Ana Sayfa Blog Sayfa 20

Hamburg’da Alevi Kültür Merkezi’nde Dinler Arası Diyalog Toplantısı

Hamburg Alevi Kültür Merkezi, 23 Ekim Pazartesi günü Dinler Arası Diyalog Grubu’nu ağırladı. Farklı inanç topluluklarının bir araya geldiği bu buluşmada, karşılıklı anlayışın ve diyalogun güçlendirilmesi amacıyla çeşitli konular ele alındı.

Toplantıya katılan Mahzuni Dede, Hamburg Alevi Kültür Merkezi’nin (HAKM) faaliyetleri hakkında katılımcılara kapsamlı bir bilgilendirme sundu. Merkezin yürüttüğü çalışmalar ve Alevi inancına dair önemli başlıklar üzerinde duruldu.

Programda ayrıca Hızır ayının Alevi inancı içindeki önemi vurgulandı. Hızır ayının toplumsal dayanışma açısından taşıdığı anlam üzerinde durulurken, katılımcıların soruları yanıtlandı.

Bu tür buluşmaların, farklı inanç topluluklarının karşılıklı saygı ve anlayış temelinde bir araya gelmesinin yanı sıra, birlikte yaşam kültürünün güçlenmesine de katkı sağladığı ifade edildi.

Sanatçılardan 7 Mart mesajı: Soykırıma karşı birlik olalım!

Sanatçılar, Suriye’de Alevilere yönelik devam eden soykırıma dikkat çekmek amacıyla 7 Mart’ta Samandağ’da yapılacak mitinge katılım çağrısında bulundu. Sanatçılar, kamuoyunun bu zulme sessiz kalmaması ve zulme karşı birleşmesi gerektiğini vurguladı. “Soykırıma karşı yan yana durmaya çağırıyoruz” ifadeleriyle, dayanışma ve birlik mesajı verdiler.

Suriye’deki soykırımın birinci yılı geride kalırken, 7 Mart’ta başlayan saldırılarda on binlerce Alevi hayatını kaybetti, yerinden edildi ve kadınlar şiddete maruz kaldı. Bu saldırılar nedeniyle ailelerinden koparılan çocuklar, topraklarına ve mallarına el konulan bireyler büyük bir travma yaşıyor. Soykırımın durması için birçok coğrafyadan Alevi ve dostları harekete geçmeye devam ediyor.

Samandağ’da gerçekleştirilecek mitinge Alevi kurumları, sanatçılar, yazarlar ve aydınlar destek veriyor. Suavi, Pınar Aydınlar, Ferhat Tunç, Ali Ekber Eren ve Cahit Berkay gibi sanatçılar, yayınladıkları videolarla toplumu bu önemli etkinliğe katılmaya davet etti. “Karanlıklar anca omuz omuza durursak aydınlığa kavuşur” diyerek, 7 Mart’ta 75’inci yıl Parkı’nda buluşma çağrısı yaptılar.

Bu miting, Suriye’deki Alevilere yönelik saldırılara karşı bir dayanışma gösterisi olmasının yanı sıra, tüm inanç gruplarının eşit yurttaşlık haklarının savunulması adına önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Sanatçılar, “Unutmayalım, katliamlara dur diyelim” mesajıyla, herkesin bu zulme karşı sesini yükseltmesi gerektiğini belirtti.

Gasp edilen dergahın Alevilere iadesi davası 26 Mart’ta başlıyor!

Hacı Bektaşi Veli Kültür ve Tanıtma Vakfı, Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın iadesi veya tahsisi için hukuki süreci başlattı. İlk duruşma 26 Mart 2026’da Nevşehir İdare Mahkemesi’nde gerçekleştirilecek. Dergah, 1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılması sonrası usulsüz bir şekilde kullanılmaya başlanmıştı. Şu anda müze olarak hizmet veren dergah için vakıf, 2025 yılında iade talebinde bulunmuştu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yapılan başvuru olumsuz yanıt alınca, vakıf redde karşı iptal davası açtı. İdare Mahkemesi sürecinin tamamlanmasının ardından duruşma aşamasına gelindi. Avukat Burak Aydın, dergahın Alevilere iadesinin toplumsal barış için önemli bir katkı sağlayacağını ifade etti.

Aydın, dergahın Alevilere iade edilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu konuda kamuoyu oluşturmalıyız. Konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşımayı planlıyoruz” dedi. Ayasofya ve Kariye Müzesi’nin hukuka aykırı bir biçimde camiye dönüştürülmesi gibi emsal kararları da mahkemeye sunduklarını belirten Aydın, “Dergahımızı bize verin” talebini yineledi.

HTŞ’nin Alevi topluma yönelik saldırısında 5 can kaybı yaşandı

HTŞ, Suriye’nin Lazkiye vilayetine bağlı Ceblê bölgesinde Alevilerden oluşan Seraya El Cewad güçlerine saldırdı. Çatışma sırasında, obüs ve ağır silahlar kullanılarak gerçekleştirilen saldırıda, 5 kişi hayatını kaybetti.

Saldırının hedef aldığı köyler arasında Mezret El Şezrîqa, Til Hiweyîr ve Kenkarê yer alıyor. Seraya El Cewad güçleri, HTŞ’nin saldırısına karşılık vererek çatışmaya girdi. Bu çatışmada, 3 Seraya El Cewad üyesinin yanı sıra bir sivil kadın da yaşamını yitirdi.

Olayda HTŞ’nin bir üyesinin de hayatını kaybettiği bildirildi. Bu tür saldırılar, Suriye’deki mezhepsel gerilimlerin devam ettiğini ve bölgedeki Alevi toplulukların karşılaştığı tehditleri bir kez daha gözler önüne seriyor.

“7 Mart’ta Samandağ’da Soykırıma Karşı Birlik Olalım!”

Alevi kurum başkanları, Suriye’de devam eden Alevi soykırımına dikkat çekmek amacıyla 7 Mart’ta Samandağ’da düzenlenecek olan mitinge katılım çağrısında bulundu. Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, bu soykırımın sona ermesi gerektiğini vurguladı.

Saka, 7 Mart Cumartesi günü saat 13:00’de Samandağ’daki 75. yıl Parkı’nda yapılacak protesto eylemine Avustralya’dan destek verdiklerini belirtti. Soykırıma karşı seslerini yükseltmek için tüm Alevi kurumlarını ve üyelerini eylemlere katılmaya davet eden Saka, “İnsanlık onuru, sadece kendine yapılan zulme karşı durmakla kalmaz, aynı zamanda farklı inançlara ve kültürlere karşı da haksızlıklara karşı durmayı gerektirir” dedi.

AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Suriye’deki Alevi soykırımında binlerce insanın hayatını kaybettiğini hatırlatarak, 7 Mart’ta Samandağ’da yapacakları mitingin amacının bu katliamları lanetlemek ve Suriye’deki Alevilerin yaşam haklarını savunmak olduğunu ifade etti. Mat, Avrupa’nın birçok şehrinde de anma etkinlikleri ve protesto eylemleri düzenleneceğini belirterek, tüm Alevi topluluğunu bu etkinliklere katılmaya çağırdı.

PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe ise, Alevi ve diğer halklara uygulanan soykırımlara dur demek amacıyla bir araya gelmenin önemine değindi. Erçe, “7 Mart’ta Samandağ’da buluşmak, bu soykırımın anısını yaşatmak ve gelecekte benzer acıların yaşanmaması için sesimizi birlikte yükseltmek açısından kritik bir adımdır” dedi. Tüm insan hakları savunucularını ve toplumu bu mitinge katılmaya davet etti.

Navê Hêviyê, Xızır-Hızır Car Li Te Ye ALİ KÖYLÜCE

Canên hêja, em di saleke nû de dîsa Xızır pêşwazî dikin. Hêvî li wî ye, medet li wî ye, keramet li wî ye, rastî li wî ye. Ji rojhilat ber bi rojava ve diçe, ji Meşriqê heta Mexribê dimeşe, di vê rêwîtiya ronî de, di her qirçek xaka baweriya me de, di mala her canî de dikeve û giyan û wijdana wî diêşîne, ji sira veşartî tê û bi destê ku li ser tepsiya Kavutê datîne xuya dibe, Kapiya Car a ku ji bo kesên di Dar û Zorê de dibêjin “medet” hazir û amade ye, navê wê hêza nurê Xızır e.

Xızır di Mitolojiyê de

“Ebu’l Hukema” (Bavê Şehrezayan): Xwediyê vê berhemê Mahmut Erol Kılıç dibêje:

“Dema ku warên ‘Dîroka Olan’, ‘Dîroka Felsefeyê’ û ‘Dîroka Zanistê’ bi rêya diyakronîk ber bi paş ve bên birin, dê bê dîtin ku li ser xalek hevdem (senkronîk) ku her sê li hev dicivin, motîfeke hevbeş disekine.”

Mahmut Erol Kılıç wiha berdewam dike: “Ev fîgur ku di çand û kevneşopiyên cuda de, bi navên cihêreng xuya dibe, di çanda greko-latînî ya serdest de bi navê ‘HERMES’ navdar bûye.”

Di dîroka felsefeyê, dîroka zanistê û dîroka wêjeyê de ev fîgur bi rûyekî mitolojîk û nîv-mitolojîk xuya dibe; di warê dîroka ola de jî bi peygemberekî re tê nas kirin û li zemînek dîrokîtir dicive. “Toth” di ola kevn a Misrê de, “Uhnuh” di ola Îbranî de, “Buda” di Budîzmê de, “Hûşeng” di Zerdüştîyê de û “Îdrîs” di ola Îslamê de — hemû wekî hevwate yê vê “Hermes” tên hesibandin û ev di eslê xwe de destpêka lêkolînên olên berawirdî yên bi maneya nûjen e.

Di hewldanên yekîtîkirina xuyanên cuda yên vê motîfê de, mînak ramanwerên wek Taberî û Fehreddin Razî ku dibêjin “Uhnuh” ê Îbraniyan û “Îdrîs” ê Misilmanan heman kes in; û lê zêdekirina Bîrunî û kesên din ên ihtimala ku ew dikare “Buda” jî be, nîşan dide ka tora vê têkiliyê çiqas fireh e.

Her çiqas pir nehatibe qebûlkirin jî, kesên ku digotin ew kesekî ji serdemeke dereng e jî hebûn — mînak Ammonius Saccas ê Nîo-Feîsagorî, an Andreas aşpêjê ku bi Skender re li obê jiyanê geriya. Dîsa jî, dema em deqên nivîskî yên efsanevî yên li ser wî analîz dikin, tevî hemû cihêrengiyên di navbera wan rivayetan de, em dibînin ku motîfa “Hermes” di hemû çand û şaristaniyên de herî kêm di sê taybetmendiyên jêrîn de hevgirtî ye.

Taybetmendiyên ku nîşan didin ew çiqas nasnameyek gerdûnî ye ev in:

a) Bi awayek bi Tofanê re tê bîranîn; yanî an berî an jî piştî wê jiyaye.

b) Di hemû çandan de kesayetiyeke bilind, zana, nebî an velî heye.

c) Yê herî balkêş ev e ku di hemû kevneşopiyên de ew gihaye meqameke bilind û nemiriye.

Hermes di Mitolojiyê de

Di derbarê koka etîmolojîk a peyvê “Hermes” de ramanên cihêreng hene. Li gorî kesên ku dibêjin eslê vê peyvê Suryanî ye û maneya “Zana” dide, tamlamaya “Hermesü’l-herâmise” dibe “Zanayê zanayen”. Mandeist, ji ber ku yek ji melekên nurê Zehrun bi feleka rojê re nas dikin, ihtimala ku peyên “Hürmüz” an “Hermez” ji wir hatine û paşê ji aliyê Sabiyan ve bûye “Hermes” jî tê nîqaşkirin.

Ji ber ku Sabî “Hermes”ê Misrî wekî yek ji peygemberên xwe didît. Wekî din, di navbera navê “Buzasaf” ê ku Sabî ji bo “Hermes” bikar anîn û navê “Budha” de jî bişikiyek etîmolojîk a balkêş heye. Li gorî Îbraniyan navê wî “Uhnûh” e û maneyên “ders dan”, “ronahîkirin” an “ronîkirin” dide.

Di nêrînek din de tê gotin ku dibe ku “Ahnaton” ji xwedayên kevn ê Misrê bûbe “Uhnuh”, û “Oziris” jî bûbe “Îdrîs”. Dîroknasê Mes’udî dibêje peyvê “Hermes” maneya Utarîd dide û ji aliyê kozmîk ve girîngiyê dide, ne ji aliyê dîrokî. Wekî din di kevneşopiya Hindê de hem Budhayê felekî hem jî Budhayê dîrokî heye. Navê diya Budhayê dîrokî Maya ye. Ku navê diya Hermesê mitolojiya Grek jî Maia ye, berawirdên pir balkêş derxe holê.

Di çanda Kurd/Farsê de navê “Hûşeng” tê dayîn û li gorî wan ew yê yekem e ku ji tiştên bilind pê re hatiye axiftin û bapîrê wî Adem (Giyomert) saetên rojê û şevê fêrî wî kiriye. Wekî din, di navbera têgeha “Daena” ya Zerdüştîyê û têgeha “Tebîata Temam” ya Hermesîzmê de bişikên ecêb hene.

Li gorî hemû van rivayetên efsanevî, kesê yekem ku perestgeh ava kir û di nava wê de ji Xwedê re ibadet kir, yê yekem ku li ser zanista Tebabetê axiftin û yê yekem ku nûçeya hatina Tofanê da ev kes e. Tê rivayet kirin ku ji ber tirsa windabûna şehrezaniyê, piramîdên “el-Barbâ” û Panopolisê ava kirin û formûlên hemû zanistariyên ji bo yên ku piştî xwe têne li dîwarên hundirê wan xêz kir. Ji ber vê yekê di navbera peyvên “Hermes” û “Ehram” de jî têkiliyek tê danîn.

