Ana Sayfa Blog Sayfa 209

10 Ekim anması davasında 14 beraat

2018 yılında Wan’da yapılan 10 Ekim Katliamı anmasında gözaltına alınan ve haklarında dava açılan 14 kişi beraat ederken, 1 kişiye 8 ay hapis cezası verildi

Wan’da 2018 yılında Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu’nun (KESK) düzenlediği 10 Ekim Katliamı anmasına müdahale eden polis, 15 kişiyi gözaltına almıştı.

Gözaltına alınan ve daha sonra serbest bırakılan 15 kişi hakkında “Görevi yaptırmamak için direnmek” suçlamasıyla dava açıldı. Davanın karar duruşması Van 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya başka bir davadan tutuklu bulunan Azim Yacan, Erzurum E Tipi Kapalı Cezaevi’nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılırken, davadan vareste tutulan diğer kişiler ise katılmadı.

1 kişiye ceza

Yapılan savunmaların ardından mütalaasını sunan savcılık, Bedir Yamaç dışındaki sanıkların beraatını istedi. Avukatlar ise mütalaaya Yamaç yönünden itiraz etti. Ardından kararını açıklayan mahkeme, Yamaç’a “Görevi yaptırmamak için direnme” suçundan 8 ay ceza vererek, cezayı erteledi. Yargılanan diğer 14 kişi ise beraat etti.

HABER MERKEZİ

#Ekim #anması #davasında #beraat

Yanardağ’dan mektup: Devletin kendi yasasını uygulamasını istedim

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridi dile getirdiği gerekçesiye tutuklanan TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, görüşlerini savunmaya devam edeceğini belirterek, ‘Ben infaz hukukunun uygulanmasını isterken -ki bir devletin kendi yasasını uygulamasını istemektir bu- esas olarak bu oyunu açığa çıkardım’ dedi

Katıldığı bir televizyon programında PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin hukuksuz olduğunu ve 28 aydır kendisinden haber alınamadığını dile getirdiği için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkında başlatılan soruşturma kapsamında tutuklanan TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi Kampüsü’nden avukatları aracılığıyla mektup gönderdi. Yanardağ gönderdiği mektupta, programda sarf ettiği sözlerinin arkasında durduğunun altını çizdi.

Gözdaı vermekte başarılı olmayacaklar

Yanardağ, kendisi üzerinden geliştirilen operasyonun amacının bağımsız ve halktan yana medyaya gözdağı verilerek toplumun sindirilmek istendiğini belirterek, “Ancak başarılı olamayacakları çok açıktır” dedi. Yanardağ, “Karşımızda adil ve demokratik olmayan bir seçimle halkın iradesine elkoymuş, iftira, yalan, kara propaganda ve hile ile seçimleri çalan bir iktidar vardır. Bu iktidar tarihsel ve siyasal ömrünü doldurmuştur. Mevcut sonuçların bir an için doğru olduğunu kabul etsek bile toplumun yarısının direndiği ve teslim olmadığı bir islamofaşist bir rejim söz konusudur” dedi.

İktidarı dayanışma durdurur

Rejimin mevcut haliyle yürütülemeyeceğini ifade eden Yanardağ, rejimden kurtulabilmek için ise şu önerilerde bulundu: “O yüzde 48’lik büyük direniş potansiyelini korumak, güçlendirmek ve geleceğe taşımaktır. Bu nedenle muhalefet güçlerinin kendi iç tartışmalarına gömülmeleri büyük bir hata olacak ve tarihsel fırsatın kaçırılmasına yol açacaktır. Yapılması gereken şey ilerici, demokratik, cumhuriyetçi ve sol güçlerin arasındaki birlik ve dayanışma ilişkilerini geliştirmektir. İktidarı sınırlayabilecek tek güç budur.”

