Ana Sayfa Blog Sayfa 19

Alevi katliamına karşı birlikte duralım: Samandağ’da buluşalım!

Mersin’de çeşitli kurum temsilcileri ve kadınlar, Suriye’de devam eden Alevi soykırımının birinci yılı dolayısıyla 7 Mart’ta Samandağ’da gerçekleştirilecek mitinge katılım çağrısında bulundu. “Alevi katliamına dur demek için Samandağ’da buluşalım. Gelin omuz omuza olalım, katliamı durduralım” ifadeleriyle yapılan çağrıda, Suriye’deki saldırılarda on binlerce Alevinin hayatını kaybettiği, yerinden edildiği ve kadınların çeşitli şekillerde mağdur olduğunu vurgulandı.

7 Mart’taki etkinlik, bu süreçteki saldırılara dikkat çekmek ve soykırımın durması için ses yükseltmek amacıyla birçok farklı coğrafyadan Alevi ve dostlarının katılımı ile gerçekleştirilecek. Mitingin önemli konuşmacılarından DEM Parti İl Eş Başkanı Bedriye Kuş, toplumun tüm kesimlerinin savaşa ve katliamlara karşı sesini yükseltmesi gerektiğini belirtti.

Arap Alevi Kültür Derneği Başkanı Sabahat Aslan ise emperyalizme karşı duruşların her alanda önemli olduğunu ifade ederek, yaşam hakkını savunmak için birleşme çağrısı yaptı. SYKP Önceki Dönem Eş Genel Başkanı Canan Yüce, Alevilerin, sosyalistlerin ve demokratların bu mitingde buluşarak Alevi katliamına dur demek için bir araya geleceğini belirtti.

CHP Mezitli İlçe Önceki Dönem Kadın Kolları Başkanı Özlem Büngül de, kadın ve çocukların katledilmemesi için herkesin sesini yükseltmesi gerektiğini vurgulayarak, bu önemli günde dayanışma çağrısında bulundu. 7 Mart’ta Samandağ’da yapılacak mitingin, Alevi toplumu ve destekçileri için önemli bir dayanışma alanı olacağı düşünülüyor.

Samandağ’da 7 Mart’ta buluşalım, soykırıma karşı sesimizi yükseltelim!

HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ile DEM Parti İstanbul Milletvekilleri Kezban Konukçu ve Celal Fırat, Suriye’de Alevilere yönelik süren soykırıma dikkat çekerek, 7 Mart’ta Samandağ’da gerçekleştirilecek mitinge katılım çağrısında bulundu. Beştaş, “Bir araya gelelim, güçlü olalım, diri olalım ve hep birlikte soykırıma ses yükseltelim” dedi.

Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların birinci yılı dolayısıyla yapılan açıklamada, on binlerce Alevinin katledildiği, yerinden edildiği, kadınların kaçırılarak tecavüze uğradığı ve çocukların ailelerinden koparıldığı hatırlatıldı. Bu yıl dönümünde, çeşitli coğrafyalardan Alevi toplulukları ve dostlarının, soykırımın durması için alanlara çıkacağı belirtildi.

7 Mart’ta Samandağ’da düzenlenecek mitinge Alevi kurumları, kadınlar, sanatçılar ve aydınlar katılım çağrısında bulundu. Beştaş, “Bütün halkımızı mitinge davet ediyoruz. Tüm canları bu katliama ses çıkarmaya çağırıyoruz” diye ekledi.

DAKME 17. Olağan Kongresi yapıldı

DAKME, 17. Olağan Kongresi’ni Almanya’nın Dortmund kentinde bulunan Dortmund Alevi Dergahı’nda gerçekleştirdi. Kongrede yeni eşbaşkanlar Nergiz Sarıkaş ve Alişan Tekin olarak belirlendi. Sunumu Songül Morsümbül’ün yaptığı kongrenin açılış konuşmasını Devrim Genç yaptı. Genç, kadın mücadelesine dikkat çekerek 8 Mart’ta herkesi alanlarda olmaya çağırdı.

