Ana Sayfa Blog Sayfa 200

Yokoluşa çözüm ekolojik toplum

‘İnsanlık kapitalist modernite ile birlikte son 250 yılda ekolojik yıkıma neden olacak boyutlara geldi. Başta insan türü olmak üzere yaşam ciddi tehlikededir’ uyarısında bulunan ekolojist Ertuğrul Barka, tek çözümün ekolojik komünal toplum olduğunun altını çizdi

Ekolojik krizle dünya yok oluş boyutuna doğru sürüklenirken bir taraftan İran’da yaşanan kum fırtınaları, Almanya ve İtalya’da aşırı kuraklık sinyalleri, Bangladeş, Hindistan ve Pakistan’ın sular altında kalması, Uruguay’da yaşanan kuraklık, Dünya Meteoroloji Örgütü ve Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin ortak raporuna göre; 2022 yılında Avrupa’da 16 bin kişi iklim krizinin etkileri nedeniyle hayatını kaybetti, seller ve fırtınalar 2 milyar dolar maddi hasara yol açtı. Avrupa’da, sıcaklığın endüstri öncesi dönemin 2,3 derece üzerinde olduğu kaydedilen raporda, fosil yakıt kullanımı nedeni ile iklim değişikliğinin yol açtığı daha ölümcül sıcak dalgalarına karşı tedbir alınması uyarısı yapıldı.

Kritik eşik 1,5 derecenin aşılması

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) iklim tahminine göre; önümüzdeki beş yıl içinde, en az bir yıl küresel ortalama yüzey sıcaklığının sanayi öncesi seviyelerin 1,5 derece üzerine çıkacak. Yine Ekvatoral Pasifik Okyanusu’nda doğu ile batı Pasifik arasındaki okyanus sıcaklıkları 2 ila 7 yıllık aralıklarla değişim gösterdiği El Nino ise etkisini göstermeye başladı. El Nino etkisiyle önümüzdeki 4 yıl içinde kritik eşik 1,5 derecenin aşılması riski yüksek görülüyor. Bilim insanları, 1,5 derecenin üzerine çıkmanın küresel iklim sistemi üzerinde potansiyel olarak, Grönland ve Batı Antarktika buz tabakalarının çökmesi, permafrostun aniden erimesi, yükselen deniz seviyeleri ve beyazlaşan mercan resifleri de dahil olmak üzere, geri döndürülemez etkilere yol açabileceği konusunda uyarıyor. Antarktika ve Grönland’da buzul kaybının devam etmesi durumunda beklenen değişimler, emisyonların derhal ve önemli ölçüde azaltılmasının aciliyetini vurguluyor.

1 milyar insan etkilenecek

Bilim insanları 2100 yılına kadar ortalama 3-4’lük küresel ısınma yolunda ilerlendiği uyarısını yaparken, bu durum Antarktika’nın buz sahanlıklarının ve deniz buz tabakalarının artık var olamayacağı ve kıyıya yakın yaşayan bir milyar insanın yükselen denizler nedeniyle boğulacağı bir iklime neden olabilir. Küresel ısınmanın böyle devam etmesi durumunda ise 2070 yılına gelindiğinde, okyanus ve atmosferdeki ısı, birçok buz sahanlığının eriyerek buzdağlarına dönüşmesine ve hacimlerinin dörtte birini tatlı su olarak okyanusa bırakmasına neden olacak. 2100 yılına kadar buz sahanlıklarının yüzde 50’si yok olacak. 2150 yılına kadar ise tamamı erimiş olacak. Buz tabakası modelleri, küresel ısınmanın 2 derecenin altında sınırlanamadığı bir durumda, küresel deniz seviyelerinin artan bir ivmeyle yüzyılda 3 metre kadar yükseleceğini gösteriyor. Gelecek nesiller, Grönland ve Antarktika buz tabakalarının deniz bölümlerinin durdurulamaz bir şekilde geri çekilmesine ve küresel deniz seviyesinin 24 metre kadar yükselmesine maruz kalacak.

