Ana Sayfa Blog Sayfa 180

KNK’den Türkiye-NATO anlaşmasına tepki

KNK, NATO ve İsveç’in Erdoğan’ın taleplerine boyun eğmesine tepki göstererek, ‘NATO, önemli bölgesel dinamikleri dikkate almalıdır’ dedi

Kurdistan Ulusal Kongresi Yürütme Konseyi, Litvanya’da gerçekleştirilen NATO zirvesinde Türkiye ile NATO ülkeleri arasında varılan anlaşmaya tepki gösterdi.

Zirvede AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın taleplerinin kabul edilmesini, “Kürt halkına yönelik zulmün onaylanması ve Kurdistan genelindeki katliam ve göçertmenin devam ettirilmesi sözünün verilmesi” olarak değerlendiren KNK açıklamasında, “Zirve öncesinde NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ve Erdoğan, Türk devletinin dayatmalarına boyun eğen ve İsveç’in yasa ve demokratik gelenekleri ile uluslararası insan hakları sözleşmelerini toptan hiçe sayan 7 maddelik bir anlaşma yayınladı. Türkiye bir kez daha NATO üyeliğini, demokratik uluslara şantaj yapmak ve Kürt halkını hedef alan diktatörlük politikalarına ve askeri saldırı ve soykırım kampanyalarına yeşil ışık yakmak için kullandı” ifadelerine yer verdi.

Sadece dört yıl öncesinde birçok NATO ülkesinin, DAİŞ’e karşı verdikleri mücadeleden ötürü Kürtlere teşekkür ettiği hatırlatılan açıklamada, “NATO üyesi tüm ülkeler DAİŞ’in NATO üyesi Türkiye tarafından kurulduğunu ve desteklendiğini biliyor. Erdoğan’ın, YPG ve YPJ’yi hedef alması, DAİŞ’in Kürtlere karşı yürüttüğü vekalet savaşının bir devamıdır. NATO ve demokrasi ve uluslararası istikrara bağlı herhangi bir ittifak, bu yakın tarihi ve önemli bölgesel dinamikleri dikkate almalıdır” ifadeleri kullanıldı.

DIŞ HABERLER

#KNKden #TürkiyeNATO #anlaşmasına #tepki

Tahliye olan gazeteciler zılgıtlarla karşılandı

Amed’de bugün duruşmada tahliye kararı verilen 15 tutuklu Kürt gazeteci cezaevi önünde alkış ve zılgıtlarla karşılandı

Amed merkezli yürütülen soruşturma kapsamında 8 Haziran 2022’de gözaltına alınan ve 16 Haziran’da tutuklanan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Serdar Altan, Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Aziz Oruç, Xwebûn Gazeteci Yazı İşleri Müdürü Mehmet Ali Ertaş, gazeteciler Zeynel Abidin Bulut, Ömer Çelik, Mazlum Doğan Güler, İbrahim Koyuncu, Neşe Toprak, Elif Üngür, Abdurrahman Öncü, Suat Doğuhan, Remziye Temel, Ramazan Geciken, Lezgin Akdeniz ve Mehmet Şahin ile tutuksuz Esmer Tunç, İbrahim Bayram ve Mehmet Yalçın’ın ilk duruşması dün Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı.

Bugün ikinci günde devam eden duruşmada mahkeme tutuklu 15 gazeteci hakkında tahliye kararı verdi.

Tahliye edilen 15 gazeteci Diyarbakır Cezaevi kampüsü önünde aileleri ve meslektaşları tarafından alkış ve zılgıtlarla karşıladı.

HABER MERKEZİ

 

#Tahliye #olan #gazeteciler #zılgıtlarla #karşılandı

30 yıllık tutuklu Babat tahliye oldu

Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan 30 yıllık tutuklu Abdulhamit Babat, tahliye edildi

Cezaevinde 30 yıldır tutuklu bulunan ve tahliyesi 2 kez ertelenen Abdülhamit Babat, bulunduğu Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildi. Babat, 1993 yılında “Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışmak” suçlamasıyla Amed’de gözaltına alınıp tutuklandı. Babat, yargılandığı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) müebbet hapis cezası aldı. Bu sürede Amed, Dîlok, Ordu, Ankara’da bulunan cezaevlerinde kalan Babat, en son Bolu F Tipi Cezaevi’ne sevk edildi.

30 yıllık tutukluluğu boyunca cezaevinde kalp ve tansiyon hastalığı oluşan Babat’ı cezaevi önünde ailesi ve akrabaları karşıladı. Babat, ardından ailesi ile birlikte memleketi Amed’e gitmek için yola çıktı.

