturulmayan yerlerde çocukların daha çok şiddete meyilli olduklarını gözlemliyoruz. Çocuklar ilk başta yaşadıkları bu alanlara ‘çadır’ derdi, ancak zaman ilerledikçe ev demeye başladılar. Çünkü bir süre sonra benimsemeye başladılar” ifadelerini kullandı.

En önemli sorun iletişim sorunu

Narlı Kuyu çadır kentinde kalan ailelerin çoğunluğunun mülteci ailelerden oluştuğunu dile getiren Pekdoğan, “Çok fazla göçmen grup var ve bizim en zorlandığımız konuların başında dil sorunu geliyordu. Biraz olsun Türkçe bilen kişiler bize tercümanlık taptı, bu şekilde çocuklara dokunabildik. Biz dil bilmiyoruz diyerek o çocuklara sırt çeviremezdik. Onlar bugünün çocukları, yarının geleceği” dedi.

Çocuk istismarını anlatıyoruz

Çocukların maruz kaldığı hak ihlallerinin başında istismarın geldiğinin altını çizen Pekdoğan, “Çocuklara istismar konusunda bilgi veriyoruz. Çocuklara bedenlerine kimsenin dokunamayacağını, onlardan izin almadan onlara kimsenin yaklaşamayacağını atölyeler ile anlattık. Biz eğitmenler olarak sadece 5 saniye sarılıyoruz, 5 saniyeden sonra sarılmayı bırakıyoruz. İlk günlerde biz sarılmıyorduk. Biz eğitimciyiz, bizimle bağ kuruyorlar. Yarın bir gün başka biri ile bağ kurup sarılmak isteyebilir ve istismara maruz kalabilir” şeklinde konuştu.

SEMSÛR

 

 

#Depremzede #çocuklar #Umut #Bahçesinde #buluşuyor

NATO demokrasi havarisi mi, vahşetin atlısı mı?

NATO’nun son yaptığı Vilnius Zirvesi’nin sonuçları her bakımdan göstermiştir ki NATO demokrasi havarisi değil, vahşetin atlısıdır. Provoke ve kışkırtmalarla dünyayı adım adım nükleer felakete sürüklüyor

Herdem Fırat

11 Temmuz’da NATO’ya üye ülkeler Litvanya’nın başkentinde bir araya geldiler. İsveç’in üyelik durumu günler öncesinde gündemde olduğu için dikkatler daha çok bu konudaydı. Malum İsveç ‘demokrasi sembolü’ olarak biliniyor. Bundan dolayı da İsveç’in Türkiye’nin anti-demokratik taleplerine karşı geri adım atmayacağı, Erdoğan’ın da milliyetçi kesimin desteğini alması için İsveç’in ‘teröristlere destek’ verdiği söylemini sürdürüp bir süre daha bunun propagandasından fayda sağlayacağı yönünde bir beklenti vardı.

Toplantı öncesi üyelik sürecinde Türkiye’nin vetosuna takılan İsveç’in durumu değerlendirildi. Değerlendirme sonucunda daha önce Erdoğan’ın kesin karşı çıktığı üyelik durumuna evet kararı çıktı. Yapılan dar toplantıdan sonra kısa bir birdiri yayınlandı. Bildiride daha önce konuşulanların bir tekrarı vardı. Yine söz konusu olan Kürtlerin durumuydu. İsveç, ne kadar demokrasi sembolü olduğunu Kürt halkına karşı tavrında ortaya koymuştur. Demokrasinin sınırlarını da böylece öğrenmiş olduk. Bunları öğrenmiş olmakla birlikte, toplantıda tam olarak ne konuşuldu da birkaç saat öncesine kadar keskin bir karşı koyma varken birden evet kararı çıktı, merak konusu olmaya devam edecek. Söz konusu NATO’nun toplantıları olunca gerçekler çok sonradan açığa çıkıyor. Bunun nedeni askeri bir örgüt olması ve askeriyenin kendi dışındakileri düşman olarak görmesidir. Sırlar karargâhın dışına taşırılmamalıdır. İsveç’in üyeliği önünde pürüz kalmadığına göre artık asıl meseleler ile ilgilenebilinirdi.

Uzun bir sessizlikten sonra NATO geçen sene Madrid Zirvesi’yle kendini daha görünür kılıp, örgütün kuruluş gerekçelerine geri döndüğünü gösterdi. NATO son iki toplantısıyla bir demokrasi hareketi olmadığını, tam tersine dünya demokrasisi için en büyük tehlikelerin başında geldiğini gösterdi. Geçen yıl Madrid Zirvesi’yle bunu biraz görünür kıldı. Bu seneki zirvede verdiği mesaj ve açıkladığı bildiri ile ne kadar büyük bir risk taşıdığını da görmüş olduk.

