Barış Nöbeti’nde konuşan Öztürk Türkdoğan, ekonomik krizin Kürt sorunu ile olan bağına dikkati çekerek, ‘Siz savaş ortamında rant politikası izlerseniz ekonomik kriz giderek derinleşir’ dedi
İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) her ayın ilk Cuma günü gerçekleştirdiği Barış Nöbeti eylemi sürüyor. İHD şubelerinde sürdürülen nöbete çok sayıda hak savunucusu katıldı.
Ankara
İHD Ankara Şube’sindeki nöbette İHD Ankara Şube Eşbaşkanı Sevil Turgut söz aldı. “İnsan hakları savunucuları yargılanamaz” diyerek sözlerine başlayan Turgut, çok sayıda İHD yöneticisi hakkında onlarca dava açıldığını belirtti.
Turgut, sözlerini şöyle sürdürdü:
“MYK üyemiz ve Siirt Şube eski Başkanımız Vetha Aydın Yüksel, İHD çatısı altında yürüttüğü faaliyetlerinden dolayı yargılandı, işini kaybetti. Üyemiz şair Ahmet Telli’ye ise 2017 yılında katıldığı bir basın açıklamasında, ‘Dövüşen Anlatsın’ kitabından bir şiirini okuması nedeniyle, ‘terör örgütü propagandası’ yapmak suçlamasıyla 10 ay hapis cezası verildi. Son derece trajikomik olan bu iki dava bile, yargının bütünüyle siyasal iktidarın vesayetinde olduğunun ifşası niteliğini taşıyor.
Barış Nöbeti’mizi bugün; insan hakları mücadelesinde bedel ödeyen tüm yol arkadaşlarımız için, tüm baskılara rağmen hakikat ve adalet arayışından bir an olsun vazgeçmeyen Cumartesi Anneleri için tutuyoruz.”
Ahmet Telli: Cezalandırılan ben değilim
Ardından söz alan İHD üyesi şair Ahmet Telli, 4 Temmuz’da görülen duruşmasında 10 aylık bir ceza aldığını söyledi. Suçun şahsiliğine dikkat çeken Telli, “Bunu şahsi olmaktan çıkararak gözdağı haline getirmek isteyen konjonktürel bir durumla karşı karşıyayız. Buradaki dostluğun arkadaşlığa, arkadaşlığın yoldaşlığa, yoldaşlığın da dayanışma ve direnmeye dönüştüğünün farkında olan egemen güçler cezalandırma güdüsüyle beni böyle bir cezaya çarptırdı. Yani cezalandırılan ben değilim” ifadelerine yer verdi.
Ekonomik kriz savaşla bağlantılı
İHD eski Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise, Kürt sorunun demokratik çözümü için uzun soluklu bir mücadele yürüttüklerini ve yürüteceklerini belirterek şunları kaydetti: “Bu ülkeye barış gelmeden bu ülkenin demokratikleşmesi beklenmemeli. Herkes ekonomik krizi konuşuyor. Bunlar savaşla bağlantılıdır. Siz savaş ortamında rant politikası izlerseniz ekonomik kriz giderek derinleşir. İşkenceye karşı mücadele, ifade özgürlüğü mücadelesi veriyorsak ekonomik haklar için de mücadelemizi sürdüreceğiz. Ama tüm bunlar barış talebini açığa çıkardı. 8 yıldır kesintisiz bir çatışma ve savaş hali devam ediyor. İktidar baskı politikalarıyla bu süreci yürütse de bizler barış demeye devam edeceğiz.”
Amed
İHD Amed Şubesi de eylemi dernek binasında sürdürdü. Nöbete, dernek üyeleri ve sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı. Açıklamayı, İHD Amed Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi avukat Jiyan Ormanlı okudu.
Barış Nöbeti’nin dokuzuncusunu gerçekleştirdiklerini söyleyen Ormanlı, “Barış, hiçbir zaman ve dönemde salt bir tercih olarak kabul edilerek tesis edilmemiş, kaçınılmaz bir mecburiyet olarak yaşam bulmuştur” dedi.