Kongrede, Feda Basın Sözcüsü Zehra Hezer tarafından DAKB’nin 8 Mart açıklaması okundu. Ayrıca, çocuk folklor ekibinin sergilediği performanslar da etkinliğe renk kattı. Kongre, Pir Cemal Cenan ve Didar Cenan Ana’nın okuduğu gulbeng ile başladı ve divan seçimiyle devam etti. Divana FEDA Eş Başkanı Şahin Polat ile birlikte Xatun Can ve Espar Can seçildi.

Kongreye davet edilen misafirler, gündemdeki öne çıkan gelişmeleri değerlendiren konuşmalar yaptı. Yönetim kurulu faaliyet raporu, Eşbaşkan Nuray Bulut tarafından sunuldu; Bulut, inanç hizmetleri, kültürel etkinlikler, gençlik ve kadın çalışmaları ile toplumsal dayanışma konularında yürütülen faaliyetleri aktardı. Mali rapor ise Eşbaşkan Alişan Tekin tarafından paylaşıldı ve mali süreçte şeffaflık ile hesap verilebilirlik ilkeleri vurgulandı.

Okunan raporların onaylanmasının ardından seçim sürecine geçildi. Yapılan oylama sonucunda DAKME’nin yeni eşbaşkanları Nergiz Sarıkaş ve Alişan Tekin oldu. Bu sonuç, derneğin geleceği açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

ABF: “İran Halklarının Yanındayız, Savaşa Hayır!”

Alevi Bektaşi Federasyonu, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonlarına karşı bir açıklama yaparak, bölgedeki savaş politikalarına karşı duracaklarını duyurdu. “Emperyalizme ve Siyonizme Karşı İran Halklarının Yanındayız” başlıklı bildiride, nükleer program bahanesiyle gerçekleştirilen hava saldırılarının sivil alanları hedef aldığı ve birçok insanın hayatını kaybetmesine neden olduğu vurgulandı. Ayrıca, geçmişte Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’de yaşanan yıkımların benzerinin bugün İran üzerinden kurgulandığına dikkat çekildi.

Açıklamada, İran’daki mevcut molla rejiminin baskıcı politikalarına karşı durulurken, bu durumun dış müdahaleler için bir gerekçe olamayacağı ifade edildi. ABD’nin geçmişteki operasyonlarının radikal grupları iktidara taşıdığı hatırlatılarak, “İran’da rejimi değiştirmek, emperyalist güçlerin değil, İran halklarının iradesinde olmalıdır” denildi. Ayrıca, ABD’nin “demokrasi ihracı” söyleminin ikiyüzlü olduğu ve asıl amacın bölge halklarını özgürleştirmek değil, zenginlikleri gasp etmek olduğu savunuldu.

Bildiride, saldırıların sadece İran’ı değil, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında Türkiye dahil tüm bölge halklarını hedef aldığı belirtildi. Savaş politikalarının azınlıklar, inanç grupları ve özellikle Aleviler üzerinde büyük bir tehdit oluşturduğu vurgulandı. Çözümün bağımsızlık ve barış mücadelesiyle mümkün olacağı ifade edilirken, “Emek, barış ve demokrasi güçleriyle birlikte savaşa karşı barışı, militarizme karşı demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz” denildi.

Freiburg Alevi Dergahı’nda Xızır Cemi coşkuyla gerçekleştirildi

Freiburg Alevi Dergahı’nda gerçekleştirilen Xızır Cemi, dayanışma ve paylaşma vurgusuyla yapıldı. Zor dönemlerde darda kalanların umudu olan Xızır inancının yaşatıldığı cem, yoğun katılımla ve duaların birliğiyle gerçekleştirildi.

Cemin yürütücüsü Pir Hüseyin Bildik, birlik, rızalık ve hakikat temalarını öne çıkararak, paylaşmanın ve dayanışmanın önemini vurguladı. Zakirler Deniz Nurhak Bildik ve Hüseyin Subaşı’nın seslendirdiği deyişlerle canlar semaha durdu.