Sözlerimde suç yok

İmralı Adası’nda ağır tecrit altında tutulan ve infaz hukukunun uygulanmadığı Abdullah Öcalan’ın durumuna da değinen Yanardağ, mektubunun devamını şu sözlerle bitirdi: “ Ben infaz hukukunun uygulanmasını isterken -ki bir devletin kendi yasasını uygulamasını istemektir bu- esas olarak bu oyunu açığa çıkardım. Öyle anlaşılıyor ki bu konu iktidar çevrelerini çok rahatsız etmiş. Ben zorbalığa boyun eğmeyeceğim. Sözlerimde ‘suç’ değil siyasal teşhir ve analiz vardır. Bu görüşlerimi savunmaya devam edeceğim. İnfaz hukuku herkese adil biçimde uygulanmak durumundadır. Eğer böyle yapılırsa iktidarın İmralı’yı bir siyasal araç olarak kullanmasının da önüne geçilecektir. Bir dostumun dediği gibi kimse endişe etmesin, Silivri soğuk değil. Bana destek veren herkese selamlarımı, saygılarımı ve sevgilerimi iletiyorum.”

İSTANBUL

 

#Yanardağdan #mektup #Devletin #kendi #yasasını #uygulamasını #istedim

Türkiye tutuklu kadın gazeteci sıralamasında ilk üçte!

CFWIJ tarafından açıklanan hak ihlali raporunda, 2023 yılının ilk 3 ayında 145 kadın gazetecinin saldırıya uğradığını ve 100 kadının cezaevinde olduğunu belirtildi

Gazetecilikte Kadın Koalisyonu (CFWIJ), 2023 yılının ilk 3 ayında kadın gazetecilerin maruz bırakıldığı hak ihlallerine ilişkin hazırladıkları raporu yayımladı. Bna göre, yılın ilk üç ayında 145 kadın gazeteci saldırıya maruz kaldı. 24 kadın gazetecinin fiziksel saldırıya, 23 gazetecinin ise hukuken taciz edildiğine dikkat çekilen raporda, gazetecilere yönelik saldırıların 2022 yılının ilk 3 ayına göre yüzde 4,3 oranında arttığı aktarıldı.

İkinci sırada Türkiye var

Rapora göre, 30 Nisan itibariyle İran’da 28, Türkiye’de 19, Çin’de 15, Beyaz Rusya’da 9, Myanmar’da 8, Mısır’da 4, Rusya’da 3, Vietnam’da 3, Etiyopya’da 2, Somali’de 2, Filistin’de 1, Laos’ta 1, Sudi Arabistan’da 1, Suriye’de 1, Hong Kong’da 1, Filipinler’de 1 ve Burundi’de 1 olmak üzere toplamda 100 kadın gazeteci cezaevinde tutuklu bulunduğu belirtildi.

100 gazeteci cezaevinde

Yılın ilk üç ayında en az 100 gazetecinin cezaevinde olduğu belirtilen raporda, “Ayrıca, 2022’nin ilk çeyreğine kıyasla kadın gazetecilere yönelik fiziksel ve yasal tacizin (rahatsız edici, üzücü veya tehdit edici görünen eylemlerle) artmasından endişe duyuyoruz. Kadınların ve LGBTQI gazetecilerin, görevlerini şiddet veya korkutma korkusu olmadan yerine getirmelerini sağlayan güvenli ve destekleyici bir ortamda çalışabilmelerini sağlamak için daha fazlasının yapılması gerekiyor” denildi.

Türkiye’de çok yönlü saldırılar var

Türkiye’de yaşanan hak ihlallerine de yer verilen raporda, “Türkiye’de Şubat ayında meydana gelen depremlerin yıkıcı etkisini haber yapan gazeteciler, sadece sahadaki mağdurlara ulaşmaya çalışırken, pratik zorluklarla karşılaşmakla kalmadı aynı zamanda vatandaşlar tarafından sık sık taciz ve saldırıya uğradı” denildi.

23 kadın tacize uğradı

“2023’ün ilk çeyreğinde 23 kadın gazeteci yasal tacize uğradı” denilen ve Kürt gazetecilerin yaşadıklarına yer verilen raporda, “2022’nin ilk çeyreğine benzer şekilde Türkiye en fazla yasal taciz vakasına sahip ülke. Yetkililer sürekli olarak seyahat yasaklarına ve ‘kamu görevlilerine hakaret’ de dahil olmak üzere düzmece yasal suçlamalara başvurdu. En çok Kürt kadın gazeteciler, sansür ve zulmetmek için alaycı bir şekilde terör suçlamalarını kullanarak hükümet tarafından hedef alınıyor” denildi.