Barışın inşa edilmesi gerektiğinin altını çizen Ormanlı, “Toplumsal barışın sağlanması ancak hakikatin doğru anlaşılmasıyla mümkündür. Türkiye’de hakikatin anlaşılmamasının veya anlaşılmak istenmemesinin başat nedeni Kürt meselesine yönelik yok sayma ve inkâr etme zihniyetidir. Kürt meselesinin çözümsüzlüğü, ülkede yürütülmekte olan antidemokratik uygulamaların, binlerce faili meçhul cinayet ve zorla kaybettirmenin, hapishanelerdeki hukuk dışı muamelelerin, toplumsal refahın indiği seviyenin ve mevcut ekonomik kriz ve işsizlik sorununun asli nedenidir” ifadelerini kullandı.
Diyarbakır Kampüs Cezaevi’ni ziyaret eden ÖHD, İHD ve TUAY-DER hazırladıkları raporu açıkladı. Buna göre, keyfi uygulamaların yaygınlaştığı cezaevinde kelepçeli muayeneden, kıyafet yasağına kadar birçok hak ihlali yaşanıyor
Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), Amed Barosu, İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi, Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Yardımlaşma Derneği (TUAY-DER) ziyaret ettikleri Diyarbakır Kampüs Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerine ilişkin hazırladıkları raporu sundu.
Dayanışmaya izin yok
Amed Barosu Adli Yardım Binası’nda yapılan açıklamada rapora dair bilgi veren Amed Barosu İnsan Hakları Merkezi Cezaevi İzleme Komisyonu Başkanı Adile Salman, Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nde yaşananlara dair, kadınların kendi aralarında yardımlaşmalarına engel olduğunu ifade ederek, “İhtiyaçlarının karşılanmasına izin verilmeyerek mağduriyete yol açıldığı, birçok odada buzdolabı, televizyon vb. eksikliklerin bulunduğu ve bu ihtiyaçları karşılamaya maddi olarak imkânlarının el vermediğini, keyfi olarak da depolarda eşyaların tutuluyor” dedi
Avukat adıl altında istihbarat ile görüş
Tutukluların avukat adı altında istihbarat üyeleri oldukları iddia edilen kişilerle görüştürüldüğünü ifade eden Salman, “İstihbarattan gelen kişilerle görüşmeyi kabul etmediklerini idareye bildiren mahpuslara ‘avukatınız geldi’ şeklinde yanıltıcı bilgi verilerek zorla görüşme dayatılıyor. Kurum müdürüne sorunlarını koğuş olarak aktarmak için talepte bulunulmasına karşın tek kişi ile görüşmenin kabul edildiğini ve bu uygulama taleplerin iletilmesinde eksikliklere sebebiyet veriyor” dedi.
Kelepçeli muane dayatılıyor
Koğuşlarda yapılan genel aramalarda tutsakların insan onuruyla bağdaşmayacak muamelelere maruz bırakıldığına dikkat çeken Salman, tutukluların revire çıkmakta dahi sorun yaşadığını ifade ederek, tutukluların aktarımını şu şekilde iletti: “Hastane sevklerinin geç yapıldığı, jandarma birimleri tarafından tedavi için hastaneye götürülen mahpuslara çift kelepçe uygulandığı belirtildi. Mahpusların sığamayacağı darlıkta olan tekli ring aracı ile sevkleri yapılıyor, hastanelerde ve revirde kelepçeli muayene yapılıyor, sevk esnasında tacize varan aramalara maruz kaldıkları, itiraz etmeleri sebebiyle de mahpusların disiplin cezası aldıkları kaydedildi.”
Belli gazeteler veriliyor
Kitap ve gazetelerin tutuklulara verilmediğini belirten Salman, sadece belli gazetelere izin verildiğini ve gazetemiz Yeni Yaşam ile Evrensel gibi gazetelere erişimin engellendiğini vurguladı.
Cezaevinde şalvar yasaklı!
“Aile görüşlerinde cezaevine ait fotoğraf makinesiyle çekilen fotoğrafların görüş esnasında ailelere verilmesine izin verilmediğini” belirten Salman, “Şalvarın cezaevinde yasaklı kıyafet olarak belirlendiği… Posta yolu ile mahpuslara gönderilen kıyafetlerin teslim alınabilmesi için eski kıyafetlerin aileye görüş esnasında teslim edilmesi gerektiği; eski kıyafetlerin depoya bırakılmasına izin verilmediği bu sebeple görüşe ailelerin gelmemesi durumunda yeni kıyafetlerin kendilerine teslim edilmediğini” ve yine özellikle kantin fiyatlarının çok yüksek olduğunu belirtti.