Kaynak: MA

#yıllık #tutuklu #Babat #tahliye #oldu

BM: Ordunun Kürt kadınlara yönelik saldırıları araştırılsın

BM, Türkiye’de ordunun Kürt kadınlara yönelik saldırılarına dair ‘araştırılsın’ çağrısı yaptı ve Kürt kadınların etnik kimliklerinden dolayı da ayrımcılığa maruz kaldığına dikkat çekti

Birleşmiş Milletler (BM) Kadın Yönelik Şiddet, Sebepleri ve Sonuçları Özel Raportörü Reem Alsalem, Türkiye’de Kadına dönük şiddet raporunu, BM Cenevre Ofisi’nde devam eden İnsan Hakları Konseyi 53. İnsan Hakları Oturumları kapsamında yayınladı.

Özel Raportör Reem Alsalem 19 sayfalık raporunda Kürt kadınlara dönük şiddete özel olarak yer ayırırken, Türkiye Silahlı Kuvvetlerine mensup askerlerin Kürt ve PKK’li kadınlara dönük saldırılarına da dikkat çekti.

Kürt kadınları ülkede özellikle şiddet riski altında olan gruplar altında tanımlayan Özel Raportör Reem Alsalem, raporunda, Kürt kadınların kimliklerinden kaynaklı olarak da şiddete maruz kaldığından duyduğu endişeye yer verdi.

Kimliklerinden dolayı da ayrımcılığa maruz kalıyorlar

Raporda, “Kürt Kadınları etnik ve dil kimliklerine dayalı ayrımcılığa maruz kalıyor, toplumda marjinalleştiriliyor, insan haklarından sınırlı bir şekilde yararlanıyor. Yanı sıra PKK’ye karşı yürütülen savaş bağlamında yüksek sayıda, çoğunluğu kadın olmak üzere Kürt sivillerin öldürüldüğü veya cinsel şiddet dahil olmak üzere şiddete maruz bırakıldığı raporları bizleri endişelendiriyor. Özel Raportör, ayrıca Kürt kadın ve kız çocuklarının sürekli olarak taciz ve tehditlere maruz kalmalarına, birçoğunun keyfi ve uzun süreli gözaltında tutulmalarına, hukuki yardıma erişimlerinin kısıtlı olmasına ve haksız yargılanmalarla karşı karşıya kalmalarına dönük raporlardan endişe duymaktadır” ifadeleri kullanıldı.

Ordunun Kürt kadınlara yönelik saldırıları araştırılsın

Türkiye’ye, Türk ordu güçleri tarafından Kürt kadınlara dönük saldırıların araştırılması çağrısında bulunan Özel Raportör Reem Alsalem, raporunda şu ifadelere yer verdi:

“Türk güvenlik ve savunma güçleri tarafından Kürt kadınlara yönelik işlenen cinsel ve cinsiyete dayalı şiddet eylemlerini araştırın, kovuşturun ve sorumluları cezalandırın. Türk-Kürt bölgelerindeki çatışmanın ve PKK’nin statüsüne bakılmaksızın Cenevre Konvansiyonlarının 3. maddesine saygı gösterilmesini sağlayın.

Bu amaçla, Kürt kadınlarının karşı karşıya kaldığı şiddet olaylarının ve ihlallerin açıklığa kavuşturulması ve sorumluların yargılanması için uluslararası destekli etkili, tarafsız ve şeffaf soruşturma mekanizmalarını hayata geçirin.”

3. madde nedir?

Cenevre Konvansiyonları 3 maddesi şöyle :

“Yüksek Sözleşmeci Taraflardan birinin topraklarında uluslararası nitelikte olmayan bir silahlı çatışma çıkması halinde, çatışmaya taraf olan Taraflardan her biri en azından aşağıdaki hükümleri uygulamakla yükümlü olacaktır:

l. Silahlarını bırakan silahlı kuvvetler mensupları ve hastalık, yaralanma, tutukluluk veya başka herhangi bir nedenle savaş dışı bırakılan kişiler dahil olmak üzere çatışmalara doğrudan katılmayan kişiler, her koşulda, ırk, renk, din veya inanç, cinsiyet, doğum veya servet veya benzeri herhangi bir kritere dayalı herhangi bir aleyhte ayrım yapılmaksızın insanca muamele edilmesi.