Saldırılar dayanışma ile aşılır

“Ocak ve Şubat 2023’te 8 gazeteci adli kovuşturmayla hedef alındı” denilen raporda son olarak şunlar denildi: Bu çeyrekte kadın gazetecilere yönelik hapis cezaları, fiziksel ve hukuki saldırılar, gazeteciliğin sürekli olarak nasıl kriminalize edildiğini gösteriyor. Endişe verici bir eğilim, gazetecileri felç eden ve otosansüre yol açan yasal tacizdir. Diğer bazı medya çalışanları için ülkelerinden kaçmak da onları güvende tutmayacak, çünkü ulus ötesi baskı yavaş ama emin adımlarla büyüyor. Basın özgürlüğü saldırı altında olduğunda ilk hedef alınanlar kadınlar ve LGBTQI gazetecilerdir: çevrimiçi, çevrimdışı, yasal ve fiziksel. Saldırılar, güçlü kişilerin hesap vermekten kaçındığı, sınırları aşan organize kampanyalar. Ancak gerçeklere dayalı, doğru bilgilere hakkımız var.”

HABER MERKEZİ

#Türkiye #tutuklu #kadın #gazeteci #sıralamasında #ilk #üçte

Kaçak yapı yıkımında 3 kişi yaralandı

Beylikdüzü’nde bulunan Gürpınar sahilinde kaçak spor tesisinin yıkımında çıkan arbedede 3 kişi yaralandı

İstanbul’un Beylikdüzü ilçesinde bulunan Gürpınar Sahili’nde kaçak yapıldığı belirlenen spor tesisinin yıkımı için sabah saatlerinde spor tesisine giden İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) çalışanları 15 kişilik bir grubun engeliyle karşılaştı.

Engellemelere rağmen yıkım işlemini sürdüren belediye ekipleri ile grup arasında çıkan arbedede 1’i polis, 2’si belediye çalışanı 3 kişi yaralandı.

Yaralananlar hastaneye kaldırılırken, ekipler yıkım işlemine devam etti.

İSTANBUL

#Kaçak #yapı #yıkımında #kişi #yaralandı

Kayyum belediye Dicle’yi zehirliyor

Amed’de HDP döneminde açılan biyolojik arıtma tesisi kayyum belediyesi tarafından çalıştırılmadığı ve kentin atık suyunun Dicle Nehri’ne bırakıldığı görüldü. Siyaha dönüşen nehirde adeta zehir akıyor

Dicle Nehri’nde kayyumun idaresindeki Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olan DİSKİ’ye ait Atıksu Arıtma Tesisleri’nden çıkan siyah ve kimyasal madde içeren atık su hayvanları, insanları ve tarım alanlarını tehdit ediyor. Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın eşbaşkanlığındaki HDP Belediyesi döneminde açılışı yapılan atık tesisinin çalıştırılmaması dikkat çekici. Merkez Sûr ilçesi Karpuzlu Mahallesi’ndeki Atık Su Arıtma Tesisi’nden çıkan suyun siyah renkte nehre karıştığı görülürken bu durum arıtma tesisinin çalıştırılmadığını ortaya koydu. Dicle Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kılıç, canlı popülasyonunun yoğun olduğu Dicle Nehri’ne salınan atık suların nehri yaşanmaz hale getirebileceğini belirtti.

Atıklar arıtılmıyor

Dicle Nehri’nin Türkiye ve Amed bölgesi için çok önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kılıç, “Görüntüler oldukça üzücü ve durumun vahametini gösteriyor. Dicle Nehri’ne akan bu siyah görünümlü suyun kaynağı muhtemelen Diyarbakır’ın evsel atıklarıdır. Diyarbakır’ımızın çok güzel bir atık su arıtma tesisi var. Burada hem fiziksel hem biyolojik arıtma gerçekleştirilir. Bu arıtma neticesinde sudaki istenmeyen maddeler ve diğer unsurlar arıtılmış olur, nehre oldukça kaliteli bir su gelir. Fakat arıtılmadan gelen o siyah su, deyim yerindeyse foseptik çukuruna akan sudur” dedi.