Ziyaretçi bebeğin tişörtüne yasak
Yine tutukluların 3’üncü kişi olarak 3 kişilik sahip oldukları ziyaretçi haklarına rağmen ziyaretçi kabul edilmediğini belirten Salman devamında şunları dile getirdi: “Ziyarete gelen ailelerin arama sırasında keyfiyete varacak şekilde zorluklar çıkarıldığı, bu sebeple aynı anda görüşe gelemedikleri, kimisinin görüş bitimine az bir süre kala girebildiği belirtilmiştir. Görüşçülerin kıyafetlerine renk kısıtlamasının getirildiğini aktaran mahpuslar, 4 aylık bebeğin bir daha yeşil renk tişört ile getirilmesi halinde görüşüne izin verilmeyeceği uyarısına belirttiler. Ağır hasta mahpuslar, hastalıkları sebebiyle yaşamlarını tek başlarına idame edememelerine rağmen ATK’nin hazırladığı raporlar gerekçe gösterilerek tahliye edilmediği ifade edilmiştir. Şefika Kandar isimli 63 yaşındaki mahpusun ayaklarında platin olduğu, alzhemer hastalığının olduğu, merdivenleri dahi tek başına çıkamadığı belirtilmiştir. ”
Federe Kurdistan Bölgesi sınırında bulunan Çelê ilçesinde, askeri üs bölgeleri ve karakollara çok sayıda asker ve askeri teçhizat sevk edildi
Türkiye’nin KDP ortaklığıyla Federe Kurdistan Bölgesi’nde bulunan Avaşîn, Zap ve Metîna bölgelerine yönelik saldırıları 17 Nisan 2022 tarihinden bu yana sürürken, sınır hattındaki hareketlilik arttı.
Sınır hattında bulunan Colemêrg’in (Hakkari) Çelê (Çukurca) ilçesinde son günlerde yoğun askeri hareketlilik yaşanıyor. Gever (Yüksekova), Şemzînan (Şemdinli) ve Rûbarok (Derecik) ilçelerinden her gün sınıra askeri sevkiyat yapılıyor. Van’da bulunan askeri karakollardan da son günlerde Çelê sınırına çok sayıda asker taşındı.
Askerlerin, sınırda bulunan Serê Sevê, Ertuş ve Bilêcan köylerinde kurulan askeri üslerde konuşlandırıldığı öğrenildi. Ayrıca sınır hattına TIR, kamyon ve nakliye araçlarıyla askeri teçhizat taşınıyor. Öte yandan bölgedeki koruculara “operasyon” için yazı gönderildiği ifade edildi. Yeni bir saldırıya hazırlık olarak söz konusu hazırlıkların yapıldığı belirtiliyor.
NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, ‘Türkiye ile İsveç arasında hala üzerinde anlaşılamayan konular olduğunu’ açıklaması yaptı
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Belçika’nın başkenti Brüksel’de bir basın toplantısı düzenledi. Stoltenberg, İsveç’in henüz onaylanmayan NATO üyelik başvurusu ve bu bağlamda Türkiye ile devam eden görüşme ve müzakerelere değindi.
Reuters’ın haberine göre, Stoltenberg, açıklamasında, “İttifaka üyelik konusunda Türkiye ile İsveç arasında hâlâ üzerinde anlaşılamayan konular bulunuyor” ifadelerini kullandı.
Ne olmuştu?
Rusya-Ukrayna savaşının 24 Şubat 2022’de başlamasının Rusya’nın sınır komşusu Finlandiya ile birlikte 18 Mayıs 2022’de resmen NATO üyeliğine başvuran İsveç’in başvurusu, Macaristan ve Türkiye dışında tüm NATO ülkeleri tarafından kabul edildi.
Üyelik başvurusu kapsamında Türkiye, Finlandiya, İsveç ve NATO heyetlerinin imzaladığı üçlü mutabakat uyarınca oluşturulan Daimi Ortak Mekanizma’nın dördüncü toplantısı 14 Haziran’da Ankara’da yapıldı. Toplantı sırasında Brüksel’de bulunan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye’deki görüşmelerde İsveç’in NATO üyeliği konusunda “ilerleme kaydedildiğini” söyledi.