Özellikle gençlerin ve çocukların cem erkanında yer alması, inancın kuşaktan kuşağa aktarılmasının gerekliliğini bir kez daha gözler önüne serdi. Cem sonunda okunan lokma gülbangı ile lokmalar pay edildi, bu da topluluk içinde dayanışma duygusunu pekiştirdi.

“Amerika katil katil” ŞÜKRÜ YILDIZ

Sene 86, 9 Nisan akşamı. Ordu’da lise öğrencisiyim. Amcamlarda kalabalık, herkes oturmuş akşam yemeği yiyordu. Beni çağırdılar. Misafir odasındayım. Sesini açmış Mahzuni dinliyorum.

O yıllar 80 öncesi devrimcilerin, Alevilerin, Kürtlerin kasetlerine ulaşmak şans gibi bir şeydi. Herkeste bulunmaz, el altından dolaştırılırdı. Bulması zor, bulsan bulundurulması suçtu. Memleketlim ve arkadaşlarımdan biri “Bende Mahzuni’nin bir kaseti var” demişti. Abisinin gizli zulasından almıştı. Vermişti. Bir kaset bazen bir okuldan daha öğretici, bir kürsüden daha hakikatli olabiliyordu. Açıp tekrar tekrar dinliyordum ilk parçayı.

“Defol git benim yurdumdan / Amerika katil katil.”

Sofrada taze fasulye var. Yan odadayım, “Gel yemeğini ye” dediler. Kapıyı açıp sofraya oturdum. Kasetin sesi dalga dalga evin içine yayılıyordu. Kimsenin yadırgadığı yoktu. Çünkü o evlerde herkes hayatın sertliğini biliyor ama yüksek sesle konuşamıyordu.

Tam o ara kapı çaldı. Polis evi sarmıştı. Beni almaya gelmişlerdi. Halaoğlu İbrahim hızlı bir manevrayla kaseti çıkardı, halının köşesinden altına koydu ve arama bitinceye kadar oradan hiç ayrılmadı.

Her şeyi aldılar. Dergilerim, kitaplarım ve ilk daktilom. Yazma ihtimalini tehlike sayan bir devlet aklı vardı karşımızda. Kaseti bulamadılar. Tabii beni de evde bırakmadılar. 10 Nisan 1986’da tutuklayıp Efirli Cezaevi’ne koydular.

Peki neden bu kadar hızlı gelmişlerdi? Günler öncesine dönmem gerekiyor. Boş bir İngilizce dersinde Alevi olma muhabbeti sonrası konu Libya’ya döndü. ABD’nin haklı olarak Libya’yı hedef aldığını söylüyordu birileri. Ben de o günkü aklımla ABD’nin petrol yataklarına konmak için bunu yaptığını söyledim. Sınıfta tek bir kişi dahi beni desteklemiyordu. Linç geliyordu.

Sınıf arkadaşlarım beni öğretmene, öğretmen, müdüre, müdür valiye, vali emniyet müdürüne, emniyet müdürü siyasi şubeye bildirmek suretiyle bir kahramanlığa imza attılar.

Çok geçmedi, 15 Nisan 1986’da Amerika Libya’yı bombaladı. Tarih bunu operasyon diye notladı ama bomba düştüğü yerde çocuk ismiyle anılır. Resmi gerekçeler olur, stratejik açıklamalar yapılır, fakat geride kalan hep annelerin suskunluğudur.

Ben cezaevindeyken bu haberi duydum. Çocuk sayılacak yaşta devletin sert yüzüyle tanışmak, insanın içindeki adalet terazisini daha da keskinleştiriyor. Ama o sertlik aynı zamanda bir şeyi netleştiriyor, dünya anlattıkları gibi değil. Ve Mahzuni’nin sözleri, o derme çatma kasetteki ses, kitaplarda bulamadığım bir dili taşıyordu.

“Devleti devlete çatar
İt gibi pusuda yatar
Kan döktürür silah satar
Amerika katil katil.”