Bu sebeple, Bu amaçla, yukarıda belirtilen kişilerle ilgili olarak aşağıdakiler her zaman ve her yerde yasaklanmıştır ve yasak kalacaktır:

a) Hayata ve vücut bütünlüğüne yönelik saldırılar, özellikle her türlü cinayet, sakatlama, vahşice muamele, işkence ve eziyet,

b) Rehin almak,

c) Şahısların izzeti nefislerine tecavüz, bilhassa küçük düşürücü ve aşağılayıcı muameleler,

d) Uygar milletlerce elzem olarak kabul edilen adli güvencelerle birlikte, nizami bir mahkeme tarafından önceden bir yargılama olmaksızın verilen mahkumiyet kararları ile idam cezalarının infazı.

2. Yaralı ve hastalar toplanacak ve tedavi edilecektir.

Uluslararası Kızılhaç Komitesi gibi tarafsız insani bir teşkilat, anlaşmazlık halinde taraflara hizmetlerini arzedebilecektir.

Anlaşmazlık halindeki taraflar, ayrıca hususi anlaşmalar yolu ile işbu Sözleşmenin diğer hükümlerinin tamamı veya bir kısmını yürürlüğe koymaya çalışacaklardır.

Yukardaki hükümlerin uygulanmasının anlaşmazlık halinde bulunan tarafların hukuki durumları üzerinde hiçbir etkisi olmayacaktır.”

Kaynak: ANHA

#Ordunun #Kürt #kadınlara #yönelik #saldırıları #araştırılsın

Tarsus Cezaevi’nde 7 tutuklu 3 gündür açlık grevinde

Tarsus 2 Nolu T Tipi Cezaevi’nde bulunan 7 tutuklu, cezaevinde yaşanan hak ihlalleri ve kötü muamele nedeniyle açlık grevine başladı

Tarsus 2 Nolu T Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunan Özkan Yalçın, Mazlum Gök, Mehmet Halis Saykan, Cengiz Dere, Kadri Ezer, Azad Taş ve Emrah Deniz’in, cezaevinde yaşanan hak ihlalleri ve kötü muamele nedeniyle 9 Temmuz’dan bu yana açlık grevi eyleminde oldukları öğrenildi.

Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Mersin Şubesi durumu öğrenmek için cezaevine gideceklerini belirtti.

Kaynak: MA

#Tarsus #Cezaevinde #tutuklu #gündür #açlık #grevinde

BM’den Türkiye’ye ‘İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönün’ çağrısı

BM yayınladığı bir raporda Türkiye’de kadına dönük şiddetin endişe verici boyutlarda olduğuna dikkati çekerek, İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmesi çağrısı yaptı

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi 53. İnsan Hakları Oturumları, BM Cenevre Ofisi’nde devam ediyor.

Oturumlar kapsamında BM Kadına Yönelik Şiddet, Sebepleri ve Sonuçları Özel Raportörü Reem Alsalem, 2022 yılından beridir çalışmasını yürüttüğü Türkiye’de kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet, şiddetin nedenleri ve sonuçlarına ilişkin raporunu yayınladı. Raporda Türkiye’de kadına dönük artan şiddetin boyutlarına ayrıntılı olarak dikkat çekildi.

Her 10 kadından 4’ü şiddet mağduru

Türkiye’de hem özel hem de kamusal alanda kadına dönük şiddetin artarak devam ettiğine vurgu yapılan raporda, ülkedeki her 10 kadından 4’ünün evli ya da birlikte olduğu erkekler tarafından fiziksel şiddete maruz kaldığı belirtildi. Raporda resmi makamların kadın kimliğine dönük yaptığı açıklamaların, kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti daha da arttırdığı eleştirisi yapıldı.

Gerçek rakamlar çok daha yüksek

Raporda şu ifadelere yer verildi:

“Hükümet kaynaklarına göre, 2010-2020 yılları arasında Türkiye’de en az 3.175 kadın cinayeti rapor edilmiş. Bu sayı 2021’de 300’den daha fazla. Bu kadınlar çoğunlukla birlikte oldukları veya eskiden birlikte oldukları kişiler, eşleri veya aile üyeleri tarafından öldürülmüştür. Yaygın eksik raporlama nedeniyle gerçek rakamların çok daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir. Eski veya mevcut yakın partnerler tarafından işlenen birçok cinayet vakasında, mağdurlar daha önce şiddet eylemlerini polise bildirmişler ancak yeterli ve etkili koruma sağlanmamıştır. Kadınlar ve kız çocukları arasında şüpheli ölümler ve zorla intihara sürükleme gibi endişe veriler raporla endişe verici boyuttadır. Aile içi şiddet Türkiye’de topluma yayılmaya devam etmekte olup, son altı yılda polis tarafından kaydedilen olaylar istikrarlı bir artışa işaret etmektedir. 2016 yılında 162 bin 110 olay kaydedilmişken, bu sayı 2021 yılında 268 bin 817’ye yükselmiştir. Alınan verilere göre, Türkiye’deki tüm evli kadınların yüzde 12’si hayatlarının herhangi bir döneminde, yüzde 5’i ise 2014 yılında cinsel şiddete maruz kaldıklarını belirtmiştir.”