11-12 Temmuz’da Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde Türkiye ve İsveç, Belçika’nın başkenti Brüksel’de üst düzey bir toplantıda tekrar bir araya geldi. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye, Finlandiya ve İsveç arasında İsveç’in NATO üyeliği başvurusu hakkında yapılan beşinci toplantının ardından Vilnius’taki NATO Zirvesi öncesinde AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile İsveç Başbakanı Ulf Kristersson’un görüşeceği bilgisini paylaştı.
Yapılan zamlara karşı açıklama yayınlayan HDP Kadın Meclisi, krizlerden en çok kadınların etkilendiğini belirterek, kadınları yoksulluğa muhtaç hale getiren Saray’a karşı direneceklerini belirtti
Sabah saatlerinde peş peşe yapılan zamlara tepkiler sürüyor. Bu amaçla yazılı bir açıklama yapan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi iktidarın krizin faturasını halka kestiğini belirtti.
Açıklamada kadınların yaşadığı yoksulluğa değinilerek, ” Yapısal bir sorun haline gelen kadın yoksulluğu, zamlarla birlikte katmerleşerek büyüyor” denildi.
Krizin asıl mağduru kadınlar
Derin bir emek sömürüsünü yaşandığı vurgulanan açıklamada, “Geçim derdi ve zamlar kadınları istismara ve şiddete daha açık hale getiriyor” denilerek bunun nedenlerine şu şekilde yer verildi: “Çünkü; evlerde yoksulluk kadınların yükünü artırıyor. Kiralardan, fiyat artışlarından kaynaklı yaşanan zorunlu evliliklerin en büyük mağduru yine kadınlar oluyor. İlk işten atılanlar kadınlar oluyor. Erkek egemen aile ve cinsiyetçi toplumsal iş bölümü bakış açısı gereğince güvenceli işlerde erkekler istihdam ediliyor. Kadınlar aileleriyle birlikte yaşamak zorunda bırakılıyor, okuyorsa okulu bırakmak, yalnız yaşıyorsa ailesinin yanına yerleşmek zorunda kalıyor.”
Düşük maddi destekler kadını aileye hapsediyor
Birçok kadının bu yüzden boşanmak yerine şiddet ortamında kalmayı “tercih” ettiği vurgulanan açıklamada, “Parça başı olarak evlere iş alan kadınlar, giderler karşılanmadığından işin miktarını artırarak, yani daha fazla çalışarak zamların ve bu devasa pahalılığın üstesinden gelmeye çalışmak zorunda kalıyor. Evde bakım politikaları ile sosyal yardım adı altında verilen oldukça düşük maddi destekler kadını aileye hapsediyor” denildi.
Yoksulluğa karşı panzehrimiz örgütlenmek
Kadınlar açıklamalarında kadınları yoksulluğa muhtaç hale getiren Saray’a karşı direneceklerini belirterek, “Zamlara ve kadın yoksulluğuna karşı panzehirimiz, erkek egemen iktidara ve politikalara karşı daha fazla örgütlenmek, daha fazla yan yana olmak, daha fazla dayanışmak olacaktır.
Tüm kadın örgütlerine, kadın kurumlarına çağrımızdır: Krize, yoksulluğa, güvencesizliğe karşı isyanımızla, öfkemizle yan yana gelerek yaşamak istediğimiz eşit, özgür, sömürüsüz bir yaşam için mücadelemizi büyütelim” denildi.
Kurdistan’da yürütülen savaşta görev alan ve Bursa’da yaşayan annesi, iki kardeşi ve yengesini öldüren Özel Harekat Polisi Adem Ergüner’in, katliam öncesi aile bireylerine ‘şarjörü üzerinize boşaltacağım’ dediği ortaya çıktı
Bursa’da, annesi Bedriye, ağabeyleri Mehmet ve Remzi ile yengesi Fatma Ergüner’i tabancayla öldüren ve hakkında 4 kez ağırlaştırılmış hapis cezası istemiyle dava açılan Özel Harekat Polisi Adem Ergüner’in (29), tutuklu yargılandığı davanın duruşması 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Duruşmada ifade veren Ergüner, psikolojik tedavi gördüğünü, bir sonraki celsede ifade vermek istediğini belirterek susma hakkını kullandı.