Ekoloji yasaları reddedildi

Hal böyleyken sağ iktidarlar ise ekolojik dönüşüm yasalarını reddetmeye, ekolojik talanı en üst düzeye çıkarmaya devam ediyor. COP15’te imzalanan ve Avrupa Parlamentosu’na sunulan ‘Küresel Biyolojik Çeşitlilik Çerçeve Anlaşması’nın dayanağını oluşturduğu Doğa Restorasyonu Yasası, başta Avrupa Halk Partisi olmak üzere AP’deki muhafazakar vekiller tarafından reddedildi. Daha önce de iki bağlı komite olan tarım (AGRI) ve balıkçılık (PECH), metinleri de iptal etmişti. Yasa insan müdahalesi ve iklim değişikliği nedeniyle bozulan habitatları ve türleri iyileştirmeyi amaçlıyor. Avrupa habitatlarının yüzde 81’i kötü durumda, turbalıklar, otlaklar ve kumullar en çok etkilenenler. Yasa, 2030 yılına kadar AB’nin kara ve deniz alanlarının en az yüzde 20’sini kapsaması gereken tarım arazileri, tozlayıcılar, serbest akan nehirler ve deniz ekosistemleri gibi yedi özel konuda yasal olarak bağlayıcı hedefler koyuyor.

‘İnsan doğanın narsizmidir’

Yaşanan bu talana ve çözüm yollarına dair ekolojist Ertuğrul Barka, kendini dünyanın sahibi, efendisi sanan, mülkiyetçi insanlığın bir felakete doğru gittiğini söyledi. İnsanlığın kendi sonunu hazırladığını belirten Barka, “Eğer insanlar bu şekilde dünyayı kullanmaya devam ederlerse, dünya insanlığı bütün uygarlıkları ve birikimleri ile bir köşeye atar, dinazorsuz yoluna devam ettiği gibi insansız da eder. İnsan doğanın narsizmidir. Tarım devrimiyle birlikte yerleşik düzene geçip doğayı ağır bir şekilde değiştirmeye başladı. Kapitalist modernite ile birlikte son 250 yılda ekolojik yıkıma neden olacak boyutlara geldi. Başta insan türü olmak üzere yaşam ciddi tehlikededir” uyarısında bulundu.

Sömürün altında halklar kalıyor

Karbon emisyonlarının artmasının küresel ısınmayı, bunun buzulların erimesini ve selleri tetiklediğini sözlerine ekleyen Barka, “Sıcaklıklar Kuzey’e doğru artarak gidiyor. Bunun için Arap sermayesi Karadeniz’deki yağışlı bölgelerdeki arazilere yerleşiyor. Çünkü artık onların oldukları bölgelerin yaşanabilirliği olası değil. Coğrafyanın zenginleri bunu yaparken, yoksullar ise yaşadıkları bölgeleri terk edip İtalya’ya, Fransa’ya geçmeye çalışıyorlar. Büyük bir kuraklık hem ekolojik hem toplumsal yıkımlar var ki insanlar kendi ülkelerinde yaşayamaz duruma geldi. Kuzey Afrika’yı, Latin Amerika’yı ve Uzak Doğu Asya’yı sömürdüğü için bu kadar zenginlik içindeler. Buralar yoksulluğa mahkum edilmiş, küresel ısınma var, su yok, yaşam unsurları tükenmiş, onlarda kendilerini yaşamın olduğunu düşündükleri kuzeydeki ülkelere atmaya çalışıyorlar. Ama atamıyorlar, denizlerde 500’er kişi boğuluyorlar. Onların toprağa ihtiyaçları yok. Japonya’da kat kat binaların içinde meyve, sebze yetiştiriyorlar. Bu yıkımların altında sömürülen halklar kalıyor” diye belirtti.

Dünyadaki yaşam bir anda biter

Kuzey yarımküre ülkelerinin güneyde bu sömürüyü yaparken kendi ülkeleri için önlemler aldığını vurgulayan Barka, fakat bunun bir faydasının olmayacağını söyledi. Kuzey buzullarının erimesinin burası için bir tehlike olduğunu aktaran Barka, “Kuzey yarıkürede Sibirya’daki tundraların altındaki fosillerin gazları buzulların erimesiyle ortaya çıkarsa, dünyadaki yaşam bir anda biter. Bu hırs niye? Madenlere bu kadar saldırmak neden? Burası yetmedi, uzay madenciliği yapılıyor. ‘Ormanları, akarsuları, denizleri ticarileştireceğiz, satacağız, toprakta yaşam unsuru ne varsa çıkaracağız’ diye bakıyorlar. Evet, madenler gerekli. Fakat altını çıkarmaya ne gerek var? Sanayinin 250 yıl boyunca ihtiyacını karşılayacak altın var. Gerisiyle, tuvalete, arabalara altın kaplama yapılıyor ya da Ortadoğu ülkelerinde tonlarca altın ziynet eşyası olarak kullanılıyor. Ama bu süsler için altının çıkarıldığı yerler, kimyasallarla yok oluyor. Artık orada bir daha hayat olmuyor. Oysa o topraklar sonsuza kadar tarım olarak kullanılabilir. Kilosu 40-50 liraya da domates yemeyiz” ifadelerini kullandı.