Geçen sene Rusya-Ukrayna savaşı başlamadan önce savaşın çıkması için adeta her şeyi yaptı. Savaş başladıktan sonra da savaşın büyümesi için görevini layıkıyla yerine getirdi. Hiçbir şey Rusya-Ukrayna savaşı kadar NATO’yu bu kadar bir araya getiremezdi. Hiçbir şey Finlandiya ve İsveç’i NATO’ya bu kadar kısa sürede yaklaştıramazdı. Ve bu savaş NATO’nun genişlemesinin önünü açtı. Böylece NATO’nun savaştan beslenen bir yapılanma olduğu daha görünür hale geldi. Nitekim aldığı kararlar bunu açıkça gösteriyor

-NATO, nükleer caydırıcı misyonun güvenilirliği, etkinliği, emniyeti ve güvenliğini sağlamak için gereken tüm adımları atacaktır.

– Nükleer kapasitenin modernizasyonu sürecek, nükleer kuvvetlerin esnekliğini ve uyarlanabilirliğini artırmak için planlarda güncellemeler devam edecek.

-2014 Galler Zirvesi’nden bu yana düzenli olarak artırılan savunma payı daha da artırılacak.

-300.000 askeri personelin anında harekete geçirilebileceği bir askeri oluşum kurulacak.

NATO, askeri gücüne dayanarak dünyayı yeniden dizayn etmek için dünyaya meydan okuyor. Aslında bu meydan okumayla adım adım dünyayı felakete sürüklüyor. Genişleme politikası ve savunmaya daha fazla bütçe ayırma kararı dünya güvenliğinin tehlikede olduğuna işaret ediyor. NATO’nun kendine her şeyi hak görüp, diğer devlere yasak ve suç olarak görmesi, karşı kutupta yer alan güçlerin kolay kabul edebilecekleri bir şey değildir. NATO bunu çok iyi biliyor. Bunu bilerek meydan okuyup provoke ediyor.

“Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) belirtilen hırsları ve zorlayıcı politikaları çıkarlarımıza, güvenliğimize ve değerlerimize meydan okuyor. (…)Rusya Federasyonu, müttefiklerin güvenliğine ve Avrupa-Atlantik bölgesindeki barış ve istikrara yönelik en önemli ve doğrudan tehdittir.(…)NATO, Rusya’ya karşı bir tehdit oluşturmuyor.” Yani kendisine göre, kendisi dışında herkes tehdit ama kendisi değil. Ha keza nükleer güce sahip olma konusunda da öyle. Kendi nükleer güç kapasitesini daha ileriye götürme kararı alırken, özellikle Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) üye ülkelerin nükleer güce sahip olmasını ‘en büyük tehdit’ olarak görüyor. Peki NATO’nun bu nükleer ve askeri yapıyı nasıl kullandığını kim denetleyecek?

Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı haksız savaşta, Rusya’nın işlediği savaş suçlarına dayanarak NATO kendini masum bir yapı olarak gösterebilir. Ancak hiçbir şey NATO’nun devletlerin iç politikalarına müdahil olup korkunç darbe tezgahladığı, faili meçhul cinayet stratejisinin mimarı ve her türlü insanlık suçu işleyen kontra örgütlenmelerin merkezi olduğu gerçeğini ortadan kaldıramaz. Yeni devletlerin üyelik süreçlerini bile bu suçlara ‘sessiz kalma’, hatta destek olma şartlarına bağladığını hepimiz görüyoruz.

Bildiride ayrıca ‘terörün her türlüsüne karşı ortak mücadele’ vurgusu yapılmış. Ama neyin terör kapsamına girip neyin girmediğine dair bir değerlendirme, tanımlama yoktur. Bu da istediği yapıyı terörist istemediğini de demokratik, özgürlükçü olarak tanımlama yetkisini veriyor.

Bildiri 2003 Irak’a müdahale ile başlayıp halen devam eden ‘dünyayı dizayn etme’ müdahalesinin daha geniş bir çerçevede devam edeceğini beyan ediyor. Ukrayna’nın yeri NATO’dur denilerek, Rusya-Ukrayna savaşının daha da derinleşeceğinin mesajı verildi. Çin’e ilk defa bu kadar açık bir şekilde meydan okundu. Bu da kışkırtma ve provoke etmeden başka bir şey değildir. Nasıl ki Rusya’yı Ukrayna’ya saldırttıysa şimdi de yapılan açıklama ve hamlelerle Çin’in Tayvan’a saldırmasının zemini hazırlanıyor. İran’a gözdağı verildi tekrardan. Türkiye’nin Rusya’dan uzaklaştırılıp NATO ile daha çok ortak hareket etmesi karşılığında tüm savaş suçlarına sessiz kalınıp, olası yeni işgal saldırılarına da kapı açıldı.

NATO’nun son yaptığı Vilnius Zirvesi’nin sonuçları her bakımdan göstermiştir ki NATO demokrasi havarisi değil, vahşetin atlısıdır. Provoke ve kışkırtmalarla dünyayı adım adım nükleer felakete sürüklüyor. Gıda fiyatlarının, ekonomik krizin bu kadar yükseldiği bir dönemde silahlara yaptırım yapması kesinlikle dünyayı iyi günler beklemediğini gösteriyor. Tabi özgürlükçü hareketler dünya genelinde daha iyi örgütlenip bunun karşısında küresel bir tavır ortaya koyarlarsa başka bir gelecek de mümkün.

#NATO #demokrasi #havarisi #vahşetin #atlısı #mı