Ana Sayfa Blog Sayfa 198

Tutuklu DFG Eşbaşkanı Müftüoğlu’ndan gazetecilerin duruşmasına çağrı

Sincan Cezaevi’nde tutsak olan DFG Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu, 11 Temmuz’da hakim karşısına çıkacak olan 15 meslektaşının duruşmasına katılım çağrısı yaptı

Ankara merkezli soruşturma kapsamında 15 kentte düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınan ve 3 Mayıs’ta tutuklanan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu, 8 Haziran’da Amed merkezli soruşturmada gözaltına alınan ve bir yıla aşkındır tutuklu bulunan 15 gazetecinin 11 Temmuz’da görülecek davalarına ilişkin katılım çağrısı yaptı.

Baskılar hakikati karartma çabası

Özgür basına yönelik saldırılara değinen Müftüoğlu, Özgür basına dönük saldırıların 30 yılı aşkın süredir farklı boyutlar ve çerçevelerde devam ettiğine dikkat çekti. Tüm bu baskıların hakikati karartma çabası olduğun dikkat çeken Müftüoğlu, “İktidarlar, partiler değişti ama bu halkın mücadelesini yazan, ona yönelik baskıları kamuoyuna duyuran gazeteciler hedef alınıyor. Son 1 yıl içerisinde yapılan operasyonlarda arkadaşlarımızın hem de bizim tutuklanmamız bu tablonun bir parçası. Ancak tekrar hatırlatmakta yarar var; hiçbir baskı bizim hiçbir hakikati dile getirme azmimizi sönümlendiremez. Her koşulda ve şartta bunu sürdüreceğiz, devamcısı olduğumuz gelenek gibi” diye belirtti.

Gazetecilerin davasına katılım çağrısı

Amed’de tutuklanan 16 gazetecinin 11 Temmuz’da görülecek ilk duruşmaya katılım çağrısı yapan Müftüoğlu, “1 yılı aşkın bir süredir hukuksuz ve haksız bir şekilde tutsak edilen arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını ve bu davanın düşürülmesini gerektiğini bir kez daha belirtmek isterim. Tüm gazetecileri, basın meslek örgütlerini ve demokratik kamuoyunu Diyarbakır Adliyesi’nde görülecek bu duruşmaya katılmaya çağırıyorum. Gazeteciliği savunmak, basın ve ifade özgürlüğünü sağlamak ancak böylesi ortak bir mücadeleyle mümkün olabilir” sözleri ile herkesi adliye önüne çağırdı.

Haber: Dilan Babat/JinNews

 

 

 

#Tutuklu #DFG #Eşbaşkanı #Müftüoğlundan #gazetecilerin #duruşmasına #çağrı

Tutuklu Halise Aksoy gözlerini kaybetme riski taşıyor

Oğlunun cenazesi kargoyla gönderilen tutuklu Halise Aksoy’un sağlık durumu kötüye giderken, şeker ve tansiyon sorunu nedeniyle gözlerini kaybetme riski ile karşı karşıya

Amed merkezli soruşturma kapsamında 25 Nisan’da 21 ilde yapılan operasyonlarda gözaltına alınarak, “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklanan 56 yaşındaki Halide Aksoy’un sağlık durumu kötüye gidiyor. Dersim’de çıkan bir çatışmada yaşamını yitiren oğlu HPG’li Agit İpek’in cenazesinin kargoyla gönderilmesiyle hafızalara kazınan Halise Aksoy, tansiyon, şeker, kalp ve diyabet ile birçok sağlık sorunu olmasına rağmen tutulduğu cezaevinde hastaneye gitmesi de engelleniyor.

Tansiyon gözüne vuruyor

Kardeşi hakkında bilgi veren Ağabey Hadi Aksoy, kardeşinin sağlık durumunun kötüye gittiğini belirtirken, kardeşinin var olan sağlık sorunlarının cezaevi koşullarında kötüye gittiğini ifade etti. Şeker ve tansiyon sorununun gözüne vurduğunu ve daha önce iki kez ameliyat geçirdiğini aktaran Aksoy, kardeşinin gözünü kaybetme riski olduğunu ve cezaevi sürecinde iki kez hastaneye götürüldüğünü söyledi.