‘Başka çözüm yolu yok’

Doğadaki tüm canlıların birbirleri için var olduğunu ve ekolojik bir zincir oluşturduğunu kaydeden Barka, şunları söyledi: “Bu yaşadıklarımızın tek çözümü; ekolojik, komünal toplum. Antikapitalist toplum bunu kurmak için kesinlikle yaşamdan yana olan insan türünün diğer canlılarla birlikte dünya üzerinde yaşamasını isteyenler, sermaye yanlısı olmamak zorundadır. Ekolojik sınırlar içinde kuracakları komünler içinde yaşamaları lazım. Başka çözüm yolu yok.”

Haber: Tolga Güney / İzmir-MA

#Yokoluşa #çözüm #ekolojik #toplum

BM’ye İmralı başvurusu

Kuzey ve Doğu Suriye’deki avukatlar, PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşmek için BM’ye yeni bir başvuru yaptı

Suriyeli Avukatların Abdullah Öcalan’ı Savunma İnisiyatifi ve Abdullah Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi üyesi avukatlar, Kuzey ve Doğu Suriye’nin Qamişlo ve Kobanê kentlerinde açıklama yaptı. Birleşmiş Milletler’in (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin Qamişlo’daki ofisi önünde bir araya gelen inisiyatif üyeleri, İmralı’da PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki mutlak tecride dikkat çekti. Açıklamanın Kürtçesi Suriyeli Avukatların Abdullah Öcalan’ı Savunma İnisiyatifi Eş Başkanı Xanim Eyo, Arapçası ise inisiyatif üyesi Xalid Omer tarafından okundu.

Açıklamada, “Son yıllarda tecrid daha da ağırlaştırıldı, Önderlik (Öcalan) aile ve avukatlarıyla görüştürülmüyor. Avukatlarıyla son olarak 2019’da, ailesiyle de 2021’de görüşebilmişti. Sağlık durumuna ilişkin de hiçbir bilgi alınamıyor. Türk devleti kendi yasaları ve uluslararası yasaları çiğniyor. Tecrit psikolojik bir işkenceye dönüşmüş durumda” denildi. CPT’nin sessizliğinin eleştirildiği açıklamada, “Türk devletinin bu insanlık ve yasadışı uygulamalarını şiddetle kınıyoruz” diye kaydedildi. Açıklamanın ardından, açıklama metninin bir kopyası BM Mülteciler Komiserliği yetkililerine de sunuldu.

Suriyeli Avukatların Abdullah Öcalan’ı Savunma İnisiyatifi ve Abdullah Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi, benzer bir açıklamayı Kobanê kentinde de yaptı.

Kaynak: ANHA

#BMye #İmralı #başvurusu

Marmaris’te iki ayrı noktada orman yangını

Marmaris’te iki ayrı noktada başlayan orman yangınlarına karadan ve havadan müdahale ediliyor

Muğla’nın Marmaris ilçesinde, Datça karayolu Asparan ve Yeşilbelde mevkilerinde iki ayrı noktada orman yangını çıktı. Aynı anda başlayan yangınlara ekipler, karadan ve havadan müdahalede bulundu.

Ayrıca Muğla Orman Bölge Müdürlüğü bünyesinde görev yapan helikopterler bölgeye sevk edilirken, bölgede bulunan helikopter yanan sahaya sorti yapmaya başladı. Karadan da ekiplerin müdahalesi devam ediyor.

MUĞLA

#Marmariste #iki #ayrı #noktada #orman #yangını

DAİŞ diri diri mezara gömdü, ÖSO bacağını kesti: 8 yıldır tutuklu Derviş ailesini arıyor

DAİŞ’e karşı mücadele eden ve ÖSO tarafından Türkiye’ye teslim edilen Muhammed Mahmud Derviş, DAİŞ’ten ÖSO ve El-Nusra’sına kadar birçok grubun ağır işkencesine maruz kaldı. Ailesinin öldü sandığını Derviş, kamuoyuna ‘Lütfen ailemi bulun’ çağrısı yapıyor

Kırşehir S Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Muhammed Mahmud Derviş, yıllardır ailesini arıyor. 2015 yılından bu yana maruz bırakıldığı işkencelere rağmen yaşama tutunmaya çalışan Derviş’in 8 yılda yaşadıkları, Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) vahşetinin yanı sıra Türkiye cezaevlerindeki insanlık dışı muameleleri gözler önüne seriyor.