Sofraya ağır metaller taşınıyor

Prof. Dr. Kılıç, “Dicle Nehri, bölge için ve Türkiye için çok önemlidir. Orada içme suyu olarak Dicle Nehri’nin kullanıldığını görüyoruz. Dolayısıyla bu siyah suyun içerisinde pek çok ağır metal olsun, patojen organizmalar olsun, bulaşıcı hastalıklara neden olan diğer canlılar olsun bol miktardadır. Eğer nehre bu şekilde atık su bırakılıyorsa vatandaş zaten Dicle Nehri boyunca hep tarlalarına sulama amacıyla su çeker. Pamuk, mısır, domates, biber ve kenarda yetiştirilen sebze bahçelerine nehirden sürekli su alınıp kullanılır. Bu da yetiştirilen sebze ve meyvelerin kalitesini ciddi anlamda bozar. Böylece vatandaşın sofrasına da hem ağır metal bulaşmış hem de hastalık unsurlarını taşıyan su gelmiş olur. Bu yüzden bu görüntü çok önemli bir durumu gösteriyor” diye belirtti.

Dicle bölgenin can damarı

Bölgedeki biyolojik çeşitliliğin, yaşam alanlarının tehdit altında olduğuna dikkat çeken Kılıç, aynı zamanda bu bölgede büyük bir biyolojik çeşitliliğin olduğunu belirtti. İHA’ya konuşan Kılıç, nehirde su samurları ve su memelilerinin de mevcut olduğunu hatırlatarak, “Bol miktarda kuşlar da var. Bu bölgede 200’den fazla kuş türü yaşıyor. Bunların yaşam alanları ciddi biçimde tehdit altında. Orada önceki yıllardan bildiğimiz için 40’tan fazla balık türü vardı. Bu sularda balığın yaşaması mümkün değil. Omurgasız dediğimiz, Arthropoda (eklem bacaklı) dediğimiz türden hayvanlar var, salyangozlar gibi hayvanların yaşayabilmesi için şans kalmıyor. Diyarbakır’ın 1 milyon sayıdan fazla nüfusu var. Böylesine sular nehri yaşanmaz hale getirir. Biz biliyoruz ki Dicle Nehri bu bölgenin can damarıdır” şeklinde konuştu.

Su arıtılmadan salınıyor

Mahalle sakinlerinden Sadettin Aykul, atık sudan kaynaklı sadece hayvanların değil, insanların da sağlıklarının tehlikede olduğunu belirterek, “DİSKİ’ye bağlı olan arıtma tesisi için defalarca dilekçeli, yazılı ve sözlü uyarılarımıza rağmen hiçbir yetkili çözüm bulamadı. Atık sudan kaynaklı kokudan geçilmiyor. Özellikle suyun içindeki canlı hayvanlar çok etkileniyor. Dicle Nehri Basra Körfezi’ne kadar gidiyor. Buradaki atık sudan kaynaklı pis koku aynı zamanda yerli halkı da etkiliyor. Lütfen bu arıtma tesisi için yetkililer bir önlem alsın. Temiz suyu Dicle Nehri’ne bırakmaları lazımken zannediyorsam olduğu gibi Dicle Nehri’ne aktarılıyor. Buradaki yerliler kokudan uyuyamıyor desem yeridir. Biz bu nehir suyuyla tarım ürünlerini suluyoruz. Öte yandan tarım da çok fazla etkileniyor” dedi.

Gültan Kışanak’ın özel çabası

Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Fırat Anlı ve Gültan Kışanak, Dicle Nehri’ni kirlilikten kurtaracak en önemli altyapı yatırımlarından biri olan İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi’nin inşasını sağlayıp 2016 yılı Mayıs ayında açılışını gerçekleştirdi. Kent merkezinde 998 kilometreye tekabül eden kanalizasyon hattı aracılığıyla Arıtma Tesisi’ne gelen pis su (atık su), tesiste kurulan ünitelerde yüzde 98 oranında arıtılarak Dicle Nehri’ne temiz su olarak bırakılmaya başlandı. Amed’den Basra Körfezi’ne kadar olan 1900 kilometre boyunca Dicle Nehri üzerinde bir ilk olan İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi, çalışması için gerekli olan bütün enerji ihtiyacını atık su arıtma çamurlarından çıkan metan gazını elektrik enerjisine dönüştürerek karşılıyor.