Kaygılı olduklarını dile getiren Aksoy, “Hastalık yakasına yapışmış ve cezaevi koşulları kaldırmıyor. Herhangi bir suçu yok. Şuan da neden cezaevinde tutulduğunu bilmiyoruz. Bir an önce serbest bırakılmalı. Çünkü hastalığı gerçekten kötüdür. Herhangi bir delil ve suç yok” şeklinde konuştu.

Kalp rahatsızlığı var

Aksoy’un avukatı Necat Çiçek ise, müvekkilinin tutuklanmasında somut bir delin olmadığını belirterek, dosyada hala gizlilik kararı olduğunu, sadece açık tanık Ümit Akbıyık’ın beyanlarının olduğunu söyledi. Yaklaşık iki aşkın bir süredir tutuklu bulunan müvekkilinin 19 ve 23 Haziran tarihlerinde hastaneye kaldırıldığını aktaran Çiçek, “19 Haziran’daki hastane sürecinde kalp rahatsızlığı vardı. Aksoy kalp rahatsızlığından dolayı baya kötü olmuştu. Biz kalp krizi geçirme ihtimalini de değerlendirdik. Vekilin diyabet hastası olduğuna dair belgeleri de çıkardık. Sulh Ceza’ya itiraz ettiğimizde o belgeleri sunmuştuk. Ona rağmen tutukluluğun devamına karar verildi” diye anlattı.

Aksoy’un yıllardır devlet şiddetine maruz bırakıldığını, sağlık sorunları nedeniyle yaşamının cezaevi koşullarına uygun olmadığını ifade eden Çiçek, 56 yaşında Aksoy’un hastalığının ilerlediğini, diyabet kaynaklı yüzde 28 bir engellik durumunun olduğunu söyledi. Aksoy’un kızı ve 5 yaşındaki torunu Çiya’nın da tutuklu olduğunu hatırlatan Çiçek, “Aynı koğuşta tutuklular. Bu onu mental açıdan, psikolojik olarak çok yoruyor ve hastalığı gitgide ilerliyor” şeklinde aktardı.

İddianame sona bırakıldı

Aksoy’un iddianamesinin hazırlanma aşamasında olduğunu aktaran Çiçek, “Savcı Aksoy’un önceden takipsizlik aldığı dosyaları da tek tek açmış. İddianame hazırlanıp, dosyanın içeriğini görmeyi bekliyoruz. Savcı bu hafta içinde açacağını söylemişti ama hala açılmadı. Şuan da 45-50 kişi tutuklu ve iddianamesi hala hazır olmayanlar var. Kadınların çoğunun iddianamesi hazır, sadece Aksoy ve kızı Mizgin’in dosyası bilerek sona bırakıldı” diye belirtti.

Çiçek, iddianamenin tamamlanmasıyla birlikte yeniden tahliye edilmesi talebinde bulunacaklarını söyledi.

Kaynak: MA

 

 

 

#Tutuklu #Halise #Aksoy #gözlerini #kaybetme #riski #taşıyor

Tutuklu gazetecilerin duruşması 11 Temmuz’da: Yargılanmayacağız, hesap soracağız

Tutuklu DFG Eşbaşkanı Serdar Altan, 11 Temmuz’da görülecek ilk duruşmaya katılım çağırısı yaparak davada yargılanan değil, hesap soran olarak yer alacaklarını belirtti

Amed merkezli yürütülen bir soruşturma kapsamında 8 Haziran 2022’de yapılan ev ve işyeri baskınlarında gözaltına alındıktan sonra tutuklanan 15’i tutuklu 18 gazetecinin ilk duruşması, 13 ay sonra 11 Temmuz’da Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

Dava kapsamında tutuklu bulunan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Serdar Altan, gönderdiği mektupla kamuoyuna duruşmaya katılım çağrısı yaptı.

İddianame hukuki değil sipariş

Gazetecilik faaliyetleri nedeniyle meslektaşlarıyla birlikte tutuklandıklarını belirten Altan, 10 ay sonra hazırlanan iddianameye dair, “İddianamede gördük ki bu bir hukuki suçlama değil, özel sipariş edilmiş bir kurgudur, bir senaryodur” dedi. İddianamenin “zorlama” olduğunu vurgulayan Altan, “Yurt dışında yayın yapan bir televizyona program yapmam, DFG Eşbaşkanı olarak yaptığım açıklamalar, yine basına ve ajanslara verdiğim röportajlar suçlama konusu yapıldı. Apê Musa’nın anması dahi suçlama konusu yapılmış. Bunlardan medet umulmamış ki gizli tanıklar da türetilip, işyerimize gittiğimizi söylüyor. Böylesi bir komediyle karşı karşıyayız” ifadelerinde bulundu.