Mahkemede sanık olarak dinlenen Ergüner’in kız kardeşi Songül I., okulların sömestir tatiline girmesi nedeniyle ailesini görmek için Orhangazi’ye geldiğini, burada ailesinin moralinin çok bozuk olduğunu fark ettiğini söyleyerek, “Olay günü yeğenim Efecan, babası ile ağabeyim Mehmet’in sanıkla çok şiddetli şekilde telefon görüşmesinde tartıştıklarını ve sanığın Orhangazi’ye dolu olarak geldiğini bana söyledi. Onlara, ‘Sizi gelip öldüreceğim, şarjörü size boşaltacağım’ şeklinde tehdit içerikli sözler söyledi” dedi.
Kurdistan’da yürütülen savaşta görev alan sanık Ergüner’in Çewlig’te (Bingöl), Genç İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde özel harekat polisi olarak çalıştığı, bu sırada, ağabeyi Mehmet Ergüner ile tartışıp Bursa’ya geldiği belirtildi.
Kurdistan’ın birçok ilinde sıcaklıklar 45 derecenin üzerine çıktı
Kurdistan’da artan sıcaklar yaşamı zorlaştırmaya devam ediyor. Meteoroloji 15. Bölge Müdürlüğünden alınan bilgiye göre, dün bölgede gerçekleşen en yüksek sıcaklıklar, Amed’in Bismil ilçesinde 45, Şırnax’ın Cizir ilçesinde 46, Merdîn’in Nisebîn ilçesinde 46, Qoser ilçesinde de ise 45 derece olarak ölçüldü.
Bugün de Amed’de öğle saatlerinde sıcaklığın 46 dereceye ulaştığı, hissedilen sıcaklığın ise 49 dereceye ulaştı. Sıcakların yarından itibaren normale dönmesi bekleniyor.
Bismil’de bugün en yüksek sıcaklığın 46, yarın 41, Cizir’de bugün 46, yarın 41, Nisebin’de bugün 43, yarın 39, Qoser’de bugün 44, yarın 41 olacağı tahmin ediliyor.
Xîzan ilçesinde 5 gündür devam eden sokağa çıkma yasağı kaldırıldı
Bedlîs’in (Bitlis) Xîzan (Hizan) ilçesine bağlı Hûzeran, Akûnis, Govan, Lanîlan, Xûlepûr, Kekulan, Sûreh, Pertawan, Kuran ve Mezra Pisyan kırsalında 2 Temmuz’da ilan edilen sokağa çıkma yasağı kaldırıldı.
5 gün süren sokağa çıkma yasağına ilişkin Bitlis Valiliği, “2 Temmuz 2023 Pazar günü saat 21.00’den itibaren ilan edilen sokağa çıkma yasağı, 6 Temmuz 2023 Perşembe günü saat 21.00’dan itibaren kaldırılmıştır” açıklaması yaptı.
Öte yandan operasyon süresince birçok köye baskınlar olurken, yurttaşlar evlerinden çıkmasına da izin verilmemişti.
Sivas Katliamı anması sırasında Sarıgazi’de gözaltına alınanlar yaptıkları basın açıklaması ile ters kelepçe, çıplak arama, fiziki şiddet ve ajanlık dayatmasına maruz kaldıklarını belirtti
Sivas Katliamı anması için 2 Temmuz’da Sarıgazi Tertip Komitesi bileşenlerinin yapmak istediği anmaya saldırı olmuş ve birçok kişi gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınanlar çıplak arama ve ajanlık dayatmalarına maruz kalmalarına ilişkin İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı gerçekleştirdi.
Açıklamaya Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İstanbul Milletvekili Özgül Saki, İHD İstanbul Şube Sekreteri Oya Ersoy ve birçok kişi katıldı.