Ev kevneşopiya kevn a mirovahiyê ku mijara lêkolîneke dirêj e û gelek çandan digire, bê guman bi awayek ketin baweriya me jî.

Lê belê di awayê gihandina wê ya nûjen de, di çarçoveya mentiqê devrevî yê felsefeya alevî de û wekî beşek ji berpirsyariya civakî ya ferd, sembola rizgarkerek û hêzeke awarte, nirxek pîroz e.

Ev pîrozî, ne ji hêza wî ya awarte, lê ji sembola bûna rizgarkarê hevkariya civakî û ya demên zor û tengavê tê.

Di erdnigara me de, di wextê herî zor û bêimkana xweza û demsalan de, dibe wesîleya piştgiriya civakî; xuya dibe û mirovan ji berpirsyariyên xwe yên exlaqî, etîk û berevajî hev bîne bîra wan. Di nav Cem û civatê de wekî mêvan diçe mala her kesî û dikeve dilê her mirovî. Wekî Xızır/Hıdır/Hızır (maneya Kesk), di demên herî zor ên zivistanê de, di şevên dirêj û tarî de, nûçeya Cemreyên biharê û hêviya Newrozê ya ji nû ve jidayikbûna xwezayê parve dike.

Erkan ên Cemê, ji baweriyê derxistina jiyana civakî, tayê yekitiya civakî ya bi sorgu-görgü û rêzika dirêjî ya bi rızaliq hatî avakirin nû dike. Ev çand ku her sal bi dubarekirin berdewam dike, îro ji me re berpirsyariyên pir cihêtir jî datîne ser milê me û berdewam dike.

Ya Xızır Tu Esta

Ev rastiya pîroz a giyanîtiya me ya jorîn, di Mirovan de laş dibîne, ji wijdana Mirov xuya dibe, berpirsyariya mirov her sal carekê din di Cem û Civatên hatî kirin bîna wan dike, bi Dar û Didar îkrara xwe teze dike, bi sorgu-görgü xwe paqij dike, bi gulbengên hatî kişandin ruhê xwe safî dike, di rastiya civakî de yekdibe, ji yek kırk û ji kırk yek dibe, di wê çanda kevn a hatî pîrozkirin de, carekê din; Ya XIZIR, me ji rastiya vê Rêyê dûr nexe, li Rêyê bibe ronahî, her dem rêber bibe ku em ji mirovbûnê dernekevin. Ji Rêya ku giyanên xam têde ketine, bi înayet, kemalatê û rastiyê em jê derkevin. Ji aqilê ber bi wijdanê, ji wijdanê ber bi ruhê, ji ruhê ber bi bedenê, özümüzü di meydana mirovahiyê de, bi hişmendî û xizmeta berpirsyariya me ya civakî parve kirî derkevin.

Em mirovên ku aqil, wijdan û ruha vê gerdûnê li wan hatiye sipartin; ji xweza, ji kêzik û mêzik, ji her can û Zindî re bibe hêvî û kerema Xızır.

Di baweriya me de mirovê ji “Rêyê” derketiye zalim e û ji mirovbûnê dûr ketiye. Aşq be li rêya ku canên ku ji Xızirê bi aşq yek dikin kırk, û kırk dikin yek, û ku ji rêz û zordariya ku zalim bi nefs, tameh û zulm xera kiriye serî netewînin.

Îro li Sûriyê, ROJAVA û Alevî di Kêlka Komkujiyê de

HÊVÎ: Dema em komkujiyên ku Aleviyên Sûriyê rû bi rû mane jî bi ber çavan bixin, ne tenê ji bo îroyê, lê bi şêweya mertalek berevaniya civakî û parastinê, bi rêxistinkirina Berevaniya Sivîl (Xwe), bi awayekî saziyî û civakî, destê Xızır ê li me xuyabûyî dikare bibe hêviya yên di Dar û Zorê de. Hızır tenê dikare wekî rêberê hewl û têkoşîna me ji bo yên di tengavê de bigihêje. Ji bîr neke, berî her tiştî xweyê rêyê Sırri ji te re bi deng kiriye: “Her tiştê ku lê digeri di xwe de lê bigere”, “Tu xwe bizanî Heq û Xuda yî, tu xwe nizanî ji Heq cihê yî”. Em di dinyayeke ku zalimiyan hukm û hukumdariya wan heye de ne. Dê-duh Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas…, û îro li rex me li Sûriyê êrîş û komkujiyên li dijî canên alevî berdewam dike.

Di boriyê de ji ber ku rêxistinkirî nebûn di vê komkujiyan de nekarîn bes ji hev re bigihên û bibin Xızır. Lê naha dema guhertina vê yekê û bi rêya saziyên mevcûd di demên zor û tengavê de amadekariya saziyî ya piştgir û rizgarker ava bikin hatiye û derbas dibe.

DESTÊ XIZIR Ê DIRÊJKIRÎ: BEREVANIYA SİVÎL (XWE) RÊXISTIN BIKIN

Berevaniya Sivîl Çi ye?

Berevaniya Sivîl; di dema şer de li dijî êrîşên dijmin, di dema aştiyê de li dijî her cûre karesatên xwezayî û felaketên mezin, xebat û tedbîrên bê çek, mafî û rizgarker in ji bo misogerkirina can û mal û kêmkirina windahiyê.

Berevaniya Sivîl Çi Digire Nava Xwe: Ji êrişeka terrorê ya gengaz, heya qezayek trafîkê, ji agirê li malê, heya agirê mezin ê daristanê, ji bûyera lehiyê heya erdhejek mezin, li dijî hemû Karesatan û rewşên awarte yên ku jiyana mirov û civakê radiwestîne, dikare bibe sedema windahiya can û malê, amadeyî û tedbîrkirî bûn, mijarê berevaniya sivîl e.

Yekîn an saziyên pispor hene ku xizmeta avakirinê, perwerdekirinê û rêveberiya xebata saziyî ya berevaniya sivîl didin. Di vî warî de, ji van saziyan û yekînan piştgiriya pêwîst dikare bê standin.

Ji ber ku girêdayî mijarê me ye, werin em li nivîsa Nivîskarê Alevî İsmail Pehlivan a li ser Berevaniya Sivîl-Xwe binêrin. Ji bo vê yekê her derê imkan û derfet hene. Bes ku nîyet bikin û dest bi pêkanînê bikin. Ev di nav karên herî acil ên roja me de ye.

İsmail Pehlivan bi gotina “Çima öz savunma kareke acil e?” wiha rave dike:

“Pêşketina hişmendî û jêhatîtiya betalkirina û ji holê rakirina her cûre tehdît an êrişên li wan bi hêza xwe di kes an avahiyên civakî de, ji rêxistinkirî bûnê derbas dibe. Naxwazim bifikrim ka dema ev avahî tune be dê çi bên jiyîn. Rêya anîna vê ber hişmendiyê, seferberiyeke perwerdeyê ya sîstematîk û rêkûpêk e.