Siyasette kadın oranı düşük

Siyasette kadına yönelik şiddete değinilen raporda, parlamentodaki kadın oranının düşüklüğüne de dikkat çekildi. Kadınların siyasi ve kamusal hayata katılımının önündeki başlıca engellerden birisinin cinsiyete dayalı şiddet veya tacize maruz kalma riski olduğunun belirtildiği raporda Cumhurbaşkanlığı kabinesinde sadece bir kadının olduğu hatırlatıldı.

Devlet çocuk evliliğini hoş görüyor

Ülkedeki çocuk evliliklerin boyutuna da değinilen raporda, “Türk Medeni Kanunu uyarınca yasal evlilik yaşı 18 olsa da ancak bu yaş ebeveynlerin veya vasilerinin onayı ile 17’e ve istisnai durumlarda mahkemelerin onayı ile 16’ya düşmektedir. Türk makamları dini evlilikleri tanınmasa da bu durumu hoşgörü ile karşılamaktadır. 2014 yılında yaptırılan bir araştırma, kadınların yüzde 26’sından fazlasının 18 yaşından önce evlendirildiği ve çocukken evlendirilenlerin neredeyse yüzde 20’sinin bunu yapmaya zorlandıklarını ve rızaları olmadığını bildirdiklerini ortaya koymuştur” denildi.

Hak ihlalleri endişe verici boyutta

Raporda, “Ülkedeki, kadın insan hakları savunucuları, Kürt kadınları da dahil olmak üzere kadınların ve kız çocuklarının ifade, düşünce, örgütlenme ve toplanma özgürlükleri haklarının ihlali endişe verici boyuttadır. Kadın insan hakları savunucuları, azınlıklar ve hak mücadelesi üzerine çalışan kadınlar, cinsiyetleri ve çalışmaları nedeniyle devlet ve devlet dışı aktörler tarafından ölüm tehditleri, sözlü taciz ve tacizle karşı karşıya kalmaktadır” denildi.

Göçmen kadınlar şiddet mağduru

Türkiye’deki mülteci kadınların karşı karşıya kaldıkları şiddet oranının yüksekliğine değinilen raporda, bu kadınlar ve kız çocuklarının sınır dışı edilme korkusu nedeniyle yaşadıkları şiddeti bir yere taşıyamadıkları gibi, koruma da talep edemedikleri belirtildi.

Raporda, iktidara konuya ilişkin önerilerde de bulunan Alsalem, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını bir an önce geri alması gerektiğinin altını çizdi.

Raporda, “İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı mecliste tartışılmadan ve kadın grupları, şiddet mağdurları ve kadın insan hakları savunucuları da dahil olmak üzere sivil toplumla daha geniş çaplı istişarede bulunulmadan alınmıştır. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından yapılan resmî açıklamada, İstanbul Sözleşmesi’nin ‘Türkiye’nin toplumsal ve ailevi değerleriyle bağdaşmadığı’ gibi yanıltıcı iddialarla kararın gerekçelendirilmesi bizler için endişe vericidir. Hükümet, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını geri almalı ve Sözleşmenin değerini ve kapsamlılığını kabul ederek Sözleşmeyi onaylayan 37 ülkeye yeniden katılmalıdır” ifadelerine yer verdi.

Terörle mücadele adı altında kadınların önünü kesmeyin

İktidara kadın insan hakları savunucularının ve sivil toplum kuruluşlarından kadın temsilcilerinin meşru faaliyetlerini özgürce yürütebilmelerini sağlamak için olanaklar sağlanması gerektiği çağrısında bulunan raporda, “terörle mücadele” kanunlarının kadınların mücadelesinin önünü kesmek için uygulamasından vazgeçilmesi gerektiğine vurgu yapıldı.