Programa katılan konuklarının dahi gizli tanıklar tarafından “suç” olarak gösterildiğini kaydeden Altan,  gazeteci olduklarını, konuk almanın gazeteciliğin doğasında olduğunu söyledi. İlk duruşmada serbest kalmaları gerektiğini belirten Altan, amaçlarının gazetecileri alandan uzaklaştırmak olduklarını ancak tutuklu oldukları cezaevinde de mesleki faaliyetlerini sürdürdüklerini ve ürettiklerini vurguladı.

Güçlü mücadele etmemiz gerekiyor

Altan, yeniden seçilen iktidarın düşünce, ifade ve basın özgürlüğüne düşmanlığını sürdürdüğünü kaydeden Altan, gazeteci Merdan Yanardağ’ın tutuklanmasına işaret ederek, “Önümüzdeki süreçte de ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında bizi zorluklar bekliyor. Buna karşı daha güçlü mücadele etmemiz gerekiyor. Bu kötü gidişatı ortadan kaldırmak için daha çok çalışarak, daha büyük mücadele etmemiz gerekiyor. Basın ve ifade özgürlüğünü ancak biz gazeteciler hep birlikte mücadele ve dayanışmayı büyüterek sağlayabiliriz” dedi.

Herkes sesimize ses katmalı

“Kurgu” olarak nitelendirdiği davanın 11 Temmuz’da görülecek ilk duruşmasına katılım çağrısında bulunan Altan, “Bizler bu davada yargılanan değil, hesap soran olarak yer alacağız. Gazeteci arkadaşlarımız, basın örgütleri, demokratik kurum ve kuruluşlar ile tüm kamuoyunun haber alma hakkı bağlamında kendilerinin sesi ve soluğu olmaya çalışan biz gazetecilerle dayanışma göstermesi önemlidir. O nedenle herkes duruşma salonunda olarak sesimize ses katmalı” sözleri herkesi duruşmaya davet etti.

Kaynak: MA

 

#Tutuklu #gazetecilerin #duruşması #Temmuzda #Yargılanmayacağız #hesap #soracağız

Minibüs şarampole devrildi: 4 ölü, 10 yaralı

Erzîngan’da minibüsün şarampole devrilmesi sonucu 4 kişi öldü, 10 kişi yaralandı

Erzîngan-Sêwas karayolunun 40’ıncı kilometresinde bulunan Sakaltutan Geçidi mevkiinde düğün için gittikleri İstanbul’dan dönen Süleyman Ö. idaresindeki 25 ACY 505 plakalı minibüs şarampole devrildi. Kaza yerine 112 Acil Sağlık, jandarma, AFAD ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Kazada, sürücü ile minibüsteki Mukaddes K., Erkan K.. ve Mehmet K. yaşamını yitirdi. Aralarında çocukların da bulunduğu 10 kişi yaralandı.

Yaralılar, ambulanslarla Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı.

 

HABER MERKEZİ

#Minibüs #şarampole #devrildi #ölü #yaralı

Amed’te Kürtçe konseri engelleme girişimi

Amed’te kayyım yönetimindeki belediyenin zabıtaları ile polisler, sanatçı Kasım Taşdoğan’ın konserini engellemek istedi

Kürt sanatçı Kasım Taşdoğan’ın Amed’in Yenişehir ilçesine bağlı Kooperatifler Mahallesi’nde bulunan bir kafede düzenlediği konser, “izin alınmadığı ve gürültü ihbarı” gerekçesiyle engellenmek istendi. Kayyım yönetimindeki belediyenin zabıtaları ile polisler, söz konusu gerekçeleri öne sürerek kafe sahibi Ramazan Şimşek’i uyardı ve konserin devam etmesi halinde “ceza kesmek” tehdidinde bulundu. Konser, bunun üzerine hoparlör kullanılmadan devam etti. Dinleyiciler, Taşdoğan’a seslendirdiği ezgilerde eşlik etti. Konser, coşkulu bir şekilde sona erdi.