Ku rêxistinên temsîlkara avahiyên civakî berevaniya xwe ya li dijî êrîş û xetereyên gengaz bidin ber kar, îro wekî karekî acil tê dîtin.

Rewşa misogerkirina ewlehiya xwe ya hebûnên civakî îro girîngtir bûye. Têkoşîna parastina xwe, azadkirina-mana xwe ya hebûnê, her roja diborê bûye mecbûrîtir. Kadirên pêşeng ên Alevî yên ku dê di kesî û civakê de hişmendiya xwe parastin, xwe parêztin, xwe hebûnkirin û domdarkirina hebûna xwe bidin, di amadekariya xebateke wisa de ne? Nizanim.

Di rêxistina berevaniya xwe de armancên:

  • Amade bûna li dijî Karesatên Xwezayî û Felaketên Civakî.
  • Bi mezinkirina kesên ku xwe diparêzin û xwegumanê wan bilind e civakê hêzdar kirin.
  • Şideta civakî pêşgirtin û dawîlêanîn.
  • Di kêlika şidetan de bi kêmtirîn zerer xwe ewle hiştin.
  • Di kêlika xetereyê de rêbazên têkoşîna rizgarker pêşxistin.
  • Ku kadr bi rêya kanalên ragihandinê yên civakî bi rêkûpêk û sîstematîk ragihandinê dikin; li dijî tehdît û bûyerên şidetan bi amade bûnê, bi rêya torê ku dê bê avakirinê yekser dînamîkên civakî tevbigerin.
  • Rêbazên berevaniyê yên domdar, bikaranîbar û bibandor fêr bûn.
  • Bi pêşxistina nêrînên cuda di jiyana civakî de hişyarî çêkirin.
  • Alevî, berevaniya xwe li dijî kê û bi kê bikin?
  • Li dijî kê? Bê guman pêşî li dijî dewletê, paşê li dijî terîqet û cemeatên ku olê bi xirapî bikar tînin.
  • Hem li dijî êrişên antî-laîk, antî-demokratîk ên hukumetên siyasî jî divê opozîsyoneke hêzdar were rêxistinkirin.
  • Peki bi kê? Bê guman ne xema nasnameya etnîk û baweriyê; bi çîna karkeran re! Dîrok ji mirovahiyê re îspat kiriye ka têkoşîna çînî çiqas serdest e. Yên xizan ên alevî, karmend û gundiyên alevî dema bi xwişk û birayên çîna xwe re yek bibin dê bibînin ka têkoşîna mafwergirtinê çiqas serketîtir dibe.
  • Berevaniyeke xwe ya hêzdar ku xizmeta van armancan dike û ji bo domdariya bi kêmtirîn zerer ya hebûnên civakî li dijî êrişên pêşerojê, pêwist e ku kadrên nitelikî destên xwe bixin bin kevirê û bikevin rêyê.
  • Avakirina vê avahiya hêzdar a tevgera aleviyê ya civakî û xêzkirina stratejiya têkoşînê îro mecbûrî ye.

Pêş me mînakek Sûriyeyê heye ku ibretê ye. Dema hebûnên civakî yên berevaniya xwe ya xwe ava kirine li ber terorîstên Selefî teslîm nebûn; hebûnên civakî yên bê rêxistin û amade ne ji teslîmbûnê hilbijêrekî din tunebû wan.

Wekî Aleviyên Tirkiyeyê, dem ne dem e ku em felaketa aleviyên Sûriyê ya ji ber bê rêxistinîbûnê bijîn.

Pir zor nabe texmîn kirin ka vêca vê hovîtiya Rojhilata Navîn a bi destê sîstema emperyalîst tê birêvebirin berê xwe kida dide.

Alevî di salên 1970an de li Maraşê, Çorumê; di 1993an de li Sivas Madımakê, di 1995an de li Gaziyê felaketa wiha jiya û ezmûn kir. Ji bo amade bûna li dijî felaketên nû, divê bi rêxistinkirina berevaniya xwe provokasyonên plankirî bên betalkirî.

Avahiyên rêxistinî yên Aleviyên bi yekbûna têkoşîna rêxistinî ya çîna karkeran û bi sûdwergirtina ji ezmûnên rêxistinî wan re, bi avakirin a berevaniyeke xwe ya hêzdar di demeke kurt de, hesta xwegumanê civakê jî dê bê teşwîqkirin.

Bi avakirin a vê rêxistinê û misogerkirina hevgirtina hêza civakî, dê kadrên bi şaşitî hêjmaretî kêf û heyrût bike. Ev em jiya û dît di wextê xwe de.

Civaka Alevî ji êrîş û felaketên pêşerojê haydar e. Kar tenê li xebatên domdar û prensîbî yên kadrên pêşeng ên ku pêbawerî didin dimîne. Dema kadrên bi zanistê bi zanînê hatine sazkirî bi civakê re dicivine dê bibînin bi çi pêleke evîn têne girtibandin.

Xeter li ber derî ye… Kadrên alevî berpirsyariya xwe ya kesane û mana kesane ya xwe ji holê rake; bi xwehiş civakî hebûna civakê biparêzin û dest bikin ser xebatê mecbûr in. Sibe gelek dereng dibe.

Îro koma ku çîxara “Alewitiya Siyasî” dike hewl dide civata Sunnî teşwîq bike. Terîqet û cemeatên Selefî-Vehabî ên bi têgihîştina Emevî ya Islamê yên ji dilê civata Sunnî derdikevin, li kemîn rûdinişin û ji bo gihabûna teşwîqan berdan reaksiyonan dipîvin. Terîqet û cemeatên Selefî di milîtanên rêxistinkirî de ne. Ev milîtan ji kesên bi ruhê terorîst pêk tên. Ev terorîst xwe xistine kemîn, kelboyekê dixwazin.

Haydî! Werin canino; em yek bin, mezin bin da ku em sax bimanin! Bi aşqê muhebbetê…

Erê, madem ku Hızır/Xızır dê di me de laş bigire, werin em sira bûna Hızır ji hev re çareser bikin û aşkar bikin. “Her tiştê ku lê dîgerî di xwe de lê bigere” dibêje Rêberên Rêyê yên Ehlê Rastiyê, XIZIR jî nîşan daye.

Wek Ozan Perişan Ali ê ji gundê Kaşan ê Maraş Elbistanê dibêje:

“Dil sarayekê ye, Evîn Sultanê ye. Dema mirovan xwe dizanin. Ya Xızır, Ya Xızır, Ya Xızır, Ya Xızır Canê min Ya Xızır. Ji bo kesên çavên wan dibîne li her derê hazir e. Lê ji bo yê ko, Xızır çi bike.”

Mixabin, îro li şûna bûna Hızırê hev, Hızır jî wek Mehdî tê hilanîn. Ew kudret a gerdûna manayê, Xızır Îlyas ê ji xwezayê ji hêla mitolojiyê ve hatiye afirandin bi hev re têkelî bûye, û ji xuyabûna sirra Kudretê ya Nurê di Mirovî de ku “Hezar navên wî hene, yek jê jî Xızır” ye, hê û hê dûrketiye û nekariye Xızırê di me de laşdê bibîne û bêhêvîyî hatiye.