Ters kelepçe ile tuttular
Komite adına basın metnini okuyan Devrim Edepali, AKP iktidarının baskı ve zorbalıkla iktidarını ayakta tuttuğunu dile getirerek, iktidarın saldırılarının arttığını belirtti. Madımak katliamını anmak için bir araya geldiklerinde polis saldırısına uğradıklarını söyleyen Edepali, polisin gerekçe olarak İbrahim Kaypakkaya’nın resmini gösterdiğini aktardı. Gaz saldırısına uğradıklarını ifade eden Edepali, “5 arkadaşımız ve 1 basın emekçisi işkenceyle gözaltına alınırken, gaz bombaları, kalkanlarla, fiziki şiddetle insanlara saldıran polisin gözaltına alınan arkadaşlarımıza yönelik işkencesi karakolda da artarak sürdü. Gözaltına alınan arkadaşlarımızın götürüldüğü Sarıgazi Karakolu’nda ters kelepçe, yüzü duvara dönme, çıplak arama, psikolojik şiddet gibi insanlık onuruna aykırı saldırılarda bulundular” dedi.
Zorla çıplak arama
Polisin fiziki saldırısına ve çıplak aramaya maruz kaldığını belirten anmaya katılanlardan Esra Bilici ise, ““Polisler, çıplak aramak istediklerini ve eğer kendi isteğinle olmazsa zorla beni arayacaklarını söyledi. Bunu kabul etmediğim için tekrar işkenceye maruz kaldım” dedi.
Ajanlık dayatması yapıldı
Polis tarafından kendisine ajanlık dayatıldığını belirten Diyar Sarıkuş da, hiçbir baskıya boyun eğmeyeceğini söyleyerek, “Mahallede yürürken, herhangi bir sebep yokken ‘senle görüşelim, dostane bir ilişki kuralım, karakolu ziyaret et’ şeklinde bir ilişki geliştirmeye çalıştılar” dedi.
Mücadeleye daha güçlü sahip çıkmalıyız
Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki de, devrimcilerin, sosyalistlerin, Kürtlerin, kadınların mücadelesinde bir eşikler ve önderlerin var olduğunu vurguladı. Önderlerle destekçiler arasındaki bağı kesmeye çalıştıklarını belirten Saki, “Yalıtmak istiyorlar, her birimizi tek başına bir tecrit ortamında bırakmak istiyorlar. Dolayısıyla buna karşı topyekun bir kolektif örgütlenme ve mücadeleyle alanlarımıza sahip çıkmalıyız” dedi.
Kürt coğrafyasını adeta yok etmeye girişen iktidar, baraj ve HES’lerle doğa yıkımını aralıksız sürdürüyor. Doğanın yanında kültürel ve tarihi yapılar da hedef alınırken, Hasankeyf ile birlikte binlerce yıllık tarih sulara gömüldü
İktidarın 20 yılı aşkın süredir ortaya koyduğu politikalarla, doğa, tarih ve kültür yok edilerek her değer sermaye yararına yok oluşa sürükleniyor. Özellikle Kurdistan ve Türkiye coğrafyasında doğada ağır tahribatlar yaratan ve bu alanları ranta açan iktidarın sicili hayli kabarık. İktidarın Türkiye kentlerinde doğayı yok etme amacının başında rant öne çıkarken, Kurdistan’da ise “güvenlik politikaları” başı çekiyor. Yanan-yakılan, kesilen ormanlar, maden ocakları, barajlar, enerji santralleri, karakol-kalekollar ve daha birçok saldırı ile doğa talanını geleneksel hale getiren iktidarın yakın dönem eserleri arasında sular altında kalan Heskîf ve yıkıma uğratılan Kazdağları bulunuyor. Doğayı hedef alan bu politikalarla, kültürel ve tarihi miraslar da payını düşeni alıyor. Bu politikaların şimdiki hedefi ise Geliyê Godernê…
Barajlar canlılığı yok ediyor
İnşa edilen yüzlerce HES ve barajlarla doğal denge alt üst edildi. Akarsuların bentler ardına hapsedilmesiyle birlikte birçok canlı türü yok olurken, santraller ve barajların inşa sürecinde çevre kirliliği büyük boyutlara ulaştı. Tarımda kullanılan suyun HES nedeniyle kesilmesi sonucu tarım yapılmaz hale gelmeye başladı. Yapılan barajlar sonucu buharlaşma nedeniyle bölgede iklim değişimi olurken, suyla buluşamayan toprak tuzlanıyor, bu da tarım arazilerinin yok olmasına neden oluyor. Tüm bunların yanında, değişen iklimin etkisiyle yağış rejimi değişikliğe uğrayıp kısa sürelerde çok yoğun yağışlar yaşanması sonucu sel ve heyelan gibi afetlerin artışa geçmesi HES ve barajların sonuçları arasında yer alıyor.