DAİŞ’e karşı mücadele etti

Suriye’nin Şam kentinde doğan Derviş, 2014 yılında DAİŞ’e karşı mücadele etmek için saldırıların hedefi olan Şengal’e gitti. 6 ay boyunca Êzidîlerle birlikte saldırılara karşı mücadele eden Derviş, daha sonra yönünü DAİŞ saldırılarının hedefi olan Kuzey ve Doğu Suriye’nin Kobanê kentine çevirdi. Derviş, burada çıkan çatışmalar sırasında ensesine kurşun isabet etmesi sonucunda yaralandı.

O süreçte tedavi olmak için Moskova’da olan ailesinin yanına giden Derviş, geçirdiği felç nedeniyle 3 ameliyat geçirdi, 6 ay boyunca hastanede tedavi altında tutuldu. Kurşun yarası nedeniyle dudağı tamamen düşen Derviş, 3 kez de dudağından ameliyat oldu. Tedavisini tamamlayan Derviş, 2015 yılında yeniden Kuzey ve Doğu Suriye’ye döndü.

ÖSO işkence yapıp Türkiye’ye teslim etti

2018 yılında kuşatma altına alınan Efrîn’de ÖSO tarafından alıkonulan Derviş, insanlık dışı işkenceyle sağ bacağı dizden aşağı kesildi, tüm dişleri çekildi. ÖSO tarafından diri diri toprağa gömülen ve günlerce mezarda kalan Derviş, sağ olarak çıkarıldıktan sonra Türkiye sınırında askerlere teslim edildi. Askerler ise Derviş’i İskenderun Devlet Hastanesi’ne götürdü.

Ailesi ölü olarak biliyor

Derviş’in, işkence görüntülerinin sanal medyada yayınlanmasının ardından ailesi tarafından ölü olarak bilindiği tahmin ediliyor.

Tedavi için götürüldüğü hastanede ihtiyacı olan kan verilmeyen Derviş, bir hemşirenin yardım elini uzatmasıyla yaşama tutundu. Vücudunda hala kalıcı izleri olan onlarca mermi, bıçak yarası ve kesik taşıyan Derviş, işkence nedeniyle hala hafıza kaybı yaşıyor. Türkiye’ye getirildikten sonra 1 buçuk yıl kaldığı İskenderun Cezaevi’nden tahliye edilen Derviş, birkaç gün sonra 2016 yılında Şirnex’in Silopiya ilçesinde bir ihbar sonucu gözaltına alınarak, yeniden tutuklandı.

DAİŞ’liler cezaevinde derisini zımbaladı

Hatay T Tipi Cezaevi’ne gönderilen Derviş, orada 3 yıl boyunca DAİŞ’lilerin de bulunduğu koğuşlarda kalmaya zorlandı. Bu süreçte ağırlaştırılmış müebbet cezası alan Derviş, yıllar sonra kendisini ziyaret eden İnsan Hakları Derneği (İHD) avukatlarına cezaevindeki DAİŞ’liler tarafından “Her gün, her dakika, her saniye dövüldüğünü”, derisinin ise “zımbalandığını” anlattı.

Bu kez El-Nusra devrede

Mayıs 2022’de Maraş Türkoğlu 2 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edilen Derviş, bu kez El-Nusra üyelerinin kaldığı koğuşta kalmaya zorlandı. Derviş’in kolları El-Nusra üyeleri tarafından meyve bıçaklarıyla kesildi. Bir süre sonra siyasi tutukluların bulunduğu koğuşa geçebilen Derviş, tutukluların yardımlarıyla ihtiyaçlarını karşılamaya, ilaçlarına erişmeye ve ilgili başvurularını yapabilmeye başladı.

Derviş, işkenceyle kaybettiği dişlerinin tedavisi için götürüldüğü doktorun, “sen tipsizsin” aşağılamalarına maruz kaldı ve tedavi edilmedi. Bir süre sonra Kırşehir S Tipi Cezaevi’ne gönderilen Derviş, sağ yanağı olmadığı için konuşmakta güçlük çekiyor. Derviş, gördüğü insanlık dışı işkenceler nedeniyle yaşadığı ağır sağlık sorunlarına rağmen hastaneye sevk edilmiyor.