Naha pêwist e mirov bibe Xızır û bigihêje.

Xızırê ji Meşriqê ber bi Mexribê Rê diçe, Çav li Rêyê, Nîyet li Zimên, Hêvî li Dilan, Ji bîr neke Ey Can, Car li te ye!, Ya Xızır Himmet li te ye, Keramet li te ye, Bereket li te ye. Can Cem bûne, li te dixwazin. Ey Can, Bigihêje Ya Xızır. Aşq be ji bo yê ku Özü Xızır, Sözü Xızır, Îzü Xızır e.


Car: Ragihandin bi carcaro, eşkirina rewşa xetereyê, daxuyanî. Nîyet kirin, Dilxwaziya alîkariyê.

Berlin’de Xızır Cemi: Alevi inancının derinlikleri bir araya geldi

Berlin’de düzenlenen Xızır Cemi, paylaşımcılık, birleştiricilik ve dara yetişme temalarını ön plana çıkardı. Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) tarafından organize edilen etkinlik, Almanya’nın başkentinde gerçekleştirildi.

Cem erkanını Derviş Cemal Ocağı’ndan Cevahir Altunok ve Kureşan Ocağı’ndan Pir Ali Baba yürüttü. Etkinliğe ABF Örgütlenme Sekreteri Zeynal Odabaş da katıldı. Cemde, Xızır’ın bereket, umut ve yardımlaşma sembolü olduğu vurgulandı.

Xızır günlerinin yalnızca bir ritüel değil, aynı zamanda toplumsal bağları güçlendirmenin ve ihtiyaç sahiplerine destek olmanın zamanı olduğuna dikkat çekildi. Zakirler Sevgi Yurtsever ve Erdem Maho’nun seslendirdiği deyişlerle semaha durulurken, ardından okunan lokma gulbangı ile Xızır lokmaları pay edildi.

Dortmund’da Xızır Cemi coşkuyla gerçekleştirildi

Almanya’nın Dortmund kentinde, Xızır ayı vesilesiyle Xızır Cemi düzenlendi. Pir Mustafa Mısır, Dortmund Alevi Dergahı’nda gerçekleştirdiği konuşmada, Xızır inancının evrensel ve birleştirici karakterine vurgu yaptı. Mısır, “Xızır’ın milliyeti yoktur, ırkı yoktur, dini yoktur. Xızır insandır, dara düşenin umududur” sözleriyle inancın kapsayıcı özelliğini dile getirdi.

Pir Mısır, geçmişten günümüze toplumsal hafızayı hatırlatarak, insanların zorluklar karşısında Xızır’a sığındığını belirtti. Tarihteki “boz atlı Xızır” betimlemesine atıfta bulunarak, o dönemlerde en hızlı ulaşım aracının at olduğunu ve Xızır’ın bu sembol ile anıldığını ifade etti.

21 Aralık’tan itibaren başlayan kış döngüsünü doğanın yeniden uyanışı olarak değerlendiren Mısır, 21 Mart’ta gece ile gündüzün eşitlenmesini “doğadaki dengenin ve yaşamın secdesi” şeklinde tanımladı. Dört ana unsurun -ateş, hava, su ve toprak- insanın varoluşuna işaret ettiğini belirten Mısır, güneşin yaratıcı ve dönüştürücü gücüne de dikkat çekti.

Cem erkanına ve eşitlik ilkesine de değinen Mısır, “Cemde herkes candır. Eşikten giren eşitliğe girer” diyerek Alevi öğretisinde ayrımcılığa yer olmadığını ifade etti. Kadın-erkek eşitliğinin inancın özü olduğunu vurgulayan Mısır, bu konudaki hassasiyetin altını çizdi.

Etkinlikte Zakirler Mirkan Binboğa ve Eren Yılmaz tarafından seslendirilen deyişlerin ardından, lokma gulbangı ile Xızır lokmaları paylaşıldı.

Devlet, Alevi inancına ve cemevlerine müdahaleyi durdurmalıdır!

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Pertek Cemevi’nde planlanan iftar programına yönelik yaptığı açıklamada, Alevi toplumunun inancı ve ibadet mekanlarının siyasi müdahalelere alet edilmemesi gerektiğini vurguladı. DAD, devletin Alevi inancından ve cemevlerinden elini çekmesi gerektiğini belirterek, inançlarına yönelik asimilasyon hamlelerinin derhal durdurulmasını talep etti.

Açıklamada, Dersim’deki inanç-kırım politikalarının Xızır ayıyla birlikte yeni bir boyut kazandığına dikkat çekildi. Resmi devlet kurumları tarafından gerçekleştirilen organizasyonların, Alevi inancını kuşatma altına almayı hedeflediği ifade edildi. Xızır ayının Raa/Rêya Heq Alevileri için kutsal bir zaman dilimi olduğu hatırlatıldı.

DAD, bu yıl Dersim halkının birçok mekanda Xızır Cemi gerçekleştirdiğini, ancak bazı “modern gri pasaportlu dedelerin” bu cemleri engellemeye çalıştığını aktardı. Ayrıca, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Valilik öncülüğünde yapılan organizasyonların, Alevilerin eşit yurttaşlık talebini yok sayma çabası olarak değerlendirildi.

Açıklamada, Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesi kapsamında düzenlenen etkinliklerin, Alevi çocuklarını zorunlu olarak Ramazan etkinliklerine dahil etmeye yönelik olduğu belirtildi. Pertek Cemevi’nde düzenlenecek iftar programının, Alevi inancının ritüellerine aykırı olduğu ve asimilasyon politikalarının bir parçası olarak değerlendirildiği ifade edildi.

DAD, cemevlerinin resmi protokol şovlarının mekânı olmaması gerektiğini vurgulayarak, devletin Alevi inancına yönelik müdahalesinin kabul edilemez olduğunu belirtti. Alevi toplumunun eşit ve özgür yurttaşlık temelinde tanınması gerektiğinin altı çizildi.

 Umudun Adı,  Xızır-Hızır  Car Sende ALİ KÖYLÜCE

Değerli Canlar, yeni bir yılda yine Xızırı karşılıyoruz. Umut onda, medet onda, keramet onda, hakikat onda. Doğudan batıya yol alan, Maşrıktan  Magribe  yürüyen, bu nurlu  yürüyüşde, inancımızın her karış toprağına, her canının evine girip, vicdanına  ruhuna dokunan, Sır olan sırdan gelip Kavut tepsisine bastığı el ile aşikar olan, Dar’da ve Zor’da medet diyenlere hazır ve nazır olan Car kapısı, o kudret-i Nur’un adı Xızırdır/Hızırdır.