Rahatsız etmeye devam edeceğiz

Duruma tepki gösteren Şimşek, yaşananları “Kürtçeye tahammülsüzlük” olarak değerlendirdi. Şimşek, konserin verildiği sokağa işaret ederek, “Bu sokak, sanat sokağıdır, Amed’in sokağıdır” dedi. 10 yılın ardından ünlü bir Kürt sanatçıyı bu sokağa getirdiklerini söyleyen Şimşek, “Bazıları bundan rahatsız oldu. Biz de ‘rahatsız olsunlar’ diyoruz. Biz onları her anlamda rahatsız edeceğiz. Bu anlamda direnişimiz devam edecek” diye konuştu.

Kaynak: MA

 

 

#Amedte #Kürtçe #konseri #engelleme #girişimi

İsviçre’de Êzidî soykırımın tanınması için konseye 80 bin imza sunuldu

DAİŞ’in Êzidîlere dönük soykırımının tanınması için İsviçre Federal Konseyi’ne 80 bin imza sunuldu

DAİŞ’in Ağustos 2014’te Şengal’e saldırarak Êzidîlere dönük gerçekleştirildiği vahşetin İsviçre hükümeti tarafından soykırım olarak tanınması talebiyle geçtiğimiz Mayıs ayında başlatılan imza kampanyası çerçevesinde 80 bin 927 imza toplandı. Toplanan imzalar, aralarında İsviçre Sosyalist Parti Ulusal Parlamento Milletvekili Roger Nordman, Yeşiller Ulusal Parlamento Milletvekili Natalie Imboden ve DAİŞ’in vahşetlerine tanıklık edenlerinden bulunduğu 50 kişilik bir grup tarafından, Bern Federal Parlamento önünde yapılan açıklamanın ardından İsviçre Federal Konsey Şansölyesine sunuldu.

Grup adına yapılan açıklamada, Êzidîlere dönük yapılanların soykırım olarak tanınması çağrısında bulunularak, bunun bir sorumluluk olduğuna dikkat çekildi. Birleşmiş Milletler’in (BM), DAİŞ tarafından Êzidîlere yapılanların soykırım kapsamında olduğuna dikkat çeken raporlarının hatırlatıldığı açıklamada, soykırım olarak tanınmasının yeni katliamların önüne geçmede etkili olacağına vurgu yapıldı.

15 vekilden Fedaral Konsey’e çağrı

Öte yandan Ulusal Parlamento Milletvekilleri Fabian Molina, Mustafa Atıcı, Brigitte Crottaz, Laurence Fehlmann Rielle, Friedli Claudia, Barbara Gysi, Martin Landolt, Angelina Moser Tiana, Martina Munz, Jon Pult, Ursula Schneider Schüttel, Priska Seiller Graf, Lilian Studer, Nicolas Walder, Celine Widmer, 15 Haziran’da Ulusal Parlamentoya sunduğu önergeyle, DAİŞ’in Êzidîlere dönük işlediği suçların soykırım olarak tanıma çağrısında bulunmuştu. 15 Milletvekilin imzasını taşıyan önergede, BM Suriye Uluslararası Bağımsız Soruşturma Komisyonu’nun raporuna dikkat çekilerek, BM İnsan Hakları Konseyi’nin üye devletlere soykırımın tanınması çağrısına yer verildi. Önergede şunlar belirtildi: “İsviçre bu soykırımı tanıyarak bir nebze de olsa mağdurlar için adaleti sağlamış olmakla kalmayacak, aynı zamanda uluslararası hukukun ruhuna uygun olarak bu suçları işleyenlerin cezai kovuşturmasına ve cezasızlıkla mücadele konusunda aktif taahhütte bulunmuş olacaktır. Yine Êzidîlere yönelik soykırımın tanınması, böyle bir suçun bir daha asla işlenmemesini sağlamaya da yardımcı olacaktır.”

HABER MERKEZİ

#İsviçrede #Êzidî #soykırımın #tanınması #için #konseye #bin #imza #sunuldu

Jin Dergi ‘Tecrit vardır, hak ihlalidir’ kapağı ile yayında

Her pazar yayımlanan web dergi Jin’in yeni sayısı ‘Tecrit vardır, hak ihlalidir’ manşetiyle okuyucu ile buluştu

Jin Dergi’nin 19’uncu sayısında tutuklu DTK Eşbaşkanı Leyla Güven ‘Yanardağ’ın tecrit var dediğini sandık ama montajmış!’ yazısında tecridin kaldırılmasının tüm toplum için gerekli olduğuna değinirken, Gordyaen Benyamin Jermayi ise, ‘Kürt kadın kolberlerin ‘yenilmez’ yaşamları’ başlıklı yazısı ile kadın kolberlerin zorlu yaşam koşullarına değiniyor.