Lütfen ailemi bulun

Derviş, Nisan ayında İnsan Hakları Derneği’ne (İHD) yazdığı mektupta “İtirafçıların yalanları neticesinde bana müebbet hapis cezası verdiler. Her türlü eziyeti gördüm” diye kaydetti. Derviş, mektubunda ayrıca, “Lütfen bana ailemi bulmakta yardımcı olun” çağrısı yaptı.

Yasal temsilcisi veya vasisi bulunmayan Derviş’e, herhangi bir kişinin para göndermesi durumunda da dava açılıyor.

Babasının Qamişlolu muhalif Kürt bir şair olduğunu, 2005 yılında Esad rejimi tarafından tutuklanması sonrası tüm mallarına el konulduğunu ve ailesi ile birlikte Belçika’ya göç ettiklerini anlatan Derviş, annesinin isminin Mine Maxlup Arap, kız kardeşinin ise Moskova’da yaşayan göz doktoru Evin Mahmud Derviş olduğunu anlattı. Derviş, anne ve babasının Belçika’nın Brüksel kentinde yaşadığı bilgisini vererek, onlarla iletişime geçebilmek için çağrısının duyulmasını istedi.

İnsan hakları savunucularına çağrı

Derviş, Mayıs ayında kendisini ziyaret eden İHD Cezaevleri Komisyonu üyesi avukat Ömer Faruk Yazmacı’ya da yaşadıklarını anlattı. Derviş’in anlattıklarını Mezopotamya Ajansı’na (MA) aktaran Yazmacı, Derviş’in ÖSO çeteleri tarafından işkence gördüğü sırada traktörle ayağı ve elleri bağlandıktan sonra yerde kilometrelerce sürüklendiğini, demirden bir mezara konulduğunu ve üzerine toprak atıldığını, günde bir sefer demir mezarın açılıp bir pet şişenin kapağının delinerek gelen damla damla su ile dudağının ıslatıldığını anlattı.

Yazmacı, Derviş’in Hatay’da iken sevk edildiği hastanede “ya itiraf ya da dişini yapmayacağız” tehdidine maruz bırakıldığı bilgisini verdi.

“Korkunç işkencelere uğrayan, ailesi ve yoldaşları tarafından öldürüldüğü düşünülen bir insan için adaletin sesini duyurmak ve işkence mağdurlarının çığlıklarına kulak vermek bir zorunluluktur” vurgusu yapan Yazmacı, Derviş ve diğer mağdurların haklarını savunmak için insan hakları savunucularına seslendi. Derviş’in işkencelere rağmen “olağanüstü bir irade ve dayanıklılıkla” hayatta kalabildiğini ifade eden Yazmacı, “Ancak hala yaralarını saramamış, bedeni ve ruhu acılarla doludur” dedi.

Yazmacı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu çağrı Muhammed Mahmud Derviş’in hikayesini ve benzer şekilde zulme uğrayan diğer insanların hikayelerini duyan herkesi harekete geçmeye çağırıyor. Bu tür korkunç olaylara sessiz kalmamalıyız. İşkence, insanlık dışı muamele ve kötü muamele karşısında sessiz kalmak, ortak bir suçun işlenmesi anlamına gelir. Medya ve sivil toplum örgütleri bu çağrıya kulak vermek ve Muhammed Mahmud Derviş’in hikayesini geniş kitlelere duyurmak açısından hayati bir role sahiptir. Bu hikaye insan hakları ihlallerine dikkat çekmek, işkenceye maruz kalanların seslerini yükseltmek ve adaletin sağlanması için harekete geçmek için bir fırsat sunmaktadır.”

Haber: Fırat Can Arslan / MA

#DAİŞ #diri #diri #mezara #gömdü #ÖSO #bacağını #kesti #yıldır #tutuklu #Derviş #ailesini #arıyor

Karadeniz’de sağanak: Samsun’da bir kişi yaşamını yitirdi

Ordu, Samsun, Giresun, Zonguldak ve Tokat’ta sağanak nedeniyle dereler taştı, yollar trafiğe kapandı. Samsun’un Çarşamba ilçesinde sele kapılan bir kadın yaşamını yitirdi

Ordu’da etkili olan sağanak nedeniyle kent merkezinden geçen Bülbül Deresi üzerinde bulunan bir köprünün korkulukları yıkıldı. Dereden taşan sular cadde ve sokakları göle çevirirken, yollar ağaç parçaları çamur yığınlarıyla doldu.