EKOLOJİ SERVİSİ

#Kayyum #belediye #Dicleyi #zehirliyor

Çewlig’de çekirge istilası yaşanıyor

Çewlig’de (Bingöl) popülasyonu ve sayıları her geçen gün artan istilacı çekirgeler tarımsal üretimler üzerinde büyük bir tehdit oluşturuyor

Bingöl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Öğr. Üyesi Dr. Mustafa İlçin, son yıllarda kırsaldaki arazilere yayılan ve boyları 15 santimetreye kadar çıkabilen çekirge türlerinin yüksek kesimlerden yerleşim alanlarına ilerlediğini belirledi. İlçin, çekirgelerle mücadelede uzun vadede ilaçlamanın faydalı olmadığını söyledi.

İlaçlamanın faydası yok

İlçin, çekirgeler üzerine 13 yıldır yaptığı araştırmada kentte başta etçil ve otçul çekirge türü olan “Uvarovistia Satunini”, İtalyan Çekirgesi (Calliptamus italicus), Madrap Çekirgesi (locusta Migratoria), Fas ve Sudan çekirgeleri bulunduğunu tespit etti. Sıkça ilaçlama yapılmasına rağmen çekirgelerin ciddi anlamda artış gösterdiğini ifade eden İlçin, uzun vadede ilaçlamanın da bir faydasının olmadığını belirtti. İlçin, çekirgelerin tarım arazilerine verdiği zararın önüne geçilmesi için çekirgelerle beslenen hayvan sayısının artırılması gerektiğini dile getirdi.

Toprak derin sürülmeli

İlçin, “Kuş avcılığı giderek artıyor, mutlak surette önlenmesi lazım. Çünkü kuşların sayısındaki azalma bu şekildeki bitki zararlılarının artışıyla neticeleniyor. Çekirgeler ısırıcı ve çiğneyici ağız yapısına sahip oldukları için sebze ve meyve ağaçlarına zarar verebiliyor. Keklik ve sığırcık gibi kuş türlerinin artırılması, avcı olan çeşitli böceklerimizin doğaya salınmasıyla çözüm getirilebilir. Yine sonbaharda toprağın derin şekilde sürülmesi de bu çekirgelerin yumurtalarının dış kısımdaki müdahalelere bırakılarak etkisiz hale getirilmesini sağlayacaktır” dedi.

Çekirgeden kurtuluşun tek çözümü keklik ve diğer kuş avcılığının derhal yasaklanması

Kuş avcılığı mutlaka önlenmeli

Biyoçeşitliliğin desteklenmesi gerektiğine değinen İlçin, desteklenmediği takdirde bitki zararlılarının şehre doğru ilerleyeceğini anlattı. İlçin, önceki yıllarda bunun tecrübe edildiğine dikkati çekerek, “Şehre yakın olan köylerimizde yoğun şekilde bahçelerde, bostan alanlarında yaygınlık gösterdiğini tespit etmiştik. Buna yönelik bilimsel çalışmalarımız da mevcut. Net bir şekilde önerimiz, kesinlikle burada kuş avcılığının ciddi anlamda sınırlandırılması ve yetkililerin köylülere ilaç vermemesi. Çünkü ilacın gerekiyorsa uzman kişiler tarafından kullanılması gerekir” diye konuştu.

EKOLOJİ SERVİSİ

#Çewligde #çekirge #istilası #yaşanıyor

Süleymancılar Amazon’da: Çocuklara dini eğitim verip Türkiye’ye getirdiler

Süleymancılar tarikatından bir ekibin Amazon’daki yoksul ailelerin çocuklarını dini eğitimden geçirip Türkiye’de yurtlara yerleştirdiği ve Interpol’ün soruşturma başlattığı ortaya çıktı

Şüpheli çocuk ölümleri ve çocuklara yönelik istismarlar ile sık sık gündeme gelen Süleymancılar tarikatı adına Brezilya’da faaliyet gösteren bir ekibin, Amazon bölgesinde yaşayan yoksul ailelerin çocuklarını bölgede yatılı dini eğitim verdikten sonra Türkiye’ye getirerek tarikat yurtlarına yerleştirdiği ortaya çıktı.

Dini eğitim verip Türkiye’ye getirdiler

Artı Gerçek’te yer alana habere göre, Süleymancılar tarikatından Abdülhakim Tokdemir ve ekibi, Kolombiya sınırındaki Amazon köylerinde yaşayan yoksul ailelerin çocuklarını “ailelerine belge imzalattırarak” 953 kilometre uzaklıktaki Manaus kentine götürdü. Burada üç yıl boyunca “yatılı dini eğitim” verilen çocuklardan altısı, Şubat 2022’de Türkiye’ye getirilerek Kütahya ve Mersin’in Tarsus ilçesinde bulunan tarikat yurtlarına yerleştirildi.