Yıllar sonra Kobani sınırında Kürtlerin direnişine tanıklık ediyorduk. Bütün medya oradaydı. Halk oradaydı. Nefesler tutulmuştu. IŞİD ilerliyordu. Bir yanda örgütlü karanlık, diğer yanda yalnız bırakılmış bir halk. Bakur’dan, Başur’dan, Rojhilat’tan gençler akıyordu. Kadınlar ön saftaydı. Ölüm haberi sıradanlaşmıştı.

Tam umutsuzluğun zirvesinde uçaklar belirdi. Bombalar IŞİD mevzilerine düştü.

O an sınırın bu tarafında bekleyen kalabalığı bir sevinç sardı. Ve o kalabalığın içinde “Amerika katil katil” şarkısını bilenler de vardı. Ellerini havaya kaldırdılar.

Ben de baktım o gökyüzüne. İçimde tuhaf bir şey kıpırdadı. Mahzuni’nin kaseti halının altında saklıyken duyduğum öfkeyle, o uçakları izlerken hissettiklerim yan yana gelmişti. İkisi de doğruydu. Ve bu beni ne yanılmış ne de tutarsız hissettirdi, sadece hayatın, sloganlara sığmadığını hatırlattı.

Çelişki, hakikati inkar etmek değildir. Çaresizliğin adıdır.

Rojava deneyimi yalnızca askeri bir savunma değil, birlikte yaşam fikrinin ete kemiğe bürünmesiydi. O gençler bedenlerini özgürlüğe yatırdı. Mesele Amerika’ya güvenmek değil, karanlığa teslim olmamaktı.

Kobani sınırından döndükten yıllar sonra, aynı his başka bir coğrafyada yeniden kapıyı çaldı. Her şey İran’a geliyordu artık.

İran halkı kırk yılı aşkın süredir hayatı denetim altında yaşayan bir toplum. Kadının saç telinden gençlerin müziğine, öğrencinin sloganından işçinin grevine kadar her alan baskı altında tutuldu. Sonra 2022’de Mahsa Amini öldü. Bir kadın, saçı yüzünden. Ve o ölümden “Jin, Jiyan, Azadi” doğdu. Slogan değildi bu, kırk yıllık bastırılmış bir nefesin tek cümlede patlayışıydı. Sokağa çıkan gençler idam sehpasıyla tanıştı, kadınlar meydanlarda coplandı, gazeteciler hapsedildi. Direndiler, öldüler, susturuldular, ama bu kez ses daha uzağa gitti. Çünkü Jin, Jiyan, Azadi yalnızca İran’ın sesi değildi, Kürdistan’dan, Rojava’dan, dağlardan gelen kadim bir çığlığın İran sokaklarında yankılanmasıydı. Milyonlarca İranlı dünyanın dört bir yanına dağıldı. Sürgün yalnızca coğrafi değildir, insanın dilinin, çocukluğunun, mezarının yerinden edilmesidir. Bunu anlamak için teoriye gerek yok, halının altına saklanan bir kaseti hatırlamak yeterli.

Halepçe’de “Baba havada elma kokusu var” diyen çocukların hafızası hala canlıyken, Enfal’de yüz binler toprağa gömülmüşken, bir halkın zaliminden hesap sorulmasına sevinmesi ideolojik değil insani bir reflekstir. Acı yaşayanın sevinci teorik değildir, yaraya sürülen merhem kadardır.

İran halkı dış müdahaleye hayran olduğu için değil, içeride nefes alamadığı için umut arıyor. Bu umudu doğru bulmak ya da bulmamak başka bir tartışmadır. Ama o umudu anlamamak vicdani bir eksikliktir.

O günün sınıf arkadaşlarımın ihbarıyla İran halkının arayışı arasında ince bir bağ görüyorum. İkisi de aynı korkudan besleniyor ama farklı yönlere akıyor. Biri baskıyı içselleştirerek sistemin yanına geçiyor, diğeri o baskıdan kaçacak bir kapı arıyor. Aranan kapı dışarıya çıkıyorsa, bu o insanların suçu değili kapıyı içeriden kilitleyen rejimlerin faturasıdır.

Amerika hiçbir zaman özgürlüklerin temsilcisi olmadı. Çıkarlarını önceledi. Bir yerde diktatör destekledi, başka yerde özgürlük nutku attı. Aynı el hem silah sattı hem barıştan söz etti. Bu değişmedi. Eskiden daha görünmezdi, şimdi artık gizlenmiyor.