Düzce’de de dün akşam saatlerinden itibaren etkili olan kuvvetli yağış, Yığılca, Gölyaka, Cumayeri ve Akçakoca ilçelerinde dereleri taşırdı. Yığılca-Yedigöller grup yolu sel nedeniyle kapatıldı. Aynı yolun Hecinler mevkisinde de iş makineleriyle çalışma başlatıldı. İlçede ayrıca 17 köyle ulaşımın sağlanamadığı, Gölyaka ve Cumayeri ilçelerinde de Melen Çayı’nın taşkınlara yol açtığı öğrenildi.

Öte yandan Düzce’nin Akçakoca ilçesinde ise bugün fırtına beklendiğinden plajlarda denize girmek yasaklandı.

Ayrıca Sakarya’nın Karadeniz’e sahili olan Karasu, Kocaali ve Kaynarca ilçelerinde elverişsiz hava şartları nedeniyle denize girilmesine izin verilmiyor.

Samsun’da bir kadın yaşamını yitirdi

Zonguldak’ta ise sağanağın etkili olmasıyla dereler taştı, heyelan meydana geldi. İstanbul-Zonguldak yolunun Kozlu ilçesi Ilıksu mevkisinde meydana gelen heyelan nedeniyle yol ulaşıma tamamen kapandı.

Samsun’un Çarşamba ilçesinde de, dün akşam sağanak sonrası derenin taşması ile sel sularına kapılan engelli Türkan Yılmaz’ın (45), cansız bedenine ulaşıldı.

Çarşamba ilçesine 42 kilometre uzaklıktaki Gökçedere Mahallesi’nde dün akşam sağanak sonrası Abdal Deresi taştı. Odun toplamak için dışarı çıkan engelli Türkan Yılmaz da sel sularına kapıldı. Bölgeye çok sayıda AFAD, jandarma ve arama-kurtarma ekibi gönderildi. Ekipler, saat 08.00 sıralarında Yılmaz’ın 6 kilometre uzaklıkta cansız bedenine ulaştı. Cenaze, Çarşamba Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.

Kaynak: DHA

#Karadenizde #sağanak #Samsunda #bir #kişi #yaşamını #yitirdi

Hasta tutuklu Yazıcı’nın cenazesi defnedildi

Amed’de tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden hasta tutuklu Bişar Yazıcı, memleketi Qelgelî ilçesinde defnedildi

Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde 2 yılı aşkın süredir tutuklu bulunan ve durumunun ağırlaşması üzerine 23 Haziran’da Amed’te bulunan Dicle Üniversitesi Hastanesi’ne sevk edilen 52 yaşındaki Bişar Yazıcı, dün yaşamını yitirdi. Karaciğer yetmezliği nedeniyle tedavi gören Yazıcı’nın cenazesi, ATK’den alındıktan sonra Wan’’ın Qelqelî (Özalp) ilçesine bağlı Ergali (Çavuşlar) Mahallesi’ne getirildi. Yazıcı’nın cenazesi, mahalle mezarlığında gece saatlerinde yakınları tarafından defnedildi.

Yaşamını yitiren Yazıcı’ya 30 gün önce ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verilmiş

Kaynak: MA

#Hasta #tutuklu #Yazıcının #cenazesi #defnedildi

Tahliye olan 30 yıllık tutukluya memleketinde kitlesel karşılama

Cezaevinden 30 yıl 6 ay sonra tahliye edilen Nebi Yavuz, memleketi Nisêbîn’de kitlesel bir şekilde karşılandı

Samsun Bafra M Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan ve 30 yıl 6 ay tutukluluğun ardından 6 Temmuz tarihinde tahliye edilen Nebi Yavuz, memleketi Mêrdîn’in Nisêbîn (Nusaybin) ilçesine geldi.

Yavuz, tahliyesinin ardından ailesinin yaşadığı İzmir’e geçti ardından da bugün sabah saatlerinde, memleketi Nisêbîn’e geldi. Yavuz, burada MED Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD-FED) ve yakınları tarafından kitlesel bir şekilde karşılandı. Yavuz ve beraberindekiler, daha sonra Kurikê Stilîlê (Yavruköy) mahallesine geçti.