Semiha Arı ve Hülya Osmanağaoğlu da ‘Neoliberalizm, devlet, feminizm ve LGBTİ+’lar’ başlıklı yazılarında örgütlenmenin devamlı ve bir bütün olmasının önemine dikkat çekerken, bu sayıda ayrıca Handan Coşkun da ‘Gökyüzüne bir anıt dikiliyor’ başlıklı yazısıyla dijitalde yayınlanan Madımak Kütüphanesi’ne ve katkı sunanlara değiniyor.

Yeni sayıda yer alan tüm başlıklar şöyle;

Yanardağ’ın tecrit var dediğini sandık ama montajmış! / Leyla Güven

Kürt kadın kolberlerin ‘yenilmez’ yaşamları / Gordyaen Benyamin Jermayi

Neoliberalizm, devlet, feminizm ve LGBTİ+’lar / Semiha Arı- Hülya Osmanağaoğlu

Gökyüzüne bir anıt dikiliyor / Handan Coşkun

Yeni sayıda yer alan yazıları okumak için tıklayınız.

http://jindergi.com/anasayfa/

İSTANBUL

#Jin #Dergi #Tecrit #vardır #hak #ihlalidir #kapağı #ile #yayında

Qilêban’da kayıp gencin cenazesi bulundu

Qilêban’da(Uludere) iki gündür kayıp olan gencin cenazesi bir ağaca asılı halde bulundu

Şirnex’in Qilêban (Uludere) ilçesinin Sêgirgê (Şenoba) beldesine bağlı Kolkê köyünde iki gündür kayıp olan 30 yaşındaki Bedran Kilim isimli gencin cenazesi bir ağaca asılı halde bulundu.

Çevredeki yurttaşların cenazeyi fark etmesi üzerine jandarma ve 112 acil sağlık ekiplerine haber verildi. Olay yerine gelen ekipler, yapılan araştırma sonrası Kilim’in hayatını kaybettiğini belirledi. Cenaze otopsi işlemleri için Şırnak Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.

HABER MERKEZİ

#Qilêbanda #kayıp #gencin #cenazesi #bulundu

Yaşamını yitiren Yazıcı’ya 30 gün önce ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verilmiş

Yaşamını yitiren hasta tutuklu Bişar Yazıcı’ya en son 30 gün önce ‘Cezaevinde kalabilir’ raporu verildi. Yeğeni Ejder Yazıcı, ‘Amcam ‘cezaevinde kalabilir’ raporları ve doktorların tutumları yüzünden yaşamını yitirdi’ dedi

Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde 2 yılı aşkın süredir tutuklu bulunan 52 yaşındaki Bişar Yazıcı, tedavi için getirildiği Amed’de bugün yaşamını yitirdi.

Yazıcı’nın ailesi Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Müjdat Can’a konuştu. Yazıcı’nın sağlık sorunları nedeniyle 3 kez tahliye talebinde bulunduklarını belirten ailesi, karaciğer yetmezliğine rağmen doktorların ve ATK’nin “cezaevinde kalabilir” raporu verdiğini belirtti.

30 gün önce rapor verildi

Yazıcı’nın abisi İrfan Yazıcı, kardeşinin 2014 yılından beri hasta olduğunu dile getirerek, defalarca tahliye olması yönünde Ankara, İstanbul ve Van’da hastanelere başvurduklarını ifade etti. Kardeşinin 30 gün önce Wan’da doktora gittiğini ve doktorun “cezaevinde kalabilir” raporu verdiğini sözlerine ekleyen Yazıcı, “Hastalığı ortadaydı bütün doktorlar da hastalığını biliyordu. En sonda Van Bölge Hastanesi’nde iki haftaya yakın tedavi gördü. Karaciğerinin iflas ettiğini ve acilen naklinin gerçekleşmesi gerektiğini doktorların kendisi de söylüyordu. Sonra da buraya getirildi iki haftadır tedavi görüyordu. Doktorların müdahalesine rağmen yaşamını yitirdi” diye konuştu.

Kardeşi için “cezaevinde kalabilir” raporu veren ATK ve doktorlardan şikayetçi olduklarını belirten Yazıcı, “Tutukluların ölümlerinin tek sebepleri doktorlar ve raporu verenlerdir” dedi.