HABER MERKEZİ

#BMden #Türkiyeye #İstanbul #Sözleşmesine #geri #dönün #çağrısı

Oluç: Efrîn’de ÖSO eliyle Kürtlere karşı savaş suçu işleniyor

Efrîn’de savaş suçlarının işlendiğini ve bu suçların BM’nin raporunda yer aldığını paylaşan Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, BM’ye yargılama çağrısında bulundu

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Kuzey ve Doğu Suriye’de bulunan Kürt kenti Efrîn’e yönelik yağmayı Meclis gündemine taşıdı.

Meclis Genel Kurulu’nda yağmaya dikkat çeken Oluç, bu yağmanın Birleşmiş Milletler (BM) raporlarında da yer aldığını kaydetti.

Özellikle Türkiye’nin kontrolünde bulunan bölgelerde savaş ve insanlığa karşı suçların işlendiğine işaret eden Oluç, BM İnsan Hakları Konseyi’nin (İHK) 53’üncü Olağan Oturumu kapsamında Cenevre’de yapılan toplantıdaki rapora dikkat çekti ve Efrîn’de ÖSO eliyle Kürt halkına karşı savaş suçlarının işlendiğini söyledi.

BM raprunda yazıyor

Oluç, “Buradaki Kürt nüfusu göç ettirildi, bunu konuştuk defalarca, yerlerine çeteler yerleştirildi, kalan Kürt nüfusu da her gün ÖSO’nun insanlık dışı muamelesiyle karşı karşıya kalıyor. Kürtlere ve Kürt nüfusa dair, Kürtçeye dair ne varsa saldırıp yok etmeye çalışan bir anlayışla, bir çete anlayışıyla karşı karşıyayız. Kürtçe tabelalar değiştiriliyor, yer isimleri değiştiriliyor, Kürtçe eğitim de yasaklanıyor. Kürtlerin evlerine, mallarına el koyan bir çete zihniyetiyle karşı karşıyayız. Eşyalar yağmalanıyor, sistematik olarak insanlık suçları işleniyor. Nerede yazıyor bütün bu söylediklerim? Birleşmiş Milletlerin raporunda, açıkladığı raporunda yazıyor” diye konuştu.

‘Yargılayın’ çağrısı

Raporda yer alan detayları paylaşan Oluç, raporda ÖSO’nun yaptığı işkence, kötü muamele, rehin alma ve cinsel şiddet yanı sıra zorla kaybetme eylemlerinin de yer aldığını dile getirdi. Bölgeden Kürtlerin “temizlenmek” istendiğini ifade eden Oluç, “Birleşmiş Milletlere çağrımız çok açıktır. Bu insanlık dışı suçları sadece raporlarınızda belirtmekle kalmayın, aynı zamanda etnik temizlik yapmak isteyen, demografik yapıyı değiştirmek isteyen bu anlayışın da yargılanmasını sağlamak uluslararası alanda gerçekten çok önemli bir durumdur” ifadelerini kullandı.

Efrîn’de kimsenin can ve mal güvenliğinin olmadığını dile getiren Oluç, “Bütün bunları konuşurken hani Avustralya merkezli Ekonomi ve Barış Enstitüsü var; açıklamış, dünyanın barış düzeyini değerlendirmiş tek tek ülkeleri ele alarak. Küresel Barış Endeksi’nde 163 ülke arasında Türkiye 147’nci sırada yer almış. Yani tabii ki böyle baktığımızda da aslında iktidarın bölge açısından barış nedeniyle gereken adımları atmadığını; tam tersine, bu konuda her türlü savaş adımının bir parçası olmaya devam ettiğini de vurgulamak istiyoruz” diye kaydetti.

ANKARA

#Oluç #Efrînde #ÖSO #eliyle #Kürtlere #karşı #savaş #suçu #işleniyor

Zürih’te tecrit protesto edildi

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin protesto edildiği Zürih’teki eylemde, ‘Bugün Abdullah Öcalan üzerinde yürütülen tecrit Ortadoğu’da halkların birlikte barış içerisinde yaşaması önündeki tek engeldir’ denildi

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik sürdürülen tecride karşı İsviçre’nin Zürih kentinde eylem düzenlendi. Zürih Demokratik Kürt Toplum Merkezi’nin çağrısıyla Türkiye Konsolosluğu önünde yapılan eylemde İsviçre Demokratik Kürt Konseyi (CDK-S) adına Almanca basın metnini okundu.

Açıklamayı yapan Emre Aykuteli Abdullah Öcalan üzerinde 28 aydır sürdürülen tecride dikkati çekerek “Kürt halkı, Kürdistan halkı olarak Önder Apo’dan haber alamıyoruz. Önderliğimize karşı sürdürülen bu insanlık dışı tecritle Kürt halkına imha politikası devreye konulmak istenmektedir. Kürt halkı olarak devreye konan bu imha politikasına karşı tecrit işkencesine karşı alanlarda olmayı sürdüreceğiz” diye konuştu.