Mitolojilerde Hızır,

‘’Ebu’l Hukema’’: Hikmetin Atası, eserini yazan Mahmut Erol Kılıç;

‘’Dinler Tarihi, Felsefe Tarihi ve Bilim Tarihi’’ sahaları, tarihi (diyakronik) olarak geriye doğru götürüldüklerinde her üçünün kesiştiği bir hem-zaman (senkronik)  nokta üzerinde müşterek bir motifin durduğu görülecektir’’ diyor

Mahmut Erol Kılıç; şöyle devam ediyor, ‘‘Farklı kültür ve geleneklerde , değişik isimler altında tezahür eden bu figür, daha çok hakim  greko-latin kültüründe çağrıldığı ismi ‚‘HERMES‘ ismi ile şöhret bulmuştur.

Felsefe tarihinde, bilim tarihinde ve edebiyat tarihinde mitolojik ve yarı-mitolojik bir görünüm altında karşımıza çıkan bu figürün dinler tarihi sahasında bir peygamber ile özdeşleşerek daha tarihsel bir zemine oturduğu göze çarpar. Eski Mısır dinindeki “Toth”u, İbrânî dinindeki “Uhnuh”u, Budizmdeki “Buda”yı, Zerdüştlükteki “Hûşeng”i ve İslâm dinindeki “İdris”i hep bu“Hermes” karşılığı olarak düşünme bir bakıma modern anlamdaki mukayeseli dinler çalışmalarının da başlangıç noktasını oluşturacaktır.

Bu motifin farklı isimler altında tezâhür edişini tevhîd etme çabalarında, meselâ İbranilerin “Uhnuh”u ile Müslümanların “İdris”inin aynı şahıslar olduğunu ileri süren Taberî ve Fahreddin Râzî gibi düşünürlere Bîrunî ve benzerlerinin “Buda” da olabileceği ihtimalini katmaları bu karşılıklı irtibat ağının kapsamının ne kadar geniş olduğunu gözler önüne sermektedir.

Pek kabul görmese de onun daha geç döneme âit bir şahıs, meselâ Yeni-Fisagorcu Ammonius Saccas (ki o çok sonraki Hermesçilerdendir) veya İskender’in beraberce âbı hayatı aramaya çıktığı aşçısı Andreas olduğunu dahi ileri sürenler olmuştur. Mâmâfih ondan bahseden efsanevî rivâyetlerle örülü bir takım yazılı metinleri çözmeye tâbî tuttuğumuzda söz konusu bu rivâyetler arasındaki bütün farklılıklara rağmen “Hermes” motifinin bütün kültür ve medeniyetlerde asgarî şu üç özelliğe sahip oluşta birleştiklerini de görürüz.

Onun ne kadar evrensel bir kimlik olduğunu ispatlayıcı bu özellikler şunlardır:

 a-) Bir şekilde Tufan’la beraber anılır; Yâni ya ondan önce veyahut sonra yaşamıştır.

b-) Bütün kültürlerde seçkin, bilgili, nebî veya velî bir kişiliği vardır.‘‘

 c-) En dikkat çekici olanı da bütün geleneklerde onun yüce bir makâma çıkmış olması, ölmemesidir‘‘ demektedir

Mitolojide Hermes

“Hermes” kelimesinin etimolojik kökeni hakkında farklı görüşler vardır. Bu kelimenin aslının Süryânice olduğu ve “Âlim” anlamına geldiğini söyleyenlere göre “Hermesü’l-herâmise” tamlaması “Âlimlerin âlimi” demek olur. Mandeistler, nûr meleklerinden biri olan Zehrun’u güneş feleği ile özdeşleştirdiklerinden “Hürmüz” ya da “Hermez” kelimelerinin buradan geldiği ve daha sonra Sâbiîlerce “Hermes”e dönüştürülmüş olabileceği ihtimali üzerinde de durulur.

Çünkü Sâbiîler Mısır’lı “Hermes”i peygamberlerinden biri olarak görmekteydiler. Ayrıca Sâbiîlerin “Hermes” için kullandıkları “Buzasaf” ismi ile “Budha” ismi arasında bir etimolojik benzerlik de göze çarpmaktadır. İbranîlere göre ise onun adı “Uhnûh”tur ve “ders vermek”, “inâbe vermek” ya da “aydınlatmak” anlamlarına gelir.4. Bu durumda “Uhnuh” ismi de if’al babından “çok ders vermek, çok ders çalışmak” anlamlarına gelir ki buradan da Arapça’da gayri munsarif cemî bir kelime olarak “İdris” ismi türetilir.5 Diğer bir görüşte ise eski Mısır tanrılarından “Ahnaton” kelimesinin “Uhnuh”a, “Oziris” kelimesinin de “İdris”e dönmüş olabileceği ileri sürülür.6 Tarihçi Mes’udî “Hermes” kelimesinin Utarid demek olduğunu söylerken ona tarihî oluştan ziyâde kozmik bir yer biçer7. Zaten Hind geleneğinde de bir felekî  Budha bir de tarihî Budha bulunmaktadır. Tarihî Budha’nın annesinin adı Maya’dır. Grek mitolojisindeki Hermes’in annesinin adının da Maia olması hayli ilginç mukayeseler ortaya çıkarır.Kürt/ Pers kültüründe ise ona “Hûşeng” adı verilir ve onlara göre ulvî şeylerden ilk bahseden odur ve dedesi Adem (Giyomert) gündüzün ve gecenin saatlerini ona öğretmiştir. Ayrıca Zerdüştlükteki “Daena” kavramı ile Hermesçiliğin “Tam Tabiat” kavramı arasında şaşırtıcı benzerlikler bulunmaktadır.

DİVAN 1998/2 Bütün bu efsânevî rivâyetlere göre ilk defa mâbed inşa edip içerisinde Allah’a ibadet eden, Tıb bilimi hakkında ilk konuşan ve Tufan’ın geleceğini de ilk o haber veren bu kimsedir. Onun hikmetin kaybolmasından korktuğu için “el-Barbâ” (çoğulu:barâbî) ve Panopolis (Ihmîm) isimli piramidleri inşâ ederek kendinden sonra gelecekler için bütün ilimlerin formüllerini bunların iç duvarlarına kazıdığı da rivâyet edilir.

Bu yüzden “Hermes” kelimesi ile “Ehram” kelimesi arasında da bir irtibat kurulur 8. Bu konuda Mısır tanrıları ve Piramitlerin duvarlarının iç kısımlarına, bu konuda semboller ile şifrelenmiş yazılar olduğundan bahsedilir.

Uzun bir araştırma konusu olan ve bir çok kültüre uzanan insanlığın bu kadim geleneği, kuşkusuz bizim inancımıza da bir şekilde girmiştir.

Fakat günümüze geliş biçimin de, alevi felsefesinin devriye mantığı içinde ve bireyin toplumsal sorumluluğunun bir parçası olarak bir kurtarıcı ve olağan üstü gücün sembolü, kutsal bir değerdir.

Bu kutsallık, olağanüstü gücünden çok, toplumsal yardımlaşmanın, zor ve dar zamanların kurtarıcısı olma sembolü olmasından gelmektedir.