Kaynak: MA

#Tahliye #olan #yıllık #tutukluya #memleketinde #kitlesel #karşılama

Irak ile İran sınıra ortak karakol kuracak

Irak ile İran, ortak sınır karakolu kurma konusunda anlaştıklarını açıkladı

Irak İçişleri Bakanı Abdulemir Şimeri ile İranlı mevkidaşı Ahmed Vahidi, Irak’ın güneyindeki Vasıt ilindeki Zerbatiye Sınır Kapısı’nda bir araya geldi. Görüşmenin ardından iki bakan, görüşmenin içeriği hakkında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Rojnews’in haberine göre Şimeri, “İran İçişleri Bakanı ve beraberindeki heyeti bugün Vasıt vilayetindeki Zerbatiye Sınır Kapısında, 3. Sınır Muhafız Bölge Komutanlığı karargahında kabul ettik ve toplantı gerçekleştirdik” dedi.

Görüşmeye Basra ve Vasıt valileri, Sınır Kapıları İdaresi Başkanı ve iki ülkenin üst düzey yetkililerinin katıldığını aktaran Bakan Şimeri, görüşmenin amacının özellikle uluslararası sınır kontrolünde koordinasyon ve iş birliği düzeyini artırmak olduğunu söyledi.

Şimeri, ayrıca “İki taraf arasında bilgi alışverişini koordine etmek ve ziyaretçilerin gidiş gelişlerini kontrol etmek amacıyla iki ülke arasında ortak bir sınır karakolu açma konusunda anlaştık” diye kaydetti.

DIŞ HABERLER

#Irak #ile #İran #sınıra #ortak #karakol #kuracak

Tutuklu DFG Eşbaşkanı Müftüoğlu’ndan gazetecilerin duruşmasına çağrı

Sincan Cezaevi’nde tutsak olan DFG Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu, 11 Temmuz’da hakim karşısına çıkacak olan 15 meslektaşının duruşmasına katılım çağrısı yaptı

Ankara merkezli soruşturma kapsamında 15 kentte düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınan ve 3 Mayıs’ta tutuklanan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu, 8 Haziran’da Amed merkezli soruşturmada gözaltına alınan ve bir yıla aşkındır tutuklu bulunan 15 gazetecinin 11 Temmuz’da görülecek davalarına ilişkin katılım çağrısı yaptı.

Baskılar hakikati karartma çabası

Özgür basına yönelik saldırılara değinen Müftüoğlu, Özgür basına dönük saldırıların 30 yılı aşkın süredir farklı boyutlar ve çerçevelerde devam ettiğine dikkat çekti. Tüm bu baskıların hakikati karartma çabası olduğun dikkat çeken Müftüoğlu, “İktidarlar, partiler değişti ama bu halkın mücadelesini yazan, ona yönelik baskıları kamuoyuna duyuran gazeteciler hedef alınıyor. Son 1 yıl içerisinde yapılan operasyonlarda arkadaşlarımızın hem de bizim tutuklanmamız bu tablonun bir parçası. Ancak tekrar hatırlatmakta yarar var; hiçbir baskı bizim hiçbir hakikati dile getirme azmimizi sönümlendiremez. Her koşulda ve şartta bunu sürdüreceğiz, devamcısı olduğumuz gelenek gibi” diye belirtti.

Gazetecilerin davasına katılım çağrısı

Amed’de tutuklanan 16 gazetecinin 11 Temmuz’da görülecek ilk duruşmaya katılım çağrısı yapan Müftüoğlu, “1 yılı aşkın bir süredir hukuksuz ve haksız bir şekilde tutsak edilen arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını ve bu davanın düşürülmesini gerektiğini bir kez daha belirtmek isterim. Tüm gazetecileri, basın meslek örgütlerini ve demokratik kamuoyunu Diyarbakır Adliyesi’nde görülecek bu duruşmaya katılmaya çağırıyorum. Gazeteciliği savunmak, basın ve ifade özgürlüğünü sağlamak ancak böylesi ortak bir mücadeleyle mümkün olabilir” sözleri ile herkesi adliye önüne çağırdı.