CDK-S Eşbaşkanlık divanı adına eylemde konuşa Emrullah Bingül de uluslararası hukukta yeri olmayan tecrit işkencesine değinerek Avrupa İşkencenin ve İnsanlıkdışı veya Onurkırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT), Avrupa Konseyi (AK), Avrupa devletleri ve ilgili kurumların kendi hukukunu hiçe saydığını söyledi. Devletler arası küçük çıkar ilişkileri dahilinde İmralı tecridinin görmezden gelindiğini söyleyen Bingül 2009 yılında Abdullah Öcalan’ın bir paradigmasıyla devreye koyduğu sürece değinerek “Başta Kürdistan olmak üzere Ortadoğu’da kalıcı barışın sağlanabileceğini sayın Öcalan bizlere göstermiştir. Bugün Abdullah Öcalan üzerinde yürütülen tecrit Ortadoğu’da halkların birlikte barış içerisinde yaşaması önündeki tek engeldir. Abdullah Öcalan, barışın garantisidir. Bu devlet ve kurumların kendi çıkarları doğrultusunda tecride göz yumarak barış önünde engel olmalarını kabul etmeyeceğiz. Bizler bu devlet ve kurumları kendi hukukunu yerine getirmeye çağırıyoruz” diye konuştu.

KCDK-‘nin tecride ilişkin bildirisinin okunduğu eylem 22 Temmuz’da Lozan kentinde Lozan Anlaşması’nın 100’üncü yılı ekseninde yapılacak olan merkezi yürüyüşe katılım çağrısı sonrası Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün talep edildiği sloganlarla sonlandırıldı.

Kaynak: ANF

#Zürihte #tecrit #protesto #edildi

Temelli’den Torba Kanun’a tepki: Yine yol mu yapacaksınız?

Genel Kurul’da tartışılan kanun teklifini eleştiren Yeşil Sol Parti Vekili Temelli, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 2011’de sarf ettiği ‘yol yaptık’ sözlerini hatırlatarak, ‘Yine yol mu yapacaksınız?’ dedi

AKP tarafından Meclis Başkanlığı’na sunulduktan sonra Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan geçen ve pek çok vergi artışını da beraberinde getiren Torba Kanun Teklifi, Genel Kurul’da tartışılmaya başlandı.

Teklife dair söz alan Yeşil Sol Parti Wan Milletvekili Sezai Temelli, “Bir çuval yasa ile karşı karşıyayız” dedi.

Deprem etiketi

Temelli, “Deprem dedikten sonra sanki her şeyi içine koymak mümkünmüş gibi bir anlayışla bu çuval yasa önümüze gelmiş durumda. Torbanın içine baktığımızda ise deprem ile ne kadar alakalı olduğunu incelediğimde belki de yüzde 20’si deprem ile alakalıdır. Bir deprem etiketi var ve sanki her şey mubahmış gibi bunun üzerinden konuşuluyor” diye kaydetti.

Bu durumun gerçeği yansıtmadığına dikkat çeken Temelli, “Deprem ne zaman oldu? 6 Şubat’ta. Şimdi Temmuz ayındayız. Aradan 5 ay geçmiş. Deprem konusunda hassas olmak kadar doğal bir şey yoktur. Depremin yaralarını sarmak için üzerimizde düşen her şeyi hep birlikte yapmak zorundaydık. Ancak Şubat ayında yapmak zorundaydık. Meclisi kapatmadan yapmalıydık. Meclis kapandı, seçimler geldi geçti. Şimdi geldik deprem yaralarını sarmaya. Bu gayri ciddi bir yaklaşımdır” dedi.

Yine mi yol yapacaksınız?

Teklifin depremin ötesinde seçim nedeniyle ortaya çıkan sonuçların ortadan kaldırılması için görüşüldüğünün altını çizen Temelli, “Türkiye; uzun zamandır bir ekonomik buhranın içinde. 21 yıl sonunda geldiğimiz yer derin bir ekonomik, siyasi buhran iklimidir. Bu siyasi ve ekonomik buharının üzerine Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi olarak adlandırılan yönetim anlayışı çok büyük maliyetler getirmiştir. Bu koşullarda gidilen seçimin de kazanılması adına her türlü seçim yatırımı fütursuzca hayata geçirilmiş ve şimdi de onu telafi etmek adına bu buhrandan çıkmak adına her türlü kaynak arayışına başvurulmaktadır” diye belirtti.