Kütahya ve Tarsus’a götürüldüler

Olay, 18 Mayıs’ta “Süleymancılar Amazonlara uzandı: Brezilyalı çocukları getirip tarikat yurtlarına yerleştirdiler” başlıklı haber ile gündeme geldi. Yaşları 13 ila 17 arasında değişen altı Brezilyalı çocuk geçen yıl Tokdemir’in ekibinden iki kişi tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin Brezilya Büyükelçiliği’nin vize bölümünce verilen “eğitim vizesi” ile Türkiye’ye getirildi ve ikisi Kütahya’da, dördü Tarsus’ta Süleymancılara ait yurtlara yerleştirildi.

Heyet ziyaret edecek

Amazon çocukların Türkiye’ye getirilmesinin basında yer almasıyla, Interpol soruşturma başlattı. Brezilya’nın Ankara Büyükelçiliği yetkililerinin verdiği bilgiye göre, Brezilya parlamentosu heyeti Türkiye’ye gelip çocukların Kütahya ve Tarsus’ta tutulduğu, Süleymancılara ait yurtlara gidecek.

İnterpol insan ticareti olarak değerlendirdi

Habere göre, Avusturya’nın başkenti Viyana’da geçen ay düzenlenen bir Birleşmiş Milletler (BM) toplantısına katılan Brezilyalı siyasetçiler, çocukların tarikat tarafından Türkiye’ye getirilmelerini gündeme taşıdı. Toplantıda, polis ve Interpol’ün de olayı “uluslararası insan ticareti” kapsamında da değerlendirdiği belirtildi.

HABER MERKEZİ

#Süleymancılar #Amazonda #Çocuklara #dini #eğitim #verip #Türkiyeye #getirdiler

Uysal Meclis’te konuştu: AİHM ve BM kararını yerine getirin tecridi kaldırın

Meclis’te PKK Lideri Abdullah Öcalan’a dönük tecride tepki gösteren Yeşil Sol Parti Milletvekili Nevroz Uysal, AİHM ve BM kararlarını hatırlatarak tecridin kaldırılmasını istedi ve muhatabın Meclis olduğunu söyledi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Şirnex Milletvekili Nevroz Uysal, Meclis’te yaptığı konuşmada İmralı F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik mutlak tecride dikkat çekti.

AKP’lilerin “hukuk devleti” yönündeki açıklamalarına dikkati çeken Uysal, hukuk devleti için temel hak ve hürriyetlerin güvence altına alınması, kanunların yargı denetiminde olması, eşitlik ilkesinin uygulanması gerektiğini belirtti.

3 örnekle tecridin ağırlı

Uysal, PKK Lideri Öcalan üzerindeki tecride işaret ederek, “Türkiye’nin sınırları içerisinde bulunan, hukuken Adalet Bakanlığı’na bağlı olan bir cezaevinde, bir kişi düşünün; 5275 sayılı Kanun’a göre 15 günde bir gerçekleşmesi gereken aile ziyareti hakkına 9 yılda sadece 5 kere izin verilsin. Bu kişiye, kanunda olmamasına rağmen haftada bir gün 1 saat avukatla ziyaret yasağı sınırlanması uygulansın. Bu fiili sınırlamaya rağmen bile avukat ziyaret hakkı 12 yıl boyunca sadece 5 kere kullanılabilmiş olsun. 15 günde bir 10 dakikayı geçmeyecek telefon hakkı düzenlemesine karşın 24 yıl boyunca sadece 2 kez telefon hakkı kullandırılmış olsun. Bu 3 temel hakka dair örnekte bile asgari ölçüde kanun maddelerine uyulmadığı görülmektedir” diye konuştu.