İnsansızlaştırma politikaları
90’lı yıllarda köylerin yakılmasıyla gerçekleştirilen insansızlaştırma politikaları şimdilerde barajlar, özel güvenlik bölgeleri, yangınlar, üretimin sınırlandırılması ve sınırlarda inşa edilen büyük duvarlarla sürüyor. Yine yüzbinlerce hektarlık alanların sularla kuşatılması hem hayvanlar hem insanlar için bu bölgeleri yaşanılmaz hale getiriyor. Bu politikalar karşısında topraklarını terk etmek istemeyenler kalmakta direnirken, kimileri de metropollere göç etmek zorunda bırakılıyor. 2009 yılından itibaren “güvenlik barajı” adı altında Colemêrg (Hakkari) ve Şirnex’te (Şırnak) 11 barajın yapımına başlandı. Bölgedeki insan varlığını azaltmak ve bölgeyi askerileştirmek için yapılması planlanan bu barajlar Devlet Su İşleri’nin (DSİ) 2007 yılı faaliyet raporunda, “2007 yılında yatırım programına etüt-proje kapsamında sınır güvenliği sebebiyle alınan Su Şişirme Bentleri adı altında 11 adet barajın kati proje yapımı ihale edilmiştir” sözleriyle yer buldu.
Kürdün tarihine saldırı
İnşa edilen barajlar nedeniyle birçok değerin sular altına gömüldüğü yerlerden birisi de Heskîf (Hasankeyf). Medeniyetin beşiği olarak bilinen ve Verimli Hilal olarak nitelenen Yukarı Mezopotamya’nın kalesi olan Heskîf, çevresindeki 6 bine yakın mağara ile binlerce yıllık önemli bir yerleşim yeriydi. 1950’li yıllarda konuşulmaya başlanan, 1954’te proje haline getirilen, 1982’de Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında karar altına alınan Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali (HES) 1997’de yatırım programına alındı. Bu projeye karşı yerelde ve finansal destek sunan şirketlerin yer aldığı Avrupa ülkelerinde protestolar gelişti. Bunun sonucunda 2002 yılında proje durdurulmasına karşın 2005’te tekrar gündeme girdi. 7 Şubat 2018 tarihinde ise barajın açılışı gerçekleştirildi
Heskîf
Dinamitle kayaların parçalanıp mağaraların betonla doldurulmasıyla ilgili Doğal Yaşamı Koruma Derneği (DHKD) hazırladığı raporda, Ilısu Barajı Projesi’nin Heskîf gibi yüzlerce yerleşimi de etkilediği, baraj suyu altında kalmasından dolayı bazı hayvan ve bitki türlerinin besin ve habitatlarının yok edilmesiyle birlikte kitlesel balık ölümleri, iklimde yumuşama ve doğal yaşamda değişim gibi birçok ekolojik ve çevresel etkilerin de açığa çıkacağı vurgulandı. Raporda ayrıca arkeolojik araştırmaların yeterli düzeyde yapılamayacak olması nedeniyle tarihi bazı bilgilerin karanlıkta kalacağı uyarısında bulunuldu. Meydana gelecek iç göçler ve bunların yol açacağı sosyo-ekonomik problemlere de dikkat çekilen raporda, “Ilısu Baraj Projesi kültürel, ekolojik, sosyal, psikolojik yıkımlara sebep olacaktır” denildi.