Daha önce alınan ve depreme dair önlem almak yerine başka yerlere harcanmasına da dikkat çeken Temelli, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 2011’de sarf ettiği “yol yaptık” şeklindeki sözlerini hatırlattı. Temelli, “Şimdi tekrardan deprem vergileri alıyorsunuz. Bakan aynı bakan. Teknik aynı teknik. Acaba bu vergileri nereye harcayacaksınız? Yine yol mu yapacaksınız? Yine köprü mü yapacaksınız?” diyerek, tepkisini dile getirdi.

Ümük sıkma politikası

AKP’nin kaynak bulmak için özelleştirmeye gittiğine de dikkat çeken Temelli, bu durumun hata olduğunu ve tüm dünyanın bu hatadan vazgeçtiğini ancak AKP’nin bu hatayı sürdürdüğünü ifade etti.

Türkiye’nin borçlandığını dile getiren Temelli, “Üçüncü kaynak bulma yönteminiz daha var; bu da sizde ‘ümük sıkma’ politikasıdır. Artık insanların ümüğünü sıkıyorsunuz. Kim bunlar; emekçiler, kadınlar ve yoksullar. Sizin 20 yılda yaratığınız tahribatın sonucu budur” şeklinde konuştu.

Kürt sorununu çözemedikçe sıkışacaksınız

Türkiye’nin çok ciddi sorunlarının olduğunu dile getiren Temelli, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu sorunların hepsi ekonomik değil. Büyük bir kısmı siyasi. Bu ülkenin cari, bütçe, tasarruf açığı var. Bu açıkları kapatmak adına aslında atılması gereken bütün adımlar siyasi stratejilerden geçiyor. Neden cari açığınız var? Çünkü izlemiş olduğunuz politikalar cari açığa neden oluyor. Neden bütçe açığınız var? Bütün bunların arkasında ne var diye sorduğumuzda en temel yapısal sorunlarınız yatıyor. Bu ülkenin çözmek zorunda olduğu ama çözmekten kaçındığı iki temel yapısal sorunu var. Bu iki sorunu çözemediğimiz sürece bu buhran dediğimiz, çöküş dediğimiz şeye sıkışıp kalacağız. Nedir bu sorunlar? Bir Kürt sorunudur. İki yoksulluk meselesidir. Bu iki mesele birbiri ile ilintilidir.”

Çözüm İmralı’da

Kürt sorunun barışçıl bir şekilde çözülmediği taktirde bu sorunların bitmeyeceğinin altını çizen Temelli, “Bu sorunların çözülmesi için ne zaman adım atsak bize saldırıyorsunuz. Kürt meselesinin çözümünü mutlaka birlikte üretmek zorundayız. Sorunlarımızın çözümünü orada burada değil tam da bu topraklarda aramalıyız. İmralı’da aramalıyız. Tecritle, hukuku yok sayarak, sürüklendiğimiz yer işte buhrandır. Evet, ekonomi konuşuyoruz. Ancak altındaki yapısal sorunu konuşmadığımız sürece bunları tekrar etmeye devam ederiz” şeklinde konuştu.

ANKARA

#Temelliden #Torba #Kanuna #tepki #Yine #yol #yapacaksınız

Meclis’te Kürt gazeteciler tartışması: Aranan keleş bulunamadı

AKP’li Murat Alparslan’ın Kürt gazetecilerin çantalarında ‘keleş’ taşıdığını ileri sürmesi ardından söz alan Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili Oluç, yargılanan gazetecilerin tahliye edildiğini belirterek, ‘Aranan keleş bulanamadı’ dedi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti), Amed’de gözaltına alınıp tutuklanan ve 13 ay sonra hakim karşısına çıkarılan 15 gazeteciye ilişkin Meclis’e verdiği araştırma önergesi görüşüldü. Yeşil Sol Parti grubu adına Şirnex Milletvekilli Ayşegül Doğan söz aldı.

Konuşmasında Amed’de gözaltına alınıp tutuklanan 15 gazeteciye dikkari çeken Doğan, hazırlanan bir kitaba işaret ederek, bu kitap kapsamında Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Ömer Çelik’e soru gönderdiğini ve Çelik’in kısa bir yanıtla hikayesini anlattığı bilgisini paylaştı. Doğan, Çelik’in verdiği yanıtı Genel Kurul’da okudu.