Haber: Dilan Babat/JinNews

 

 

 

#Tutuklu #DFG #Eşbaşkanı #Müftüoğlundan #gazetecilerin #duruşmasına #çağrı

Tutuklu Halise Aksoy gözlerini kaybetme riski taşıyor

Oğlunun cenazesi kargoyla gönderilen tutuklu Halise Aksoy’un sağlık durumu kötüye giderken, şeker ve tansiyon sorunu nedeniyle gözlerini kaybetme riski ile karşı karşıya

Amed merkezli soruşturma kapsamında 25 Nisan’da 21 ilde yapılan operasyonlarda gözaltına alınarak, “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklanan 56 yaşındaki Halide Aksoy’un sağlık durumu kötüye gidiyor. Dersim’de çıkan bir çatışmada yaşamını yitiren oğlu HPG’li Agit İpek’in cenazesinin kargoyla gönderilmesiyle hafızalara kazınan Halise Aksoy, tansiyon, şeker, kalp ve diyabet ile birçok sağlık sorunu olmasına rağmen tutulduğu cezaevinde hastaneye gitmesi de engelleniyor.

Tansiyon gözüne vuruyor

Kardeşi hakkında bilgi veren Ağabey Hadi Aksoy, kardeşinin sağlık durumunun kötüye gittiğini belirtirken, kardeşinin var olan sağlık sorunlarının cezaevi koşullarında kötüye gittiğini ifade etti. Şeker ve tansiyon sorununun gözüne vurduğunu ve daha önce iki kez ameliyat geçirdiğini aktaran Aksoy, kardeşinin gözünü kaybetme riski olduğunu ve cezaevi sürecinde iki kez hastaneye götürüldüğünü söyledi.

Kaygılı olduklarını dile getiren Aksoy, “Hastalık yakasına yapışmış ve cezaevi koşulları kaldırmıyor. Herhangi bir suçu yok. Şuan da neden cezaevinde tutulduğunu bilmiyoruz. Bir an önce serbest bırakılmalı. Çünkü hastalığı gerçekten kötüdür. Herhangi bir delil ve suç yok” şeklinde konuştu.

Kalp rahatsızlığı var

Aksoy’un avukatı Necat Çiçek ise, müvekkilinin tutuklanmasında somut bir delin olmadığını belirterek, dosyada hala gizlilik kararı olduğunu, sadece açık tanık Ümit Akbıyık’ın beyanlarının olduğunu söyledi. Yaklaşık iki aşkın bir süredir tutuklu bulunan müvekkilinin 19 ve 23 Haziran tarihlerinde hastaneye kaldırıldığını aktaran Çiçek, “19 Haziran’daki hastane sürecinde kalp rahatsızlığı vardı. Aksoy kalp rahatsızlığından dolayı baya kötü olmuştu. Biz kalp krizi geçirme ihtimalini de değerlendirdik. Vekilin diyabet hastası olduğuna dair belgeleri de çıkardık. Sulh Ceza’ya itiraz ettiğimizde o belgeleri sunmuştuk. Ona rağmen tutukluluğun devamına karar verildi” diye anlattı.

Aksoy’un yıllardır devlet şiddetine maruz bırakıldığını, sağlık sorunları nedeniyle yaşamının cezaevi koşullarına uygun olmadığını ifade eden Çiçek, 56 yaşında Aksoy’un hastalığının ilerlediğini, diyabet kaynaklı yüzde 28 bir engellik durumunun olduğunu söyledi. Aksoy’un kızı ve 5 yaşındaki torunu Çiya’nın da tutuklu olduğunu hatırlatan Çiçek, “Aynı koğuşta tutuklular. Bu onu mental açıdan, psikolojik olarak çok yoruyor ve hastalığı gitgide ilerliyor” şeklinde aktardı.

İddianame sona bırakıldı

Aksoy’un iddianamesinin hazırlanma aşamasında olduğunu aktaran Çiçek, “Savcı Aksoy’un önceden takipsizlik aldığı dosyaları da tek tek açmış. İddianame hazırlanıp, dosyanın içeriğini görmeyi bekliyoruz. Savcı bu hafta içinde açacağını söylemişti ama hala açılmadı. Şuan da 45-50 kişi tutuklu ve iddianamesi hala hazır olmayanlar var. Kadınların çoğunun iddianamesi hazır, sadece Aksoy ve kızı Mizgin’in dosyası bilerek sona bırakıldı” diye belirtti.

Çiçek, iddianamenin tamamlanmasıyla birlikte yeniden tahliye edilmesi talebinde bulunacaklarını söyledi.

Kaynak: MA

 

 

 

#Tutuklu #Halise #Aksoy #gözlerini #kaybetme #riski #taşıyor