Meclis çözüm iradesini ortaya koyamıyor

Kanunsuzluğun İmralı’da 24 yıldır aralıksız bir şekilde sürdüğünü dile getiren Uysal, “Hukuk devletinde kişiye özel mekan, kişiye özel yasa olmaz, olmamalı. Bu hukuksuzluğun sonlanması bu Meclisin temel gündemi halini almalıdır. İşte tam da tarafsız ve bağımsız bir yargı olmadığından, Meclis Kürt sorununun çözümü iradesini ortaya koyamadığı için İmralı adasında Sayın Öcalan şahsında oluşturulan hukuka aykırı, ayrımcı tecrit sistemi 24 yıl boyunca sürebilmiştir” diye kaydetti.

Muhatap Meclis

PKK Lideri Öcalan’ın yanı sıra İmralı’da tutulan Ömer Hayri Konar, Veysi Aktaş ve Hamili Yıldırım’dan da 28 aydır haber alınamadığını belirten Uysal, “Türkiye hukukunda Öcalan’ın şahsında özel kanuni düzenlemelerin bir örneği ağırlaştırmış müebbet infaz rejimi ve ölünceye kadar süreceğine dair düzenlemedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 18 Mart 2014 tarihli kararıyla bu düzenlemenin işkence yasağına aykırı olduğunu tespit etmiştir. Yani 19 yıldır Sayın Öcalan işkence yasağına aykırı bir biçimde tutulmaktadır. AİHM kararları ihlal nedeni doğrudan bir kanuni düzenlemedir. Yani muhatap burası, yasa yapıcı olan Meclisin ta kendisidir” diye kaydetti.

BM kararına uyulmadı

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komitesi’nin aldığı karara değinen Uysal, sözlerini şöyle sürdürdü: “BM, 6 Eylül 2022 tarihinde geçici tedbir kararı vermiş, bu kararı hükûmete iletmiştir. Geçici tedbir kararında mutlak tecrit halindeki tutukluluğa son verilmesi ve yine seçtikleri bir avukatla derhal ve sınırsız bir iletişime izin verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu tedbir kararı ardından 10 ay geçmesine rağmen hala tek bir adım atılmamıştır. İmralı’daki tecrit politikaların demokratik çözüm ve barış çabasıyla doğrudan ilişkili olduğunu biliyoruz. Ülkenin demokratikleşmesine büyük katkısı olabilecek Sayın Öcalan’ın sesi kısılmak istenmekte, toplumun demokrasi talebi ve barış umudu bu tecritte yok edilmektedir.

Yanardağ örneği

Aynı zamanda, hukuksuzluk sistemine göz yumma hali, keyfi yönetim biçimi dışarıya taşmakta, dışarıya taşan bu hukuksuzluğa karşı sesler cezaevlerine atılarak yok edilmek, gerçek gizlenmek istenmektedir. Bunun en son örneği TELE1 televizyonunun Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ şahsında yaşanmıştır. Bu olaydaki asıl mesele, İmralı’dan taşan ve dile getirilmesi yasaklanan anlattığımız bu infaz, hukuksuz sistemin ta kendisidir. Sayın Yanardağ gazeteci olarak bu hukuksuzluğu dile getirmiştir. Hakikati gizlemeye, gölgelemeye ne bir soruşturma ne bir tutuklama yetmeyecektir.

İmralı’ya ilişkin AİHM ve BM kararı yerine getirilmeli, aile ve avukat ziyaretlerinin önü derhal açılmalıdır. Kürt sorununu adalet, eşitlik ve özgürlük temelinde çözmek ve Türkiye demokrasisinin önünü açmak için bunu yapmak zorundayız. Meclis olarak halklarımız için hukukun üstünlüğünü koruma sözümüz halkımıza demokrasi ve özgürlük borcumuzun bir gereğidir. Hiçbirimiz buradan kaçınamaz ve kaçamayız. Bizler tecrit politikalarına karşı toplumun barış hakkını savunanlar olarak her fırsatta bu sözümüzü dile getirmeye, tecrit sisteminin insanlığa karşı bir suç ve uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu dile getirmeye devam edeceğiz.”