Coğrafyamızda, doğanın ve mevsimlerin en zor ve olanaksızlıklar içinde olduğu bir zaman da, toplumsal dayanışmaya vesile olarak, tezahür edip, insanları ahlaki, etik ve karşılıklı sorumluluklarını yeniden hatırlatma, birlik ve dirliğin dayanışması ile bu zor zamanları , paylaşım kültürü ile aşmanın vesilesi olur.  CEM, civat kültürü içinde  her haneye ve her insanın gönlüne mihman olarak uğrar. Xızır/Hıdır/ Hızır(Yeşil demek) olarak , kış mevsiminin en zor zamanlarında, uzun ve karanlık gecelerinde , gelecek baharın müjdesi Cemreleri, doğanın yeniden doğumu Newrozun umudunu paylaşır.

CEM erkanlarının İnançdan , toplumsal yaşama aktardığı, sorgu- görgü ile toplumsal birliğin ve rızalık ile kurulan dirliğin mayasını yeniler. Her yıl tekrarlanarak devam eden bu kültür, bugün bizlere çok daha farklı sorumlulukları da yükleyerek devam etmektedir.

Ya Xızır Tu Esta,    

Bu yukarıdaki maneviyatımızın kutsal hakikatı, biz  İnsanda vücut bulan, İnsanın vicdanından zuhur eden, insanın sorumluluğunu her yıl bir kez daha yapılan Cem ve Civatlarda  hatırlatan, dar u didar ile ikrarını tazeleyip, sorgu – görgü ile özünü temizleyip, çekilen gülbenglerle ruhunu temizleyip, toplumsal hakikatte birlenen, bir’in kırk, kırk’ın bir olduğu bir aile gibi paylaşan, o kadim kültürün, kutsandığı günlerde, bir kez daha ya XIZIR bizi bu Yolun hakikatından ayırma, Yola  ışık, bize her daim rehber ol ki, İnsan olmaktan çıkmayalım. Ham ervah girilen yol’dan, İnayet, kemalet ve hakikate vararak çıkalım. Akıldan vicdana, vicdan’dan ruha, ruhtan bedene, özümüzü insanlık meydanında , toplumsal sorumluluğumuzun bilinci ve hizmetini paylaşmış olarak çıkalım.

Bu kainatın aklı, vicdanı ve ruhunun teslim edildiği biz İnsan; doğaya , börtü böceğe, her can’a ve Canlıya Xızırın umudu ve merhameti olsun.

İnancımızda ‘’Yol’’dan çıkan İnsanlıktan uzaklaşmış zalimdir. Zalimin, nefs ,hırs ve zulüm ile bozduğu düzene minnet etmeyen, Xızırın aşkı ile biri kırka, kırkı bir’e birleyen canların sürdüğü yola aşk olsun.

Günümüzde Suriyede , ROJAVA  ve Aleviler Katliam kıskacında

UMUT; Günümüzde, Suriyedeki  Alevilerin maruz kaldığı katliamları da göz önüne getirirsek , sadece bu gün için değil, bir toplumsal savunma ve korunma kalkanı şeklinde, Sivil (Öz) Savunma sistemi örgütleyerek, kurumsal ve toplumsal olarak, bizde tecelli eden Xızırın  yetişen eli , dar da ve zorda olanların Umudu olunabilinir.  Hızır darda ve zorda kalana ancak bizim çabamız ve mücadelemizin rehberi olarak yetişebilir. Unutma en başta yol’un sahibi Sıırı sana ‘’Her ne arar isen kendin de ara’’, Sen seni bilirsen Hak u Xudasın, sen seni bilemezsen hak’tan Cüdasın’’ diyerek aşikar eylemiş. Zalimlerin hüküm ve hükümran olduğu bir dünyadayız. Daha dün Koçgiri, Dersim, Maraş, çorum, Sivas, derken, bugün yanı başımızda Suriyede alevi Canlara yönelik katliam ve saldırılar devam ediyor.

Geçmişte örgütlü olmadığımız için bu katliamlarda yeterince,  bir birimize yetişip Xızır olamadık. Ama artık bunu değiştirmek ve mevcut kurumlarımız aracılığı ile zor ve dar zamanlarda destek ve kurtarıcı bir kurumsal hazırlık oluşturma zamanı gelmiş geçiyor.

XIZIRIN UZANAN ELİ;  SİVİL(ÖZ)SAVUNMAYI ÖRGÜTLEYELİM

Sivil Savunma Nedir?

Sivil Savunma; savaş sırasında düşman saldırılara karşı, barış zamanında ise, her türlü doğal afet ve büyük felaketlere karşı,halkın can ve mal güvenliğini sağlamak ve kaybını en aza indirmek için yapılan silahsız, koruyucu ve kurtarıcı önlem ve çalışmalardır.

Sivil Savunma Neleri Kapsar: Gelişebilecek bir terör saldırısından, bir trafik kazasına, evde çıkacak bir yangından, büyük bir orman yangınına, bir sel felaketinden, büyük bir depreme, insan ve toplum hayatını kesintiye uğratan, can ve mal kaybına neden olabilecek tüm Afet ve acil durumlara karşı tedbirli ve hazırlıklı olma sivil savunma konusudur.

Sivil savunma kurumsal çalışmasının kuruluş, eğitim ve yönetim hizmetini veren uzman birimler veya kurumlar mevcuttur. Bu konuda , bu kurum ve birimlerden gerekli destek alınabilinir.

Konumuz ile ilgili olduğundan, Alevi Yazar İsmail Pehlivan’ın  Sivil-Öz- Savunma konusundaki yazısına bir bakalım. Bunun her yerde imkan ve olanakları mevcuttur. Yeterki niyet edip, uygulamaya geçelim. Bu günümüzün en acil görevleri arasındadır.

İsmail Pehlivan ‘’Öz savunma neden acil bir görevdir?’’ diyerek şöyle açıklıyor:

‘’Kişilerde veya toplumsal yapılarda kendilerine yönelen her türlü tehdidi veya saldırıyı öz güçleriyle boşa çıkarma, bertaraf etme bilincinin ve yeteneğinin gelişmesi örgütlü olmaktan geçer. Bu yapılanmanın olmadığı zamanlarda nelerin yaşanacağını düşünmek istemiyorum. Bunu bilince çıkarmanın yolu, sistemli ve düzenli bir eğitim ve öğretim seferberliğidir.

Toplumsal yapıları temsil eden örgütlenmelerin, gelebilecek saldırıları ve tehlikelere karşı öz savunma örgütlenmesini devreye sokması bugün acil bir görev olarak görülmektedir.

Toplumsal varlıkların kendi güvenliğini sağlama durumu bugün daha da önem kazanmıştır. Varlığın kendini koruması, özgür kılması-kalması mücadelesi her geçen gün daha da zorunlu bir hal almıştır. Kişiye ve topluma kendini savunma, koruma, var etme, varlığını sürekli kılma bilincini verecek olan Alevi öncü kadrolar, böylesi bir çalışmanın hazırlığı içinde mi? Bilmiyorum.