‘Süreç bitince terörist oldum’

Çelik’in hikayesi şöyle: “Son yıllarda yaşananların tümü aslında 100’üncü yılına giren cumhuriyetin panoraması gibi. Kendi hikâyemden yola çıkarak son on yıla dair bir örnek vermek gerekirse, 2011 yılında AKP iktidarının onayıyla, Gülen cemaatinin kontrolündeki emniyet-yargı eliyle suç kapsamına sokulan haberlerimden dolayı örgüt üyeliği iddiasıyla yargılandığım KCK basın davasından bir buçuk yıl tutuklu kaldım. Hakkımızda fezleke hazırlayan polisler, bizleri yargılayan hâkimlerin bir kısmı bugün cezaevindeler ama davamız on bir yıldır sonuçlanmadı. O davada beni gazeteci olarak kabul etmeyen devlet, çözüm sürecinde bana sarı basın kartı verdi. Süreç iktidarın hesaplarıyla örtüşmeyip akamete uğratılınca sarı basın kartım iptal edilip devletin gözünde yeniden terörist oldum.”

Çelik’in çalıştığı kurumun kapısına Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) kilit vurulduğunu, 3 kez gözaltına alındığını ve tutuklandığını belirten Doğan, hakkında ise en az 10 soruşturma açıldığını 4’ünün ise yargılamaya dönüştüğünü aktardı.

CHP’den AKP’ye ‘hayal görüyorsunuz’ tepkisi

Konuya dair söz alan CHP’li Onur Konuralp’ın ardından söz alan AKP’li Murat Alparslan, “Tutuklu Gazeteciler” tabirinden rahatsız oldu. Alparslan, AKP’nin inkar, ret ve asimilasyona karşı olduğunu ve her türlü özgürlüğün önündeki engelleri kaldırdığını iddia etmesi üzerine CHP Mereş Milletvekil Ali Öztunç, “Hayal görüyorsun, hayal” diyerek, tepkisini dile getirdi.

‘Keleş’ iddiası

AKP’li Alparslan, gazetecilerin sunum ve program yaptığı televizyonların PKK ve KCK’nin propagandasını yaptığını ve eylemleri meşrulaştırdığını ve bu nedenle mahkemeler tarafından erişime engellendiğini ileri sürdü. Bu nedenle soruşturmanın açıldığını öne süren Alparslan, “Bugün Kürt medyası üzerinde birtakım baskıların olduğunu ifade eden arkadaşımız, dün ve bugün yapılan savunmalarda sanıkların Kürtçe savunma yaptığını da söylemesini arzu ederdik. Hülasa hiçbir basın mensubu kendi görevini yapıyor olmaktan dolayı içeride tutuklu değildir. Biz bugün ‘tutuklu gazeteci’ diye ifade edilen pek çok kişinin sırt çantasında fotoğraf makinesi yerine keleş çıktı” iddialarında bulundu.

‘Gazetecilere haberleri soruldu’

Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, AKP’li Alparslan’ın sözleri nedeniyle “sataşmadan” söz talebinde bulundu. Söz alıp, AKP’li vekile tepki gösteren Oluç, gazetecilerin gözaltına alındığı esnada savcılıkta savcının sorduğu soru ve gazetecilerin verdiği yanıtlara dikkat çekerek, “Sorguda gazetecilere yaptıkları haberlere ilişkin sorular soruldu. Bunun için söylüyoruz; yaptıkları iş nedeniyle tutuklandılar. Başka bir soru yok. Yaptıkları iş gazeteciliktir ve gazetecilik dolasıyla tutuklanıyorlar. Ya bunlar hepsi tesadüfen Kürt gazeteciler. Mesele Kürt gazeteciler neden tutuklanıyor? Kürtler neden cezaevine atılıyor? Budur. Cezaevine atıldıktan sonra mahkemede savunma yapmak zorunda kaldıktan sonra bunu hangi dil ile yaptığı övünülecek bir şey değil” dedi.

Önerge, konuşmaların ardından oylamaya sunuldu. Önerge, AKP ve MHP oyları ile reddedildi. CHP’nin vergi adaletinin sağlanması için verdiği önergenin görüşüldüğü sırada tekrardan söz alan Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, AKP’li Alparslan’ın “keleş” iddiasını anımsattı ve gazetecilerin yargılandığı davanın duruşmasının sona erdiğine işaret ederek, “Aranan keleş bulunamadı, gazetecilerin tümü tahliye edildi” dedi.

ANKARA

#Mecliste #Kürt #gazeteciler #tartışması #Aranan #keleş #bulunamadı