ATK defalarca ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verdi

Dört yıl önce Bişar Yazıcı’nın gizli tanık ifadeleriyle bir kez daha tutuklandığını ifade eden yeğeni Ejder Yazıcı, “Dört ay tutuklu kaldıktan sonra serbest kaldı. Bırakıldıktan 3 yıl sonra tekrar eve baskın düzenlendi ve tutuklandı. Zaten kendisi uzun yıllardır hastaydı. Son 3-4 aydır hastalığı baya ilerledi. Bir ay önce Van Eğitim Bölge ve Araştırma hastanesine kaldırıldı ve burada ona ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verildi. Doktorlar iyi davranmıyordu. Hasta haliyle endoskopi yaptılar ve daha da rahatsızlandı. Sonra o haliyle yine cezaevine gönderdiler. Yine bir defa da İstanbul ATK’ye gönderildi ve hastalığına rağmen yine ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verildi” bilgisini paylaştı.

‘Raporlar yüzünden yaşamını yitirdi’

Ailenin defalarca hastalığından dolayı tahliye talebinde bulunduğunu belirten Yazıcı, sadece kendilerinin değil avukatlarının da bu talepte bulunduklarına dikkati çekti. Yazıcı, “Bütün şerefli Kürt halkımızın başı sağ olsun, cenazemizi defnedeceğiz bu bizim için bir şereftir. Amcam ‘cezaevinde kalabilir’ raporları ve doktorların tutumları yüzünden yaşamını yitirdi. Siyasi tutuklu olduğu için Malatya ve Erzurum hastanesi tedaviyi günlerce bekletti. Sonra Diyarbakır’a sevk edildi. Diyarbakır kabul etti. Artık tedaviye başladıklarında her şey için çok geçti” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#Yaşamını #yitiren #Yazıcıya #gün #önce #cezaevinde #kalabilir #raporu #verilmiş

Bazalt taşının sırrı: Lav yolu

Karacadağ’ın ve bazalt taşının sırrını veren Lav yolu, hem geçmişe ışık tutuyor hem de eşsiz güzelliği ile büyülüyor

Selman Çiçek/Amed

Amed’in Çınar ilçesi kırsal Ovabağ Mahallesi’nden başlayan 10 kilometrelik Lav yolu, bir yandan eşsiz güzelliği ile bir yandan bazalt taşın kaynağı hali ile merak uyandırıyor. Yaklaşık 100 bin yıl önce patlayan ve Karacadağ’dan akan lavların oluşturduğu yol, 100 bin yıl önce yaşanan tarihi yeniden canlandırıyor.
Amed ve Riha arasında yer alan 1957 metre yüksekliğindeki Karacadağ, etrafına saçtığı lavlarla 10 bin kilometrekare alanı ile Akdeniz çevresinin en geniş taban alanına sahip volkanlarından biri. Adımladığınız Lav yolunun her santimi bize geçmişe ışık tutarken bir kentin mimarisine de neden olan bazalt taşın sırrına da ulaşmış oluyoruz. Amed’in tarihi surları başta olmak üzere Sur ilçesinde birçok yapıya ana malzemesini veren bazalt taşın sırrının kaynağını buradan öğrenebilirsiniz. 100 bin yıl önce patlayan volkanın izlerini bugün canlılığını korumuşçasına izleyebilirsiniz.

Lavların oluşturduğu yeraltı mağaraları
Karacadağ 100 bin yıl önce geniş bir alana püskürse de lav yolunda yürüdüğünüzde püskürtmenin her anının yeni olmuş gibi hissediyorsunuz. Sadece alana yayılan lavlarla bir yolculuk sizi beklemiyor, yeraltına açılan kapılarla lavların oluşturduğu mağaralar eşsiz güzelliği ile insanı büyülüyor. Yeraltı mağaralarına indiğinizde güneşin taşlara vurması ile birlikte yüzyıl önce lavların yüzey üzerindeki hareketlerini görmek mümkün.

Patlamanın ardından bölgede oluşan mağaralar, bölgeye eşsiz güzellikler katıyor

 

Birçok medeniyete ev sahipliği yapan Karacadağ ve Lav yolu, aynı zamanda birçok canlıya da ev sahipliği yapıyor. Çevre köylerde yaşayan insanların, yaz aylarının misafiri olan leylekler için bazalt taşlardan oluşturdukları evler, taşın sırrını bir kez daha gözler önüne seriyor.

#Bazalt #taşının #sırrı #Lav #yolu