Öz savunma örgütlenmesinde amaç;

Doğal Afetlere ve Toplumsal Felaketlere karşı hazırlıklı olmak.

-Kendini koruyabilen ve özgüveni yüksek bireyler yetiştirerek toplumu güçlendirmektir.

-Toplumsal şiddeti önlemek ve sonlandırmaktır.

-Şiddet anında en az zararla kendini güvende tutabilmektir.

-Tehlike anında kurtarıcı mücadele yöntemleri geliştirmektir.

-Kadroların sosyal iletişim kanalları aracılığıyla düzenli ve sistemli haberleşerek; gelen tehditlere ve şiddet olaylarına karşı hazırlıklı olmaları için oluşturulacak ağ aracılığıyla anında toplumsal dinamikleri harekete geçirmektir.

-Kalıcı, kullanılabilir ve etkili savunma teknikleri öğrenmektir.

-Sosyal yaşamda farklı bakış açıları geliştirerek farkındalık yaratmaktır.

-Aleviler, öz savunma örgütlenmesini kime karşı ve kiminle oluşturmalıdır?

-Kime karşı?  Elbette ki ilkin devlete karşı, sonra dini suiistimal eden tarikat ve cemaatlere karşı oluşturmalıdır.

-Hatta siyasi iktidarların anti laik, anti demokratik saldırılarına karşı da güçlü bir muhalefet örgütlemelidir.

-Peki kiminle? Elbette ki etnik ve inanç kimliği ne olursa olsun; işçi sınıfıyla birlikte! Tarih insanlığa sınıf mücadelesinin nelere kadir olduğunu kanıtlamıştır. Alevi yoksulları, emekçileri, köylüleri sınıf kardeşleriyle birlik olduğunda hak alma mücadelesinin daha başarılı olduğunu görecektir.

-Bu amaçlara hizmet eden güçlü bir öz savunma örgütlenmesi ve gelecek saldırılara karşı toplumsal varlıkların en az zararla devamlılığı için nitelikli kadroların taşın altına elini koyması ve yola revan olması gerekmektedir.

-Toplumsal Alevi hareketinde bu güçlü yapının tez elden oluşturulması ve mücadele stratejisinin çizilmesi artık zaruridir.

Önümüzde bir Suriye örneği var ki ibretliktir. Öz savunma güçlerini oluşturan toplumsal varlıklar Selefi teröristlere teslim olmazken; örgütsüz ve hazırlıksız toplumsal yapıların teslim olmaktan başka bir seçenekleri olmamıştır.

Türkiye Alevileri olarak, Suriye Alevileri’nin örgütsüzlüğününden dolayı yaşadıkları felaketi deneyimlemenin vakti değildir.

Emperyalist sistem eliyle yürütülen Ortadoğu’daki bu vahşetin yönünün nerelere sıçrayacağını tahmin etmek çok da zor olmasa gerek.

Aleviler bu felaketin benzerlerini 1970’li yıllarda Maraş’ta, Çorum’da; 1993’de Sivas Madımak’ta, 1995’te Gazi’de yaşadı ve deneyimledi. Yeni felaketlere karşı hazırlıklı olmak için öz savunma örgütlenmesini yaparak, planlanan provokasyonlar boşa çıkarılmalıdır.

Alevilerin örgütsel yapıları işçi sınıfının örgütlü mücadelesi ile bütünleşerek ve onların örgütsel deneyimlerinden faydalanarak, güçlü bir öz savunma örgütlenmesini en kısa sürede yapılandırmakla toplumun özgüven duygusu da kamçılanacaktır.

Bu örgütlenme oluşturularak toplumsal güç birliğinin sağlanması, şaşırtıcı derecede kadroları hayrete düşürecektir. Bunu zamanında yaşadık ve gördük.

Alevi toplumu gelecek olan saldırıların ve felaketin bilincindedir. İş sadece güven arz eden öncü kadroların tutarlı ve ilkeli çalışmalarına kalmaktadır. Bilimin ışığında bilgi ile donanmış kadrolar toplumla buluştuğunda nasıl bir sevgi seli ile kucaklandıklarını göreceklerdir.

Tehlike kapıda… Alevi kadroları bireysel hırslarını, kişisel bekalarını bertaraf ederek; öz bilinçle toplumun varlığını gözeterek kolları sıvamak mecburiyetindedir. Yarın çok geç olabilir.

Bugün Siyasal Alevilik çığırtkanlığı yapan güruh Sünni toplumunu tahrik etmeye çabalıyor. Sünni toplumunun içinden çıkan Emevi İslam anlayışlı Selefi-Vahabi tarikat ve cemaatler pusuda bekleyerek; tahriklerin olgunlaşması için tepkileri ölçmektedirler. Selefi tarikat ve cemaatler örgütlü militanlara sahip.. Bu militanlar terörist ruhlu kişilerden oluşmaktadır. Bu teröristler pusuya yatmış, bir kıvılcım beklemektedirler.

Haydi!

Gelin canlar; bir olalım, iri olalım ki diri kalabilelim!

Aşk-ı muhabbetlerimle…’’

Evet Hızır/Xızır madem ki biz de bedenleşecek, o halde bir birimize Hızır olmanın  sırrını çözüp aşikar edelim.  ‘’HER NE ARAR İSEN KENDİNDE ARA’’ diyen Hakikat Ehli  YOL rehberlerimiz, XIZIR’I da göstermişler.

Maraş Elbistanın Kaşanlı köyünden, Ozan Perişan Alinin dediği gibi;

‘’Gönül bir Saraydır, Sevgi Sultandır.

İnsanlar kendini bildiği zaman.

Ya xızır , Ya xızır, Ya xızır, Ya xızır

Canım Ya Xızır.

Gözü görenlere her yerde hazır.

Fakat kör olana ,ne yapsın Xızır.’’

Ne yazık ki, günümüzde Bir birinin Hızırı olmak yerine, Mehdi’yi bekler gibi HIZIR da beklenir olmuştur. Mana aleminin o kudreti, Mitolojinin doğadan yarattığı Hızır İlyas ile iç içe geçirilerek, ‘’Bin bir adı vardır, biri de Xızır’’ olan, Kudret-i Nur’un sırrının İnsanda ki, tecellisinden giderek uzaklaşmış ve bizde bedenleşecek Hızırı göremeyip, beklenir olunmuştur.

Artık Hızır olup yetişmek gerekmektedir.

Maşrıktan, Magribe Yol alan Xızır,

Gözler Yolda, Niyetler Dilde,

Umutlar Gönüllerde,

Unutma Ey Can, Car sende!, Ya Xızır

Himmet Sende,

Keramet Sende,

Bereket sende.

Canlar Cem olmuş Seni bekler. Ey Can, Yetiş Ya Xızır.

Aşk olsun, Özü Xızır, Sözü Xızır, İzi Xızır olana.

Ali Köylüce.

Car: Tellal ile duyurma, Tehlike halini bildirme, duyuru. Niyet etme, Yardım dileme,