Ama şunu da biliyorum, halkına kapalı olan her rejim, kapısını dış müdahalelere açık bırakır. Suriye’de oldu. Irak’ta oldu. Afganistan’da oldu. Türkiye sıradadır diyorlar. Ve bedeli her zaman halk ödedi. Sorumlusu kim? Kendi halkı için var olmayan hükümetler. Eleştiriyi ihanet, farklılığı düşman sayan iktidarlar.

Mahzuni haklıydı. Ama o kaseti halının altına saklayan İbrahim de haklıydı. Çünkü bir halk hem dışarıdan gelen zulme hem içeriden gelen baskıya aynı anda maruz kalabilir. Ve o iki gerçeği birbirini silmek için kullanmak, en büyük entelektüel sahtekarlıktır.

O gece Ordu’da, fasulye soğurken, kasetten yükselen ses şunu söylüyordu aslında Adalet bir yerde değil, yalnızca ezilenlerin yanındadır.

Otuz küsur yıl geçti. Hala aynı fikirdeyim.

 

Mersin’de Alevi Kadınlardan Barış ve Dayanışma Çağrısı

Mersin’de Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, Mersin Cemevi Kadın Komisyonu’nu ziyaret ederek kadın dayanışması ve toplumsal barış konularında bir araya geldi. Toplantıda eşitlik, adalet ve kadın emeğinin görünürlüğü ön planda tutuldu.

Görüşmede, kadınların toplumsal barışın inşasındaki kritik rolü ele alındı. Barışın yalnızca çatışmasızlık değil, aynı zamanda hakikatin ortaya çıkması ve adaletin sağlanmasıyla mümkün olabileceği vurgulandı. Katılımcılar, birlikte yaşama iradesinin güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti.

Toplantıda, kadın emeğinin görünür kılınmasının ve eşit yurttaşlık temelinde ortak mücadelenin gerekliliği üzerinde duruldu. Kadınların deneyimlerini paylaşarak güçlendiği bu tür buluşmaların toplumsal dönüşüm açısından kritik rol oynadığı ifade edildi.

Katılımcılar, kadınların barış mücadelesinde yalnızca destekleyici değil, aynı zamanda kurucu bir özne olduğunun altını çizdi. Toplumsal barışın kalıcı hale gelmesi için adalet, eşitlik ve hakikat temellerinin güçlü olması gerektiği belirtildi. Buluşma, kadınların ortak dayanışmasıyla barışın büyüyeceği inancını pekiştirdi.

Hamburg Alevilerden 7 Mart İçin Çağrı: “Sessizlik Suç Ortaklığıdır”

Hamburg’da Alevi kurumları, 7 Mart 2026 tarihinde Suriye’de Alevilere yönelik katliamların birinci yıldönümünde dayanışma gösterisi düzenleyecek. Gösteri, saat 17.00’de Hamburg Rathaus önünde gerçekleştirilecek ve Suriye’deki Alevilere ile diğer dini ve etnik azınlıklara yönelik saldırılar kınanacak.

Alevi kurumlarının ortak açıklamasında, bu etkinliğin dünya genelinde eş zamanlı düzenlenecek eylemlerin bir parçası olduğu ifade edildi. Organizasyon komitesi, özellikle saldırılara neden olan HTŞ’ye bağlı silahlı grupların eylemlerine karşı uluslararası kamuoyunun sessiz kalmaması gerektiğini vurguladı.

Etkinliğin temel mesajı, “adalet, insan hakları ve azınlıkların korunması” olarak belirlendi. Yapılan çağrıda, inanç, kimlik ve kültürel çeşitliliği hedef alan katliamlara karşı sessiz kalınmaması gerektiği vurgulandı. “Sessizlik suç ortaklığıdır” ifadesiyle, tüm toplumu bu konuda duyarlı olmaya davet ettiler.