Amed Gêl
Amed’in inanç ve kültür turizminin merkezlerinden olan Gêl (Eğil) ilçesi, pek çok kral ve peygamberin mezarına, tarihi yapılara, mağaralara ev sahipliği yapmasıyla biliniyor. 1986 yılında başlanan ve 30 Aralık 1997’de bitirilen Dicle Barajı ve Hidroelektrik Santrali, Asurlara ait yerlerin sular altında kalmasına neden oldu. Baraj altındaki “batık kent” olarak bilinen ve mağara evleri, gizli geçitler, hamam, kral mezarlarının yanı sıra çok sayıda insan eli ile kazılmış mağaraların bulunduğu bölgeye, dönem dönem dalışlar da yapılıyor. Öte yandan 13 Aralık 2018’de biriken fazla suyun tahliyesi için açılan baraj kapaklarından birinin kopması nedeniyle nehir yatağı boyunca konumlanmış yerleşim yerlerini su bastı.
Geliye Godernê
Amed’in Pasûr (Kulp), Farqîn (Silvan), Licê ve Hezro ilçe sınırları içinde yapımı devam eden ve büyük çoğunluğu bitmiş olan Silvan Barajı nedeniyle Süryani, Ermeni ve Kürtlere ait tarihi alanlar ile doğa harikaları sular altında kalacak. GAP kapsamında 2009 yılında planlanmış olan Silvan Barajı’nın yapımına 2010 yılında başlanmıştı. Yapımının tamamlanması ile sular altında kalacak doğa harikalarının biri de Geliyê Godernê. Hem çevre illerden hem de farklı bölgelerden her tatil sezonunda ziyaretçi akınına uğrayan Geliye Godernê’nin yanında binlerce hektarlık tarım arazisi de sular altında kalacak.
Suya gömülen binlerce yıllık höyükler için arkeolojik kazı yapılması bile beklenmeden insanlık tarihi sular altında bırakıldı
Suya gömülen höyükler
Riha’nın (Urfa) Xelfetî ilçesine bağlı Bilesur (Savaşan) köyü, Eski Xelfetî’de olduğu gibi 2000 yılında Birecik Barajı’nın inşa edilmesiyle sular altında kaldı. Sular altında kalmış olan caminin suyun üstünde kalan minaresiyle bilinen köy, sular altında kalmadan önce Fırat Nehri karşısında kurulmuş bir köydü. Taş evleri ile bilinen köyden tek kalan ise köyün sular altında kalan camisinin minaresi oldu.
Lidar Höyük
Lidar Höyük, Riha’nın kuzeybatısında, Hewag (Bozova) ilçesinin 23 kilometre kuzeyinde yer alıyor. Atatürk Baraj Gölü suları altında kalan Lidar köyünün kısmen güneybatısında bulunan höyük, bölgenin en önemli ve büyük höyüklerinden birisiydi. Höyük, su altında kalmadan önce 200 x 240 metrelik bir tepeydi. Fırat üzerinde Gritille Höyük ve Samîsat Höyük’e yakınlığıyla bilinen Lidar Höyük kervan ve ticaret hattı üzerinde bulunan önemli bir yerleşim yeriydi. Höyük, Aşağı Fırat Havzası Yüzey Araştırması Projesi kapsamındaki çalışmalar sırasında 1979 yılında tespit edildi. Aynı yıl başlayan kazılar, Alman Arkeoloji Enstitüsü İstanbul Şubesi ve Heidelberg Üniversitesi adına Prof. Dr. Harald Hauptmann başkanlığında, höyüğün Atatürk Baraj Gölü altında kalacağı 1987 yılına kadar sürdürüldü. Kazı sonuçlarına göre höyük, MÖ. 3 bin yıllarından MS. 13. yüzyıla kadar kesintisiz olarak iskan edildi. Ancak bu kazıyla ilgili olarak Kazı Sonuçları Toplantıları’nda sunulmuş bir bildiri bile maalesef yayımlanabilmiş değil.
Hasankeyf ten sürülen halk adeta kibrit kutuları içine hapsedilerek gelecekleri çalındı
Semsûr Tille Höyük
Semsûr’daki (Adıyaman) Tille Höyük, Karakaya Barajı su toplama alanında kalan, arkeolojik değerleri araştırmak amacıyla yapılan yüzey çalışmaları sırasında 1977 yılında bulundu. 1979 yılında çalışmalarına başlanan höyükte Roma dönemine ait kaya mezarlıkları da bulunmakta. Kolik (Kahta) ilçesi Eskitoz köyünün doğusundaki Fırat Nehri vadisinin yamaçları boyunca kayalara oyulmuş pek çok mezar ise Atatürk Barajı suları altında kaldı.