ANKARA

#Uysal #Mecliste #konuştu #AİHM #kararını #yerine #getirin #tecridi #kaldırın

Samancılar sitesindeki yangında 500 ton saman yandı

Wan’ın Rêya Armuşê ilçesindeki Yem ve Samancılar Kooperatifi’nde çıkan yangında 50 milyon TL’den fazla zararın olduğunu söyleyen site esnafı, 500 ton samanın yandığını belirtti

Wan’ın Rêya Armuşê ilçesindeki Vangölü Yem ve Samancılar Temin, Tevzi Kooperatifi’nde dün gece çıkan yangın, sabah saatlerine kadar ancak söndürülebildi. Günün ağarmasıyla hasarın daha net görüldüğü sitedeki yangında, 7 dükkan ve bir kamyonet kullanılamaz hale gelirken, yangında ortaya çıkan zarar ise tespit edilmeye başlandı.

Kooperatif esnaflarından Hasan Ünver, sitede 500 ton samanın yandığını söyledi. Ünver, “Yangında 50 milyon TL’lik bir zararımız oldu ve şuan 7 işyerimiz kullanılamaz hale geldi. Yangının çıkma nedeninin yüksek gerilim hatlarından kaynaklı olduğu söyleniliyor. Olay yerine geldiğimizde sadece bir itfaiye ve bir TOMA vardı ve alevlere çok geç müdahale edildi. Yetkililere sesleniyoruz; zararımız çok büyük zararımızın karşılanmasını talep ediyoruz” dedi.

Dün gece başlayan yangının sabah saatlerinde ancak söndürülebildiğini ifade eden diğer esnaflardan Süleyman Bulut, “Her bir dükkânda en az 1 milyon TL’ye yakın zararımız var. Büyük bir afet yaşadık hem dükkânlarımız kullanılamaz halde hem de kalan samanlarımız artık satılmayacak durumdadır” diye konuştu.

Yangına geç müdahale edildiğini ifade eden Ferhat Çetin de, “Yangın ile ilgili acil bir soruşturmanın başlatılması gerekiyor. Bu kadar büyük bir yangına bir itfaiye ve bir TOMA tek müdahale ediyordu. Polisler, yangın sırasında dış kapıyı tutmuştular kimsenin içeri girmesine izin verilmiyordu. Belediye, itfaiye araçları 2 saat sonra olay yerine geldi. Geldiklerinde artık yangın zaten her yeri sarmıştı. Erken müdahale edilebilseydi hasar bu kadar çok olmazdı” dedi.

Yangının saman stok döneminde gerçekleşmesinin büyük bir zarara neden olduğunu ifade eden Nevzat Akkuş ise şöyle konuştu: “Bu yıl kışın satmak için büyük bir stok yapmıştık. Her dükkânda 500 tona yakın yem ve saman vardı bunlar hepsi yandı. Yangına müdahale edildi ama çok geç edildi. Şuan zararımız 50 milyon TL’den fazladır.”

Kaynak: MA

#Samancılar #sitesindeki #yangında #ton #saman #yandı

KESK’lilerden Adalet Nöbeti’ne destek

Emine Şenyaşar ile birlikte Adalet Nöbeti tutan KESK’liler, ailenin adalet talebinin karşılanması çağrısı yaptı

Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP eski Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde başlattığı Adalet Nöbeti eylemi 836’ncı gününde. Anne Şenyaşar, bugün de adliye önüne gelerek, “Şenyaşar ailesi Adalet Köşesi” olarak adlandırılan alanda nöbet eylemini sürdürdü.

Binici: Bu tüm sorunlar için bir adalet talebidir

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Riha Şubeler Platformu yöneticileri, bugün anne Şenyaşar’a destek ziyaretinde bulundu.

Ziyarette konuşan Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Riha Şubesi Eşbaşkanı Mahmut Binici, adalet talebinin bir an önce yerine getirilmesi gerektiğini vurguladı.

Binici, adaletin güçlüden ve iktidardan yana olduğuna işaret ederek, “Kolluk bu konuda maalesef üzerine düşeni yapmıyor” dedi.

KESK üyeleri olarak Şenyaşar ailesinin adalet mücadelesine destek vermeye devam edeceklerini vurgulayan Binici, “Bu adalet sadece Emine Şenyaşar ve ailesi için değil, ülkedeki tüm sorunlar için temel mihenk taşı ve referans noktası olacaktır” dedi.

Anne Emine Şenyaşar ise, 18 Temmuz’da görülecek dava duruşmasını hatırlatarak, destek çağrısında bulundu.

KESK’liler bir süre anne Şenyaşar ile birlikte nöbet tuttu.

RIHA

#KESKlilerden #Adalet #Nöbetine #destek