Gösterinin yalnızca Alevi kurumları değil, aynı zamanda demokratik ve insan hakları odaklı diğer kuruluşların katılımıyla gerçekleştirileceği belirtildi. Bu dayanışma eylemi, Suriye’de yaşanan trajedilere dikkat çekmek ve mağdurların sesi olmak amacıyla düzenleniyor.

Alevi kurumları CHP Genel Merkezi’ndeki eylemi sonlandırdı!

Nefret söylemi gerilimi Türkiye’de Alevi kurumları ile CHP arasında yeni bir tartışmaya yol açtı. CHP Kayseri İl Başkanı Ümit Özer’in Aleviler hakkında yaptığı açıklamalar sonrasında, 28 Şubat’ta CHP Genel Merkezi önünde yapılması planlanan eylem ertelendi. Özer’in sözleri, Alevi toplumu tarafından tepkiyle karşılanmış ve 16 Ocak’ta Kayseri’de protesto edilmiştir.

Alevi Bektaşi Federasyonu ve diğer Alevi çatı örgütlerinin temsilcileri, yaşanan olaylar sonrası bir araya gelerek durumu değerlendirdi. Kayseri Hacı Bektaş-ı Veli Kültür Derneği Başkanı Abbas Tan, CHP Genel Merkezi ile yapılan görüşmelerin neticesinde eylemi erteleme kararı aldıklarını açıkladı. Tan, “Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı tarafından Alevi Bektaşi Federasyonu’na gönderilen heyetle görüşme sonrası bu kararı aldık” dedi.

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan ise, 2 Mart’ta CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile bir görüşme gerçekleştireceklerini belirtti. Aslan, “Yarın saat 13’te Genel Merkez’de yapmayı planladığımız açıklamayı erteledik. Pazartesi günü Özgür Özel ile yapacağımız görüşme sonrası kamuoyunu bilgilendireceğiz” şeklinde konuştu.

Bu gelişmeler, Alevi toplumunun hak taleplerinin önemini bir kez daha gündeme getirirken, siyasi partilerin Alevilere yönelik söylemlerinin toplumsal barışa katkı sağlaması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Neuss’ta Suriye’deki Alevi Soykırımı için anma etkinliği düzenleniyor!

Suriye İnsan Hakları Topluluğu, Suriye’de Alevilere yönelik süren soykırımın birinci yıldönümünde Almanya’nın Neuss kentinde bir anma etkinliği düzenleyecek. Alevi Bektaşi Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan anmada, 7 Mart 2022 tarihinde başlayan ve on binlerce Alevinin hayatını kaybetmesine neden olan saldırılar anılacak. Topluluk, “Suriye’de soykırım hedefiyle katledilen Alevilerin anısını onurlandırıyoruz” diyerek, etkinliğe katılım çağrısında bulundu.

Saldırılar sonucunda Alevi toplumu büyük acılar yaşadı; birçok kişi yerinden edildi, kadınlar kaçırılıp tecavüze uğradı, çocuklar ailelerinden koparıldı. Bu acılarla yüzleşmek ve kayıpları anmak amacıyla çeşitli coğrafyalardan Alevilerin ve dostlarının katılımıyla gerçekleştirilecek olan etkinlik, 7 Mart Cumartesi günü saat 15.00’te başlayacak.

Suriye İnsan Hakları Topluluğu, etkinlikte kaybedilenlerin anısını yaşatırken, Alevi toplumunun direncini de vurgulayacak. Açıklamada, “Birlikte anmak, dayanışmak ve ortak insanlığımızı yeniden teyit etmek için saf tutacağız” denildi. Anma, Suriye’de devam eden soykırım saldırılarına karşı Alevi topluluğunun yan yana durma ve dayanışma ruhunu güçlendirecek bir fırsat olarak görülüyor.

Etkinlikte, kayıpların hatırlanmasının yanı sıra, hayatta kalanların direncinin ve insan onurunun korunması konusundaki ortak bağlılığın da ön plana çıkarılması amaçlanıyor. Suriye’deki tüm azınlıklar için özgürlük ve adalet mücadelesine katkı sağlamak isteyen herkesin destek sunması beklentisi ifade ediliyor.